Ankara Bütün Eserleri 10

7,2/10  (25 Oy) · 
111 okunma  · 
19 beğeni  · 
949 gösterim
Milli Mücadele yıllarında hiçbir çıkar gözetmeksizin yurtları için çalışan bazı subayların ve politikacıların zaferden sonra “sermaye çevreleriyle ilişkileri” ya da “arsa spekülasyonu”, “taahhüt işi” gibi girişimlerle zenginleşmeleri, “inkılap”a boşvermeleri. Romanın kadın kahramanı Selma’nın yaşamı izlenerek Milli Mücadele inancının ateşli dönemleri ve sonrası anlatılıyor.
  • Baskı Tarihi:
    2009
  • Sayfa Sayısı:
    252
  • ISBN:
    9754701342
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınları
  • Kitabın Türü:
Gamze Züleyha Üredi 
27 Kas 21:21, Kitabı okudu, 4 günde, 7/10 puan

Güzellik/beğeni konusunda, hızlı başlayıp hızlı biten bir roman oldu benim için Ankara; yani, demek istiyorum ki, başlarda ne kadar beğendiysem, sonlara doğru o kadar beğenmedim. Tabii bu "Korkunç bir yazın, hiç olmamış!" manasına gelmiyor, aksine, sonlara doğru giderek fenalaşan kısımlarına karşılık, hala güzel bir kitap Ankara.

Simgesel olarak Selma Hanım'ın hayatındaki üç erkekle Ankara arasında bağ kurulmuş, bu esnada Selma Hanım, yer yer düşünceleriyle birlikte insanı fikren tatmin etmiş ve hatta Yakup Kadri'nin bir kadını böyle incelikle düşünebilmesi insanı şaşırtmış, fakat sonunda, kısaca söyleyebilirim ki olmamış. Çünkü eksik kalmış; Yakup Kadri, olaylara bir inceleme yoluyla mı yaklaşsın yahut bir romanın bütün inceliklerini mi kullansın bilememiş sanki. Belki daha uzun olsaymış?.. Bilemiyorum, açıkçası bir şey eksikti bu romanda.

Bir başka husus, yazarın beklentisi, beklentileri... Onlar doğrultusunda birtakım şeyler vermek istemiş, ancak verememiş, bir türlü olduramamış gibi. Mamafih, doyurucu tahlilleri, dikkat icap ettiren gözlemleriyle önem verilmesi gereken bir kitap. Dikkatli okumalar.

Süleyman Uygur 
21 May 2015, Kitabı okudu, 9/10 puan

Milli Mücadele yıllarından sonra kazandırılmaya çalışılan değerlerin savaşın içindeki kişiler tarafından dahi nasıl yanlış anlaşıldığını anlatan harika bir kitap.

ihtiyar 
25 Ağu 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Tarihi bir romanda denilebilir. Üç kısımdan oluşan roman başkarakter Selma Hanım üzerinde Ankara’da yaşananlar anlatılmıştır. Kitabın başında yazarın bir notu var, bu not başka bir söz söylemeyi gerektirmiyor bence. Ben sadece Yazarın 1923 yılında Mardin ve 1960 yılında Manisa milletvekili olarak mecliste bulunduğunu söylemek istiyorum. Üstelik 5 farklı ülkede elçilik görevlerinde bulunduğunu da belirteyim ki aşağıdaki not daha anlam kazansın.
“Otuz yıl öne yazdığım bu romanı, üçüncü baskıya vermek üzere, gözden geçirirken bir düş görüyor gibi oldum ve bana öyle geldi ki, burada hikâye ettiğim devri bir uyurgezer hali içinde geçip gitmişim.
Fakat, bu halim çok sürmüyor; uyanıyorum ve kendimi toparlayarak etrafıma bakıyorum, o devirden bu yana ne kalmış diye. Kitabın birinci bölümünde belirtmeye çalıştığım Milli Mücadele ruhundan hemen hiçbir iz bulamıyorum.
Ya son bölümde hayalini kurduğum Türkiye’nin gerçekleşmesine doğru bir gelişme olmuş mudur? Ben, o zamanlar, bir gün gelip öleceğini aklımdan bile geçirmediğim Atatürk’ün öncülüğü ve rehberliğiyle bu ideal Türkiye’ye yirmi yıl içinde varacağımızı umuyordum. Şimdi, o yirmi yıl üstünden bir yirmi yıl daha geçmiş bulunuyor. Fakat, biz sosyal, kültürel ve ekonomik devrin şartları bakımından, hala romanımın ikinci bölümünde verdiğim ve karikatürünü yaptığım Ankara içinde tepinip durmaktayız.”

