Amok Koşucusu

8,3/10  (130 Oy) · 
312 okunma  · 
83 beğeni  · 
2.961 gösterim
İntihar, Stefan Zweig'ın zihnini gençlik yıllarından beri meşgul eden bir kavramdı. Yaşamının bir anlamı kalmadığını anladığı anda yaşamına kendi eliyle son verebileceğini daha üniversite yıllarında söylemişti. İlk evliliği sırasında karısı Friederike'yi kendisiyle birlikte intihar etmesi için zorlayan, sonra bu düşüncesinden vazgeçen Stefan Zweig, yıllar sonra, İkinci Dünya Savaşı sırasında, ikinci karısıyla birlikte yaşamına son verdi. Yazar, önceki intihar girişimlerinden vazgeçmiş olsa da korkularını, romanlarındaki ve öykülerindeki kahramanlara yaşatıyor. Amok Koşucusu'nda yer alan öykülerin ortak izleği de intihar. Kendi yaşamından ya da tarihteki gerçek kişilerin yaşamlarından kesitler katarak yazdığı bu öykülerde Stefan Zweig'ın duyarlı kişiliğini, olağanüstü gözlem gücünü olduğu gibi sayfalara yansıttığını görüyoruz. Yazdığı öykülerin en başarılı örneklerinin yer aldığı bu kitapta, bir uzun öykü olan Amok Koşucusu bir baş yapıt. İnsanı en güçsüz, en savunmasız yönleriyle ele alıp, insan ruhunun en derin katmanlarına inmeyi bilen, bütün bunları sonucu okuru gerçekten etkileyebilen bir yazar Stefan Zweig. Yazdıklarının üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına karşın, öykülerinin, romanlarının bugünkü kuşaklar tarafından da aynı ilgiyle okunması, onun kalıcı bir yazar olduğunun en büyük kanıtı. Amok Koşucusu'nun bu yeni çevirisinde, daha önceki basımda yer almayan öyküler de bulunuyor.

 
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2016
  • Sayfa Sayısı:
    192
  • ISBN:
    9789755101454
  • Orijinal Adı:
    Der Amokläufer
  • Çeviri:
    İlknur Özdemir
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Rogojin 
 12 Nis 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Stefan Zweig'ın geçen hafta başladığım Merhamet adlı romanına devam ederken bir de hikâye kitabını sıkıştırdım araya-aslında bir Conrad bir de Cortazar da sıkıştırdım- ve çok nadiren olan birşey gerçekleşti: birkaç saat içinde kitabı bitirdim. Bitirmek zorundaydım; çünkü elimden bırakamadım. Zweig'ın bu kitabı ne zaman yazdığını bilmiyorum; ama kendi trajik sonuna yakın bir zaman mı diye düşünmeden edemedim. Kitap ne zaman yazılmış olursa olsun muazzam bir inceliğin, maharetin sonucu. Kitap muhteşem. Hikâyeler muhteşem. Dil, üslûp, ruhumuza akan o lezzet muhteşem. Yapamadım, bırakamadım elimden; okudum, okudum, okudum. Zweig'ın insan ruhunu berrak, lekesiz bir şekilde anlattığı hikâyeler bunlar yine, ve yazar yine en iyi yaptığı şeyi yapıyor: zayıf, yaralı, zaafları olan, yalnız olan, aşık olan, yabancı olan insanların hikâyelerini anlatarak bize bu dünyada yaşamanın trajedisini hikâye ediyor, bize insandan, insan olmaktan, zaaflarla yaralı bereli olmaktan söz ediyor, bize bu hayatta zayıf olmanın, yabancı olmanın, aşık olmanın, yalnız olmanın acıtıcı sonuçlarından söz ediyor; ve bütün bunları bugüne dek okuduğum hikâyelerinin arasında en güzel, en etkileyici edebi üslûbuyla, en üst düzeyde bir incelikle anlatıyor, en azından kitabı okurken benim hissettiklerim bunlardı. 'Amok Koşucusu' adlı hikâye, kitabın zirvesi olabilir, kendi adıma hayatım boyunca okuduğum en etkileyici öykülerden biriydi ve en son Martin Eden'ı okurken ağlamıştım, hikâyenin son birkaç sayfasında artık kendimi tutamadım...pek duramadım da üstelik, okumaya devam ederken yaşlar da akıp gittiler. Zweig'ı ve diğer ruh kazıcılarını, iyi ki edebiyat var ve hayat edebiyattır, edebiyat hayattır diye bize düşündüren, bize söyleyen, anlatan, yazan bütün edebiyatçıları okumaya, onlarla düşünüp hislenmeye ve kendi hayat tecrübemizi böyle muhteşem dil eserleriyle süsleyip güzelleştirmeye devam...bu siteden kim sebep oldu da Stefan Zweig okumaya başladım, hatırlamıyorum; ama hakikaten minnettarım. Zweig okumadan şu dünyadan gitmiş olsaydım, bu lezzeti, bu tadı bilmeden, Zweig'ı tanımadan gidecektim.

