Ahmed ve Gülbahar'ın dillere destan sevdası. Ağrıdağı'nın büyük öfkesi. Mahmut Han'ın dik başlılığı ve terör estiriciliği. Yaşar Kemal'in tarifsiz ve güçlü kalemi. Başlayınca bitirmeden bırakılmayan bırakılamayan Ağrıdağı Efsanesi...

sezen, Yalan'ı inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Gecenin geç bir vaktinde kitabı elime aldığımda, bir kaç sayfa okuyup uyurum diye düşünmüştüm. Son 200 sayfayı böyle hızlı okuyacağım aklıma gelmemişti. Yalan eseri üzerine çokça şey yazılmış ve ödüller de verilmiş... Kendi adıma söyleyebileceğim şey ise şu: sözcükler yutamadığım bir şey gibi boğazıma takıldı.
Tahsin Yücel'in "Kumru ile Kumru" ve "Peygamberin son beş günü" kitaplarını da okuyup beğenmiştim ama bu kitapta farklı bir şey vardı. Belki de Yusuf Aksu, Yunus Aksu, Cemile Hanım, Bayram Beyaz, Beşinci Murat ve daha nice karakterin muhteşem ince tasvirleri... Örneğin Peygamberin son beş günü de çok güzel ve akıcı bir roman ama karakter üzerinde çok da durulmamış gibi gelmişti. Burada ise, tüm karakterleri görsem tanırmışım gibi bir his oluştu. Sanırım romanın başarısı en çok bundan kaynaklanıyor. Ve tabi bir de konusunun özgünlüğü ve işleniş biçiminden... Hayatını ansiklopedi okuyarak geçiren, en yakın arkadaşının travmasını atlatamamış ve korkunç benzerliğin yükünü ömrünün sonuna dek yaşayan, belleğinin gücü deha ile karıştırılmış ve kendisinden çokça şey beklenen yaşlı-çocuk bir adamın, ömrünün yalanını ancak ömrünün sonunda çözmeye yeltenmesi... Tahsin Yücel duygusal atmosfer yaratıp, okuru duygulandırma gibi çabalara girmiyor ancak eserin doğallığı kitabın sonunda sizi büyülüyor.
Kitapta özellikle Beşinci Murat karakteri ile arasında geçen diyaloglar ilgimi çekti.
Eserde Rousseuau'nun "Yalnız Gezenin Düşleri" ve Dostoyevski'nin "Budala" eserine bolca gönderme var. İyi bir roman okuyucusu kesinlikle Tahsin Yücel'i ve özellikle "Yalan" eserini boş geçmemeli. Üzerine söylenecek şeyi bitmeyecek olan değişik bir eser. Sabırlı okurlara tavsiyemdir.

Sinan Tütüncüler, Ormanda Bir Balkon'u inceledi.
 9 saat önce · Kitabı okudu · 6 günde · 6/10 puan

İkinci Dünya Savaşının başlangıcında, Almanların Fransa’yı işgali öncesinde, Fransa-Belçika sınırında ormanlık bir dağ başında, bir koruganda savaşın başlamasını bekleyen bir teğmenin hikâyesi; Ormanda bir Balkon. Tahmini olarak 1939 Ekim ayı ile 1940 Mayıs arasında geçen bir dönem anlatılmaktadır.
Roman, Fransız edebiyatında gerçeküstücülüğün temsilcilerinden Julien Gracq tarafından 1958 yılında kaleme alınmış. Kendisi de İkinci Dünya Savaşında esir düşmüş bir asker olan Julien Gracq, üstün gözlem gücünü, güçlü tasvirlerle kitaba yansıtmış.

150 sayfalık roman, tek bir bölüm halinde, ara başlıksız, çok kısıtlı diyalogları ve uzun tasvirler içeren cümleleri ile okunması zor olan kitaplar listesine kolaylıkla dahil olabilir. Bazı cümleler 7-8 satıra kadar uzayabiliyor ve bu tip cümlenin sonuna geldiğinizde cümlenin başını ve sonunu birbirine bağlayabilmek için 3-4 okuma daha yapmanız gerektiğini düşünüyorsunuz. Buna sırf uzun cümleler değil, karmaşık, iç içe geçen ve dolambaçlı tasvirler de neden oluyor.

