Atinalı Timon

8,9/10  (12 Oy) · 
29 okunma  · 
10 beğeni  · 
832 gösterim
Timonun evi. (Şair, Ressam, Kuyumcu, Tacir ve birkaç kişi daha girerler.) ŞAİR Günaydın. Nasılsınız efendim… RESSAM Sizi görünce dahi iyi oldum. ŞAİR Sizi görmeyeli uzun zaman oldu. Anlatın neler oluyor âlemde. RESSAM Ölüme yaklaştıkça eskiyorlar. ŞAİR Doğru diyorsun. Fakat şimdi ya da tarihte görülmeyen ilginç olaylar yok mu? Ey bereket tanrısı ve tanrılar bakın bu tüccarın afsununa! RESSAM İkiside yakın dostlarımdandır tanrım. Diğeri kuyumcudur. TACİR Kesinlikle efendim çok değerli biridir. KUYUMCU Haklısın.
(Tanıtım Bülteninden)
Canavar Vasfi 
29 Eki 18:02, Kitabı okudu, 8 günde, Beğendi, 10/10 puan

Okuduğum kitaplar hakkındaki tefekkür sürecim bazen hayli uzun sürebiliyor. Mesela Atinalı Timon’u birkaç yıl önce okudum. Birkaç defa hakkında yazma maksatlı girişimim de oldu. Lakin hiçbiri yeterli değildi. Fakat artık yazmak için hazırım sanırım. Nedeni de şudur: “Dün birisi bana saf olduğumu, kimi meseleleri idrak edemediğimi, basitçe inandığımı yani açıkçası biraz salak olduğumu” söyledi. Bu çok sevdiğim kişinin bu hususa nazarı dikkatimi celbetmesi, uzun süredir kendimi özdeşleştirdiğim Timon karakter hakkında artık bir şeyler yazmaya hazır olduğumu hissettirdi. Neticede Timon’da bir parça saf bir karakter. İçinde bulunduğu durumu anlaması hayli uzun sürdüğünden ve dostlarına olan sarsılmaz güveninin ancak hakikate kafa üzeri çakılması ile boşa çıktığından, Timon için: tam bir taş kafalı diyebiliriz. Tıpkı benim gibi…

Ben kitabı İş Bankası Yayınlarından okudum. Önsözün mutlaka okunması gerektiği kanaatindeyim. Oradan aktaracağım bilgilere göre, Atinalı Timon kimi çevrelerce Shakespeare’nin diğer eserleri yanında zayıf görülüyormuş. Sebebi ise dil konusunda diğer eserleri kadar üstün olmayışı imiş. Lakin tabi ki ben İngilizce okuyamadığım için dil konusunda bir değerlendirme yapma kabil değil. Ancak esasa taalluk eden meseleler hakkında konuşacak olursam, ben Atinalı Timon’un okuduğum Shakespeare eserleri arasında en dişe dokunur konulardan birini içerdiğini düşünüyorum. Şimdi bir alıntı ile yoluma devam edeyim:

“Aslan olsan tilki sana oyun oynardı. Kuzu olsan kurt seni yerdi. Tilki olsan da eşeğin suçlamasına uğrasan aslan senden kuşkulanırdı. Eşek olsan sersemliğin yüzünden dert çeker, ayıya kahvaltı olurdun. Ayı olsan at seni öldürürdü. At olsan parsın pençesine düşerdin. Hangi hayvan olmalıydın ki başka bir hayvana boyun eğmeyesin. Ne türlü bir hayvansın ki hayvan olmakla neler kaybettiğini görmüyorsun!”

Bu söz oldukça can alıcı bir hakikate işaret ediyor. Ve birazdan izah edeceğim üzere kitabın özüne. .. İnsan olmakla, yani bir nevi hayvan olmakla, daha doğrusu dünya üzerine gelmekle bir nevi savaşın ortasına atılıyoruz. Bu savaşın ortasında hangi canlı türüne dahil olursak olalım, daima bir diğerinin taarruzuna maruz kalıyoruz . Evrim teorisi de aslında bir nevi bu hakikate işaret ediyor. Her canlının ihtiyaçları doğrultusunda ve gelecek tehlikelere karşı bir savunma mekanizması oluştuğunu söylüyor. Bilim adamlarının evrim dediği süreç tam olarak bu: hayatta kalma arzusundan hareketle milyonlarca yılda vücuda gelen, şartlara göre şekillenme vakası… En basit tabiat belgeselinde dahi bu husus gözlerden kaçmıyor. Canlılar bir tehlikeye karşı biteviye mücadele ediyorlar. Neticede savunma mekanizmaları işe yaramayan mahluklar tükenip yok oluyorlar. Neticede insan da tıpkı diğerleri gibi bir savunma mekanizmasına sahip varlıkdan değil mi?

