Baudolino

7,1/10  (17 Oy) · 
51 okunma  · 
9 beğeni  · 
844 gösterim
Zeki ve dile kabiliyeti olan bir oğlan çocuğu Baudolino, onu yaratan ve beş dili ana dili kadar iyi konuşan Umberto Eco'ya benziyor. Amerika'da bu ay yayına giren kitabın kahramanı Baudolino, Eco'nun aklına 1960'lı yıllarda takılmış. "Bu sihirli palyaço sonunda Baudolino adlı romanımda hayat buldu," sözleriyle kahramanına duyduğu tutkuyu ifade eden Eco, Baudolino'ya "yalancı" denilemeyeceğini, yalancıların şimdiki zaman ve geçmiş hakkında yalan söylediklerini halbuki Baudolino'nun gelecek hakkında yalan söylediğini, bu açıdan ancak öngören bir dahi olabileceğini savunuyor.

Dile olan kabiliyeti ve konuşkanlığı sayesinde kısa sürede İmparator Frederick'in beğenisini kazan Baudolino, kendini Doğu'nun ötesinde cennetten farksız olduğu söylenen bir krallığın yolunda bulur. Hikâyesine, babasının intikamını almak için ilk kez elini kana buladığını iddia ederek İstanbul eteklerine kapaklanır vaziyetteyken başlar Baudolino. Dildeki becerisini bir türlü yazıya aktaramaz: "Allah kahretsin equus muydu yoksa equum muydu," diye söylene söylene, pek çok kelimenin üzerini çizerek devam eder hikâyesine. Konuşurcasına bir hızla... "Mamma mia, hainlerin niyeti beni öldürmekti!" gibi nidalarla.

Hayatının büyük kısmını "mükemmel bir dil arayışına" adayan Eco'nun yarattığı kahramanın yazma serüveni bu çalışmasının bir sonucu. Mükemmel bir dil ütopyasını olduğu kadar mükemmel bir ülke ütopyasını da irdeliyor Eco yeni romanında. Prester John hikâyesi romana bu yüzden karışmış: "Ütopyaların tarihi işlevi, insanların ütopyayı bulma ya da yaratma arzusu olmuştur. Thomas More'un ideal siyasi düzeni ya da Ponce de Leon'un gençlik çeşmesi buna örnektir. Portekizliler Prester John'un krallığı hayali ile yola çıkıp Etiyopya'yı buldular - Afrika'nın ortasında bir Hristiyan cenneti. Prester John'u bulduk dediler. Sonra uzun süre imparatoru Prester John olarak isimlendirdiler. Ama o kadar heyecan verici olmadı. Çünkü orada yaşayan zavallılar çok fakirdi. Aradılar, buldular ve ilginç olmadı... Şimdi ütopya artık bir yer değil, çünkü keşfedilmeyen bir yer kalmadı. Siyasi sistemler açısından son ütopya 'Marksizm'di diyebiliriz. Ama küçük ütopyalar mevcut. Waco, Bin Laden'in ütopyası türünden. Hitler'in ütopyası vardı. Pasifist hareketlerdeki ütopyadan bahsedebiliriz. Evrensel barış arayışı da muhtemelen bir ütopyadır. Yani ütopyaları gerçekleştirmenin peşine düşen insanlar hâlâ mevcut. Küreselleşmeye karşı harekete ütopya diyebiliriz mesela. İyi ütopyalar dahi tehlikelidir. Thomas More bize mükemmel bir toplum ütopyası vermiştir, kitabını okursanız yaptığı şey tümüyle Stanilizm'dir. Öyle bir toplumda yaşamak dehşet vericidir... Prester John mektubu da bir ütopya metniydi. Onu bir araç olarak kullandım."

22 Ekim 2002 Salı, Milliyet Kültür ve Sanat
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2003
  • Sayfa Sayısı:
    544
  • ISBN:
    9786051110097
  • Orijinal Adı:
    Baudolino
  • Çeviri:
    Şemsa Gezgin
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Ahmet Yavilioğlu 
 25 Kas 22:55, Kitabı okudu, 5 günde, 9/10 puan

Önceki Günün Adası romanıyla,bir romandan beklenebilecek her şeyi bana vermiş olan Umberto Eco'nun ikinci bir romanını okumaya karar verdim.Nitekim başlarda bana ilk okuduğum kitap kadar etki etmedi.Ama olaylar ilerledikçe ortaçağda 1100'lü yıllarda Baudolino ile Don Quijote misali serüvenlere çıktıkça üstadın yine beni entelektüel hazların doruğuna ulaştıracağını anladım ve romanın keyfini sürdüm.Tarihi,coğrafi olayların yoğunluğu,romandaki karakterlerin fazlalığı yer yer zihnimi bulandırsa da biter bitmez kararımın ne kadar doğru olduğunu;ağır bir romanın zihnimi nasıl açtığını gördüm.

