Aylak Köpek

8,2/10  (33 Oy) · 
62 okunma  · 
19 beğeni  · 
1.217 gösterim
Sâdık Hidâyet: Necatigil'in dilimize kazandırdığı başyapıtı Kör Baykuş'ta, Diri Gömülen ve Üç Damla Kan'da Kafka gibi modernlerin izinde gerçeküstücü bir yazar; Vejetaryenliğin Yararları'nda vejetaryenliği, Hayyam'ın Terâneleri'nde Ömer Hayyam'ı ve rubailerini bütün boyutlarıyla inceleyen bir araştırmacı; Hacı Aga'da ise gerçekçi bir taşlama yazarı... Öteki kitapları gibi Mehmet Kanar'ın çevirisiyle sunduğumuz Aylak Köpek, Sâdık Hidâyet'in yaşam ve toplum görüşünün İkinci Dünya Savaşı'nın getirdiği yıkımla çok olumsuz bir havaya büründüğü, inziva ve intiharın kaçış yolu olarak gösterildiği, mutluluğu bu dünyada bulmanın mümkün olmadığının ele alındığı yedi öyküden oluşuyor. Sâdık Hidâyet, bu öykülerinde de, bütün yazdıklarında yaptığı gibi, bir bakıma kendini anlatıyor.
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2016
  • Sayfa Sayısı:
    88
  • ISBN:
    9789753632874
  • Orijinal Adı:
    Seg-i Vilgerd
  • Çeviri:
    Mehmet Kanar
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
ihtiyar 
09 Tem 2016, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

İçerisinde yedi öykü barındıran, benim bir öykü dışında altısını da beğendiğim ve etkisini hissettiğim Sadık Hidayet anlatımı. 1942 de yazmış, yanılmıyorsam sondan ikinci eseri. Bunalım ve intihara giden bir yaşamda, insanın iç dünyasını, çıkmaza giren yalnızlığını, öykülerdeki dramı ile gözler önüne seriyor. Kimisinde gizli, kimisinde alenen yakalıyorsun öyküleri okurken, hep eksik bir şeyler var, tamamlanması mümkün olmayan arayışlar, ya da kaçışlar. İçgüdü, aşk, kader, kaza, ihtiras gibi konuların işlendiği öykülerde; kitabın adını veren Aylak Köpek ön plana çıkıyormuş gibi görünse de, bence asıl öykü, kitabın son öyküsü karanlık odadır. Burada Sadık Hidayet net bir şekilde vardır.
Son öyküden birkaç cümle size:
“Ben hiçbir zaman başkalarını zevkine ortak olmadım. Ya katı bir duygu, ya mutsuzluk duygusu engel oldu bana. Yaşam derdi, yaşam güçlüğü. Bütün sorunların içinde en önemlisi insanlarla uğramak. Kokuşmuş toplumun şerri, yiyecek giyecek belası, bunların hepsi, durmadan gerçek varlığımın uyanmasına engel oluyorlar. Vaktiyle onların arasına karıştım; başkalarını taklit edeyim dedim. Baktım soytarıya dönmüşüm. Adına zevk edikleri her şeyi denedim; gördüm ki başkalarının zevki bana yaramıyor….. Her yerde, her zaman yabancı olduğumu hissettim. Güneşte her şey şımarıklaşıyor, sıradanlaşıyor. Korku ve karanlık güzelliğin kaynağıdır… Kendi içimde, kendimle olmak istiyordum…. Yoksa ne odamdan çıkmak, ne biriyle konuşmak isterim. Hatta hangi durumda olursa olsun, yatarak veya oturarak içebilmek ve yemek hazırlamak zorunda kalmamak için besinimi de sütle sınırlandırdım….Günün birinde paralar suyunu çekince ve başkasına muhtaç duruma düşünce hayatıma son vereceğim.”

ANIL AKCAN 
14 Ara 2016, Kitabı okudu, 4 günde, Beğendi, 9/10 puan

Sâdık Hidâyet...
Hani bazı yazarlar vardır, sağdan soldan duymuşsunuzdur nâmını ama bi türlü okuyamamışsınızdır yazarı ve kitabını. Ve bi gün tanırsınız ve sımsıkı sarılırsınız, diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanırsınız...

