Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü

8,5/10  (100 Oy) · 
234 okunma  · 
83 beğeni  · 
2.204 gösterim
Stefan Zweig'ın psikolojiye ve Sigmund Freud'un öğretisine duyduğu ilgiyi yansıtan Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı yapıtlarını bir araya getirdiğimiz bu kitap, yazarın öykü sanatındaki olağanüstü becerisini gözler önüne seriyor. İnsan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan tutkuyu olanca canlılığıyla dile getiren öyküler bunlar. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, duygularının peşinden korkusuzca giden bir kadının apansız yön değiştiren yaşamını konu ediniyor. Bir Yüreğin Ölümü ise, ruh ikizini Lev Tolstoy'un unutulmaz kahramanı İvan İlyiç'te bulduğumuz yaşlı bir adamın ailesinden ve yaşamdan uzaklaşmasını öykülüyor.

Düşsel ve tarihsel karakterler üzerine yazdığı biyografilerinde olduğu kadar öykülerinde de karakterlerini kendine özgü derin, incelikli ruh çözümlemeleriyle betimleyen Zweig'ın bu kitapta buluşturduğumuz iki uzun öyküsü, edebiyat tarihinde Freud'un çözümlediği yapıtlar arasında yer alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2012
  • Sayfa Sayısı:
    126
  • ISBN:
    9789750710551
  • Orijinal Adı:
    24 Stunden Aus Dem Leben Einer Frau / Untergang Eines Herzens
  • Çeviri:
    Gülperi Sert
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Beyza Yuksel 
22 Eki 2015, Kitabı okudu, 1 günde, Beğendi, 10/10 puan

Stefan Zweig iki müthiş öyküden oluşan bir kitap sunuyor bizlere. İki öykü de o kadar etkileyici ve o kadar sürükleyici ki başlamamla bitirmem bir oldu.
İlk hikaye olan Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, bir kadının yıllar boyunca içinde taşıdığı bir kez daha anlatıp artık geçmişin sayfalarına bırakmak istediği bir hikayeden oluşuyor. Yazar tutku insanı ne hale getirir, insana neler yaptırır tüm gerçekliğiyle anlatmış. Kendinden vazgeçmiş bir adamı ölümün kıyısından çekip çıkaran, sonra da ona tüm benliğini ona kaptıran bir kadın... Tutkularının esiri olan bir adam...
İkinci hikaye ise yaşlı bir adamın yıllar boyu ailesine harcadığı çabanın boşuna olduğunu görmesiyle yıkılması ve yüreğinin buna daha fazla dayanamaması..
Zweig insan tahlillerini ustaca işlemiş, dersler çıkarılacak bir kitap. Okunmasını kesinlikle tavsiye ederim.

Osman Yüksel 
 22 Tem 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Kitap iki uzun öyküden oluşuyor. Özellikle ilk öykü yani "bir kadının yaşamından 24 Saat" beni çok etkiledi. İnsanlar bazen tutkularının esiri oluyor kimileri bunu 24 saate sığdıriyor kimisi 2 yıl kimisi 4 yıl kimiside bir ömür boyu... Burada bir kadının güçlü tutkuları yüzünden tüm aile ve yakınları terk edecek seviyeye gelmesini müthiş bir dille anlatıyor. Herkese tavsiye ederim...

