Robinson Cuma’nın efendiliğine katlanabilir mi?
Franz Fanon, yedi yaşlarında bir erkek çocuğundan bahseder, tellerle sıkı sıkıya bağlanmış, vücudu yara bere içinde bir çocuktan. Fransız askerleri, önce çocuğun gözleri önünde babasını, annesini ve kız kardeşini tartaklamış, sonra da öldürmüş. Bir Fransız teğmen, ailesine vahşet uygulanırken çocuğun gözlerini elleriyle açık tutmaya çalışmış; o yaşananları iyice görsün ve gördüğünü uzun süre hatırlasın diye.

Çocuk ‘Bir tek şey istiyorum: Bir Fransız askerini küçücük parçacıklara kadar kıtır kıtır doğramak...’ diye bağırmış. Franz Fanon, bu olayı anlattıktan sonra “İşte Cezayir gerçeği.” der.

Fransız yazar Jean Paul Sartre, “Bir Avrupalı’yı öldürmek, bir taşla iki kuş vurmak gibidir.” der; hem bir “ezen”i, aynı zamanda hem de bir “ezilen”i yok etmek olacağından “sonuçta ortada bir ölü insan ve bir özgür insan olur.”

Batı’da yaşamak için öldürmek gerekir.. Dünyanın her tarafı Batı olduğuna göre, Batılıları öldürmeden özgürleşemeyecek miyiz? Gücü kullanmakla, güce kul olmak arasında nasıl bir fark vardır? Hangi güce kul olunabilir, hangisine olunamaz? Yaşatarak yaşamak mümkün müdür? Sorular çetindir.

GÜCE KUL OLMAK

İngiliz yazar Daniel Defoe, 18. yüzyılın başlarında yazdığı "Robinson Crusoe" romanında, Batılı insanın uygarlık anlayışını, doğayla ve insanlarla ilişkilerini ortaya koyar: Bir maceraperest olan Robinson, düştüğü ıssız adada, yamyamların elinden kurtardığı Cuma ile "dost" olur ve doğaya hakim olma mücadelesi verir. Bir "uygar beyaz adam" olarak Robinson, doğayı dize getirmekteki becerisini, "zavallı köle” Cuma’yı medenileştirmekte gösterecek ve ondan sadık bir hizmetkar yaratacaktır.

Okullarımızda Daniel Defoe’nin "Robinson Crusoe"u çocuklara mutlaka okutulur. Amaç nedir, bu romanı okutmakta? Robinson’u tanıtmak ve çocukların onu örnek almalarını mı sağlamak? Yoksa Cuma’yı örnek alıp medenileşerek "uygar beyaz adam"a sadık hizmetkar olmalarını mı sağlamak? Robinson ile Cuma arasındaki ilişkiyi ele alıp çocuklarla tartışan ve kılı kırk yararcasına irdeleyen edebiyat öğretmeni var mıdır?

27 Mayıs askeri müdahalesinden sonra, özellikle 12 Mart sonrasında, 1972 -80 arasında gençlerin yoluna Marxist klasikler çıkardı..  Yıllarca, sol görüşlü arkadaşlarımızla Karl Marx’ın, Friedrich Engels’in, Lenin’in veLeon Troçki’nin eserlerini okuyup tartıştık. Yanlış hatırlamıyorsam, 1979 yılında, Friedrich Engels’in “Anti Dühring” isimli kitabını okuyordum; Engels, bu eserinde yer alan “zor”un kökenleri ve işlevi konusundaki yazılarında, Daniel Defoe’nin "Robinson Crusoe"na atıfta bulunarak Robinson ile Cuma’nın ilişkisine dair değerlendirmeler yapar.