İşte Sâdık Hidâyet diyorum...
Öykülerini diyorum, kış akşamlarında mum ışığı ve sıcak bi soba karşısında için yudum yudum. Sonra, odasında havagazı ile intihar eden bu adamın nedenlerini düşünün derim...

İyi okumalar

Başak Salt 
14 Oca 17:41, Kitabı okudu, 3 günde

Aylak Köpek, okuduğum 3. Sadık Hidayet kitabı. En fazla 2 saatte okurum dedim. Ama Sadık Hidayet ' in insanı bunalıma sokan, hayattan soyutlayan, hiçbir şey yapmamak gibi bir ruh haline soktuğu gerçeğini unutmuşum. Psikolojisi bozuk bir insan kadar kimse Sadık Hidayet ' i anlayamaz sanırım. Ama psikolojisi bozuk bir insana asla Sadık Hidayet oku demem. Sağlıklı kararlar almama ihtimali, intiharı deneme olasılığı çok yüksek olur. Çünkü kendisi de intiharla hayatına son vermiş olan Sadık Hidayet, kitaplarında hep karamsar, umutsuz, hayattan nefret eden, insanları eleştiren, dertli, sıkıntılı, melankoli ruh halini okuyucuya da yansıttığına şahit oluyoruz. Her Sadık Hidayet okuyucusu gibi benim de favorim Kör Baykuş kitabıdır. Ama bu kitabı da hemen hemen onun kadar beğendim. Kitap; Aylak Köpek, Kerec Don Juanı, Çıkmaz, Karanlık Oda, Katya, Taht-ı Ebu Nasr ve Tecelli isimli 7 öyküyü muhteva ediyor. İçlerinde en çok Karanlık Oda' yı beğendim. Ama bir arkeoloji macerasıyla başlayan Taht-ı Ebu Nasr öyküsü bir arkeolog adayı olarak çok daha fazla dikkatimi çekti. Gerçekten insanı etkileyen, kendi iç dünyasını yansıttığı güzel öykülerdi. Tavsiye ederim.

Doğan Yalçın 
15 Eki 2016, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Aylak Köpek; Bütün sorunların içerisinde en büyüğü insanlarla uğraşmak!

Kafka’nın şu meşhur sözünü hemen hemen hepimiz biliriz; “Edebiyat içimizdeki donmuş denizin buzullarını kıracak bir baltadır.” Bu söz, bu sıkıntılı zamanlarda edebiyatın insanın yaşamındaki yerini -ya da olması gereken yerini demem daha doğru olacak- bir kere daha bizlere hatırlatıyor. Hengameler, stresler, sıkıntılar, kaygılar, ölümler, acılar hayatımız boyunca bizlere eşlik edeceğini biliyoruz. Bütün bunlar, kısa hayatımızı elle geçirecek zehirlerdir, bu zehrin panzehiri ise şüphesiz; kelimelerdir, cümlelerdir, kitaptır, edebiyattır. Her gün okuyan bir insan için çok kısa bir süreliğine de olsa edebiyattan, kitaptan uzaklaşmak demek; tüm zamanının sıkıntıyla geçmesi demek, yaptığı hiçbir işte memnun olmamak, yediğinden içtiğinden tat alamamak demek… Özellikle bu eksikliği çok severek okuduğunuz bir yazarın uzun süre eserlerinden uzak durdurduğunuz zaman daha çok hissedersiniz. Eline herhangi bir eserini alıp okuduğunuzda vücudunuzdaki zehirden, günlük hengamelerden, sıkıntılardan kurtulmuş olursunuz. Bu tüm okurlar için geçerli değil elbette, çünkü tüm okurlardan aynı kalitede kitap okumasını ve aynı lezzeti almasını bekleyemeyiz. Joseph Conrad’in şu sözü aslında kitapların ve edebiyatın hayatımızdaki önemini en güzel şekilde açıklıyor; “ Emin olun kitap okumayı bırakmak, eski ve sağlam bir dostluğun sığınağından ayrılmak gibidir”.