ihtiyar 
15 Eyl 2015, Kitabı okudu, 3 günde, Beğendi, 10/10 puan

“Bir kadının yaşamından 24 saat” ne kadar güzel bir kurgudur ve bir o kadar da sıcak anlatımdır. Olaylar gelişmeden önce bir yakışıklı gencin yazar tarafından tarif edilmesi, gencin diğer insanlarla diyalogları, nerdeyse tüm kadınların arzulayacağı bir tipi anlatımı ve bir karakterin kusursuzluğunu her ayrıntıyı düşünerek kelimelere dökmesi mükemmeldi. Bir erkek olarak ben de ben de öyleyim demek geldi içimden. Sonra bir den yaşlı bir karaktere dönüyor öykü, yaşlı krakter hikayesini anlatmadan önce, anlatıcı rolündeki yazarımız Zweig ortadan kaybolan, daha doğrusu evli bir kadının genç bir erkekle kaçmasına öyle bir felsefi savunma yapıyor ki öyküdeki tüm karakterler karşı çıkarken ben anlatıcı haklı diyorum. Haklı demekle kalmıyorum gerçek bir tespit diyorum. Yaşlı kadın karakterimiz başından geçen bir 24 saati anlatmaya başlıyor ve biz de okuyoruz. Harika bir anlatım, sanki o otel odasında üçüncü kişi olarak ben de orada oturuyorum. Ve ilginç olan genç adamla kaçan kadını savunan anlatıcımızın ifadelerinin aynısını yaşlı kadın başından geçen 24 saati anlatırken de ben de yaşadım diyor ve "bir an kendimi, her şeyimi verebileceğim duruma geldim" diyerek yazarımızı, onun gibi düşünen beni teyid etmiş oluyordu...
“Bir yüreğin ölümü” bitirdiğimde şöle derin bir iç çektim, sanki bende yaşlı adamla birlikte öldüm. Yıllarca karısı ve kızının mutluluğu için çalışmış bir adamın gerçekten sevilmediğini, kendisinden utanıldığını anlaması ile kendi evine artık hizmetkarların merdivenlerinden girecek kadar karısından, kızından ve çevresinden kendini soyutlaması... Etkileyici bir öykü. Bir çok şeyi düşündürttü bana, kızının kendisini bir erkeğin kollarına bırakmasını ahlaki açıdan yaşlı adamın dilinden değerlendirirken yazar, ben de 19. Yüzyılın başlaarında Avrupa’da da ahlaki değerlere bakışı düşündüm. Bir adamın isteyerek ölüme gidişi; çünkü baştan ona acı veren şeyler artık yaşarken ölmüş yüreğini sızlatmıyordu... Yazarı severim, çok başarılı bulurum, başarılı bulmam tarafsız bakmama engel olabilir. Lakin adam yemiş bitirmiş, mükemmel yazmış...

Doğan Yalçın 
04 Ağu 21:46, Kitabı okudu, 2 günde, Beğendi, 9/10 puan

Gözlerin İhtirası


“SPOT: Zweig “Bir Kadının Yaşamında 24 Saat” kitabıyla hissi ihtirasların doğuracağı sonuçları bizlere tekrar tekrar hatırlatırken, iyisiyle-kötüsüyle bu hislerin bir kadının dünyasındaki izleriyle beraber, izlerin öncesinde ve sonrasında getir ve götürülerini, hiç kuşkusuz sadece bir kadının değil her bireyin iç dünyasıyla, kişiliğiyle ve de hisleriyle verdiği mücadeleyi de sorgulattırıyor. “

Stefan Zweig’in kaleminin gücünü; az çok edebiyatla ilgilenen, kaliteli metinleri takip eden, edebiyat ve yazın dünyasında kendine yer bulmak isteyen hemen hemen herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Yazar hakkında uzun bir ön bilgilendirme kaleme alacaktım ama sonradan vazgeçtim. Bu vazgeçişimin nedeni de Zweig gibi bir yazarın -haklı olarak- çok okunup çok tanınmasıdır. Ben Zweig ile “Satranç” kitabıyla tanıştım ki eminim çoğu edebiyatsever de bu kitapla başlamıştır Zweig’in hayal dünyasında gezinmeye. “Satranç” kitabı hep ilk onumda kendiye yer bulmuştur ve önerdiğim kitaplar arasında yerini daima korumuştur.



