Anadolu Efsaneleri

8,5/10  (6 Oy) · 
18 okunma  · 
5 beğeni  · 
841 gösterim
"Yüzyıllar boyunca Anadolu diye, Anadolu'da diyar diyar gezeyim dedim, her yerin eski efsanelerinden tutup da günümüze kadar gelmiş tarihsel olayları yazayım dedim. Ne var ki, Anadolu'nun çeşitli ekonomik, toplumsal kargaşalığının içinden çıkabilene aşkolsun. Örneğin bir yerden bir yere giderken insan attığı bir tek adımda felsefenin baş döndürücü bir doruğuna fırlar, atılan ikinci bir adımda ise estetiğin derin bir uçurumuna tepetakla dalar...
... Bu efsaneler dağlara taşlara sinmekle kalmamış, bütün insanoğullarının gönüllerine de sinmiş ve onların hemen hemen kültürel yurdu olmuştur..."
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Mart 1995
  • Sayfa Sayısı:
    159
  • ISBN:
    9789754941036
  • Yayınevi:
    Bilgi Yayınevi
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 3 Alıntı

“Hazreti Peygamber'den çok önce Anadolu’nun büyük Tanrıçası Kybele
Mekke’ye götürülerek tapınılmak üzere Kâbe’ye konmuştu.
Namazdaki “kıble” sözü Anadolu Tanrıçası Kybele’nin adıdır.”

"Kybele papazlarının hadım olmaları şarttı.
Pessinus’ta ve başka yerlerdeki ayinlerde gürleyen davullar,
gümleyen dümbelekler, çınlayan ziller, üfürülerek çığlıklar salan irili ufaklı
çeşitli düdükler pek sürükleyici bir müzik oluştururdu.
Tanrıçanın papazları ise coşkuyla, gözleri dönmüş olarak fırıl fırıl dans eder
ve dönerken çözülmüş saçlarını savururlardı. Bazen ziyarete gelen
delikanlılar heyecana gelir ve papazların hazır bulundurdukları bilenmiş,
büyük bıçaklardan birini kapınca, erkekliklerine ta kökünden kıyarlardı.
Bu gençler papaz adayı olurlardı.

Erkekliğin Kybele’ye kurban edilmesi sevap sayılırdı.
İşte bundan dolayı tam bir kökten kesiliş ve özverililiğin
(insan yerine koyun kurban etmek gibi) hafifletilmiş ve simgeleştirilmiş
biçimi olan sünnet, Sami ırkında gelenek oldu.
Tam kökünden sünnet, Kybele’ye tapanlarda,
simgesel sünnet de Sami ırkında, yani Yahudi ve Araplarda,
platonik sünnet de kadınla ilişkide bulunmayan
Hristiyan rahiplerinde hâlâ uygulanır.”

Anadolu Efsaneleri, Halikarnas Balıkçısı (http://www.bilgiyayinevi.com.tr/kible-sozcugunun-kokeni-ve-anadolu-tanricasi-kybele)Anadolu Efsaneleri, Halikarnas Balıkçısı (http://www.bilgiyayinevi.com.tr/kible-sozcugunun-kokeni-ve-anadolu-tanricasi-kybele)

Troya
Hektor’un Troyalılarca unvanı “atların terbiyecisi” idi.
Hititlerin Boğazköy’deki (Pterium’daki) arşivlerine göre Troya Savaşından
yüzyıllarca önce Akha prenslerinin savaş arabası kullanmak için Boğazköy’e
yani Hitit başkentine geldiklerini yazmış olmaları anlamlıdır.

Bütün Troya savaşını yazmak pek uzun olur. Ama Akhilleus’un arkadaşı
Patroklos, Akhilleus’un zırh ve silahlarını alarak Troyalılara saldırır.
Kendisi Hektor tarafından öldürülür. Homerik şiirin en görkemli noktalarından
biri arkadaşının öldüğünü duyan Akhilleus’un kederidir. Akhilleus, çadırdan
birdenbire silahsız olarak çıkar, düşmanın karşısında dimdik durur;
başından büyük bir ateş ve alev çıkmaktadır. Bu haliyle Akhilleus, Troya
Ovasına doğru bağırır. Troya savaşçıları ile ataları çıldırasıya bir kaçışla dağılırlar.
Bu noktada yani iki bin yüzüncü “heksametr”de Akhilleus’un öfkesi bölümü biter.

Troya Savaşında Skamandros Nehri bile kabararak yurttaşları Troyalılara
yardım eder ve korkunç burgaçlarıyla Akhilleus’u boğmaya kalkışır.
Önünde sonunda Hektor Akhilleus tarafından öldürülür. Hektor’un babası gidip oğlunun cesedini ister. Akhilleus ona acır. Ceset Troya’ya götürülür. Troya’ya
bir sürü felaketlerin gelmesine sebep olan Helene’ye Troya’da iyi gözle bakmazlar. Helene, Hektor’un cesedini görünce, “Bütün Troyalılar bana çatardı. Ama sen
Hektor, her zaman bir insan, arkadaş insandın. Bana hiç fenalık etmedin.
Senin tatlı gözlerin bana her zaman teselli oldu” der. Hektor’un yası
dokuz gün sürer. Bu yasla birlikte Homeros’un İlyada’sı sona erer.

