Anayurt Oteli

7,6/10  (227 Oy) · 
735 okunma  · 
125 beğeni  · 
3.067 gösterim
"Ne ölü, ne sağ" bir yaşamın kahramanı Zebercet. Gözünü ilk açtığı ve yaşadığı Anayurt Oteli'yle aynı kaderi paylaşıyor: Birbirine benzeyen geçici ilişkilerle geçen günler, yalnız ve tek başına sürüklenen bir hayat. Gecikmeli Ankara treniyle gelen -adını bile bilmediğimiz- kadın otelde bir gece kalır ve Zebercet'in de, Anayurt Oteli'nin de sessiz akıp giden günlerinin içeriği değişir. Küçük ayrıntıların tekdüze şaşmazlığında nerdeyse takıntılarla sürüklenen bir yaşamın öfkesi de, çaresizliği de büyük oluyor. Türk edebiyatının unutulmaz bir tipi ve unutulmaz bir mekanı.
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2000
  • Sayfa Sayısı:
    108
  • ISBN:
    9789750800665
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
mithrandir21 | Uğur D. 
 27 May 13:34, Kitabı okudu, 6 günde, 9/10 puan

Öncelikle kitabın kapağında yazan "MEB Tarafından Onaylı 100 Temel Eserden Biri" yazısına aldanıp, çok güzel, harika bir kitap düşüncesine kapılmanın son derece hatalı olacağını söyleyeyim. Roman son derece rahatsız edici, sevimsiz bir karakterin sevimsiz hayatını okuduğumuz, sapıkça mastürbasyonlarını arka arkaya okuduğumuz, dili de son derece ağır olan bir roman; ama bununla beraber, kesinlikle verilmek istenilen hava da okura şüphesiz en iyi şekilde veriliyor.

Kitap hepimizin bildiği üzere, Yusuf Atılgan'ın aynı Aylak Adam adlı romanındaki gibi bize yalnızlığı (aslında bana göre yalnız değil) ve yabancılaşmayı anlatıyor ya da önce oluşan yabancılaşma sonrası arkasından gelen yalnızlığı anlatıyor ve bunların anlatımını kesinlikle Yusuf Atılgan çok başarılı şekilde sunmuş. Zeberçet'i sevmemizi istememiş ve biz de kesinlikle sevmedik diye düşünüyorum.

Anayurt Oteli, Aylak Adam'a göre bana daha bir oturaklı, daha bir roman havasında geldi; özellikle romanın ilk yarısında anlatım bir postmodern romana göre daha sade, daha anlaşılır gidiyordu ama yarısından sonra Yusuf Atılgan ne zaman kelimeler ile oynamaya, ne zaman beynimizi çorbaya çevirmeye başladı işte şahsen roman benim için o zaman zorlaşmaya başladı. Başka örnekleri var mı bilmiyorum ama bu roman ve Oğuz Atay - Tutunamayanlar olsun, bir romanda bazı bölümler noktalama işareti olmadan neden yazılır bilmiyorum #8277031 , edebiyatımızda da tam bir açıklaması yok diye biliyorum. Konu hakkında yorumlarınız var ise lütfen bilgilendirin. Bu yöntem ile karakterin ruhsal bozukluğunu tam manası ile beynimizle dalga geçerek yazar bize vermek istiyorsa eğer çok başarılı bir şekilde verdiklerini söyleyeyim.

- - 6 Ay Sonra Gelen Düzenleme - -

29 Nisan 2008 tarihinden bakanlığın yayınladığı genelde ile Anayurt Oteli 100 Temel Eser listesinden çıkarılıp yerine Osmancık kitabı eklenmiştir; çünkü incelememde de dediğim gibi 100 Temel Eser adı altında okul çağındaki çocuklarımızın çok da okumasının elzem olmadığını düşünüyor, daha da çok yetişkinlere daha büyüklere hitap ettiğini düşünüyorum.

M.Y. 
08 Eyl 16:40, Kitabı okudu, 2 günde, 7/10 puan

Kitabın kendine has garip bir karamsarlığı vardı. Kitabın kahramanı -ya da anti kahramanı- Zebercet, aslında adı dışında sıradan gibi duran bir adam. Ancak esasında psikolojik sorunlar yaşamakta, hayatı ve yalnızlığı içten içe sorgulamaktadır. Otele gelen bir kadından sonra ise sorunları iyice gün yüzüne çıkmıştır.