Kitabın kahramanı Teğmen Grange, bir tren yolculuğu ile geldiği Moriarme Kasabasında yerleşik bir askeri birliğe gelir ve kısa sürede bu kasabanın dışındaki bir dağ başında savunma amaçlı kurulmuş olan bir koruganda görevlendirildiğini öğrenir. Yalnızca dar bir atış penceresinin olduğu kapalı bir beton yapı olan korugan ve üstünde var olan tek katlı konut, savaş başlayana kadar teğmenin ve yanında görevli 3 askerin yaşamlarını beraber geçirecekleri mekân olacaktır.
Ölümü beklemekten başka bir işi olmayan teğmen, bu süreci ormanı tanımak ve bir orman köyünde tanıştığı bir dula aşık olmakla geçirir. Savaşın başlayacağından ve Almanların çok güçlü bir saldırı yapacağından emin olan teğmen, soğuk bir kış geçirdiği dağın başında, soğuğun zamanı da dondurmasını umut etmekten başka çaresi yoktur.

Romanı bir tarihsel gerçeklik olarak bakacak olursak, Fransız ordusunun Alman işgali öncesi içi boş ve donanımsız bir ordu olduğunu söylemek mümkün. Teğmenin ısrarla rapor ettiği, koruganın penceresi için talep ettiği mazgal kapakları bir türlü gelmez. Almanların hava bombardımanına karşı da son derece hazırlıksızlardır. Askerlerin bir saldırı için yeterince motive olamadıkları, koruganda görevli askerlerin ruh hallerinde kolaylıkla anlaşılmaktadır. Ama bu kısımların romanda zorla damıtılan kısımlar olduğunu söyleyebiliriz.

Roman daha çok, coğrafi bölgelerin insan üzerindeki etkisini önemseyen bir yazarın eseri olarak, orman üzerine yoğunlaşmış. Yağan her yağmurda, açan her güneşte, karlı geçen uzun dönemde ormanın her bir cümlede yeni baştan tarif edilmesine tanıklık ediyoruz;

“Ormanın kovulsa da gitmeyen sessizliği deniz dibinde yatan gemi enkazına suyun gürültüsüzce dolması gibi bir anlığına odaya doluverdi.”

Kitabın tanıklık ettiği döneme dönecek olursak, İkinci Dünya Savaşında, Almanların Fransa’yı işgaline dair bir tarih incelemesi yaptığımda, Fransızların ve müttefikleri İngilizler tarafından Almanların dağlık ve ormanlık olan bu bölgeden saldırmasının beklenmediğini öğrendim. Ama Almanlar beklenmeyeni gerçekleştirip, piyadenin geçmekte zorlanacağı bu bölgeyi, zırhlı birlikler ve hava desteği ile çok hızlı bir şekilde geçip, Fransa’nın işgalini kısa bir sürede tamamlıyorlar.

Ancak roman bizi, savaşa dair tüm bu taktik, strateji, güç dağılımı ve askeri düzeneklerden uzak tutuyor. Sadece, askeri bir saldırıyı, yaklaşık sekiz ay boyunca doğa ile iç içe bekleyen bir askerin ruh halini gözlemliyoruz. Kendisi aynı zamanda coğrafya öğretmeni olan Julien Gracq, coğrafi bölgenin insan üzerindeki etkilerini de önemseyen bir yazar. Tüm bir kitap boyunca, geniş bir ormanın, savaş öncesinde bile olsa, bir asker üzerindeki etkilerini görüyoruz. Buna aşk da dahil.

Zor okunan bir kitap sınıfına girse de, bir ormanın kaç farklı şekilde tasvir edilebileceğine şahit olmak için, 150 sayfa dayanılabilir bir roman.

Ekrem Özkara, Kur'an Okumaları 1'ı inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Yazar bu kitabında Kur'an'da bulunan bazı ayetleri ve sureleri günümüz insanının anlayacağı şekilde okuyuculara sunuyor.
Okurken kendinizi manevi bir iklimde hissedecek ve tefekkürlere dalacaksınız.İyi okumalar dileklerimle..

Hakan TEKİN, Ekmek Elden Süt Memeden'i inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · Puan vermedi

Amcam gile misafirliğe geldim. Küçük kuzenim kitap okuyalım mı diyince kabul ettim ve bu kitabı seçtim.
Edebiyatın her alanı okunmaya değer hele ki çocuk kitaplarının bu bağlamda farklı bi özelliği var. Çünkü onlar gibi bakabilmek ve düşünebilmek için güzel birer araç hikaye kitapları. Ki bu kitapları usta kalemler yazıyorsa nükteleri ile tatlı tebessümler kondurabiliyor yüzünüze.
Küçük prenste olduğu gibi bu kitapta da şunu fark ettim ki yazarlar sırf çocuklar için yazmıyor bu kitapları : bu kitapları çocuklara okuyanlara da dersler vermek istiyor.
Kitaba gelecek olursak, biri diğerine göre uzun iki hikaye karşılıyor biz okuyucuları. Hikayeler sempatik, tadında, güzel hikayeler.
Bir iki saatinizi verip okuyacağınız hoş bir kitap diyebilirim.
Keyifli okumalar...