Roman Ortaçağ'da Baudolino adlı bir Romalının Konstantinopolis yani İstanbul'da Niketas adlı bir tarihçiyle karşılaşıp,hayatını kurtarıp ona anlattığı serüvenlerden oluşuyor.Baudelino küçük yaşlardan itibaren mitoman derecesinde yalancı biridir.Etrafındakilerin ona ne kadar kolay kandığını gördükten sonra genelde onların iyiliği için yalanlar söyler ve yalanları sayesinde sürekli serüvenlerin içinde bulur kendini.Öyle ki öz babasının şarap çanağını bile hristiyan dünyasına İsa'nın kupası diye tanıtıp,doğuda hayali bir Johannes Rahibi'nin ülkesine götürüp Hristiyan dünyasının lideri olma hususunda manevi babası Roma imparatorunu bile kandırıp peşinden sürükler.Hatta rahip Johannes adına imparatora bir mektup yazıp sonra o mektuba kendisi bile inanır.Ve yıllarca peşine taktığı insanlarla bazen trajedik,bazen komik,bazen enteresan olaylarla ömrünü tüketir.Ve hazin aşk maceraları yaşar.

Olayların kemiğini anlattım yalnızca spoiler vermemek adına.İdeolojisine geçecek olursam bize Ortaçağ Avrupası'nın mezhepsel ayrımlarını,iç savaşlarını sanki o günlerde yaşamış,o havayı solumuşçasına bizlere ustaca yaşatıyor Eco.Alttan alta kendi düşüncelerini de vermeyi unutmuyor.Zira ikinci romanında da her şeyin tek tözden meydana geldiğini yine alttan alta okuyucu bilincine işliyor.Herkesin tanrının bir parçası olduğunu yaratılan her şeyde onun bir yansıması olduğunu söylüyor.Bana tasavvuftaki vahdet-i vücut inancını hatırlattı.Aslında temelde panteizm diye adlandırılan bu görüş tanrının kişileştirilmesine karşı çıkar ve her şey de bir tanrı parçası olduğunu kabul eder.Bu görüşleri Hipatia adlı bir kızın ağzından verir ama temel ideolojinin bu olduğunu düşündüm.Çünkü genel anlamda hristiyan dünyasının ayrılıklarına gerçekçi ve gizli bir eleştri var.Onun dışında freudiyen bir bakış açısı yakaladığımı düşündüm romanda.Baudelino'nun üç kez aşık olmasının,aşık olma şekillerinin Freud'un bahsettiği çocuksu aşk,eril aşk ve olgun aşk çeşitlerini sırasıyla gördüm.Psikanalizin göstergebilimsel taraflarını dikkate alacak olursak bir göstergebilimcinin psikanalizi savunmasını yadsıyamayız.Ayrıca mitomani hastalığını tüm hatlarıyla gözler önüne seren Eco bu anlamda da başarılı bir yapıt ortaya konmuştur.İnsanların doğrulardan çok yalanlara,gerçekçilikten çok sürrealist olaylara inanma konusunda daha istekli olduğunu ortaya koymuştur.Ayrıca insanların ne kadar kolay manipüle edilebileceğini,savaş psikolojisini,sosyolojisini ve sanatını da...Kısacası kitabı yeni bitirmenin verdiği bir kafa karışıklığıyla aklıma ilk gelenler bunlar oldu.Her yönden tatmin edici,zor bir roman okumak istiyorsanız,bir saniye bile beklemeyin.Özellikle Don Qujote'i okumuş ve beğenmiş olanlar bu eseri de beğenceklerdir.Eco'nun her bölümün başındaki serüven başlığı koyması okuduğunuzda sizde de bir Cervantes figürü canlandıracaktır.Tabi yalanlarına kendi inanan ve bilgeliğe doğru ilerleyen Baudolino da Don Kişot'u zihninizde canlandırabilir...
Okuyan herkese teşekkürler...

Bahar Acar 
18 Mar 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

İlk birkaç sayfasından sonra biraz ağır gitse de yaklaşık 250'den sonra yeniden kaptıyorsunuz kendinizi. Batı tarihi, şehirlerin yıkılışı-kuruluşu, Haçlılar, Batı'nın gözünde Doğu'nun masalsı atmosferi, fantastik yerler, yaratıklar... bi yalancının dilinden dinliyoruz hikayesini ya da "Kendini bu dünyadaki tek tarih yazarı sanma. Er ya da geç Baudolin'dan daha yalancı biri çıkıp onu anlatacaktır."
hamiş: Romana haksızlık eden bi kitap kapağı var maalesef.