Engels, Dühring ile ünlü tartışmasında Robinson ve Cuma örneğine dayanarak kendince “hükmetme” ve “yönetme” gücünün ekonomik kökenlerini açıklar: “Robinson, Cuma'yı "elde kılıç" köleleştirir. Kılıcı nerden almış? Robinson öykülerinin düşsel adalarında bile kılıçlar, şimdiye değin ağaçlar üzerinde bitmez ve bay Dühring bu soruyu yanıtsız bırakır. Tıpkı Robinson'un kendine bir kılıç bulabilmesi gibi, Cuma'nın da bir sabah elde dolu bir tabanca ile ortaya çıktığını kabul edebiliriz ve o zaman tüm "zor" ilişkisi tersine döner: Cuma buyurur ve Robinson imanı gevrercesine çalışma zorunda kalır.”

Engels, zorun salt bir istek işi olmadığını, bir “itaat ilişkisinin olabilmesi için belli araçlara sahip olmak gerektiğini” ve bu araçları elde etmenin de üretime ve ekonomik güce bağlı olduğunu söyler. Dolayısıyla “ekonomik olarak üstün olan, bu üstünlüğünü pekiştirecek araçlara da sahip olur.” 

Her beşeri düzen, güçlülerini, ezenlerini (efendilerini) ve ezilenlerini (kölelerini) üretir.. Gücü ele geçiren, üstünlük sağlayıp her şeye hakim olan, üstünlüğünü sürdürecek şekilde düzen kurar.

Oysa insanların köle efendi olmadan, eşit, kardeşçe ve barış içinde yaşamalarını sağlayan bir ortam kurmaları da mümkündür. İslam medeniyeti ve dayandığı Tevhit ilkesi burada devreye girer, Allah’ın dışında hiç bir güç insan üzerinde zor uygulayamaz, tanrılık taslayamaz çünkü.

GÜCE KARŞI İNANÇ

Ben çok şanslıydım, 1974 – 1981 yılları arasında, Adana İmam Hatip Lisesi’nde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Hilmi Topal’ın öğrencisi olmakla, İngiliz dili ve edebiyatı öğretmeni Ayhan Aksu’nun öğrencisi olmakla. (Allahu Teala ikisinden de razı olsun, rahmetiyle muamele etsin. Her ikisi de nur içinde yatsınlar.) Robinson ile Cuma’nın ilişkisini konuştum, bu iki hocamla.  

Franz Fanon’un Marxizme ve Engels’e temel eleştirisi de tam burada ortaya çıkar: Engels’in söylemi doğrudur. Ancak Engels, sömürge insanının sömürgeciliğe karşı uygulayacağı şiddetin yeni bir unsur olarak ortaya çıkacağı gerçeğini gözardı etmektedir. Gerçekten de aletlerin şiddet alanında taşıdıkları rol büyüktür. Ancak şu da dikkate alınmalıdır: “Sömürge halkı, sömürgeciye geri adım attırdıkça, yeni bir mücadele şevki kazanır ve güçlü-güçsüz ilişkisinde bir sarsılma yaşanır.”

Bu gerçek dikkate alınmadığı takdirde Engels’in zor konusundaki tezleri ile reformcu yöneticilerin sömürge halkına yaptıkları propaganda arasında hiçbir fark kalmayacaktır. Gerçekten de bu yöneticiler, sömürge halkına isyan etmemelerini telkin etmektedirler, zira sömürgeciye karşı kullanacakları üstün aletleri yoktur, dolayısıyla kazanmalarına ihtimal de yoktur.

Ancak Fanon bunu reddeder. Sömürge halkının uygulayacağı şiddetin devreye girmesiyle (cihat) bu paradigma değişecektir. Fanon şöyle bir örnek verir:  “İspanya Seferi sırasında, şu gerçek sömürge savaşı sırasında, Napolyon, 1810 ilkbaharında, kaydedilmiş gelişmelere rağmen 400 bin askeriyle geri çekilmek zorunda kalmıştı. Oysa, o zamanlar Fransız ordusu gerek savaş aletleri bakımından, gerekse askerlerinin ve subaylarının askeri değeri bakımından, çok üstündü ve tüm Avrupa’yı titretiyordu. Napolyon birliklerinin müthiş olanaklarına karşı, sarsılmaz bir ulusal imana sahip olan İspanyollar, ünlü gerilla savaşını keşfettiler, ki bunu yirmi beş yıl sonra Amerikan milisleri de İngiliz birliklerine karşı uyguladılar.”