Kitabı edebiyat seven herkese öneriyorum. İyi bir edebiyatçı, romancı, hikâyeci ancak karakter yaratabilen, anlatabilen; anlattıkları bizde gerçek hissi yaratabilen; sahteliklere, geçici, basit imaj ve maskelere ihtiyaç duymadan pozsuz, bize hakikati işaret eden ya da gösteren yazarlar olabilir. Tanımadığımız halde hayat deneyimlerinden, hayal güçlerinden, fikir ve hayal yürütmelerinden bizimle bu tecrübeyi paylaşabilen ve bize şu ne olduğu muğlak dünya üzerinde yaşamanın ne olduğuna dair bize bir şeyler, çok şeyler söyleyebilen bütün edebiyatçılar, yazarlar, şairler hepimizin hayat yoldaşı aslında. Bu insanları okuyor olabilmek bile büyük lütûf, büyük bir güzellik. Bu yüzden; okumayan herkese mutlaka bu yaralı, güzel yazarı okumasını ve onun hikâyelerinde bize anlattığı bütün insanlarını tanımasını öneriyorum...

Büşra 
20 Oca 02:53 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Okuduğum yazarlar içerisinde belki de en sevdiğim yazar Zweig olmasına rağmen nedense Zweig kitaplarıyla ilgili inceleme yapmaya elim gitmiyor bir türlü. Hikayelerinin bende bıraktığı etkileri kelimelere dökebileceğime inanmasam da bir şeyler yazmasam içim rahat etmeyecek bu sefer. Zweig'in okuduğum hikayelerinin tamamında olan takıntılı/karamsar kahramanları ve mutsuz sonları, öykülerini bu kadar çok sevmeme sebep oluyor sanırım.

Genellikle hikayelerde ya en diptekilerin çırpınışları ya da en üst tabakanın entrikalarla dolu hayatları anlatılır. Çünkü insanlar ya kendilerinden kötü durumda olanları okuyup kendi hayatlarının acizliğini unutup onlara acımak isterler ya da hayallerindeki yaşamların nasıl bir şey olduğunu okuyup hikayenin kahramanlarına imrenirler. Kendi hayatından sıyrılıp kitaplara sığınan pek az insan kendisininki gibi olan yaşamları görmek ister kitaplarda. İşte bence Zweig bunu yapıyor. Günlük hayatta her gün yanımızdan geçen fakat kafamızı çevirip bakmadığımız o insanların yaşamlarını anlatıyor.

7 öyküden oluşan bu kitabındaysa bir nebze daha karamsarlık dozunu yüksek tutmuş Zweig. Kitap kendi sonlarına yürüyen umarsız insanların öykülerinden oluşuyor. Şaşalı hikayeler ya da şaşırtıcı sonlar yok. Saplantıların sıradan insanları nasıl dibe çektiği anlatılıyor. Karakterlerin psikolojik değişimlerinin incelikle işlendiğini okuduğum her hikayesinde görebiliyorum Zweig'in. Bu nedenlerden kesinlikle okunmaya değer yazdıkları.

Rabia Nur Tekkaya 
 27 Ara 2016 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · Puan vermedi

Satranç kitabı ile büyüsüne kapıldım Stefan Zweig'in. Bu yüzdendir diğer eserlerine de merak saldım. Lakin henüz okuduğum 2. eseri :)

Kitap 7 hikayeden oluşuyor. Hepsi de tuhaf bir şekilde ölüm ile alakalı. Ve ölüm konusunu hissettirerek işlemiş. Psikolojik tasvirleri güzel ve akıcı bir kitap.

Bir diğer konu ise; Zweig, Satranç kitabından sonra Nazi düzenine karşı gelip bu savaşlar ve haksızlıklarla dolu dünyanın bir parçası olmayı reddedip eşi ile intihar etmiş. Amok Koşucusu'nda da bu psikolojisini yansıtıyor diyebiliriz. Hatta adam bas bas bağırmış "ben ölmek istiyorum" diye de yorumlanabilir.

Nedense benim ilgimi çekiyor bu yazar, Stefan Zweig'in bir nevi psikolojisini anlamak için okunabilir bir eser.