Bu sıkıntılı zamanda benim sığınağım yine Sadık Hidayet oldu. İranlı yazarı çoğumuz “Kör Baykuş” kitabından biliriz. Yeri gelmişken ufak bir konuya da değinip geçelim. Konu şu ki; bir yazarı sadece bir eseriyle tanımak bir yazara yapılacak en büyük kötülüktür. Hem yazar için hem de diğer yapıtları için. Örneğin Marquez’i “Yüzyıllık Yalnızlık “, James Joyce’i “ Dublinler”, İhsan Oktay Anar’ı “Puslu Kıtalar Atlası”, Sabahattin Ali’yi “Kürk Mantolu Madonna” kitapları ile sınırlandırmak gibi. Buna binlerce örnek verilebilir. Sadık Hidayet’in bugüne kadar sadece “ Kör Baykuş” kitabını okuyanlar, diğer kitaplarına bakmayanlar bir gün eline farklı bir eserini alıp okuduğunda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Bu eserlerden biri de bu yazının ana konusu olan; yazarın öykü kitabı “Aylak Köpek”tir. İçinde toplam yedi adet öykü mevcut. Kitap, isim olarak konulan “Aylak Köpek” hikayesi ile başlar.
Sadık Hidayet’in öykülerinde olağan dışı şeyler beklemek okuyucuyu şaşırtmayabilir. Sadık okurlar, yazarın tarzına, düşüncesine ve bu düşünceyle şekillenen yapıtlarında neyle karşılaşacağını az çok biliyor. Ruhsal bunalımlar, melankolik ruh içerisinde dille getirilen fikirler, varoluşsal sıkıntılar ve kültlük yazarın romanlarının ana omurgasını oluşturuyor. Bunların üstüne fantastik öyküler kaleme alması, okurlardan hem özümsemek ister hem de cesaret, yazar içinde aynı durum geçerli… Yazar bu kitabında bu cesareti gösterebilmiş. Örneğin; “Kerec Don Juanı” hikayesinde, kadının iktidarlığını, erkeğin kurnazlığını buna ek saflığını, “Çıkmaz” da arkadaşlık kavramını, ruhsal sıkıntıların bireyin üzerindeki etkisini ve kaderin tesadüflere gebeliğini, “Katya” da aşkı ve hislerin ihtirasını, “Karanlık Oda” da sorgunun altında gerçekleri, insanlara açıkça mesaj iletme kaygısı ve müthiş bir diyalogla iletişiminin gücünü sıradan konular ve anlatılar olarak karşılansa da “Taht-ı Ebu Nasr” öyküsünde sürrealizmi ve fantastikliği işlemek kitabın içinde mükemmel bir cesaret örneğidir. Ve bugüne kadar belki de yazılan en güzel öykülerden biridir. Bu öyküyü okuduktan sonra aklınıza gelecek ilk isim Edgar Allan Poe  olacaktır.

