Bilginin Arkeolojisi

7,5/10  (2 Oy) · 
4 okunma  · 
1 beğeni  · 
582 gösterim
1926 yılında Fransa'nın Poitiers kentinde doğan Michel Foucault hem düşünceleri hem de yaşantısıyla kendisini özgürlüğe adamış bir filozof, bir eylem insanıdır. Belki de onu anlamanın en doğru yolu söyleşilerde kullandığı şu ifadelerdir: "Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır"; "oyun ancak sonunda ne olacağını bilmediğin zaman oynamaya değer olur"; "kitaplarımın her birisi benim yaşam öykümdür".

Foucault hem kendisinin hem de başkalarının herhangi bir kategorik çerçevenin içine yerleştirilerek nitelenmesinden ya da yargılanmasından son derece rahatsızlık duyardı mutlaka ama yine de onu anlatmaya giriştiğimizde bulabileceğimiz en uygun sıfat yine kendisinin kullandığı Düşünce Sistemleri Tarihçisi olacaktır.

Foucault'nun düşünce hayatına bütünüyle egemen olan üç ana kavram vardır. Çözümlemelerinin "düşünce sistemleri"ne ilişkin olanları arkeoloji, "iktidar biçimleri"ne ilişkin olanları genealoji, "kendine özen gösterme"ye ilişkin olanları da etik ile belirlenen üç dönemde yapılır. Foucault için Klâsik olan XVII. ve XVIII. yüzyıllar ile Modern olan XIX. ve XX. yüzyıllarda, bu dönemlere ilişkin oluşumları hem teorik hem de pratik alanlarında yöneten epistemelerin farklı olması nedeniyle, farklı biçimlerde görünen ve incelenen aynı pozitifliklerin (hayat, emek, dil) bilgisi hakkında gerçekleştirilen derinlemesine bir çözümleme yönteminin adıdır Bilginin Arkeolojisi. Bu çözümleme yöntemi, onun alt başlığı "psikiyatrinin arkeolojisi" olan Klâsik Çağda Deliliğin Tarihi, alt başlığı "tıbbî bakışın arkeolojisi" olan Kliniğin Doğuşu ve yine alt başlığı "insan bilimlerinin arkeolojisi" olan Kelimeler ve Şeyler adlı eserlerinde uygulanmıştır. Adı geçen eserlere egemen olan arkeoloji ile Foucault bir disiplini değil, bir araştırma alanını göstermek ister.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2011
  • Sayfa Sayısı:
    256
  • ISBN:
    9789755396255
  • Orijinal Adı:
    L'archeologie du savoir
  • Çeviri:
    Veli Urhan
  • Yayınevi:
    Ayrıntı Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 2 Alıntı

Süreksizlik, kopukluk, eşik, sınır, seri, dönüşüm kavramlarının oyuna sokuluşu, her tarihsel çözümlemede, prosedür sorunlarını değil yalnız, teorik problemleri de ortaya koyuyor. Onlar burada incelenecek olan problemlerdir (davranış problemleri en yakın empirik incelemeler sırasında göz önüne alınacak; en azından eğer bu incelemelere girişmek için bana fırsat, arzu ve cesaret gelirse). Bununla birlikte onlar ancak özel bir alanda göz önüne alınacaklar: sınırları o denli belirsiz, fikirlerin, düşüncenin, bilimlerin, veya bilgilerin tarihi adı verilen muhtevaları içinde o denli istikrarsız olan bu disiplinlerin içinde.

Bilginin Arkeolojisi, Michel FoucaultBilginin Arkeolojisi, Michel Foucault

Tarihin bu bilgi-kuramsal değişimi bugün henüz tamamlanmış değildir. Bununla birlikte, hiç kuşkusuz bu değişimin ilk anını yeniden Marx'a çıkarabildiğimize göre, o düne ait değildir. Fakat bu değişmenin etkilerini göstermesi uzun zaman aldı. Günümüzde, özellikle düşünce tarihi için, çok daha yeni başka dönüşümler -dilbilim dönüşümleri örneğin- yazıldığı halde, bu değişim ne yazıldı ne de düşünüldü. Önsanların kendi fikirlerini ve kendi bilgilerini anlattıkları bu tarihin içinde süreksizliğin, serilerin, sınırların, birliklerin, özel düzenlerin, otonomilerin ve farklılaşmış bağımlılıkların genel bir teorisini oluşturmak, sanki özellikle zor olmuştu. Başlangıçları araştırmaya, öncüllerin çizgisini sonsuzca geriye götürmeye, gelenekleri yeniden kurmaya, evrim eğrilerini izlemeye, gayelilikleri yansıtmaya, ve sürekli olarak hayatın metaforlarına başvurmaya alışık olduğumuz yerde, sanki, farkı düşünmede, mesafeleri ve dağılmaları betimlemede, kimliğin güven verici biçimini ayırdetmede özel bir isteksizlik gösteriliyordu. Daha doğrusu, şu eşik, dönüşüm, bağımsız sistem, sınırlı seri kavramları hakkında -gerçekten tarihçiler tarafından kullanıldıkları gibi- teori oluşturmada, genel sonuçlar elde etmede, hatta mümkün olan bütün sonuçları türetmede sanki güçlük çekiliyordu. Başkayı kendi düşüncemizin zamanı içinde düşünmekten sanki korkuyorduk.

Bilginin Arkeolojisi, Michel FoucaultBilginin Arkeolojisi, Michel Foucault