Elif Özcan 
 18 Oca 22:40, Kitabı okudu, 3 günde, 8/10 puan

Milli mücadele yılları ve sonrasına tanık olmuş bir kadının (Selma hanımın) gözünden Ankara. İstanbul'dan sonra yerleştiği Ankara'ya, buranın adetlerine alışamayan Selma hanımın Ankara'da geçirdiği ilk yıllar kitabın ilk kısmını oluşturuyor. İkinci kısımda mücadelenin kazanılmasını takip eden yıllarda yaşanan değişim ve bu değişimin kişiler üzerindeki sancıları konu edilmiş. Üçüncü ve son kısım ise Cumhuriyet'in kuruluşunun 10. yılı törenleriyle başlıyor, inkilapların halk tarafından benimsendiğinin ve içselleştirildiğinin, gerek kültür gerekse ekonomi hayatında yaşanan (yaşanacağı düşünülen demek daha doğru, çünkü eser 1934 yılında yazılmış) gelişme ve değişimlerin anlatıldığı bir fonda sona eriyor. Yer yer eski Türkçe veya yabancı dillerden kelimelere yer verilmiş olsa da okunması zor olmayan, özlenen bir dost ile sohbet niteliğinde bir roman.

Mehmet Yılmaz 
08 Tem 2015, Puan vermedi

Fethi Naci’ye hak vermemek elde değil; Ankara, Yakup Kadri’nin en kötü romanı…
Milli Mücadelenin sadeliğinden sonra tenkit edilen İstanbul’un Beyoğluvari rezilliklerinin Ankara’da da görülmesinin eleştirilmesi gayet yerindeyse de Y.Kadri’nin ütopya Ankara’sında bile demokrasiye ya da halkın görüşlerine ehemmiyet vermeden, tepeden inmeci bir inkılap anlayışını savunması o kadar gereksiz!

Sait çelik 
 01 Eki 20:10, Kitabı okudu, Beğendi, 6/10 puan

Cumhuriyet kurulurken hayaller, hedefler nelerdi...Neyi ne kadar başarabildik, nerelerde hata yaptık, neden bir türlü istenilen çağdaş seviyeye gelemiyoruz...Bizzat oyun kuruculardan biri olan yazarın samimi öz eleştirileri...Ders alınacak yönleri çok...

Gülümşah Öztekin 
24 Eki 2014, Kitabı okudu, 10/10 puan

o yıllar çok güzel anlatılmış. Bir kadın kahraman penceresiyle verilen dönemin izleri çok keskin. Akıcı üslubuyla hemen okunup bitecek bir eser.

vurkan i 
16 Oca 15:07, Kitabı okudu, 6/10 puan

Ankara'da meydana gelen zümrelere balo insanlarına eleştiriler.Milli mücadeleden sonra en en safta olan insanların dahi hızla değişmesi.Keselerini dolduranların sözde aydınlar zümresine katılıp bu suni zümreden ötesini boşvermesi.Ankara'daki mimarinin ortaya çıkış serüvenleri.Arkada kalan Ankaralıların resmi vb. vb.