Peki insan bu savaşta yaşam iradesinin etkisi ile neleri yaratmıştır? İnsanın savunma mekanizmaları nelerdir? Daha doğrusu ilk başta irdelememiz gereken husus, bu savunma mekanizmaları niçin doğmuştur? Yukarıda verdiğim alıntıda gördüğünüz gibi insan da o hayvanlardan biri olduğu ve sürekli taarruza maruz kaldığı için, yaşama iradesine dayalı bir bencillikle, hayatta kalabilmek adına evrimleşmiş ve en büyük savunma mekanizması zekası olmuştur. Fakat benim konum insanın kendini tabiattaki diğer varlıklara karşı koruma içgüdüsünden doğan savunma mekanizması olmayacak. İnsanı kendi türünden koruyanlardan bahsedeceğim.

İnsan eliyle yaratılan kutsal şeylere bir göz gezdirelim: din, ahlak, yasa, erdem… Tüm bunlar yukarıda işaret ettiğimiz üzere her ne kadar dışarıdan kutsal görünse de aslında insanın, kendi türünden korunmak üzere yarattığı savunma mekanizmalarıdır. Örneğin, bir davranışı ahlaksızca bulup yapmamak, aslında o davranışın kendisine yapılabileceğinden hareketle yola çıkan insanın bencilliğinin ortaya çıkışıdır. Neticede iddiam şudur ki: İnsanın en fedakar davranışlarının altında bile bencillik yatmaktadır. Ve bu trajedinin işaret ettiği en önemli husus da budur. Bu iddiamı biraz açayım.

Bahsini ettiğim üzere insan bencil içgüdüleri ile, bir şekilde yaşama tutunmaya, hayatta kalmaya çalışmaktadır. Huy ve davranışlarının kökeninde bu içgüdüden başka bir şey olmadığı kanaatindeyim. Bunun çeşitli yollarının farklı insan davranışlarında zuhur edişini konu edinen trajedimizde, Atinalı Timon farklı bir yolu tercih etmiş bir adam olarak karşımıza çıkmakta. İnsanın tabiatını açıklayan Arthur Gobineau tanımlamasına yer vererek, doğal insandan başlayalım: Hususiyetle kötüniyetli kindar hayvan. Evet insanın doğal tabiatı tam olarak da budur. Bu sebeple açık bir şekilde bencil davranışlar sergileyen insan, tabiatının gereklerini yerine doğrudan yerine getiren insan, en doğal hareketi yapmaktadır . Fakat iş bu ya, bizim trajedimizin kahramanını saf, komik ve salak yapan onun bu sonuca dolaylı yoldan gitmesi. Yani kısa yol dururken uzun yolu tercih etmesi sonucu rezil olması, komik duruma düşmesi…


Atinalı bir zengindir Timon. Çevresi dostlarıyla doludur. Ve cömerttir. İnsanlara kendini sevdirme ve kabul ettirme, daha doğrusu kendini koruma yolu olarak cömertliği seçmiştir. Kapısını çalan hiç kimseyi geri çevirmez. Çevresi dalkavuklarla doludur ama öyle saftır ki bunun farkında bile değildir.

“Ben karşılık beklemeksizin veririm” ve “Yardımıma güvenen birini silkip atacak bir yaratılışta değilim” diyerek kibrini ortaya koyar. Yani bu safhada Timon’un kendini koruma yöntemi olarak, doğal olanı değil, dolambaçlı olanı seçtiğini görürüz. Bir nevi üst bencillikle hareket etmektedir. Lakin bu kibri azametin bedeli olarak bir gün serveti tükeniverir. Onun kendine seçtiği bu kibirli koruma yöntemi tükenişine neden olacaktır. Servetini tüketince tek tek dost bildiklerinin kapısını çalacak ve o kapılar yüzüne kapanıverecektir. Halbuki trajedinin deli filozofu Apemantus kendisini defalarca uyamamış mıydı?

Apemantus :
Nedir bu maskaralıklar!
Nedir o eğilip bükülmeler, kıç kaldırmalar!
Bu bacak kırmalar değer mi o verilen altınlara!
İçi çamur dolu dostluklar bunlar.
Bana sorarsanız, sahte yüreklilerde
Hiç sağlam bacak olmaması gerekirdi.
Hep bu bacak oyunlarına gidiyor
İyi yürekli sersemlerin paraları.


İşte tam da bu noktada, yani Timon’un servetini yitirip dost kapılarından eli boş dönmeye başladığı vakit onun saf ve sevimli yönü ortaya çıkıverir.. Zaten trajedi kahramanlarını bize sevdiren de bu yön değil midir? Hatırlarsanız Kral Lear da bu saflığı ile karşımıza çıkmış, neticede meselenin aslına oldukça geç uyanmış bir karakterdir. Onun bu saflığı bir parça içimizi sızlatır ve ona sempati besleriz. İşte Timon da böyle biri. Bu tükeniş evresinde onun hala hakikate uyanamaması, saflığı , salaklığı gözümüzde onu güzel bir noktaya koyuverir. Kahyası Flavius, tükenen servet için ağlarken o hala safça “Çevresinde dostları varken Timon’un sıkılacağını ne söyle, ne de aklına getir Flavius. Ne diye ağlıyorsun? Dost bulamayacağımı sanacak kadar güvenin mi yok? “ diye konuşmaktadır. Vah zavallı Timon!