Yasin YALÇIN 
 15 Oca 14:16, Kitabı okudu, 27 günde, Beğendi, 7/10 puan

Keyifle okudum. Bazı bölümlerde gerek karakter çokluğundan, gerekse hikayenin çok farklı yerlere uzamasından kaynaklı olarak kafanız karışıyor. Daha önce hiç okumadığım bir yazarın bu kitabının kalın olması ilk başta gözümü korkuttu. Ama akıcılığı sayesinde hızlıca bitirdim.
Umberto Eco bu kitabında çok farklı bir konuyu ve karakteri ele alıyor. Kitap boyunca, Baudolino kendi hikayesini, Latinlerin İstanbul'u yağmalaması sırasında hayatı alt üst olan ve canını kendisinin kurtardığı Bizans soylularından Niketas'a anlatır.
Baudolino iyi olduğunu düşündüğü amaçlar uğruna yalanlar söylemekten çekinmez. İmparatoru ve manevi babası Friedrich'e, arkadaşlarına, halkına ve diğer insanlara... Doğuda, uzak topraklarda yaşayan Rahip Johannes'in krallığına ulaşma hayaliyle yaşayan kahramanımız, bu amaç uğruna düzenbazlıklar yapmaktan geri kalmaz. Roman sürpriz bir sonla biterken Baudolino kendi hikayesini anlatmayı da bitirir. Aynı zamanda bir tarih yazarı olan Niketas, Baudolino'nun anlattıklarını kullanmak ister. Ama herkese yalan söyleyen Baudolino'nun anlattıkları aslında ne kadar güvenilirdir ki?

Kitaptan 8 Alıntı

Bahar Acar 
18 Mar 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

"Tüm aşıklar gibi Baudolino da kibirli olmuştu, tüm aşıklar gibi sevdiğiyle ortak sırlarının tadını herkesten sakınarak çıkarmak istediğini yazıyor, ama aynı zamanda tüm dünyanın mutluluğunu bilmesini ve onu seven kadının dayanılmaz sevimliliğine şaşırmasını istiyordu."

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 89 - Doğan Kitap, 2. baskı)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 89 - Doğan Kitap, 2. baskı)
Bahar Acar 
18 Mar 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

"Hayat, kaçan bir düşün gölgesinden başka nedir ki?"

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 366 - Doğan Kitap, 2. baskı)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 366 - Doğan Kitap, 2. baskı)
Bahar Acar 
18 Mar 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

"Savaş böyledir babam Galiandonun dediği gibi büyük çirkin bir hayvandır."

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 18 - Doğan Kitap, 2. baskı)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 18 - Doğan Kitap, 2. baskı)
Bahar Acar 
18 Mar 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

"İmparatorlar da insandır ve tarih onların zayıflıklarının da tarihidir."

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 304 - Doğan Kitap, 2. baskı)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 304 - Doğan Kitap, 2. baskı)

"Ah, kendine iyi bak, çünkü sende benim iyiliğim, sende umudum ve huzurum var..."

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 89 - Doğan Kitap)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 89 - Doğan Kitap)
Yasin YALÇIN 
12 Oca 17:05, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 7/10 puan

Şimdi, başlangıcı olmayan ve binlerce nehre dökülen, asla kurumayan bir kaynak düşünmeye çalış. Kaynak hep sakin, serin ve duru, oysa nehirler değişik noktalara doğru gidiyor, kumla karışıp bulanıklaşıyor, kayalar arasında sıkışıp boğuluyor, bazen de kuruyor. Nehirler çok acı çeker, biliyor musun? Bununla birlikte nehirleri ve en çamurlu akarsuları oluşturan sudur ve bu gölle aynı kaynaktan çıkar. Bu göl bir nehirden daha az acı çeker, berraklığı içinde, doğduğu kaynağı daha iyi hatırlar, böcek dolu bir bataklık gölden ve bir akarsudan daha fazla acı çeker. Ama bir biçimde hepsi acı çeker, çünkü geldiği yere geri dönmek ister, ama nasıl yapılacağını unutmuştur.

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 444 - Doğan Kitap)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 444 - Doğan Kitap)
Recep ÇOBAN 
19 Eki 14:06, Kitabı okudu, Puan vermedi

Bir yerlerde, aranacak yüce bir olay olduğunu bilmesem, hayatımın ne anlamı olur?

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 106 - Doğan kitap)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 106 - Doğan kitap)
Emre Yılmaz 
01 Eki 17:36, Kitabı okudu, Puan vermedi

Meyhane şiirinin kaderi ağızdan ağıza aktarılmasıdır, söylendiğini işitmek mutluluktur ve kendi ününü artırmak için bunu gösterip caka satmak bencilliktir.

Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 95)Baudolino, Umberto Eco (Sayfa 95)