Zweig “Bir Kadının Yaşamında 24 Saat” kitabında yine usta kalemini konuşturmuş, metinlerin büyülü dünyasında, karakterlerin ruh hallerindeki değişiminde, bir kadının gözlerindeki ihtirası ve bu ihtirasın müsebbibi olan gözlerin sebebiyet verdiği, bir kadının ruhunda meydana gelen tahribattı bizlere hayal gücünün ufuk çizgisinde sunmuş. Sade, anlaşılır bir dille edebiyat dünyasında bıraktığı derin izlerin sahibidir kendisi.
Yazarın daha ilk sayfadaki cümleleri beni adeta mest etti, tekrar tekrar okumama ve üstünde durup düşünmeye sevk etti. “Çoğu insanın Muhayyilesi zayıftır. Kendilerine dolaysız dokunmayan, keskin ucu, sert bir şekilde duyularına kadar işlemeyen şey, onları hemen hemen hiç harekete geçirmez; fakat gözlerinin önünde vuku bulan, hissiyatlarına temas edecek en ufak bir vakıa bile içlerinde haddinden fazla büyük bir ihtirası ateşler. İşte o zaman, duyarsızlıklarının yerini yersiz ve aşırı bir hiddet alır.(S.11)” Bu sözlerin muhatabı olan bizler tarih boyunca tavrımızda en ufak bir değişime gerek duymamış ve hep bocalayıp durmuşuz ve hala duruyoruz ne yazık ki.

Kitap, tatil için otelde bulunan evli ve iki çocuk annesi olan Henrietten’in aniden, derin duygular içinde başka biriyle kaçıp ortadan kaybolmasıyla bizleri içine alıyor. Yine aynı otelde bulunan anlatıcı, bir yandan çevreyi, insanların birbirleriyle olan ilişkisini incelerken ve bu insanların ortak davranışlarına değinirken, kendisini Henrietten’in kaybolma konusunda Mrs. C ile tartışırken bulur. Mrs. C kendi yaşadığı yirmi dört saatini anlatmadan önce Henrietten’in yaptığının doğruluğunu yanlışlığını tartışır anlatıcıyla. Burada Mrs. C sadece kendi hikâyesini anlatırken, Henrietten’den yolla çıkarak insanların hislerin ani değişimlerine maruz kalışının nelere mal olacağını biz okuyucuya anlatıyor, sonrasında kırgın hislerle bizleri baş başa bırakıyor. Ve aslında bir yandan da anlatıcının Henrietten’İn davranışıyla masumiyet hakkındaki düşüncesini tekrar gözden geçirmesini sağlıyor.

Mrs. C genç adamı bir otelin kumar masasında görür ve görür görmez de içinden bir şeyler kayıp gittiğini hisseder. Acımayla beraber derin bir his içerisinde kendisine yaklaşmaya başlar. Sonrasında bir otelde beraber kalır, bu süre içerisinde kendisini yakından izleme fırsatı bulur. İlk başta Mrs. C ‘in ilk hisleri annenin çocuğuna beslediği hisler olsa da zamanla bu hisler yerini- geçici olmakla beraber- ihtiraslı bir aşka bırakır. Öyle ki kendisini kiliseye götürür, yolcu etmek için kendisine gara kadar eşlik eder, tüm maddiyatı da kendisi karşılar. Kendisine bir miktar para verip yolcu etmeye çalışırken âşık olduğu genç adamın bir kumar müptelası olduğunu unuttur. Bu müptelalık her ne kadar genç adamın sonunu getirse de Mrs. C o sıra bunu düşünemez haldedir, tüm duyuları, hisleri kilitli durumdadır. Mrs. C aslen Polonyalı olan ve Avusturyalı soylu bir aileden gelen, diplomatik kariyer yapması planlamış bu gencin kumar müptelasından kurtarmaya çalışırken, kendi çocuklarını, kariyerini, gururunu yok saymaktadır. En sonunda genç adamla her şeyi geride bırakarak kaçmayı planlar ama treni kaçırmasıyla bu planı suya düşer.
Zweig’in burada kadar kahramanlarına yüklediği görev ve bu görevin doğurduğu kişisel sorumluluklar -hem betimlemeleri hem dilli hem de kişi üzerindeki analizleri ile- bir şahsın değil birden çok sahsın hislerine mağlubiyetini mükemmel bir şekilde kaleme alıyor.

Mrs. C verdiği kararla genç adamın peşinden düşer ve onu yine kumar masasının başında- iç sesleri sayesinde- bulurken tam bir hayal kırıklığı içerisindedir. Genç adam tüm varlığını koyduğu masada, kendisinin yüzüne bakmaz, bakmamakla kalmaz verdiği parayı yüzüne çarpar. Mrs. C o anki ağır hisleri sonraki hayatında etkin bir rol alır ve oradan hüsran içerisinde ayrılır. Nitekim çok sonra genç adamın intihar ettiğini duyar ama içinde en ufak bir acıma hissi duymaz. Bu intihardan sonra sakin bir hayat sürer ve yaşadıklarına sadece kendisi ve hafızası şahitlik eder.