Kitap genel itibariyle bir nevi psikolojik tahlil denebilir. Yazarın Zebercet gibi az rastlanan bir ismi seçmesi de belki kendine has bir kahraman yaratmak istemesindendir. Bakınca bunu kısmen başarmış denebilir. (Zebercet yarı değerli bir taş demekmiş.)

Bir kitap hakkında hiçbir şey bilmeden okuyunca kitaptaki olaylar baya sürprizli gelebiliyor. Doğrusu bu kadar karanlık, garip bir kahramanı olan, bir kitap olacağını beklemiyordum. Yer yer okumakta zorlandım. Sakin kafayla okunmalı.

Pınar 
24 Nis 10:46, Kitabı okudu, 5 günde, Puan vermedi

Yusuf Atılgan, ana karakterin iç dünyasını ve içinde bulunduğu yaşamı çok akıcı ve yalın bir dille anlatmış. Başarılı bir eser olmuş.

Valkyrie 
16 Eki 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Ezici yalnızlık ve duygusal açlık.
Diğer yorumlarda konu gayet güzel özetlenmiş zaten. Benim yorumum da farklı olmayacak. Çok önemli bir "iç dünya" kitabıdır bu. Okunmalıdır.

Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim: filmini de izledim ve bence kesinlikle Macit Koper'den kaynaklanıyor bu durum; Zebercet'e karşı bir antipatim de var. Bir kitap kahramanının ete kemiğe bürünerek (hele bu Macit Koper gibi biriyse) karşımıza çıkması bazı okurlarda geri dönülemez yaralar açabilir. ^^

Irem 
21 Mar 22:43, Kitabı okudu, 5 günde, Puan vermedi

Otelden dışarıya zaruri işler dışında adımını bile atmayan Zebercet'in hayatı bir gece yarısı otele gelen bir kadın müşterinin ardından rayından çıkmıştır. Hem de ne çıkmak. Okurken böyle bir durum bunca şeye nasıl sebep olabiliyor, yıllardır bunların farkına varmayan adam nasıl bir anda farkına varıyor insan hayretler içerisinde okuyor.

hüseyin köylü 
05 Tem 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Kurtuluş Savaşı yıllarında bir Rum semtinde olması sebebiyle "Yangın"dan kurtulabilmiş nadir binalardan,Keçecizadelere ait eski bir konak.Belki de sırf bu yüzden otele dönüştürüldüğünde bir özür gibi ya da Atılgan'ın deyişiyle "utançlı bir yurtseverlik coşkusunun etkisiyle "Anayurt Oteli" ismi verilmiş.Zebercet bu konakta doğmuş bir "Keçecizade".Otelin sahibi değil ama emanetçisi, işçisi,bekçisi,kısacası otelden ayrı düşünülemeyecek kadar onunla bütünleşmiş bir parçası.Tavanarasındaki iki odadan birinde kalıyor(diğerinde çok uyuyan ortalıkçı kadın Zeynep kalıyor ki aslına bakılırsa narkolepsi hastası,bunu da geceleri Zebercet'in cinsel isteklerini onda gidermesine rağmen uyanamasından anlıyoruz.),Otelden bile çok az dışarı çıkıyor.Sosyal denebilecek bir hayatı,ailesi,arkadaşları yok.Hayatını belli ritüellere göre yürütüyor; yatmadan önce ayaklarını yıkıyor,her gün iki dakika ileri giden saatini kurup aynı saatte yatıyor,aynı saatte kalkıyor...Ta ki gecikmeli Ankara treniyle gelen ve otelde sadece bir gece kalan kadına dek.