Ahmet Kara 
 17 Oca 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

(Can Yayınları baskısından okuduğum bu) Kitapta yer alan yedi öykünün tümünde o klasik Stefan Zweig tadını hissettiğimi söyleyebilirim -- harika betimlemeler ve psikolojik tahliller anlatıma yine her anında eşlik ediyor.

Gerçi öykülerdeki kahramanların hemen hepsi yalnız, takıntılı, depresyonda karakterler, dolayısıyla okuyucu da öyküleri olumsuz duygular eşliğinde takip ediyor. Ama ne yapalım, belki de bu Zweig sevmenin bir bedelidir, yani okurken ekseriyetle negatif duygu selleri yaşamak.

Kitapta yer alan öykülerden beni en çok etkileyeni “Leporella” oldu. Sosyalleşmemiş insana dair anlatılar bana zaten öteden beri ilginç gelmiştir, bu anlatılara bir örnek sayılabilecek bu öyküde Zweig bu asosyal/kaba/vahşi halleri nefis betimlemiş. Ayrıca "Amok Koşucusu" ve "Bir Çöküşün Öyküsü" 'nü de beğendim.

Okunmamış öyküsü kalmayıncaya kadar Zweig okumaya devam.

Yüksel Bulut 
 19 Tem 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Her biri, birbiriyle yarışırcasına sağlam nitelikte olan ve hep bir kaybedişin, yok oluşun hüzünlü hikayelerini anlatmakta olup 'intihar' temasını odak noktası olarak ele almıştır, yazar. Özellikle "Madalya" adlı hikaye bende zirve noktasını oluşturdu diyebilirim. Dili ise sizi gayet saran ve sürükleyici anlatımından uzaklaşmanıza izin vermeyecek yakınlıkta seyretmektedir.

Özge Uzun 
26 Şub 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

yazarın ilk okuduğum kitabı 'satranç' tı. çok iyi bir kitap olduğu kesin ancak 'amok koşucusu' nu çok daha etkileyici buldum. 'intihar' gibi ilgin bir konu etkileyici bir dil yeteneğiyle birleşince harika bir kitap çıkmış ortaya. Ancak yine de kitaptaki bazı hikayeler diğerleriyle karşılaştırıldığında insanı biraz hayal kırıklığına uğratabiliyor.

mustafa tamer akder 
03 Ara 2015 · Kitabı yarım bıraktı · Puan vermedi

Vizeler, kindle ve kütüphaneden aldığım iki kitabın etkisi ile bir türlü ilk öykü yarılayamadığım, birde üstüne ilk 3 öyküden annem tarafından efsane zevkkaçıran(spoiler) yediğim bir kitap olunca, artık kitabın okunma tarihini 2-3 ay ertelemem gerekti. :( Zweig amca'nın bir tane daha kitabı elimde olduğu için ona idare edeceğim haftaya. :D

Kafka T. 
05 Ara 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Stefan Zweig’in adını bir tür çıldırma rahatsızlığı olan Amok’tan aldığı ve 7 farklı öyküden oluşan depresif öyküler bütünü. Yazarının da müntehir oluşu öykülerdeki ağır ve ölümlü sonları tercihinin bir ipucu aslında. Amok çok ilginçbir çıldırma türü. Genellikle erkeklerde görülen ve şahsın eline geçirdiği öldürücü bir silahla ortalığı kan gölüne çevirerek koşmaya başlaması durumudur. Rivayete göre ölene kadar koşmaktadır Amoklar. Adalarda yaşayan insanlara has ruhsal rahatsızlıklardan biridir. Ve rivayet odur ki hasta ölünceye kadar delicesine koşmakta ve önüne gelen herkesi bıçaklayarak öldürmektedir. Stefan Zweig’in bu hastalıktan mülhem, duygularıyla etrafındakilere zarar veren bir karakteri anlattığı öyküsüdür Amok Koşucusu. Okumanızı önerir miyim? Söz konusu Zweig olunca evet okuyun derim fakat öykü sonlarının hepsinin intiharla bitiyor oluşunun ruhunuza getireceği daralmaya da hazırlıklı olarak. Ben özellikle Ay Işığı sokağı ve Leporella öykülerini beğendim kitapta. Zweig’in ruhsal tahlilleri ve betimlemeleri zaten harika.
Amok Koşucusu bana Forrest Gump’un sevimli karakteri Forrest’in tepki koşusunu hatırlatır Zihinsel özrü ve ortopedik engeline rağmen koşmasıyla ün yapan karakteri. İki zıt yürüyüş. Biri sevgisiyle koşarken diğeri çıldırarak etrafındakilere zararla koşan bir deli. Ömür de bir yürüyüş değil mi zaten? Kimileri Forrest gibi sevgi halkasıyla yürürken kimileri de hem kendi bencil duygularıyla kendisine hem de başkalarına zarar vererek ömrüne son veriyor.

