Amerikan Sapığı

8,2/10  (6 Oy) · 
10 okunma  · 
1 beğeni  · 
537 gösterim
Patrick Bateman 26 yaşında, 80'li yılların Amerika'sında New York'ta yaşayan bir borsacıdır. Yakışıklı, iyi eğitimli ve zengindir. İyi giyinmeyi, iyi kulüplere gitmeyi, pahalı ve güzel kadınlarla birlikte olmayı, kokaini sevmektedir. Kadınları öldürmeyi sevmektedir, çocukları, köpekleri, dilencileri öldürmeyi sevmektedir. Tüketmeyi, yok etmeyi sevmektedir. Patrick Bateman'ın Wall Street'in gündüz yaşamındaki normal, gece hayatındaki sapkın yaşam tarzı, tüm yaşadıkları gerçek midir? Yoksa her şey Patrick Bateman'ın zihninde yaşattığı gerçekler midir?

Tek gerçek: O, Patrick Bateman; O, Dostoyevski'nin deyimiyle "Aramızda gün doldurmakta olan azap içinde bir ruh"; O, Amerikan Sapığı...

Okurken zihninizde fırtınalar estiren bir "zamane destanı". 24 dile çevrilen bu kitap kadar ruhsal dünyayı siyaset dünyasıyla bütünleştireni az bulunur. Belki de bu yüzden bunu yüzyılımızın en önemli 100 yapıtı arasında sayanlar var. Okurken sarsılacaksınız.
- Yavuz Baydar

Ellis, 'Amerikan Sapığı'nda çağımızın şiddetinin derinliklerine iniyor. Benliğini işkence yoluyla ifade eden Bateman karakteri, hiçbir toplumun yüzleşmek istemeyeceği bir korku senaryosunun başını çekiyor. Çağımızın şiddet hevesini gözler önüne seren Ellis, tahammül etmekte zorlanacağı şeyleri okurun gözüne sokuyor, ve artık bunu yapan çok az yazar var.
- Vanity Fair
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2006
  • Sayfa Sayısı:
    522
  • ISBN:
    9789752732544
  • Orijinal Adı:
    American Psycho
  • Çeviri:
    Fatih Özgüven
  • Yayınevi:
    İthaki Yayınları
  • Kitabın Türü:
Kitap Yızldızı 
22 Eyl 17:15, Kitabı okudu, 8/10 puan

İnsanın beyninde soru işaretleri bırakan öylesine sapık bir eser acaba hangisi gerçekti hayal ürünümüydü bütün olanlar diye böyle acayip sorular dolanıyor insanın kafasın da ama gayet net güzel bir çalışma olmuş bence okumalısınız Keyifli okumalar dilerim Türkiye ...