Timon:
Dur, daha fazla ders verme artık bana:
Kötü yürekle cömertlik etmiş değilim ben;
Akılsızca da olsa ahlaksızca para saçmış değilim.
Ne diye ağlayıp vahlanıyorsun?
Nasıl düşünebilirsin dostsuz kalabileceğimi?
Merak etme, dostlarımın kesesine başvursam
Beni sevenlerden borç istemeye kalksam,
Nicelerinin kesesini açtırabilirdim.
Senin ağzını açtırabildiğim gibi.


Fakat bu safça sözleri eden Timon dost kapılarının bir bir yüzüne kapandığını görünce bahsini ettiğimiz üzere bu kafaüstü çakılma neticesi bir süre sonra kendisine gelecektir. Artık insani bencilliği galeyana gelmeye başlamıştır. Dostlarına servetini yeniden kazandığı şeklinde bir söylenti yayarak bir ziyafet tertip eder. Bu ziyafete katılanları ise bir sürpriz beklemektedir. Ziyafete gelen dostlarının önlerine tabaklar konur; açılan tabaklarda ılık sudan başka bir şey yoktur. Timon yaşadığı aldanışın yarattığı yürek yangını ile konuşmaya başlar:

TIMON
Sevgili dostlarım, oturmaz mısınız? (...) Herkes sevgilisini öpmeye koşar gibi geçsin yerine. Hepiniz tıpatıp aynı şeyi yiyeceksiniz. Resmi bir ziyafetteymiş gibi yer seçmekle oyalanıp yemeği soğutmayın. Oturun, oturun! Ama tanrılara şükran borcumuzu ödeyelim önce.
Ey yüce koruyucularımız; bu topluluğumuzdaki yüreklere şükran duyguları serpin. Çünkü sizler, bizlere verdiklerinizle yücelttiniz kendinizi, ama varınızı yoğunuzu da vermeyin, yoksa tanrılığınız hor görülür. Herkese yetecek kadar verin ki, kimse kimseye muhtaç olmasın. Çünkü siz tanrılar, insanlardan borç istemek zorunda kalsanız gözlerinden düşersiniz. Yiyecekleri yemeği yedirenden daha çok sevdirin insanları. Yirmi kişilik bir toplantıda bir o kadar da alçak bulunsun her zaman. Bir sofraya oturan on iki kadının bir düzinesi o bildiğiniz soydan olsun! Ey tanrılar, ne kadar lanetiniz daha kaldıysa yağdırın Atina'nın senatörleri ve aşağılık çirkef sürüleri üstüne! İçlerindeki çamura boğun onları! Buradaki dostlarıma gelince, hiçe saydığım için hepsini, hiçlik dilerim hepsine sizden, buyursun hiç yesinler!
Açın tabaklarınızı, köpekler, açın da yalayın!
(...)
Dilerim görüp göreceğiniz en iyi ziyafet olsun bu!
Sizi gidi ağız dostları sizi!
Duman ve ılık su; tam sizin şanınıza layık işte.
Timon'un son yemeği budur size.
Yıkayıp temizliyor işte kendini Timon
Üstüne pul pul yapışan dalkavukluğunuzdan;
Savuruyor işte böyle suratınıza
Vıcık vıcık alçaklığınızı.
Herkesin lanetleriyle yaşayın, uzun uzun hem de;
Sizi sırıtkan, yapışkan, iğrenç sömürgenler sizi!
Para budalaları, sofra sülükleri, iyi gün sinekleri!
Süklüm püklüm uşaklar, uçarı dumanlar, kalleş kuklalar!
Bütün insan ve hayvan hastalıklarına tutulasıcalar!
Ne o? Kaçıyor musun? Dur biraz; ilacını iç de öyle git!
Sen de! Sen de! Dur, para vereceğim, borç istemeyeceğim.
Ne o? Kaçış mı hep birden?

Timon safça bir yanılgı ile, insanüstü yollarla kendini koruma gayesine girişmiş bir karakterdir. İşte onun hikayesini farklı kılan ve bir trajediye dönüştüren bu aldanışı ve saflığıdır. Devamında insanlara lanet yağdırması ise hala içinde bulunduğu saflığa işaret eder. Diğerleri, yani çevresindeki dalkavuklar, hayatta kalmak için en doğrudan ve en kolay yöntemi uygulamakta iken Timon bunu safça bir kibirle insanüstü yollarla yapmaya çalışmış ve tükenmiştir. Netice de Timon’da, etrafındaki dalkavuklar da insan tabiatının özünü oluşturan bencillik ve hayatta kalma iradesine dayalı sonuca ulaşmak istemektedirler. Fakat Timon bu aldanışın yarattığı travmayı asla atlatamamıştır. Atina’dan ayrılmak üzere surların önünde beklerken beddualar sıralar:

TIMON
Son bir kez dönüp bakayım size,
Ey o kurtlar yatağı, yere batası surları
Koruyamaz olun Atina'yı
Analar, utanç nedir bilmez olun
Çocuklar başkaldırsın büyüklerine
Köleler, soytarılar, atın başınızdan
O ağır başlı, kırışık alınlı senatörleri,
Sıkı yönetin devleti onlar yerine
Körpe bakireler, açın kucağınızı hemen herkese,
Ana babalarınızın gözleri önünde hem de.
Müf1isler, sıkı tutun elinizde kalanı;
Borç ödemektense çekin bıçaklarınızı
Kesin gırtlağını alacaklılarınızın
Başı bağlı köleler, çalın çalabildiğiniz kadar
Asıl eli uzun hırsızlar
O kerli ferli efendilerinizdir sizin:
Kanun yoluyla soyup soğana çeviriyorlar milleti!
Hizmetçi kız, git, gir efendinin yatağına;
Kerhaneliğin biridir o senin hanımın
On altısında delikanlı, al koltuk desteğini,
Dağıt beynini yürüyemez olmuş yaşlı babanın!
Saygı, korku, tanrılara inanç, barış,
Hakseverlik, doğruluk, dirlik düzenlik kaygısı
Gece rahatlığı, iyi komşuluk, eğitim, görgü,
Sanatlar, zanaat1ar, yükselme basamakları,
Gelenekler, töreler, yasalar, allak bullak olun;
Tam tersiniz neyse ona dönün hepiniz!
Sonu gelmez bir kargaşalık sarsın dünyayı.
İnsanları kıran korkunç salgınlar,
En belalı, en zehirli ateşlerinizle,
Üşüşün üstüne bu içinden çürümüş Atina'nın.
Soğuk yeller girsin senatörlerin kemiklerine,
Elleri, belleri tutulsun vicdanları gibi!
Taşkınlık, serserilik öylesine işlesin ki
Gençlerin beynine, iliklerine,
Ahlak yollarının tam tersine saldırıp
Cümbüş ırmaklarına atsınlar
Kaşıntılar, çıbanlar, öyle derin kazın ki
Atinalıların göğsünü bağrını,
Birer cüzam tarlasına dönsün hepsi.
Solukları hastalık üfürsün soluklarına;
Dostlukları zehir olsun!
İğrenç şehir, çıplak bir bedenle çıkıyorum senden!
Al şunu da, bütün lanetlerimle birlikte!
Ormanlarda yaşayacak artık Timon.
En yırtıcı canavarlar bile
Daha insaflı gelecek ona insanoğlundan!
Tanrılar, bütün tanrılar, duyun sesimi;
Kahredin bu duvarların içinde, dışında
Yaşayan bütün Atinalıların hepsini!
Artsın Timon'un hıncı yaşı ilerledikçe
Bütün insan soyuna, efendisine de, kölesine de
Amin!



Timon bu kötü dua ile insanlardan tiksinerek, dumanlı dağlara, mağara kovuklarına çıkar. Bu bir nevi tabiata dönüş, insanlarla hesabını kapatma gibi görünse de devamında sergilediği davranışlar bize onun niyetinin bu olmadığını gösterir. Onun insani bencilliği şaha kalkmış ve içi intikam duyguları ile dolmuştur. Artık karşısına çıkan her insanın yüzüne tükürmeye başlar

Kaderin cilvesi olsa gerek Timon burada bir hazine bulur. Felaketine sebep olan kaybettiği servet trajik bir şekilde karşısına tekrar çıkmıştır. Fakat bu sefer bu serveti farklı bir yolla kullanacaktır. Eğer Shakespeare burada Timon’a servetle birlikte bir geri dönüş ve eski dalkavuklarla bir yüzleşme imkanı yaratsa bu eser son demde berbat edilmiş olurdu. Lakin o dehasını işleterek hakiki bir son ve hakiki bir trajedi yaratmış. Timon mağarasına gelip gidenlere bu sefer bambaşka bir saikle servetini dağıtmaya başlar. Karşılaştığı İki fahişeye altın vererek onların yüzlerini gözlerini daha iyi boyayıp insanlara hastalık saçmalarını, erkeklerin canını çıkarmalarını ister.

Timon:
Hiç şaşma orospuluğundan;
Seni kullananların sevdikleri yok seni.
Hastalık aşıla onlara, şehvet saldırılarına karşılık.
Ateşli saatlerini iyi kullan;
Hamamlarda deva arat sana kul köle olanlara;
Al yanaklı delikanlıları iğne ipliğe çevir.

Bu sırada Atina’ya savaş açan Alcibiades’e para vererek Atina’ya lanet yağdırmasını ister.

Apemantus da Timon’u ziyaret eder. Timon’un bu son haline hayran olur. Lakin bu iki karakter arasında bir fark vardır. Apemantus ideal inancı ile kimi insanları sevebilmekte, Timon ise herkesten nefret etmektedir. Değerlendirmemin son bölümünde bu iki karakterin farkını ve son bölümün manasını ortaya koyacağım için şimdilik geçiyorum.