Stefan Zweig o kadar başarılı bir yazar ki , kitaplarını okurken öykünün içine giriyorum , onunla birlikte koştur koştur, nefes nefese kitabı bitiriyorum. Bitirdikten sonra ise, kitaptan çıkmak ve gerçek dünyaya dönmek epey bir zamanımı alıyor...

Hatırladığım kadarıyla bu kitaptaki hikayeler de öyle sürükleyici hikayelerdi. Çoğu intihar konulu olan bu sıradışı hikayelerin içinde en sevdiğim ise, kitaba adını veren Amok Koşucusu'ydu.

Peki neydi Amok? Onu da kitaptan alıntılıyorum: " Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk. Sarhoşluktan öte bu... çılgınlık, insanın öfkeden gözünün dönmesi, delice bir saplantıya, tutkuya kapılması..."

Tıpkı amok koşucusu gibi doktor da işte böyle bir saplantıyla, aşkının, tutkusunun peşinden koştu ve beni de sürükledi peşinden... O nasıl bir tutkuydu, o nasıl bir koşuştu, okuyunca anlayacaksınız.

Hikayelerin genelinde bir yalnızlık, insanlardan uzak kalma, hep bir kişiye uzanan tutku vardı.Sonunda ise gözükara bir ölüme atlayış!
Stefan Zweig'in ise gerçek hayatta , eşi ile birlikte savaştan olumsuz bir şekilde etkilendiği için intihar etmesi, bu hikayeleri daha da ilginç kılıyordu.

Burak Akgün 
19 Şub 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

İstisnasız içindeki bütün öyküleri çok beğendim.Öykülerdeki ortak özellik hepsinin ölümle sonuçlanıyor oluşu biri hariçte hepsi intiharla gerçekleşen ölümler. Ama sizi etkileyen bu ölüm anı, ölüm şekli değil o noktaya gelene kadar yaşanan olaylar, karakterlerin hissettikleri ve yaşadıkları. Her bir öykü sonunda, okuduğum olaylardan çok karakterler aklıma yer etti onlar üzerine düşündürdü beni. Bu yönüyle de Zweig ' ın ne kadar büyük ve güçlü bir karakter yaratıcısı olduğunu görüyoruz. Dediğim gibi bütün öyküleri beğendim ama kitaba adını veren Amok Koşucusu' nun yeri ayrı bende.Bana kalırsa bu kitapta ki en iyi öykü olmanın yanı sıra dünya öykü tarihinde çok üst sıralarda bulunan bir öykü olduğunu düşünüyorum.

4 /

Kitaptan 59 Alıntı

Yardım etmek için de bu duyguya ihtiyacınız vardı, karşınızdakinin size ihtiyacı olduğu duygusuna.

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 87)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 87)

Oda boştu, havasız gibiydi, kendisini hiç kimsenin istemediği bu yalnızlık içinde o da kendisini bomboş hissediyordu, boş, yararsız, tükenmiş ve yıpranmış; neden burada olduğunu ve neden buraya geldiğini anımsaması için biraz zaman geçmesi gerekiyordu. Günden ne bekliyordu ki titrek, ağır adımlarıyla sessizliği durmadan kat eden saatine böyle huzursuzluk içinde bakıyordu?

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 8 - Can Yayınları)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 8 - Can Yayınları)

Beni hiç tanımadan değerimi biçmiş ve beni satın almıştı, iradesinin önsezisiyle beni eline geçirmişti.

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 86 - Can Yayınları)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 86 - Can Yayınları)
İlayda G. 
06 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Güvenmenin koşulu dürüstlüktür, mutlak bir dürüstlük.

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 91)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 91)
Yunus Emre Dilsizmen 
17 Ağu 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Tam on gündür hiç konuşmamıştım... aslında yıllardır... öyle zor oluyor ki şimdi, her şeyi içine atmak insanı boğuyor neredeyse

Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 79 - Can yayınları)Amok Koşucusu, Stefan Zweig (Sayfa 79 - Can yayınları)
Fatmanur Tali 
25 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

İnsan gençken yalnızca başkalarının hastalanıp öleceğini düşünür.

Amok Koşucusu, Stefan ZweigAmok Koşucusu, Stefan Zweig

Kitapla ilgili 2 Haber