Duygu, Kötü Çocuk 1'u inceledi.
9 saat önce · Kitabı okumadı

Sosyal medyada yazdığı dönem okumaya başladığım bir kitaptı. Ancak devam ettiremedim. Sonra baktım ki bir iki üç diye gidiyor. Tekrar okumaya başladım ancak olmadı. Bir türlü okuyamadım. Daha sonra kitap olarak basıldığını ve hatta filmi çıktığını öğrendim. Ne diyeyim hayat işte

Nurhan Işkın, Aşk Yükleniyor'u inceledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

Bir ilk kitap ve ilk heyecan...

Öncelikle yazarını kutluyorum. Eser her ne kadar şiir kitabı olarak görünse de için de, küçük duygu yüklü yazılar, birer cümlelik anlamlı sözler ve yazarın aşk duygusuna, ayrılıklara, özlem ve içsel itiraflarının yüreğinde bıraktığı, acıları ve lezzetlerinin kalem ile buluşmasını okuyacaksınız...

Her sayfa da kendinizden bir şeyler bulacağınız, sayfası az, anlamı çok olan bu eserin bitmesini istemedim. Aşk, ister ayrılıkla sonuçlansın, ister bir araya gelinsin hala dünyanın en muhteşem duygusu...

"Aşk Yükleniyor" yazarın kendi duygu ve düşüncelerini yalın bir dil ile bizlere aktardığı, yerine göre kafiyeli, çoğunlukta ise yazı olarak önümüze sunduğu, okudukça tekrar okumak istediğim bir eser olarak, gönlüm de ve zihnimde yerini aldı...

Bundan sonraki eserlerinin de başarılarının artarak devam etmesini diliyorum...

KeMâL, Bütün Şiirleri'ni inceledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kısa sürede okuduğum bir eser oldu. Sayfa sayısı 160 ama son 30 sayfayı inanın anlamakta zorlandım ve bu yüzden de 1 puan düşürdüm. Kabahat yazarın da değil aslında. Keşke o kelimelerin açıklaması ya da şiirlerdeki dizelerin açıklamaları olsaydı.

Sabahattin Ali'nin ilk edebiyata girişini şiirlerle yaptığını bilmiyordum öğrenmiş oldum. Kendi şiir kitabındaki şiirleri beğenmeyip özür dileyerek başlayan bir başka şair yok sanırım. Gerçekten mükemmel bir şahsiyet. Yazarın ilk başlarda Pertev Naili Boratav ve Nihal Atsız'la birlikte aynı okulda okuması ve onunla iyi anlaşması da gerçekten şaşırtıcı.Tabi sonradan araları bozuluyor. Hayatını okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. https://tr.wikipedia.org/wiki/Sabahattin_Ali

3 bölümden oluşuyor eser. 1. kısımdaki şiirler gayet yakından tanıdığımız ve şarkılarda dinlediğimiz şiirlerden oluşuyor. O kadar çok beğendim ki... Gerçekten şaheser. 2. bölümdeki şiirler bi nebze daha tanınmadık olsa da yazarın şiirlerini okudukça hayatını ve yaşam tarzını, düşüncelerini de anlamış oldum. Hele 3. bölüm ise okumakta ve anlamakta zorlandığım çeşitli türlerden oluşuyor. Beyit mi ararsın, gazel mi ? Aruz mu ararsın, deneme mi ? Her şeyden var. Gerçekten öylesine bilmediğim ve anlamadığım kelimeler vardı ki okumasam da sondaki uyaklar gerçekten inanılmaz.

Kitapta genellikle hapishane de geçen duyguları öne çıkmış. Özlem, umutsuzluk ve yalnızlık had safhada. Ama aynı zamanda bir yanda aşk bir yanda da mutluluk var. Yazarın hayatını şiirlerden anlamak çok hoş. Sitemlerini satırlarına yazmış, sevgisini ve aşkını dizelere hapsetmiş. Sabahattin Ali gerçekten çok farklı hayat yaşamış. Yaşamındaki zorluklar, aşklar hepsini anlatmış. Hayat tecrübesini diyelim.
Muallim şiirini çok beğendim. Hayatla ilgili beklentisi ve tecrübelerinden aldığı dersler gerçekten çok güzel ve doğru.

Çok beğendim ama son bölüm hariç. Bu yüzden de objektif olarak 1 puan kıstım ama kesinlikle okunulması gereken bir eser. Bu şiirle de incelemeye son vereyim.