Kitaptan 2 Alıntı

Pahalı görünüşlü walkman'i boynundan çıkarıyor, hâlâ şikayet etmekte. “Şikayet etmekten nefret ediyorum -hakkaten,-pislikten, çöpten, bulaşıcı hastalıklardan, bu şehir gerçekten de ne kadar leş gibi diye şikayet etmekten, sen de biliyorsun, ben de biliyorum ki burası bir domuz ahırı...” D.F. Sanders'den aldığı yeni Tumi dana derisi evrak çantasını açarken konuşmaya devam ediyor. Walkman i, Panasonic portatif katlanabilir Easa telefonun (bundan önce NEC 9000 Porta'sı vardı) yanına, kılıfına yerleştiriyor ve bugünkü gazeteyi çıkarıyor. “Şu gazeteye -bir tek gazeteye- bakalım bir... Boğularak öldürülen mankenler, damdan atılan bebekler, metroda öldürülen çocuklar, bir komünist mitingi, bir mafya patronu ortadan kaldırılmış, Naziler” -heyecanlı heyecanlı sayfaları çeviriyor boklukları, trafik tıkanıklığı, evsizler, çeşit çeşit manyaklar, sokaklarda sinek gibi ölüp giden ibneler, kiralık anneler, iptal edilen bir pembe dizi, hayvanat bahçesine zorla girip çeşitli hayvanları canlı canlı işkence ederek yakan veletler, gene Naziler... en matrağı, işin esprisi de şu, hepsi bu şehirde olup bitiyor, başka yerde değil, buracıkta, iflah olmaz bu şehir... çüş oha, gene Naziler, trafik tıkanıklığı, trafik tıkanıklığı, bebek tüccarları, karaborsa bebekler, AIDS'li bebekler, canlı bebekler, bir bebeğin üzerine bina çökmüş, manyak bebek, trafik tıkanıklığı, köprü yıkılmış” Sesi kesiliyor, bir soluk alıyor, sonra gözlerini ikinciyle Beşinci sokakların köşesindeki bir dilenciye dikerek, tane tane, “Bu, bugün gördüğüm yirmi dördüncü. Saydım,” diyor. Sonra yanına dönüp bakmadan “Ne diye denizci mavisi worsted blazer'ınla gri pantolonunu giymedin?” diye soruyor. Price'in üzerinde yünlü ipekli karışımı, kruvaze ceketli Ermenegildo Zegna bir takım var, manşetli pamuklu gömlek Ike Behar'dan, ipek kravat Ralph Lauren'dan, üzeri zımbalı iskarpırıler Fratelli Rossetti. Aşağıya, Post gazetesine doğru kaydırma. Gazetede, yan ünlü bir New Yorklu sosyete kadınının yalındaki parti sırasında, yat Manhattan adasının çevresinde dolanırken oradan kaybolan iki kişi hakkında orta ilginçlikte bir haber var. Eldeki ipuçları güverteye yayılmış kan lekesi kalıntısı ve tuzla buz olmuş üç şampanya kadehinden ibaret. Cinayetten kuşkulanılıyor ve polis katilin silahının bir çeşit pala olduğunu sanıyor, çünkü güvertede bazı oyuk ve deliklere rastlanmış. Ortada ceset yok. Zanlı yok. Price mavraya bugün öğle yemeğinde başladı, daha sonra squash maçı sırasında devam etti ve Harry's'de içerken de sürdürdü, oysa başta, sulu üç J&B'sini yudumlarken, Paul Owen'in elindeki Fisher hesabı gibi daha ilginç bir konudan söz etmişti. Price'ın çenesini kapamaya niyeti yok.

Amerikan Sapığı, Bret Easton EllisAmerikan Sapığı, Bret Easton Ellis

Nisan ayına göre hava soğuk, Price enerjik adımlarla, elindeki Tumi evrak çantasını ileri geri sallayarak, yokuş aşağı, Evelyn'in oturduğu eski, kahverengi kesme taştan New York apartmanına doğru yürüyor, bir yandan da ıslıkla Ah Bir Zengin Olsam'ı çalıyor, ağzından çıkan ısı sigara dumanı gibi bir duman bulutuna dönüşüyor. Uzaktan, briyantinle geriye yatırılmış saçlı, bağa çerçeveli gözlüklü birisi geliyor, üzerinde bej, kruvaze, yünlü gabardinden Cerutti 1881 takım, elinde Price'ınkinin aynısı, D.F. Sanders'dan alınma Tumi evrak çantası. Timothy yüksek sesle soruyor, “Victor Powell mı şu? Olamaz!”

Adam bir sokak lambasının sorgulayan floresan bakışı altından, yüzünde sıkıntılı bir ifadeyle geçiyor, bu ifade bir an için dudaklarını kıvırıp belli belirsiz bir gülümseme biçimine sokmasına yol açıyor ve Price'a handiyse tanışıyorlarmış gibi bakıyor, ama gene hemen o an Price'ı tanımadığını anlıyor, Price da onun Victor Powell olmadığını, ve adam yürüyüp gidiyor.

Amerikan Sapığı, Bret Easton EllisAmerikan Sapığı, Bret Easton Ellis