CANAN P. 
29 Nis 11:31, Kitabı okudu, 2 günde, Beğendi, 10/10 puan

Kitapa başlarken bu kadar güzel olabileceğini düşenmemiştim. Türk milletinin nasıl evrim geçirdğini 3 parçada anlatmış. Ve en son Atatürkü anlatırken kendimi orada bütün yaşananları hissederken buldum. Güzel bir kitap

Anıl Atik 
02 Ağu 2013, Kitabı okudu, Puan vermedi

Kurtuluş SAvaşı yıllarını çok güzel anlatan , hoş bir kitap. Anlatım ise yavan

Kitaptan 21 Alıntı

Nadia 
17 May 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Anadolu ordusunda asker kadınlar yok mu? Vatan hizmeti Türk kadınını yalnız evlerin çatısı altında mı bekliyor?

Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 70)Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 70)
ihtiyar 
03 Eyl 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 7/10 puan

Türk kadınları, çarşaf ve peçelerini işe gitmek, çalışmak için daha kolaylık olur diye çıkarıp atacaklardı. Onlar için cemiyet hayatına atılmanın manası yalnız bu çeşit salon cemiyetlerine karışmak olmayacaktı. evet, Türk kadını, hürriyetini dans etmek, tırnaklarını boyamak ve Rue de la Paix'nin kanunlarına esir bir süslü kukla olmak için değil, yeni Türkiye'nin kuruluşunda ve kalkınışında kendisine düşen ciddi ve ağır vazifeyi görmek için isteyecekti, kullanacaktı. Ve Türk erkekleri, garplılaşma hareketini, Tanzimat beyinin Garpperestliğiyle, alafrangalığıyla bir ayarda tutmayacaktı. Milliyetçi Türk Garpçısı için Garpçılığın en karakteristik vasfı Garplılığa Türk üslubunu, Türk damgasını vurmaktır. Şapka bize hakim değil, biz şapkaya hakim olmalıydık

Ankara, Yakup Kadri KaraosmanoğluAnkara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Napoleon Bonaparte, istediği vakit ve istediği kadar uyku uyurmuş. Neşet Sabit'e göre insan bu iradesini ahlak ve maneviyat sahasında da pekala tatbik edebilir. Düşüncelerini, duygularını istediği istikamete çevirmekte aynı derecede muhtar olmalıdır. Ve bir kötü fikri ya da bir gönül azabını zonklayan bir çürük diş gibi söküp atmalıdır.

Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 190)Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 190)

Hiçbir ilaç, hiçbir kür, yaratıcı bir inkılap heyecanı içinde yaşayan bir memleketin havası kadar insana sıhhat ve şifa veremez.

Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 226)Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 226)

"...uyanıyorum ve kendimi toparlayarak etrafıma bakıyorum, o devirden bu yana ne kalmış diye. Kitabın birinci bölümünde belirtmeye çalıştığım Milli Mücadele ruhundan hemen hiçbir iz bulamıyorum.

Ya son bölümde hayalini kurduğum Türkiye'nin gerçekleşmesine doğru bir gelişme olmuş mudur? Ben, o zamanlar, bir gün gelip öleceğini aklımdan bile geçirmediğim Atatürk'ün öncülüğü ve rehberliğiyle bu ideal Türkiye'ye yirmi yıl içinde varacağımızı umuyordum. Şimdi, o yirmi yıl üstünden bir yirmi yıl daha geçmiş bulunuyor. Fakat, biz, sosyal, kültürel ve ekonomik devrim şartları bakımından, hala romanın ikinci bölümünde verdiğim ve karikatürünü yaptığım Ankara'nın içinde tepinip durmaktayız."

Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 9 - Bir Not)Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 9 - Bir Not)
Elif Özcan 
18 Oca 22:25, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

Şimdi, iyi kötü bir cereyana kapılmış bütün bu insanların önüne çıkıp da "Efendiler, Garpçılık bu demek değildir. Garpçılığı bir eğlence tarzı telakki etmeyiniz. Garpçılık her şeyden evvel bir yapma, yaratma, kurma, iletme ve işletme gücüdür. Bütün bu yaptığınız şeyler hep ondan sonra gelir." diye bağıracak olsanız alemin keyfini kaçırmaktan başka bir işe yaramazsınız.

Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 143 - İletişim Yayınevi)Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 143 - İletişim Yayınevi)

"Bir Anadolu köylüsünün yüzüne hiç dikkatle baktığınız oldu mu? Bir Anadolu köylüsü diyorum; kadın olsun, erkek olsun, çocuk olsun, hepsinde öyle bir ifade görürsünüz ki bütün saffetine, sadeliğine, hatta basitliğine, iptidailiğine rağmen, vekarı, olgunluğu, derin ve ıstıraplı çizgileriyle sizi korkutur... Buraya gelirken yolda, dağ başında bir oduncu çocuğa rast geldim. On yaşında var mıydı, yok muydu, bilmem. Fakat, gözlerinin içine baktığım zaman öyle ufaldım ki başımı önüme eğmeye mecbur oldum. Çocuk o kadar büyük bir hayat tecrübesiyle yüklü ve o kadar içten gelen bir irfan ile kavruktu ki, bunun karşısında bütün bildiğim ve öğrendiğim şeylerin hiçliğini anladım... Ve kendi hiçliğimi, kendi tatsızlığımı... Adam siz de, ne olursak olalım; biz bu memleketin içinde birer tufeyli olmaktan kurtulamıyoruz. Bu memleketin asıl sahibi, dağ başında gördüğüm o oduncu çocuktur ve yalnız o, bu taşlar, bu topraklarla konuşmasını biliyor; bu toprakların, bu taşların sırrı, yalnız ona açılıyor..."

Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 79 - 80)Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 79 - 80)

-Onunla kendi aranda nereden bir nesil farkı çıkarıyorsun?

-Gayet basit. Bir defa Yıldız Hanım, benim içinde büyüdüğüm, tahsilimi yaptığım, gözümü açıp kendimi bildiğim devirlere ait hiçbir şey hatırlamıyor. Ne fese, ne kafese ne peçeye dair bir fikri var. Ne eski harfleri biliyor. Altının, gümüşün bir mübadele vasıtası olduğu devrin hikayeleri ise, ona, birer tarih öncesi masalları gibi geliyor. Padişahlı, halifeli bir memleket nasıl olur, diye sorsan, Harun Reşit zamanında Bağdat gibi değil mi, diyor. Zaman iki insanı birbirinden daha ne türlü ayırabilir?

-Bu, olsa olsa bir kültür ayrılığıdır.

-Hayır, bir ruh, bir seciye, bir zihniyet, bir yaş farkı... Ne dersen de, onu, bizim nesle mal edemezsin.

-Sen, şimdi, bizim neslimizi bunlardan daha geri mi buluyorsun?

-Heyhat, bu yeni nesilde bizim neslimizin derinliği yok. Çünkü o, artık derini aramıyor. Aldığı istikamet ve her gün biraz daha artan hızı buna manidir. Biz, birtakım şakuli (düşey) insanlardık. Halbuki, bunlar ufkidirler (yatay). Kuşlar gibi ufkidirler. Bunlara artık yürüyor denemez. Uçuyorlar. Kanatla hiç derine gidilir mi? Kanat, daima yükseğe ve uzağa götüren uzuvdur. Yükseğe, uzağa... Bak, şimdi, Yıldız Hanım çoktan stadyuma vardı bile. Şu dakikada egzersizlerini yapıyor ve burada geçirdiği iki üç saati hiç aklından geçirmiyor. Halbuki, biz, şu anda, karşı karşıya geçmişiz, onun felsefesini yapmakla meşgulüz.

Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 218 - 219)Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 218 - 219)

Neşet Sabit için bu kadın, bir manzara değil, bir atmosferdir. Kendine mahsus bir tatlılığı, bir kokusu, bir aydınlığı olan atmosferdir ve Neşet Sabit ancak bunun içinde mesut olmaktadır. Kendini, ancak, bunun içinde, rahat, ferah ve dinç hissetmektedir.

Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 209)Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 209)

"Çalışmak, çalışmak. Bir şeye yaramak, bir şeye yarar ve lazım olduğunu hissetmek... İşte yaşamanın yegane manası..."

Çalışmak. Fakat, nerede? Nasıl? Şimdiki hayat, hiç buna göre organize değildir.

Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 151)Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Sayfa 151)
3 /