Tüm rutinini alt üst eden kadının gelişi Zebercet için hem bir uyanış,silkinme;aynı zamanda yok oluşun başlangıcı.Bu basit sayılabilecek olay Zebercet'in o güne kadar ki hayatını alt üst eden,derinlnlerde sakli psikolojik rahatsızlıklarını açığa çıkaran bir "kırılma". Kadının kaldığı odayı hiç kimseye vermemesi, bir mabet gibi fırsat buldukça bu odaya girip türlü hastalıklı düşüncelere dalması,ileriki zamanlarda kadının giderken unuttuğu havlusunu bastırılmış cinselliğini tatmin için bir nesne haline getirmesi dışarıdan normal,sessiz ve nazik görünen bu silik kişiliğin diğer yüzünü gösteriyor.Bu açıdan bakılınca rutin hayatını sürdürdüğü, aşk ya da hayalgücü olmaksızın cinselliğini giderdiği tavanarası Zebercet'in blincini simgelerken, hayalgücünü,gizli psikolojik rahatsızlıklarını ve gizli cinsel dürtülerini harekete geçiren 1 numaralı oda Zebercet'in bilinçaltından başka birşey değil.


Roman "bilinç akışı" tekniniğiyle yazılmış.Zebercet'in psikolojik durumunun temellerini anlaşılabilmesi açısından çok iyi kullanıyor yazar bu tekniği.Bir yandan Zebercet'in günlük yaşamına tanık olurken,bir yandan da bu teknikle Zebercet'in anılarını takip ediyoruz.Daha çok da annesi Saide'nin anlattıklarını.Çünkü annesi" ölülerden bahsetmeyi" seven bir kadın,sürekli geçmişten hikayeler anlatıyor.Bunu da şurdan çıkarıyoruz;özellikle son bölümde Zebercet türlü vesilerle aile ve konkla ilgili şeyler hatırlarken hikayeler genellikle anne ağzıyla anlatılıyor.Dayısı Faruk'un intiharı,Dedesi Haşim Bey'in son deminde delirmesi....Delirmek ve intihar.Bir yazgı mı Zebercet için? Belki de...

Kadınının gittiği gün gelen,kadının kaldığı odayı vermeyi reddettiği,Zebercet'in kadınla bir ilgisi olduğunu düşündüğü(sırf bu yüzden adamla bir şıklık yarışına giriyor,her zamanki berberinden farklı bir berbere bıyığını kestirip tıraş oluyor,kendine yeni elbiseler ve özellikle yeşil bir kazak alıyor ki bunun nedenini adam otelden ayrılırken anlıyoruz;yeşil bir kazak var adamın üzerinde de) ve kendini emekli Subay olarak tanıtan adamla ilişkilerinde de görüyoruz bunu. Adamın varlığı bayağı tedirgin ediyor Zeberceti. Romanın bir yerinde şöyle bir cümle var:"Bir sigara yakınca(emekli subay) o da yaktı,öksürmemek için zor tuttu kendini".Gene Zebercet'in bilinç akışından anlıyoruz ki tedirginliğin temeli askerlik günlerine dayanıyor: 'Ahmet oğlu Zebercet' 'Buyur komutanım' 'Bağırma be,sağır mıyız'

Yusuf Atılgan Türk edebiyatında Varoluşçuluğu benimsemiş yazarlardan.Romanda da bu felsefenin izlerini görüyoruz.Zebercet, harekete geçeceği zaman yapabileceklerinin çokluğuna takmıştır kafayı: “İnsan kendini, olanaklarını tanımaya, gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu,” diye geçirir içinden. “Ne için yaşar insan?” Bu soruyu kendine sorduğuna göre kırılma anından sonra kendi varoluşunun farkına varıyor Zebercet ve özünü oluşturma yolunda olanakların çokluğu ve seçme özgürlüğü "bunaltıyor" onu,intihar ederken bile peşini bırakmıyor bu sıkıntı:"Sağdı daha,her şey elindeydi.İpi boynundan çıkarabilir,bir süre daha bekleyebilir,kaçabilir,karakola gidebilir,konağı yakabilirdi.Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük."Yazgı mı diye sormuştuk ya,cevabını da burada alıyoruz aslında.Yazgını sen seçersen artık yazgı diyemezsin.