Göklerde Kartal Gibiyim - Volkan Konak

https://www.youtube.com/watch?v=CVPxcLLPIxk

Kenan AYDIN, Anne Kafamda Bit Var'ı inceledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Usta Oyuncu Tarık Akan'ı Rahmetle yad ediyorum.Fakat kalemine aldığı Bu Kitabın inanın Bu Kadar Devasal olabileceğini Ummamıştım.Kitabı okumaya Başladığımda usta oyuncunun 12 eylül'de haksız yere Tutuklanarak Hapse atılması işkenceler maruz kalması Kurtlu Böcekli yemeklere Tamah etmek zorunda kalması inanın okurken kemiklerimi sızlattı.üzülüşüm,Kahroluşum,sinirlenişim.Nebileyim inanın okurken hep şunu Düşündüm.Bizim şuan yaşadığımız rahatlık,güzellik,modern yaşamamızı hep böyle Bedel ödemiş Devasal insanlara borçlu olduğumuzu hissettim ve onayladım.Bu kitabı muhakkak okumanızı tavsiye ederim.

Mevlüt, Uzun Hikaye'yi inceledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde

Küçük kasabalar, tren istasyonları ve yollarda geçen, hiçbir yere tutunamayan kısa ama aslında upuzun bir hikâye bu…

Bugün film izlemek için film arayışına girmiştim. Karşıma Uzun Hikâye çıktı. Tam izlemeye başlıyordum ki geçen gün kardeşimin elinde bu isimde ki kitabı görmüştüm. Sonra filmi kapatıp kitabı elime aldım başladım okumaya.

Bu kitap "Sinemayı yakıp Münire'yi kaçıran Bulgaryalı Ali'nin destanı." nı ve sonrasını anlatır. Anlatıcımızın babası Bulgaryalı Ali; haktan, eşitlikten bahseden ve gördüğü haksızlık karşısında susmayan biriydi. Ne eşi Münire’nin dayak yemesini ailesinin yanına bırakmış, ne de kendi emeğiyle kurduğu o bahçeyi o müdüre. Yeri gelmiş sosyalist Ali olmuş. Ama kimseye pabuç bırakmamış. Eşini üzmeyen, her işi ona yüklemeyen. Kendi işleri yanında eşine de yardım eden iyi kalpli Adam gibi adam... Eşini de düşünmek lazım. Her şeye rağmen onu bırakmayan, onun yanında olan bir kadın. Bulgaryalı Ali nasıl bir insanmış öyle. Ben çok sevdim. Zorlu geçen yaşamlarını o pozitifliliği ile mutluluğa çevirmişler. Aralarında ki aşk öyle kuvvetli ki her zorluktan sonra biraz daha artmış. Bütün o sürgünler, yolculuklar ve yoksulluk karşısında pes etmemişler. Ye'se, ümitsizliğe kapılmamışlar. Hep bir çıkar yol bulmuşlar. Kendi karamsarlığıma bakınca bu hikâyelerde ki kahramanlara imreniyorum. Kendimce ders de çıkarıyorum. Bana faydası dokunan, böyle olan her kitabı ayrı ayrı seviyorum.
Lakin hikâyemiz böyle mutlu bir seyirde devam etmiyor. Bir olay oluyor. Bulgaryalı Ali ağlıyordu. Ama önlerinde oğluyla yollarda geçecek hareketli günler vardı.

Tek hikâyemiz, tek karakterimiz Ali değil. Bu kısa kitapta daha birçok kişi ve hikâyesini göreceksiniz. Anlatıcının Adı Rıza mı Remzi mi tam hatırlayamadığı istasyon şefi ve acıklı hikâyesi var. Sonra Çerçi Abdullah var. Ardından Arkadaşı Celal'in hastalığı ve onun Ayla'ya olan sevdasının hikâyesi var.

Kitabın içinde particilik kavramı 1 sayfa da mükemmel bir şekilde anlatılmış. O sayfayı not almak lazım. Kitabımız içinde başka kitap isimlerine de rastlıyoruz. Küçük Prens, İlk Aşk, Beyaz Geceler, Şahika, Yeşil yıllar, Çehov hikâyeleri gibi kitap isimlerini gördüm. Hepsi de birbirinden güzel kitaplar. Tıpkı bu güzel kitap gibi… Neşet Ertaş türküsüne dahi rastlıyoruz. Kitapta Saka kuşu ile küpe çiçeğinin yanında karakterlerin bir kısmı jilet gibi takım elbise giyen tipler olması da dikkatime çeken taraflarından

Duygusal bulduğum tarafları var. İlk yaşanan kötü olay beni en çok duygulandıran olay olmuştu. Kitabı bitti. Sıra filminde…