Son safhada kahyası Flavius gelir yanına. Hala efendisine sadıktır, hala onu sevmektedir. Timon ilk başta Flavius’u da zehirli sözlerine maruz bırakır. Lakin bir süre sonra kendisine beslenen gerçek sevgiyi görünce içinde insani bir şeyler titrer yine. Bu savaşın ortasında bulduğu tek gerçek insani sevgi budur belki de. Bu onu hüzünlendirir. Flavius’a para vererek onun da insanlara zulüm etmesini ister.

Timon:
Demek böyle bir kahyam vardı benim;
Bu kadar sadık, bu kadar dürüst ve kara gün dostu.
Katılaşan yüreğimi yumuşatacak nerdeyse bu.
Dur yüzüne bakayım senin; kadından doğmuşsun, belli.
Bağışlayın beni, aldanmaz, aldatmaz tanrılar,
Bütün insanlığa toptan lanet ettiğim için.
Önünüzde söylüyorum, namuslu insan varmış;
Yanlış anlamayın, bir tek insan, fazla değil!
O da bir kahya.
Ne kadar isterdim
Hepsine birden düşman olmak insanların;
Ama sen temize çıkardın kendini;
Senden başka hepsine lanet okuyorum.
Ama unutma ki, senin de namusun var aklın yok;
Kalleşlik edip beni çiğnemekle D
aha kolay yeni bir iş bulabilirdin kendine!
Çokları ilk efendilerinin sırtına basarak
Yeni efendilerini bulurlar.
Ama doğru söyle.
(Çünkü gerçeğin karşısında bile kuşkuluyum artık)
İyiliğin bir kurnazlık, bir kandırmaca,
Bir simsar cömertliği olmasın sakın, zenginlerin
Bire karşı otuz bekleyen hediyeleri gibi?

Görüldüğü üzere Flavius Timon’da insani bir his canlandırır lakin bu da pamuk ipliğine bağlı güvenle canlanan bir histir.

Son sahnede Timon’un hazine sahibi olduğunu öğrenen dalkavuklar yine başına üşüşürler. Zira Alcibiades şehri kuşatmıştır. Timon’un şehrin başına geçmesini isterler. Ancak Timon çilesinin sonuna gelmiştir.

Son perdede oyunun aldığı sıra dışı hal adeta bir kaos isteğini çağrıştırmaktadır. Bu noktada Apemantus’a değinmek istiyorum. Nasıl ki Kral Lear oyununda sürekli Kral Lear’ın ahmaklığına işaret eden bir soytarı ise, Atinalı Timon’da da bu görev bir deli filozof olan Apemantus’a düşüyor. Sanırım hayat denilen bu cinnetin içerisinde “kral çıplak” diyebilmek için ya deli olmak lazım ya da soytarı. Bütün aklıbaşındalar bir kendini aldatandan başka nedir ki?

Deli dolu Apemantus kralın çıplak olduğunu görüyor lakin sonuca ulaşmada bir yanılgıya düşüyordu.Çünkü onun hakikati zannederim ki bir ideal dünya söyleminden doğmakta. O zenginliği, sahteliği dalkavukluğu eleştiriyor lakin neticede yolu bir ideal inanca çıkıyordu. Sırf bu ideal inancından kaynaklı olarak, başkalaşıma uğramış Timon’u gördüğünde onu artık daha çok sevdiğini belirtiyor. Lakin bu sevgi ve hayranlığına karşı Timon kendisine sadece nefretini sunuyor. Bu noktada bu iki karakterin ayrıştığını görüyoruz. Timon asla Apemantus gibi değil. O yazımın başında ifade ettiğim hakikate ulaşmış bilinçte biri artık: İnsan ne türlü davranırsa davransın bencil ve ikiyüzlüdür. Bu noktada Timon ideal bir dünya olmadığı hakikatine ererek, ideal yerine kaosun, acının, ıstırabın hüküm sürdüğü bir dünya istiyor.Çünkü ona göre bu tabiatta bir varlığın hak ettiği şey ancak budur.

Fakat Timon son aşamada yine aynı yazgıya dönüp bir an için çizgisinden tekrar çıkacaktır. Flavius’un sadakati ve sevgisi karşısında yüreğinin yumuşaması, Timon’un en baştan beri ihtiyacı olan şeyin sadece bir sevgi açlığı olduğuna işaret edecektir. Yine aynı zaafa yakalanmıştır. İnsanın temel korunma güdülerinin ve yaşam iradesinin onu getirdiği sonuçlardan biri de budur: Sevilmek, güvenmek. Son aşamada karşımıza çıkan Flavius, insanın içinde hala ufak bir ışık taşıdığına dair bir işaret olsa gerek. Zira sebepsiz yere efendisinin peşinde sürüklenen bu kahyanın hareketine anlam verebilmek mümkün değil. Hatta Timon da bunu yapamayarak Flavius’tan bir hinlik düşünüyor diye kuşkulanıyor. Eğer yanlış yorumlamadı isem, insana dair hala bir umudun varolabileceğine dair bir açık kapı bırakılmış. Belki de tamamen yanılıyorum. Bilemiyorum.