Yabancılaşma kavramı da romanda önemli bir yer tutar.Çünkü yaşanılan dünya "saçma" dır.Kendini emekli subay diye tanıtan adamın kızını boğmuş bir kaçak olduğunu öğrenir Zebercet.İzlemeye gittiği davalardaki olaylar tamamıyla absürttür.İnsanlar saçma nedenlerle çok kolay birbirlerini öldürmektedir.Zebercet Camus'nun deyimiyle "başkaldıran insan" konumuna gelir bunlara tanık oldukça.Ama Camu'nün öğütlediği ahlaki sorumlululuğu hissetmez Zebercet ve gene Camu'nun karşı olduğu intiharı seçer.Ömrünü geçirdiği otelde geçici olarak kalan kişilerden farkı yoktur artık ve bu dünya onun için kısa süre kaldığı bir Anayurt Otelidir.

Meşrebi Kalender 
 27 Oca 15:04, Kitabı okudu, 8 günde, 7/10 puan

El Sual- “Hancı” nın “ yolcu” ile ilgili fantezileri can simidi midir “ kalan” için ? Mobil olduğunda acaba daha farklı ( daha katlanılabilir) biri olabilir mi “sabit” olan ? Ve ya tam tersi ?

Well cevap : Bu soruların cevabının olmadığı hepimizin malumu. Ancak yukarıdaki gibi bir çok sorunun ( aynı zamanda üzerine oturduğumuz uzuvdan çıkan sorular hariç) sürekli aklımıza gelmesinin nedeni üstü kapalı da olsa yazarın bir diğer kitabı olan “Aylak adam” da veriliyor. Mantığı olmayan bir kavram olan hayattan, kendimize çok mantıklı gelse de, aslında hayat kadar mantıksız şeylerin beklentilerine girmemizden, sürekli olarak “her şeyin bizim olmadığımız bir yerde ve bir zamanda yaşandığını” düşünüyoruz. Ve sonuç, al sana hayat boyunca tam yanı başımızda sürekli duracak nur topu gibi bir “yetmeme” melankolisi… ( Siz hariç ama. Evet, evet şuanda bu satırları okuyan pek saygıdeğer kişi. Ben o “bazı ötekilerden” bahsediyorum. Yoksa hepimizin tüm sınavlar için cevap anahtarları zaten elimizde ve çok mutluyuz, yıllar önce bir makalede adı geçen o bankacı kadar. Hani bankacılar çok mutsuz diye bir makale yazılmıştı bir gazetede, bir bankacı da ne kadar mutlu olduğunu kanıtlamak için her kış kayağa gittiğinden bahsediyordu.)

Kitap boyunca, inceden inceye, kurtuluş savaşında tüm rahmetli dedelerimizin kahramanca savaşmadığı, bazı dedelerin de masanın altına saklandığını söyleniyor.

Bırakın 70’li yılları günümüzde bile iki aynı cinsiyete sahip insanın yakınlaşmasını ( duygusal veya öteki, daha kaka olan: kapılardanbacalardanuzakolsundedirtecesi şeklinde) yazmak yürek isterken, yazar kitabın birkaç yerinde ama özellikle sinemada geçen – tabiri caizse- cilveleşme denemelerinden bahsediyor.

Kestaneci hakkındaki monologlar, Yeraltından Notlar’ daki isimsiz kahramanın yolda karşılaştığı ve omuz atma planları kurduğu subayla ilgili düşüncelerine abartı şekilde ( estapitipiti! Arak demedik abartı dedik) benziyor.

Sözün özü; kendi hikayesinde figüran bile olamayan kahramanımız Zebercet, başkalarının hikayelerinde çok küçük de olsa bir yer kapabilmek için, Godot’u bekler gibi değil, amele pazarındaki Kibar Feyzo gibi “ ben, ben, ula ben, e bennnn” diye diye kendini parçalıyor. Cevabın “ sen gelme ulan ayı “ olacağını adi gibi bildiği halde…

murat çelik 
06 Eki 22:56, Kitabı okudu, 1 günde, Puan vermedi

Kitabın ilk bir kaç sayfasında çok enteresan bir durum yaşadım kopuk olarak bir hikayeye dalinmisti ve birbiriyle bağlantısız cümleler kurulmuştu. (Sanki ilk birkaç sayfayi başkası yazmıştı).

Çok eski bir kitap olduğundan anlatım biçimi ağırdı.Hikayeler zaman zaman başka konuya direkt olarak geçiş yapıyordu.Net bir kurgusu yoktu.