GÜÇ, HAKİMİYET VE DÜZEN

Şiddet özgürleşme için tek geçerli yol kalınca, Avrupalı, sömürge halkının şiddeti bir araç olarak kullanmaya başlamasıyla birlikte, ateşli bir “şiddet düşmanı” ve müthiş bir “hümanist” kesilir. Fanon, “efendinin köleye uyguladığı şiddet, kölenin de şiddeti bir kurtuluş silahı olarak keşfetmesini sağlar.” der.

Sömürge halkı, şiddetin devrimci rolünü keşfedince, artık yapılacak tek bir şey vardır: Her ne pahasına olursa olsun eldeki tüm olanakları kullanmak ve sömürgeciyi ortadan kaldırmak. Sömürge halkı için doğru hareket tarzının ne olduğunun önemi yoktur. İyi ve doğru olan tek şey, basitçe sömürgeciye zarar verendir.  

Burada, Hendek Savaşı’nda Hz.Ali’nin (r.a.) kılıcını boynuna dayayınca Amr b. Abdived’in yüzüne tükürmesini ve Hz.Ali’nin öldürmekten vaz geçişini hatırlatmak isterim. Köle, kurtuluş için güce ve şiddete başvurabilir elbette, ama İslam bunun koşullarını belirlemiştir. Herkes, keyfi bir şekilde şiddete başvuramaz. Cihat, halka yabancılaşmış ve tahakküm eden, kolektif iradeyi ortadan kaldıran gücü ele geçirmek ve onu Külli İrade’ye sunmaktır.

Öldürme, Allah’ın adıyla ve rızası için yapılınca ibadet olur. Müslüman, bütün işlerini olduğu gibi siyaseti ve cihadı da Allah odaklı yapmak zorundadır.. Allah için olmayan eylemlerin bir değeri yoktur. Halk, kan emicileri sırtından ancak Allah adına baş kaldırınca atabilir..  Cihat, hem sömürgeci/kıyıcı tağutu ortadan kaldırır, hem de Müslüman kimliğini ortaya koymuş olur, kendini gerçekleştirir..

Güç, dünyevi - sufli amaçlarla kullanılamaz. Gücü, çıkar için kullanamayız. Güç, ilahi düzenin sağlanması için vardır. Güç amacının dışında, kötüye kullanılırsa, Allah’a isyan olur, bozgunculuk yapılmış olur. İslam dediğimiz rahmet ortamı bozulursa insanların Allah’la iletişimi bozulur çünkü. Müslüman Cuma, Robinson’un elinden silahını alıp yeryüzünü onun için de yaşanabilir bir yuva haline getirebilir.. Köle Robinson, Cuma’nın efendiliğinden elbette korkar.. Robinson ve Cuma’nın kurtuluşu Allah’a kul olmaktadır..

*Mustafa Yürekli*

Sen kim oluyorsun ki benim yaşadığım hayatı yargılıyorsun? Ben mükemmel değilim ve olmak zorunda da değilim! Parmaklarınla beni göstermeye başlamadan önce kendi ellerinin temiz olduğundan emin ol.
Bob Marley

Ahmet Hamdi Tanpınar
İnsan birisini bu kadar severse nasıl darılır?
Hiç darılabilir mi?
Muhakkak yorulmuştur.

|Ahmet Hamdi Tanpınar (23 Haziran 1901 - 24 Ocak 1962)

"Adam,kadını umursamaz sandı. Kadın, adamın sigara tutuşuna dahi aşıktı. Adam bilmiyor, kadın susuyordu."

Sır-Name
Hak dilerse dervişin halini
Ayan eden bir nadana ahvalini

Emrah yıldırım
@Mendehlizeman