Neticede ben bir eser hakkında kendimce bir çıkarım yapmaya, sanatçının gösterdiği çabayı bunu yaparken çektiği eziyeti kavramaya çalıştım. Bu konuda ne kadar başarılı olabildiğim tartışılır. Belki Shakespeare bunları okusa “Hiç de alakası olmadığını” söylerdi. Fakat öyle bile olsa, böyle bir çağda sıradan bir okuyucu olarak böyle bir çaba göstermemi de küçümsemezdi diye düşünüyorum.Umarım sizlerin işine yarayacak bir şey olmuştur.

Eseri anlama gayretim biraz da kendimle alakalı. Hayat boyu sevmek sevilmek istedim.Belki bu istek de benim Timon’la aynı korunma güdüsüyle hareket ettiğimi gösteriyor. Ve arayış şeklim emin olun ki Timon’unki gibi dolambaçlı bir yoldan oldu. Çok kez hayal kırıklığına uğradım. Neticede aradığımı buldum fakat hem geç kalmıştım, hem de Timon gibi varı yoğu tüketmiştim. Tekrar deneyecek gücüm kalmadı. Fakat bu yolda pek çok Flavius bulduğumu da inkar edemem. Çıkarsız ve amaçsızca beni seven pek çok dostum var. Bu da insanlığa karşı umudum ve tesellim oldu. Dumanlı dağ eteklerine çekilmiyor, hala insanların arasında bulunuyorsam sebebi onlardır işte.

Evet Timon gibi saf ve salağım, çoğu zaman meseleleri idrak edemiyor ve hala ahmakça inanıyorum. Bu da beni Timon’un en sevimli hali ile özdeş kılıyor. Bundan memnunum. İnsanlara inanmak istiyorum. Umarım bir gün Timon’un mezartaşında yazan sözler dilimden dökülüvermez. Saygılar.

Zavallı bir canın zavallı bedenidir burda yatan:
Adımı sormayın, dünyada kalan geberesi alçaklar!
Sağken bütün insanlardan iğrenen Timon yatıyor burda;
Geçerken söv sövebildiğin kadar, ama geç git, durma!

Emre Şeyda 
26 Eyl 13:38, Kitabı okudu, 2 günde, 8/10 puan

Shakespeare'e dönüşüm Soneler adlı eserini okumamdan sonra bu eserle oldu. Tiyatro eserlerini çok özlemişim bunu okuyunca anladım. Timon karakteri gibi bir karakteri çok güzel bir şekilde anlatmış. Özellikle kendi açımdan Timon'a bir yandan acırken bir yandan da ona deli gibi kızdığımı fark ettim. Bir karakter için çoklu duyguları oluşturabilmek Shakespeare'e yakışırdı.

Beyhude 
08 Şub 15:13, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Atinalı Timon William Shakespeare'ın okuduğum iyi eserlerinden biridir. İnsan psikolojisi üzerine ve ilişkilerine yönelik çıkarım yapabileceğimiz. Nefreti, bağlılığı, dostluğu, faydacıl ilişkiler üzerinden sorgulayabileceğimiz iyi bir tragedyadır.