Burada özellikle iki öykü üzerinde durmak istiyorum. İlki, ilk öykü olan “Aylak Köpek”, ikincisi ise “Taht-ı Ebu Nasr”... Yukarıda da belirttiğim gibi “Taht-ı Ebu Nasr” bir fantastik öykü olmakla beraber içinden somut imgeler ve reel kavramlardan beslenerek, diğerlerine nazaran daha aksiyonlu ve daha derinlikli bir niteliğe sahip. Bunu hem somut kavramlar üzerinde reel olarak hem de işlediği konu itibariyle sürrealist fikirlerin devamı olarak görebiliriz.
Arkeoloji ve ölü diller uzmanı Doktor Warner ve iki arkadaşı; Gorest ve Freeman Taht-ı Ebu Nasr tepesinde kazı çalışmalarını yaparlar. İlk başlarda her şey normal gibi görünse de sonrada aslında normal olan her şeyde bir anormallik başlar. Bunun başlangıcı da Simuye’nin lahdinin bulunmasıdır. Simuye mumyalanmış şekilde lahitte duruyor. Kazı ekibi daha önce yapılan kazılarda rastlanan tünelde bir varağın içinde Pehlev dilliyle yazılmış bir vasiyetname buluyorlar. Bu vasiyetnamede Simuye’nin neden mumyalaştırıldığı ayrıntısıyla anlatılır. Temel neden Simuye’nin çocuğunun olmadığı için eski eşini terk edip Horşid diye çok güzel bir kadına aşık olmasıdır. Eski eşi bir büyücüden yardım alarak kocasını yalancı ölümle cezalandırır ve onu geri diriltecek tılsımı da vasiyetnameye yazar. Doktor Warner tüm bu sırları çözerken Gorest akşam eğlencesi için üç kadın ayarlar ve bunların içinde Simuye’inin aşık olduğu Horşid’e çok benzeyen bir kadında bulunuyor -hikayenin burasına kadar soluksuz okuyabileceğiniz diyaloglar ve ayrıntılar olduğunu da eklemekte fayda var- öykü Warner’in tılsımı çözüp Simuye’nin dirilmesi ve Gorest’in getirdiği üç kadından Horşid’e- kadının gerçek ismi de Horşid olduğunu belirtelim- benzeyenin yakasına yapışıp orada küller haline dönmesiyle sonların. Tabi bu sonlama biraz trajik bir şekilde bitmesi okuyucuyu sarsabiliyor. Öykü kitabının içindeki tüm tılsımlar bu sonda saklı olduğunu ve tüm öykülere egemen olduğu da muhakkak. Yazarın en uzun öyküsü olmakla beraber yazarın daha önceki yazdığı tüm öykülerinden daha canlı ve tempolu olduğunu söyleyebilirim.
“Aylak Köpek” hikayesinde ise; Pat adında bir köpeğin sahibinin elinden kaçıp bir dişi köpeğin peşine takılması ve sonrada yaşadıklarını, insanların Pat’a karşı davranışlarını ve Pat’ın acı dolu sonunu, sade bir dille ve ağır bir tempo içerisinde anlatmaktadır. Belki de ilk defa bir köpekle empati yapacaksınız. İhanetti, şehvetti, sadakati bir köpeğin yaşadıklarıyla, bu derece ustalıkla işlemek Sadık Hidayet gibi usta kalemlerin işi olsa gerek. Bir daha belirtmekte fayda var; yazarın tüm metinlerinde olduğu gibi varoluşçuluktan kaynaklanan bulanımlar ve sorgulamalar bu hikayelerde de kendini gösteriyor. Özelikle “Çıkmaz” ve “Karanlık Oda” öykülerinde bunu açıkça görebiliyoruz. Tüm öykülerinde insanları taşlamaktan ve yermekten uzak durmasa da sonlarının kötü bitmesini tercihlere bağlamaması bir nebze de olsa insanlardan bağımsızlaştırıyor kitabı. Tabi arkasında soru işaretleri bırakarak.

Bu kitaptaki tüm öykülerde göze çarpan en önemli kelime; “ölüm” kelimesidir. Dikkatli okuyan her okur bu yedi öyküde ölümün ayak seslerini duyabilir. Ve açıkçası ürpermiyor da değil. Bunu ister yazarın ölüme bakışına bağlayın ister sadece bir kurgu diyin ama ben daha çok yazarın ölüme bakışına bağlıyorum, şu cümle de kanıtlar nitelikte; “Yaşam denilen şey aldatıcı bir aldatmadan başka bir şey değildi”. Aslında Sadık Hidayet tüm kitaplarında işlediği menhus kelimelerden biri… Yazıyı çokta uzatmadan ve son zamanlarda okuduğum en güzel öykü kitabı olduğunu belirterek, birkaç alıntıyla bittirelim.

“Allah rızası için dövüyorlardı. Mezhebin lanetlediği, yedi canlı, pis bir köpeğe eziyet etmek çok doğal geliyordu onlara.”
“Yaşam denilen şey aldatıcı bir aldatmadan başka bir şey değildi”
“Herkesin bildiği şeyler bir yerde yenilgiye uğruyorsa, bunların şüphe ve tebessümle karşılanması doğaldır”
“…Çünkü bugün insanoğlu kendini beğenmişliğiyle doğaya inanmaz olmuştur”
“Mağrur insan kendi bilgilerini belde sayıyor ve doğa olaylarının kendi formüllerine göre gerçekleşmesini istiyor”

“Ben hiçbir zaman başkasının zevkine ortak olmadım. Ya katı bir duygu, ya mutsuzluk duygusu engel oldu bana. Yaşam derdi, yaşam güçlüğü. Bütün sorunların içerisinde en büyüğü insanlarla uğraşmak. Kokuşmuş toplumun şeri, yiyecek giyecek belası, bunların hepsi, durmadan gerçek varlığımızın uyanmasına engel oluyorlar.”

silaes 
14 Haz 2016, Kitabı okudu, 2 günde, Beğendi, 9/10 puan

Birbirinden bağımsız gibi görünüp, aynı yola çıkan yedi ayrı hikayenin bulunduğu bir kitap. Karanlık Oda, Çıkmaz ve Aylak köpek isimli hikayeler diğerlerinden sıyrılarak daha çok beğenimi topladı.Hikayelerin kısa olması, kısa bir zamanda güzel bir kitap okumanızı sağlayacak.