Tren istasyonun yakınında bir otel işleten zebercet'in garip hayat öyküsünü anlatmaktaydi.Genelde otelde geçmekte kitap zebercet dürtüleri fazla gelişmiş bir çocuk otele gelen müşterileri fazlasıyla inceleyen zaman zaman kapı dinleyen birisiydi.

Cavanşir Gadimov 
20 Ara 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

“Değişmez tek bir kesinlik vardı insan için: Ölüm.” (s. 135)

Yusuf Atılgan’ın “Anayurt Oteli” kitabındaki bu cümle aslında bir anlamda kitabı da özetliyor. Bir konak, sonradan otel olmuş. Daha önce konakta yaşayanlar bu dünyadan göçüp gitmişler. Şimdi konaklayanlar da otelde bir gün, bir kaç gün, bilemedin bir kaç hafta konaklar ve onlar da gidiyorlar. Aslında bu dünya da böyle bir yer. Kimsenin bu zamana kadar kalıcı olduğu görülmemiştir. Herkes gelip geçmiştir. Ağalar, beyler, hükümdarlar, krallar ve sultanlar.

Meyrem KARADENİZ 
21 Oca 14:51, Kitabı okudu, 7/10 puan

Zebercet, "Belki nedeni yoktu; ya da bir yığın nedeni vardı da bilmiyordu" ikilemi gibi var olan ruh halinin tasvirlerle anlatıldığı kısa ama etkileyici bir roman. Hayat ayrıntılarda ve o ayrıntılara yüklediğiniz anlamlarda belki de... Aylak Adam'dan sonra Yusuf ATILGAN'a ait okuduğum ikinci kitap.

5 /

Kitaptan 33 Alıntı

BİROL COŞKUN 
21 Eki 2014, Kitabı okudu, Puan vermedi

''Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.''

Anayurt Oteli, Yusuf AtılganAnayurt Oteli, Yusuf Atılgan
Adar Zargana 
10 May 2015, Kitabı okudu, 9/10 puan

Yüksek sesle konuşulanlar, tartışılanlar hep bilinen şeyler olduğuna göre ülkenin yönetimini asıl etkileyen, düzenleyen şeyler bu fısıltılarda gizliydi anlaşılan.

Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan (Sayfa 24)Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan (Sayfa 24)
BİROL COŞKUN 
22 Eki 2014, Kitabı okudu, Puan vermedi

“Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük. Ayaklarıyla masayı itip aşağıya yuvarladı; bir boşluğa düşerken durdu. Gözleri ağzı açık, bacakları gerilerek, çırpınarak sallanırken kollarını kaldırıp başının üstünden ipi tutmaya uğraştı. (Ne oldu? Yapmayı unuttuğu bir şeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak,direnmek olduğunu mu anladı giderayak? Yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?)”

Anayurt Oteli, Yusuf AtılganAnayurt Oteli, Yusuf Atılgan
BİROL COŞKUN 
22 Eki 2014, Kitabı okudu, Puan vermedi

"Bir eylemin ertesini, sonuçlarını göze alabilirse ya da bunlara kayıtsız kalabilirse, insanın yapamayacağı şey yoktu."

Anayurt Oteli, Yusuf AtılganAnayurt Oteli, Yusuf Atılgan
Adar Zargana 
14 May 2015, Kitabı okudu, 9/10 puan

Ne bekliyorduki bu kadından, ya da bir kadından? yüksek sesle "Canın cehenneme" dedi.

Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan (Sayfa 83)Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan (Sayfa 83)
Selman Ç. 
26 Tem 22:04, Kitabı okudu, Puan vermedi

Yorumlar, nedenler önemsizdi; kesin değildi. Önemli olan insanın edimleriydi. Değişmez tek bir kesinlik vardı insan için: ÖLÜM.

Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan (Sayfa 105 - Yapı Kredi Yayınları)Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan (Sayfa 105 - Yapı Kredi Yayınları)
Kezban Kırgöz 
07 Eki 19:26, Kitabı okudu, Puan vermedi

-Bilmem. (Düşündü.)Belki sonuna kadar gitmekten korkuyorlardır; sonunu görmekten.

Anayurt Oteli, Yusuf AtılganAnayurt Oteli, Yusuf Atılgan
4 /

Kitapla ilgili 1 Haber