Atinalı Timon; Atina'da yaşayan zengin bir aristokrattır. Bonkörlüğü nezaketi ve çevresine saçtığı hediyeler, çevresinde ki insanların yardıma ihtiyaç duyduğu vakit, hemen yardım eden. Parasını pulunu bir verene bin vererek ödeyen bir insan. Bunca bonkörlüğüne karşılık çevresinde ki beleşçi tayfası tarafından sevilen ilahlaştırılan bir kişidir. Ve bir gün Timon bir gün servetini yitirir. Dostlarından yardım ister(hatta bundan öylesine içten içe zevk alır ki, dostlarının ona yardım etme şansının doğması ve onların Timon'un gösterdiği bonkörlüğünün karşılığının verecek olmalarından dolayı sevinç duyar.) Burada bu duygu Timon hakkında okura ince ruhuna istinaden bir ip ucu olarak verilmiştir. Mamafi Timon dostlarından hiç bir yardım göremez. Tüm servetini kaybeder. Atina halkına duyduğu nefretle dağda bir mağarada yaşamaya başlar. Bu tragedyada bir çok karakter vardır. Bunlarda ayrı ayrı temsil ettikleri düşünce ve statülerle incelemeyi hak ediyor.
Ben öncelikle Timon'un duygularını incelemek istiyorum. Timon iki şekilde değerlendirebiliriz. Birincisi Kibirli bir adam olarak; Çünkü öyle egosu üst düzeydedir ki insanlar ona bir şey verince karşılığını yüzlerce kat vererek ödeme gayretine girmesi. Kimsenin onun için yaptığı şeyin altında kalmama duygusu, ve verdikçe gelen övgüleri mütevazilikle kabul etse de bununla eksik sevgisini gidermesi. İkincisi kendini değerli bulmama duygusu; İnsanları sadece vererek çevresine toparlayabileceğini düşünmesi ve verdikleriyle gelen övgüler ve çevresini saran dostlar ile gerçek bir mutluluktan uzak faydacı ilişkilerin içinde eksik duygularının tatmini (Ahhh seviyorum böylesine güzel, yüzyıllar sonra bile insana dair pek çok çıkarım yapabildiğimiz eserleri). Timon'un insanlara gösterdiği sevgi ve nezaket doğal bir sevginin dışında '''alma_verme''' ilişkisine dayalı olduğu için. Bu alışveriş bittiği zaman nefreti de bonkörlüğü kadar abartılı bir hal almıştır. Tamda bu tragedya da dikkatimi çeken Huysuz Filozof(APEMANTUS) karakteri karşımıza çıkıyor. Huysuz filozof bana göre tragedyanın baş aktörü çünkü; Atinalı halkın arasında gezen, gözlemleyen; Atina halkından hiç bir fayda görmeyen ve hiç bir faydası dokunmayan bu filozof; Gözlemlemeleri ile çevresinde ki herkese nefret duyan, onların riyakar ilişkilerini yüzlerine vuran insanın varoluşunda ki çirkinlikleri bildiği için ayırt etmeden hiç bir sosyal statüde ki insanları her birine tiksintisini dile getiren filozof. Bana onun insanlar için hissettiği duygu daha bir anlamlı geldi. Çünkü biz insanlar, birilerini yermek için bekleriz kötülüğü bize dokunacağı ana kadar. Oysa ki çevremizde ki insanlara yaptığı kötülüğü umursamayız. O anki o kişiyle aramızda ki alışveriş(faydacı yaklaşım) bizim için çok daha önemlidir ki, o kişiden bir kötülük görene kadar. Kitabın önsözünde Mina Urgan güzel bir inceleme yapmış tamda bu durumu temelsiz bir nefret gibi göstermiş. Katılmıyorum. Son derece de gerçek bir tiksinme doğal bir nefret olarak görüyorum Huysuz Filozofun bakış açısını. Son olarak hizmetçilerin genel bir değerlendirmesini yapmak isterim. Hizmetçiler alt tabaka duygu ve düşüncelerine efendileri tarafından değer verilmese bile tragedya da kendi aralarında ki konuşmalarından yaptığım çıkarımlar doğrultusunda şu sonucu çıkardım. Mal varlıklarının olmayışı bu insanları diğer karakterlere göre esnaf ve aristokratlarına göre daha bir insani özelikler sergilediği yönünde, Çünkü onların malları yok. Sadece işleri var ve sevdiği efendilerine hizmet için oradalar. Kaybedecek bir şeyleri olmayan insanların çok daha yardımsever, bağlı, yüce ruhları ön plana çıkmakta. Genel olarak her karakterin ayrı ayrı bulundukları sosyal statüye göre incelemesinin yapılabilineceği iyi bir tragedya. Severek okudum ve üzerine hala düşünmekteyim.

Kitabı okurken arenada paylaştığım düşüncelerimi de eklemek isterim;
William Shakespeare tarafından yazılan Atinalı Timon kitabını okurken aklıma şu geldi. Önsöz bölümü 38 sayfadan oluşmaktaydı. Mina Urgan tarafından yazılan önsöz kitabın incelemesi karakterlerin analizi niteliğindeydi. Bu tarz önsözler kitabı okumadan önce mi okunmalı? Yoksa kitabı bitirdikten sonra mı? Ben tiyatro eserini okumadan önce önsözü okudum. Mina urgan bir edebiyatçı ve yazar olarak kitabın analizini yaparken karakterleri teker teker incelemiş, doğal olarak kendi bakış açısını yansıtmış okura. Evet sorgulama noktalarını da veriliyor okura iyi bir şey, eserin değerinin daha iyi anlaşılması bakımından önemli; james Joyce Dublininler kitabında Murat Belde nin önsözde ki analizleri olmasa ne kadar anlaşılırdı sıradan bir okur tarafından o da tartışılır. BÖyle olunca bizler etki altında ister istemez kalıyoruz bir okur olarak. Örneğin Mi Urgan Atina'lı Timon Kitab'ında; Timon'un insanlardan nefretini incelerken; nefretine gerekçe gösterilen altın ve paraya boğduğu dostlarının onun ihtiyacı olduğunda yanında bulunmaması olarak nitelendirip, nefretini HAKLI gösterirken , Apemantus ( huysuz filozof) onun insanlara karşı nefretini tiksintiyi gerekçesiz bir nefret olarak nitelendirip Anlamsız buluşu ( bu konuda mina urgana katılmıyorum çünkü; insanlara gösterdiğimiz sevginin yada iyiliğin karşılığını bulamamaktan kaynaklanan bir nefret. Karşılığını bulduğumuz anlarda sevgiye ve bağlılığa dönüşecektir. Oysa Apemantus( huysuz filozof) Atina'lı halkıyla hiç bir duygusal bağ geliştirmemiş, onları salt gözlemleyip ne iyilik etmiş ne iyilik görmüş bir insanın nefreti başka insanların birbirine faydacı yaklaşımını, çıkar uğruna el etek öpmelerini gözlemleyip nefret ve tiksinti duyması bana kötülük gören insanın nefretinden daha anlamlı geldi.) daha bunun gibi sıralayacağım farklı bakış açısı var fakat bunları kitabın incelemesine bırakıyorum. Hal böyle olunca okur 1- önsözlerin inceleme şeklinde yazılıyor olmasından dolayı yönlendirilmiş bakış açısıyla kitabı okumaya başlıyor. 2- Bu önsözler kitabın sonunda olsa; okur kitabı okuyup karakterler üzerinde kendi bakış açısını oluşturacak, sonra oluşturduğu bakış açısıyla Önsözün içeriğini karşılaştırıp fikirlerini karşılaştırıp atladığı bölümlere yada bakış açısına dikkat kesilecek. Yani Özde anlatmak istediğim bu önsözler "SONSÖZ" de olabilirmiş gibi geldi. Özelikle zor anlaşılır kitaplarda yada incelemeye değer eserlerde. Tabi burada yayın evinin kitabı yayınlarken; bazı yazarların kitap hakkında incelemelerini alıp önsöze koymaları da farklı bir sorun. Iyi ve kötü yanları olan...