Zweig , “Bir Kadının Yaşamında 24 Saat” kitabıyla hissi ihtirasların doğuracağı sonuçları bizlere tekrar tekrar hatırlatırken, iyisiyle-kötüsüyle bu hislerin bir kadının dünyasındaki izleriyle beraber, izlerin öncesinde ve sonrasında getir ve götürülerini, hiç kuşkusuz sadece bir kadının değil her bireyin iç dünyasıyla, kişiliğiyle ve de hisleriyle verdiği mücadeleyi de sorgulattırıyor.

Usta kalemden sarsıcı ve de psikanaliz nitelikli bir kitap okumak bu sancılı süreçte biraz ağır gelse de kaliteli bir metin okumak iyi geldi. Bu ve benzeri kitaplar edebiyatın, metinlerin varlığını daha da anlamlı kılıyor. Zweig’in zorlamayan dillinin yanında ustaca kurulmuş cümleleri ve bu cümlelerin romanın içindeki şaşmaz ahengi anca bir usta kalem tarafından başarılabilirdi.

haribu 
02 Kas 2015, Kitabı okudu, 9 günde, Beğendi, 10/10 puan

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat:
Hayatımızın dönüm noktası olmaya aday yaşantılarımız vardır ; üzerinden yıllar geçse de sorgulamaya ,farklı bir karar verseydik sonuçları ne olurdu diye düşünmeye devam ettiğimiz,hiçbir anını unutamadığımız olaylar ...

Bu hikayede ;evini,eşini çocuklarını , sadece bir gün tanıdığı bir için terk etme cesaretini gösteren Madame Henriette 'nin ;altmışlı yaşlarındaki Mrs.C.'nin , kırklı yaşlarında yaşadığı ,unutamadığı ve sorgulamaktan vazgeçemediği bir olayı , tanımadığı bir yabancıya anlatmasını ,anlatma cesaretini kazanmasını konu alıyor.
Merhamet duygusu ile yaklaştığı gence farketmeden aşık olan Mrs C.,'nin hiç bilmediği dolu dizgin duygulara kapılmasını okurken hissettiğim heyecan,O'nun için her şeyden vazgeçmek üzereyken karşılaştığı nankörlük ile yaşadığı derin hayal kırıklığı ile hüzne dönüştü.Hele de gencin "Git yanımdan,uğursuzluk getiriyorsun." cümlesinden sonra kadının yaşadığı hezimeti,o yıkımı ben yaşamış gibi oldum...
Kısacık bir hikaye zaten,hemen bitti...Yirmi dört saat işte...Ama her anı dolu dolu ,her anı heyecanlı her anı yaşamaya değer yirmi dört saat...
Öyle insanlar var ki,bi'ömür ; belki yirmi dört saat bile yaşamadan göçüp gidiyorlar.

Bir Yüreğin Ölümü :
Tam da ismine yakışır bir hikayeydi.Ani bir hayal kırıklığı ile başlayan süreci yazar bana an-be-an hissettirdi;öyle ki duygularının yok oluşu,nefes almaktan vazgeçişi...her şeyi tüm umutsuzluğu ,yavaş yavaş nefes almaktan vazgeçişi ve ölümü büyük bir mutlulukla kabullenişini içimde hissettim,sanki ben vazgeçtim hayattan...Çok güzel bir hikayeydi;umutsuzdu ama anlatışı çok etkileyiciydi.

Stefan Zweig ,okuduğum her kitabıyla hayranlığımın arttığı bir yazar.Duyguları o kadar güzel aktarıyor ki okuyucuya,her ne kadar umutsuz ve hüzün dolu olsa da cümleleri,okumak çok keyif veriyor.
Tabii ki bu konuda çevirmenlerin hakkının inkar edilmemesi gerekiyor,mutlaka onların da yorumlamalarıyla eserler bu kadar okunası,duygular bu kadar açık okurlara ulaşıyor.