İlk Sadık Hidayet kitabım. Fars edebiyatına karşı bir sempati beslemiyorum fakat Sadık Hidayet hoş bir yazar. Hikayelerini bazen ürkütse de oldukça güzel.
Hikayelere gelince:
Aylak Köpek beni çok üzdü. Dışlanmış ve zavallı bir canlı olmak dünyamızın maalesef büyük bir sorunu. Vicdan muhasebesi yapamayanlar için özellikle.
Kerec Don Juanı Avrupai romanlarla dalga geçen bir hikaye. Hem eğlendiriyor hem de o filmlerdeki hafif meşrep kızlara ve ahlaksız erkeklere duyduğumuz iğretiyi arttırıyor.
Çıkmaz ise çok büyük bir iç hesaplaşması gibi geldi bana. Ve kader tabii ki. Ne kadar değiştirmek istersen iste hiç ummadığın anda elinde olmayan bir sebeple olaylar gerçekleşir.
Katya hikayesine ne demeli bilmiyorum. Gülsem mi ağlasam mı tarzda bir şey olmuş bu. ^^
Taht-ı Ebû Nasr; işte en sevdiğim birazcık da ürktüğüm hikaye bu oldu. Bu hikaye hem çok yerel, hem olağanüstü ögelerle süslü. Bizim de çokça duyduğumuz büyü işleriyle alakalı fakat bu biraz daha profesyonel.
Tecelli, bu bana Zweig’in Korku’sunu hatırlattı. Aynı zamanda Sadık Hidayet’in Freud’dan beslendiği yerler olduğu çok açık. Bu yüzden de gözümüzde olayları canlandırmakta zorlanmıyoruz.
Karanlık Oda, bu da Sartre, Dostoyevski ve Camus arası bir konu. Topluma yabancılaşan bir adam üzerine ilerliyor hikaye.^^

Bahar Erdal 
03 Ağu 2015, Kitabı okudu, 9/10 puan

Sadık Hidayet'in öykü kitabı. İçinde 7 ayrı öykü yer alır. Kitaba adını veren Aylak Köpek isimli öyküsü, bitince farkına vardığınız garip bir içe işleyişe sahip. Sanki bir yol bulup içinizde yer ediniyor kendisine. Yazgı teması ise hep hissediliyor zaten Sadık Hidayet kitaplarında. Olacaktan asla kaçamıyorsun. Karamsar, karanlık, çözümsüz, açmaz bir tablo. Kusursuz bir çile...

KubraYSN 
 15 Mar 2016, Kitabı okudu, Puan vermedi

Daha dün bir arkadaşıma masal dinlemek istiyorum demiştim.Tam anlamıyla masal olmasada,içinde devler,periler,büyülü köşkler,cadılar,sihirbazlar olmasada benim kalbimde masal etkisi bıraktı diyebilirim.Bazılarından otursanız uzun uzun romanlar bile çıkarabilirsiniz belki,bazıları çok olmayacak yerde kesilmiş,bazıları öyle bir son yapmış ki takdir etmeden geçemiyorsunuz.Anlayacağınız her okuyana hayal gücüne göre farklı anlamlar katacak bir kitap.

M.Ali BARAN 
13 Eki 2015, Kitabı okudu, 5 günde, Beğendi, 8/10 puan

İran edebiyatının önemli kitaplarından birisi. yedi öyküden oluşmakta olup, Sadık Hidayet okurlarına tavsiye edilir keyifle okuyacağınız bir eser.

_yeliz_ 
04 Oca 2016, Kitabı okudu, Beğendi, 8/10 puan

Önce Kör Baykuş hemen ardından Aylak Köpek... bir solukta okunuyor her ikisi de.. Yazarın kitaplarındaki karamsarlık kendinize bile itiraf edemediklerinizi açığa çıkarıyor.. Ayrıca kitaplarındaki kadın düşmanlığı ve hayatı,yaşamayı sevmemesi dikkat çekici.. Tavsiye edilir..

