Atatürk'ün Sofrası

7,7/10  (3 Oy) · 
7 okunma  · 
1 beğeni  · 
441 gösterim
Bugüne kadar yer yüzünde sayısız sofralar kurulup dağılmıştır; bugünden sonra da kurulup dağılacak bir hayli sofralar vardır. Biz bunların içinde, edebiyat tarihine mal olmuş Cemşidin sofrasıyla felsefe tarihine geçmiş Eflatunun sofrasını biliyoruz. Öteki sofralardan, onlarda ne yenilip içildiğinden haberimiz yok. Ancak hepsinin üstünde bir şöhret taşıyan Gazinin sofrasını tanıyoruz ki ettiği geniş mana bakımından, milli ve umumi genel tarihte yer alsa değer. Gazinin sofrası Harbiye Mektebinden muvakkat (geçici) kabrine kadar, bütün mesleki ve siyasi hayatınca sayısız davetlere, sayısız mevzu ve meselelere bir imaret gibi açıktı. Yıllarca devam eden bir sofrada elbette nefis içkiler ve müstesna yemekler bulunur; fakat biz Gazinin sofrasında yer almış bahtiyarların ağzından: Dün akşam öyle bir suböreği vardı ki... Hele hurma tatlısı ağzımızda dağılıyordu! gibi alelade davetlerin hatırası olan alelade sözleri işitmiş değiliz. O sofrada, her halde, içkilerin nefasetini ve yemeklerin lezzetini mağlup eden bambaşka bir iksirin varlığına şüphe yoktur.
Göktuğ Güner 
29 May 2015, Kitabı okudu, 7/10 puan

Kitabı öylesine elime almıştım,merak ediyordum elbette Atatürk'ün normal hayatta neler yaptığını ama ona hizmet eden insanları,uğrunda ölecekleri bir liderin yanında yer almalarını,Atatürk'ün bitmek bilmeyen rakı sevdasını,kuru fasulye ve pilavın bu önemli kişiliğin en sevdiği yemeklerden olmasını,zevkleri olan bir insanı,okullarda verilen Atatürk figürünü (artık verilmeyen dersek daha doğru olur sanırım) daha içsel ve duygusal bir biçimde buldum karşımda,kısacası keyif aldığım kitaplardan bir tanesi,umarım siz de keyifle okursunuz.