Bu iki hikayeyi de çok beğenerek okudum,özellikle Bir Yüreğin Ölümü çok etkileyiciydi.

Meyrem KARADENİZ 
15 Mar 11:54, Kitabı okudu, 4 günde, Beğendi, 9/10 puan

Birbirinden etkileyici iki ayrı uzun öyküden oluşan kitapta, Stefan Zweig usta kalemini göz önüne seriyor. İlk öykü; yıllarca anlaşılmayacağı düşüncesi ile kendine sakladığı ve içinde büyüyen 24 saatlik bir zaman diliminde yaşanmış olmasına rağmen etkili bir anı olarak iç dünyasında yer bulmuş bir anıyı, yıllar sonra kendisini anlayacağına kanaat getirdiği biriyle paylaşması anlatılıyor. İkinci öykü, daha çok farkındalığının yıllar sonra iç dünyasında ortaya çıkardığı etki,yazarın her zamanki psikolojik tahlilleriyle anlatılmış. Beğenerek okudum. Kitaplarla kalınız ...

roman güncesi 
02 Mar 11:17, Kitabı okudu, 3 günde, Beğendi, 8/10 puan

Bir solukta okunan stefan zweig kitaplarından biri daha benim kırmızı kedi yayınlarından tek öykü olarak okuduğum Bir Kadının Yaşamından 24 Saat zweig'in daha önce ki kitaplarından ki tarzı yansıtıyor.Yormadan,sıkmadan,keyifle ve dolu dolu ciltlerce kitap okumuş olmanın verdiği doygunluğu yaşatan eserlere imza atıyor.Günlük sıradan hayatı ve halleri adeta bir düş bahçesi hissiyle okuyucuya geçiriyor.

Mâsiva 
23 Ara 2015, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Zweig amcamın okuduğum ikinci kitabı. Kesinlikle harikaydı. Dilinin sade oluşu,gereksiz uzatmalardan kaçınmasını seviyorum.
Kitaptaki iki kısın arasında kıyaslama yapacak olursam kesinlikle Bir Kadının Yaşamından 24 Saat diyorum.
Okumanızı tavsiye ederim.

güzin tanyeri ışık 
04 Şub 12:54, Kitabı okumadı, Puan vermedi

Kitaptaki ilk uzun öyküyü yeni bitirdim. Bu okuduğum ikinci Zweig kitabı. İlk okuduğum kitaptaki (Amok Koşucusu) öykülerle bu kitaptakiler arasında öyküleme tekniği açısından birtakım benzerlikler keşfettim. Bence Zweig insanın kendisiyle verdiği mücadeleyi anlatmayı seçmiş bir yazar. Öykünün konusu ne olursa olsun esas kahramanları da bu mücadelelerdeki asil duruşlarıyla içten içe bir mesaj vermek ister gibiler. Zweig her öyküyü bitirişinde esas kahramanını hemen hemen kutsuyor ve okurun gözünde yüceltiyor. Anlatımında bu sonu tahmin etsek de merak ettirmeyi, bir sonra gelecek olana ilişkin ufaktan ipuçları vererek okuru heyecanlandırmayı bilen bir özellik var.
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat konusu itibariyle okuru can evinden vuracak bir uzun öykü. Ancak ben Madame Henriette’nin işlediği iddia edilen suçun tam bir “tutku suçu” olduğunu hayal ederken, buna koşut kendi başından geçenleri anlatan Mrs.C’nin yaşadıklarına içinden kopup gelen yardım etme isteğini gerekçe göstermesini, bunun sürekli altını çizmesini gereksiz buldum. Nasıl desem, sanki yazar Mrs. C’yi bir tür ahlaki koruma altına alarak, aslında “aklından böyle bir şey yapmak geçmemişti bile” demeye getiriyor, tam da aslında “aklından böyle bir şey yapmanın geçebileceğini”, bunun olabilirliğini anlatmak isterken. Mrs. C’nin kocasının yıllar önce ölmüş olması da bunun bir diğer kanıtı benim gözümde. Madame Henriette kocası ve çocuklarını aşk için terk ederken, Mrs C. zaten yapayalnız, üstelik de aklından böyle bir şey yaşamak asla geçmemiş iyi kalpli bir kadın. Sanıyorum Madame Henriette’in hikayesinin açıklamasını Mrs. C’de değil, Madame Bovary’de bulabiliriz. Onu baştan çıkaran kahraman da Dostoyevski’nin Kumarbaz’ı.
Kitaptaki tek seslilik, yani esas anlatıcı ile Mrs. C’nin olayları öyküleme tarzlarının aynılığı da sanki her şeyi bir kişinin ağzından dinliyormuşuz hissi yaratıyor, (sakın bu kişi Stefan Zweig olmasın :) ), bu da gerçekliği kırıyor açıkçası.
Bir alıntı yaparak bitireyim yorumumu, “Gündüz her şey daha farklı görünür insana.” Syf 49 Bu cümleyi çok beğendim, sanki öyküyü ima ediyor gibi.