Troya, sonunda bir tahta at hilesiyle zaptedilir. Ahşap bir at yapılır.
İçine birkaç Yunanlı saklanır. Yunanlılar bu atı karargâh kurmuş oldukları
yere bırakarak gündüz gemilerine binip ayrılırlar ve hemen oracıktaki bir
adanın arkasına saklanırlar. Karargâhta bırakılan bir Yunanlı bu atın
Tanrıça Athena’ya ithaf edildiğini ve Troyalılar tarafından kente alınmaması
ve Troya’nın Tanrıçanın lütfuna mazhar olmaması için de Yunanlıların onu
böyle büyük yaptıklarını söyler.

Troyalılar tahtadan atı, kentin duvarını yıkarak içeri alırlar. Tahta atın
karnında gizlenenler, gece Troya’nın kapısını açarlar ve görünmeden
kıyıya dönmüş olan Yunanlılar, kente girip onu zaptederler. Bu bir savaş değildi,
bir kasaplıktı. Çünkü evlerinde uyumakta olan Troyalılar silahsız yakalanmışlardı.
Ertesi sabah, gün ağarınca Anadolu’nun en mağrur kentlerinden biri olan
Troya yağma edilen ve tütmekte olan bir enkaz yığınıydı. Troya’nın bütün
erkekleri öldürülmüştü. Kent halkından yalnızca kadınlarla çocuklar kalmıştı.
Gün doğduktan biraz sonra kadınlardan, yetişkince olan oğlan çocukları da alındı. Kadınlar denizler aşırı köleliğe sürüklenmeyi bekliyorlardı.

Bu kadınların arasında ihtiyar kraliçe Hekabe ile gelini Hektor’un karısı
Andromakhe göze çarpıyordu. Yere yığılmış olarak duran Hekabe, Akha
gemilerinin hazırlandığını ve kentin yanmakta olduğunu görüyordu.
Kendi kendine, “Artık Troya yok! Ben kimim? İnsanların koyun sürüsü gibi
sürdükleri bir köle, evi yurdu olmayan ak saçlı bir kadın!” diye düşünüyordu.
Uzakta gemilere bindirilmekte olan ufak oğlan çocukları, “Ana, beni kara
gemilere bindiriyorlar, seni göremiyorum anacığım!” diye acı acı bağırışıyorlardı.
Orada çocuğunu bağrına basan bir ana vardı. Bu, Hektor’un karısı Andromakhe idi; oğlu (hani şu babasının miğferinden korkan Astyanaks) için
“O kadar küçük ki, onu benden almazlar” diye düşünüyordu.
Ama Yunan karargâhının kara tellalı gelip karşısında durdu.
Adamın söyleyeceğini söylemeye dili varmıyordu. Andromakhe’nin gözleri
yuvalarından uğradı. Çocuğu göstererek,“Yoksa benimle beraber kalmayacak mı?” diye sordu. Hayır, çocuk ölüme mahkûm edilmişti. Çocuk Troya kentinin
en yüksek duvarından atılarak taşların üzerinde parçalanacaktı.
Az sonra çocuğun kanlı parçalarını anasına getirdiler. Hekabe’nin en güzel
kızı Polyksene’yi de sürüklediler. Akhilleus’un mezarı üzerine onun boğazını
keserek Akhilleus’a kurban ettiler. İşte bu Troya’nın verdiği son kurbandı.

Gemiler köleleri çağırdı. Kıyıdan uzak bir feryat göklere yükseldi.
“Troya’dan rüzgâr toz ve duman savruluyor, bizler de köleliğe gidiyoruz.
Birimiz şuraya, birimiz oraya dağılacak. Troya ilelebet bitti!
Elveda canımın canı kentim! Elveda canımın canı yurdum!
Elveda o yurdum ki, orada çocuklarımı doğurdum, mutlu yaşadım.
İşte şurada, kıyıda, bizi yırtıp götürecek kara gemiler bekliyor!”
Ve işte böylece Anadolu’nun, belki de bütün dünyanın ve bütün insanların
en insancıl bir efsanesi sona erer.

Anadolu Efsaneleri, Halikarnas Balıkçısı (Sayfa 62 - Bilgi Yayınevi)Anadolu Efsaneleri, Halikarnas Balıkçısı (Sayfa 62 - Bilgi Yayınevi)
Paranous 
04 Haz 09:14, Kitabı okudu, 8/10 puan

Mitoloji ve İkonografi
Örneğin Hazreti Peyganberden çok önce Anadolu nun büyük Tanrıçası Kybele Mekke ye götürülerek tapınılmak üzere Kabe ye konmuştu. Namaz kılınırken kıble sözü Anadolu Tanrıçası Kybele nin adıdır.

Anadolu Efsaneleri, Halikarnas Balıkçısı (Sayfa 11 - Bilgi Yayınevi)Anadolu Efsaneleri, Halikarnas Balıkçısı (Sayfa 11 - Bilgi Yayınevi)