2 /

Kitaptan 45 Alıntı

Murat Sezgin 
 15 Kas 2016, Kitabı okudu, 7/10 puan

Şu dünyadaki soysuz insanlar başkalarının mutluluğunu bozup avare etmekten zevk alıyorlar!

Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 72 - YKY)Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 72 - YKY)

İyileşmesi yıllar süren yara yine açıldı. Dünya gözünde karardı, durgun bir ses perdesi çekildi önüne ve bu perdede silik, elem verici bir manzara oluştu.

Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 32)Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 32)

Ölüm sesine kulaklarını tıkıyorlar, kendi kişiliklerini hayatın hayhuyu arasında yok ediyorlar!

Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 81)Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 81)

"Ben hiçbir zaman başkalarının zevkine ortak olmadım. Ya katı bir duygu, ya mutsuzluk duygusu engel oldu bana. Yaşam derdi, yaşam güçlüğü. Bütün sorunların içinde en önemlisi insanlarla uğraşmak. Kokuşmuş toplumun şerri, yiyecek giyecek belası, bunların hepsi durmadan gerçek varlığımızın uyanmasına engel oluyorlar. Vaktiyle onların arasına karışmıştım; başkalarını taklit edeyim dedim. Baktım, soytarıya dönmüşüm. Adına zevk dedikleri her şeyi denedim; gördüm ki başkalarının zevki bana yaramıyor. Her yerde, her zaman yabancı olduğumu hissettim. Diğer insanlarla aramda en ufak bir ilgi dahi yoktu. Başkalarının yaşam tarzına ayak uyduramazdım. Kendi kendime derdim ki hep: Bir gün toplumdan kaçacağım; bir köyde, gözden ırak bir yerde kendi köşeme çekilip yaşayacağım. Ama inziva hayatını şöhret için istemiyordum. Kendimi birinin düşüncesine mahkum etmek, birinin taklitçisi olmak değildi istediğim. Nihayet zevkime göre bir oda yapmaya karar verdim. Sadece kendimin bulunacağı, düşüncelerimin dağılmayacağı bir yer."

Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 80)Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 80)
silaes 
 14 Haz 2016, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Bilmiyorum, neden bunca kız taş yürekli delikanlılara kanarlar? Bu hal öbür kızlara da ibret olmaz.

Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 27 - yky)Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 27 - yky)
silaes 
14 Haz 2016, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

İnsanların hile hurda dolu dünyasından hayvanların içten, kayıtsız ve çocukça dünyalarına sığmınıştı adeta.

Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 31 - yky)Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 31 - yky)
Mine Can 
27 Ağu 2015, Beğendi, 7/10 puan

Nedendir bilmem, bazıları daha ilk karşılaşmada, halk tabiriyle, can ciğer kuzu sarması olurlar. Birbirlerini hiçbir zaman unutmamak için bir kere tanışmaları yeter. Bunun bir de tersi var. Bazıları da birkaç defa tanıştırılmalarına, yollarının hayatta birçok kez kesişmesine rağmen daima kaçarlar birbirlerinden. Aralarında kaynaşma olmaz. Sokakta rastlaşsalar birbirlerini görmezden gelirler. Ne dostturlar, ne düşman. Şimdi bu özelliğe sempati ve antipatİ diyorlar. Kişilerdeki manyetik çekimin ve haleti ruhiyenin etkisidir diyorlar. Enkarnasyona inananlar daha da ileri giderek bu kişilerin önceki hayatlarında birbirlerine dost ya da düşman olduklarını, bu yüzden birbirlerine yaklaştıklarını ya da düşman kesildiklerini iddia ediyorlar. Ancak bu varsayımların hiçbiri bu bilmeceyi kolay kolay çözeceğe benzemiyor. Bu ani cazibenin ne ruhsal hasletlerle bir ilgisi var ne cismani meziyetlerle.

Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 19)Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 19)
Mine Can 
27 Ağu 2015, Beğendi, 7/10 puan

Hepimiz farkında olmadan kendimizden söz ederiz. Hatta yabancı olduğumuz konularda kendi duygularımızı, gözlemlerimizi başkasının ağzından söyleriz. İşin en zor yanı, kişinin her şeyi olduğu gibi söyleyebilmesidir.

Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 82)Aylak Köpek, Sadık Hidayet (Sayfa 82)
5 /