Beytullah Ömer DUMLU 
13 Eyl 2015, Kitabı okudu, 1 günde, Beğendi, 9/10 puan

Öncelikle kitabın anlatımı çok derin.Yazar edebi dilini iyi kullanmış.Bazı bölümleri anlayabilmek ve iyi kavrayabilmek için iki defa okudum.Her okuduğumda da farklı anlamlar çıkardım.Kısacası kitap okuyucuyu bağlıyor bir daha okumaya teşvik ediyor.Okumanızı tavsiye ederim.

3 /

Kitaptan 58 Alıntı

"Tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir, çünkü bedenimizin her hücresinde yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür."

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 80)Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 80)
~G. Poyraz~ 
 07 Kas 13:32, Kitabı okudu, Beğendi, 8/10 puan

Fakat rahmetli babam hep derdi: 'Bizim için rahatlık, keyif yoktur, bizler sırtımızdaki yükü mezara kadar taşırız.'

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 87)Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 87)
Bi Poşet Kitap 
01 Haz 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

"Kuşkusuz devletin mahkemesi bu tip olayları benden daha sert değerlendiriyor; onun görevi genel ahlak kurallarını ve gelenekleri acımasızca korumaktır; bu da onun insanları affetmesini değil, yargılamasını gerektiriyor. Kaldı ki resmi kimliği olmayan ben, neden bir savcının rolünü üstleneyim ki: Ben savunmayı tercih ediyorum. İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alıyorum. "

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 23)Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 23)

"Kader yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve kanda içten içe ilerler her zaman. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini savunmaya başlamasıdır ve bu, çoğu zaman beyhude bir savunmadır."

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 87 - Can Yayınları)Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 87 - Can Yayınları)

Elbette onunla yüz yüze gelmek için gereken gücü toplamam gerekiyordu.Zira dün yaşanan her şey karanlıktaki bir burgaçta olmuştu, tıpkı selde sürüklenen iki taşın aniden birbirine çarpması gibi; birbirimizi şahsen tanıdığımız bile söylenemezdi, o yabancının beni görünce hatırlayabileceğinden bile pek emin değildim. Dün olanlar bir rastlantının sonucuydu, bir esriklik, kafası karışık iki insanın çılgınlığıydı; oysa bugün kendimi düne göre daha açık ifade etmem gerekiyordu, çünkü acımasız berrak gün ışığında kişiliğimle, yüzümle, kanlı canlı biri olarak onun karşısına çıkacaktım.

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 44)Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 44)
ihtiyar 
15 Eyl 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Çocuklarımın bana ihtiyacı kalmamıştı, kendimden vazgeçmiştim, belli bir hedefi kalmayan her hayat bir hatadır.

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 56)Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 56)
Büşra 
 22 Nis 21:34, Kitabı okudu, 9/10 puan

Hayal kırıklığı
Uğruna bütün hayatımı bir kenara atmaya hazır olduğum insan için, elinin tersiyle kovalayacağı bir sinek kadar değerim yoktu.

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan ZweigBir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig
ihtiyar 
15 Eyl 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Bizim için rahatlık, keyif yoktur, bizler sırtımızdaki yükü mezara kadar taşırız.

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 95)Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü, Stefan Zweig (Sayfa 95)