Gülce ERİŞMİŞ 
25 Oca 19:13, Kitabı okudu, 4 günde, Beğendi, 9/10 puan

İyi gün dostlarının dönekliği, senatörlerin "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" duruşu ve tüm bunlara karşın binde bir çıkan gerçekten sadık ve iyi insanlar... İnsanlığın bu kötü yanları, kara mizah diyebileceğimiz bir dille Shakespeare'ye has kelimelerle eleştirilmiş ve gerçekçi bir tiyatro eseri ortaya çıkmış. Yine de kitabın sonu daha iyi olabilirdi bence. Okuduğum çeviri biraz kötüydü, daha iyi bir çeviriyle okumanızı tavsiye ederim.

Kitaptan 10 Alıntı

onurgoztepe 
09 Tem 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

"Ne o? Altın mı? Sapsarı, pırıl pırıl, değerli altın mı? Hayır tanrılar, açgözlü alığın biri değilim ben. Kökler, ey duru gökyüzü! Karayı ak, çirkini güzel, haksızı haklı, alçağı soylu, yaşlıyı genç, korkağı yiğit yapmaya yeter bunun bu kadarı. Ah, tanrılar neden bu? Neden bu, ey tanrılar! Rahiplerinize, uşaklarınıza yüz çevirtir bu sizden, başının altındaki yastığı çeker dipdiri bir insanın; bu sarı köle, dinler kurar, sonra yıkar, cüzzamlıyı taptırır; hırsızı alıp üne, özgüye boğar, yanyana oturtur ulu kişilerle; budur işte yeniden evlendiren kırk yıllık dulu."

Atinalı Timon, William ShakespeareAtinalı Timon, William Shakespeare
Gülce ERİŞMİŞ 
24 Oca 16:38, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Flavius: Cömertliğin asıl düşmanı, kendi eli açık diye herkesi eli açık sanmaktır.

Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 67 - Athena Yayınları)Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 67 - Athena Yayınları)

APEMANTUS
Aralarında en küçük sevgi yokken
Şu madrabazların gösterdiği nezakete bakın!

Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 16 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 16 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
baver 
14 Mar 18:12, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Alibiades
Sana hiçbir kötülüğüm olmadı benim.
Timon
Oldu; bir hayli övdün beni.

Atinalı Timon, William ShakespeareAtinalı Timon, William Shakespeare

APEMANTUS
Okuma bilmiyor musun sen?
İÇOĞLANI
Hayır.
APEMANTUS
seni astıkları zaman pek az bilgi eksilecek öyleyse dünyadan.

Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 37 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 37 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Gülce ERİŞMİŞ 
 24 Oca 16:36, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Flavius: ...Kim Timon'a kul köle olmuyor ki? Hangi kalp, hangi baş, hangi kılıç, hangi kuvvet, hangi servet efendimiz Timon'un emrine amade değil ki? Ulu Timon, asaletli, yüce, değerli Timon! Ah bir bitti mi bu övgüleri satın alan paralar, tükenir o övgülere can atan soluklar da! Ziyafetle kazanılan dost çabuk yitirilir. Bir kış yağmurunun bulutu görünmeye koşun, bu sineklerin hiçbirini ortada bulamazsınız.

Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 64 - Athena Yayınları)Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 64 - Athena Yayınları)
Gülce ERİŞMİŞ 
26 Oca 22:27, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Ama görüyorum ki insanların, merhameti bir yana bırakmayı öğrenmeleri lazım; zira menfaat her şeyden önce geliyor.

Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 78 - Athena Yayınları)Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 78 - Athena Yayınları)
Gülce ERİŞMİŞ 
26 Oca 22:24, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Ne garip, ne acayip haldir ki bu, insanın en büyük günahı başkalarına fazla iyilik etmesi oluyor.

Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 106 - Athena Yayınları)Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 106 - Athena Yayınları)
Gülce ERİŞMİŞ 
26 Oca 22:29, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

İşte dünyanın hali bu, her dalkavuğun ruhu aynı soydandır, bir tabaktan yemek yediği her adama insan dost diyemiyor.

Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 77 - Athena Yayınları)Atinalı Timon, William Shakespeare (Sayfa 77 - Athena Yayınları)