Biz Osmanlıyız

8,3/10  (38 Oy) · 
158 okunma  · 
31 beğeni  · 
3.013 gösterim
Osmanlı toplumu, bir "sevgi, şefkat ve yardım toplumu"ydu. Devlet, "hayat ve hayrat devleti", insan "hayrat ve hasenat insanı"ydı.

Osmanlı'da hayat ahirete dönüktü. Ahirete dönük olduğu için de hayatta fuzuli şelere yer yoktu.

Osmanlı İnsanı "kıble yürekli"ydi. Faziletliydi, dürüsttü çevreciydi, medeniydi, nazikti; cihana örnekti. Hede ve gayret sahibiydi. Zaferler ve başarılar hayatın bir parçasıydı.

Osmanlı'da, insan hakları gözetilirdi. Herkes ibadetinde, kıyafetinde, seyahatinde, ticaretinde özgürdü.

Osmanlı'da "güçlü olan haklı" değil, "haklı olan güçlü"ydü. Adalet duygusu, hayatın her alanını kaplamıştı.

Devlet milletle bütünleşmişti. Farklı kültürler, asırlarca barış içinde bir arada yaşamıştı.

Osmanlı, yetiştirdiği "cevher insan"larla dünyaya nam salmıştı.

* * *
Tarih gerçek bir "ibret aynası" ve tam bir "tecrübe tahtası"dır. Ve boşuna yaşanmış bir tecrübeler yığını değildir.

Bugün, geçmişimizden ders almanın ve "yeniden Osmanlı" demenin tam zamanı.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2006
  • Sayfa Sayısı:
    224
  • ISBN:
    9789752691452
  • Yayınevi:
    Nesil Yayınları
  • Kitabın Türü:
Tuncer KAHRAMAN 
21 Haz 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Tarihimizin altın sayfası Osmanlımızı kısa hikayelerle dile getiren eserde yazarın uslubundaki akıcılık ve olaylardaki bütünlük tarihimizi severek okumumızı sağlıyor.Tarih şuuru için okunmalı....

Bekir İstanbul 
24 Ara 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Bir zamanlar süper güç olan Osmanlı Devleti hakkında geniş bir bilgiye sahip olabileceğiniz, gayet akıcı ve basit bir dille yazılmış bu kitabı özellikle gençlerin okumasını tavsiye ederim.

Esma Tezgi 
06 Ara 2014, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Kesinlikle çok güzel bir kitaptı, yazar Osmanlı'yı ve kültürünü çok iyi anlatmış.

Aysun Karaman 
01 Nis 2013, Kitabı okudu, Puan vermedi

gerçekten tarihimizi, tarihimizin inceliklerini sıkıcı olmayan anlaşılır bir dille anlatan harika bi kitap...

Sefa 
03 Tem 17:15, Kitabı okudu, 4 günde, Beğendi, 7/10 puan

Osmanlı padişahları ,İslam ile şekillenen toplum yapısı ve sosyal yaşam,ve yetişen isimlerden kıssalar alınarak oluşturulmuş bir motivasyon kitabı. Yazar, zamanımız gençliğine,bireylerine,politikacılarına, Osmanlı'yı örnek göstererek, seslenmek ve onlara örnek göstermek istemiş.Sade bir dille sıkılmadan ve keyifle okuyabilirsiniz.

Ömer A 
21 Eyl 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Osmanlı döneminde ve sonrasında yaşanmış olayları, kıssaları ele almıştır.. Kısa kısa bölüm ve başlıklarla yazılan kitabı okurken sıkılmayacaksınız.. Tarihte ismi duyulmuş kişilerin Osmanlı hakkında söyledikleri de ayrı bir keyif katıyor kitaba :)

Aysesozenaycan 
27 Kas 2015, Kitabı okudu, 13 günde, Beğendi, 10/10 puan

Osmanlı'nın en güzel yönleriyle nadide bir üslupla anlatan Tarihi sevdiren adam ünvanına layık bir şekil yazılmış güzel bir eser.

Mustafa KIVANÇ 
28 Eki 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Osmanlı Kültürünü en derinlemesine deyim yerindeyse iliklerine kadar işleyen bir eser. Geçmişi anlamak gerçekten huzur verici

Kitaptan 54 Alıntı

Metin Özdemir 
04 Kas 15:46, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Unutmayalım ki "iyi yönetici" ye sahip olmanın yolu, iyi yönetilmeyi hak etmektir.

Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 100)Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 100)
Metin Özdemir 
07 Kas 11:06, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Rivayet olunur ki, Fatih Sultan Mehmed, adını taşıyan camiin inşaatında kullanılacak mermer sütunları kestiren Rum mimarlardan İpsilanti Efendi’ye kızıp elini kestirir.
Bunun üzerine İpsilanti Efendi, ilk İstanbul Kadısı Sarı Hızır Çelebi’ye başvurur. Haksızlığa uğradığını belirtip, hakkının Padişah’tan alınmasını ister.
Kadı, Padişah’ı çağırtır. Padişah girdiğinde İpsilanti Efendi dâvâcı makamında ayakta durmaktadır. Padişah “maznun” minderine bağdaş kurmak üzereyken, Kadı Efendi kükrer:
“Begüm, hasmınla mürafaai şer’ olunacaksın, (beyim, davacı ile hukuk önünde yüzleşeceksin) ayağa kalk!”
Padişah kalkar. Kendisini savunması istenince hata ettiğini belirtir. Kadı Efendi “Kısasa kısas” hükmünü verir: Hüküm gereğince Padişahın da eli kesilecektir.
Dinleyenler dehşetten ve hayretten dona kalmışlardır. Padişah boyun bükmüş, hükme rıza göstermiştir. Durum o kadar alışılmışın dışındadır ki, İpsilanti Efendi’nin eli, ayağı titremeye başlamıştır. Aklı başına gelir gibi olunca kendisini Padişahın ayaklarına atar.
“Dâvâmdan vazgeçtim. İslâm adâletinin büyüklüğü karşısında küçüldüm. Böyle bir cihangirin elini kestirip kıyamete kadar lânetlenmeyi göze alamam.”
Fatih’in eli kesilmekten kurtulur. Ama tazminat ödemeye mahkûm olur. Kestirdiği elin diyetini şahsî gelirinden öder. Ayrıca bir de ev verir.
Mahkeme sona erip herkes çıktıktan sonra, Padişah, Kadıya döner:
“Bak a Hızır Çelebi, bu padişahtır deyu iltimas eyleseydin, şer’i şerife mugayır hüküm verseydin şu kılıçla başını koparırdım.”
Kadı Hızır Çelebi minderini kaldırır, minderin altında duran demir topuzu Padişaha gösterir:
“Siz de padişahlığınıza mağruren hükmü tanımasaydınız billahi bu topuzla başınızı ezerdim."
Veyl! "Siz emreyleyin efendim, biz kitabına uydururuz" diyen ve bin türlü zulme "kanun" ve "hukuk" libasi giydiren sözde hukukçulara, veyl !

Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 171)Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 171)
Metin Özdemir 
03 Kas 12:05, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Biraz dikkatle okursanız, göreceksiniz ki, bu sebepler yalnız Bizans'ı değil, yakın tarihte Sovyetler Birliği ile peyklerini de yerle bir etti. Bakın bakalım, "Bizans'tan bana ne?" diyebilecek misiniz?

*Bizans Batılılaşmıştı Bizanslı aydınlar Avrupalıları özellikle de İtalyanları taklit etmede yarışıyorlardı. Kıyafetleri başta olmak üzere, her şeylerini, hatta konuşma tarzlarını bile İtalyanlara uydurmaya çalışıyorlardı Bu da Bizans'ı kendi kimliğinden koparıyor, kimliksizlik ve kişilik problemleri doğruyor, eşcinsellik ve benzeri sapmalar yaygınlaşıyordu.
*Devlet israf içinde yüzüyordu. Buna karşılık halk eziliyor, sömürülüyor, kazandığı birkaç kuruş haksız vergi ya da enflasyon zoruyla elinden alınıyordu. Bu durum önce ticari hayatı çökertti, ardından Bizans ekonomisi krizler dönemine girdi. Ciddi tedbir alınmadığı kara delikler kapatılamadığı için de krizlerin ardı arkası kesilmedi.
*İmparatora, rejime ve hükümete karşı başlayan muhalefeti yok etmek için özel mahkemeler kuruldu. Hukuka aykırı kanunlar çıkartıldı Devletten insana baskı ve şiddet arttı insan hakları ayaklar altına alındı.
*İşlerin düzelmemesi umutları kırdı Sonuçta Bizans halkı son derece duyarsızlaştı. Para yegane değer haline geldi. "Gemisini kurtaran kaptandı" anlayışı yaygınlaştı *Hükümetin ekonomi politikaları halkı ezdi, bıktırdı. O kadar bıktılar ki, yabancı hakimiyetine hasret çekmeye başladılar.
* Halk inim inim inlerken, idareciler görkemli köşkler ve saraylar yaptırıyor, sık sık törenler düzenliyor, şık kıyafetler içinde boy gösteriyor, lüks ve tantana içinde yaşıyordu. Böylece sefaleti örtbas ettiklerini düşünüyorlardı.
* Bir taraftan da, yönetim, limitsiz eğlence, sınıfların sefahat yollarını açıyor, eğlence yerlerinde içki sel gibi akıyor, fuhuş kol geziyordu. Dini- duygular zayılatılmış, ahlakın yerini zevk, şehvet, servet ve şöhret almıştı.
*Ruhani sınıfı yozlaşmıştı. Onların da ahlakı bozulmuş, dini hem ticarete, hem de siyasete alet eder olmuşlardı Ayrıca temsil ettikleri Hıristiyanlığın içini boşaltmışlardı Dinin muhtevasıla değil, merasimsel boyutlarıve menkıeleriyle ilgiliydiler. Kendini yeniden yapılandıramayan kilisenin tartışmalarıda buna paralel gelişiyordu. Mesela Bizans kuşatma altındayken, rahiplerin en önemli tartışma konusu meleklerin cinsiyetiydi: "Melekler erkek mi, dişi mi?" (Ne tesadüf! Osmanlı Devleti yıkılırken de, kendini yeni şartlara göre yapılandıramadığından çağın sorunlarına cevap üretecek insan yetiştiremeyen medrese de sakal ölçümünü tartışıyordu: "Sakal dudak altıdan mı ölçülmeli, yoksa çene altından mı?"
* Devlete ait makamlar alınıp satılıyor, memuriyette liyakate bakılmıyor, kim fazla para verirse o memur oluyordu. Bunun sonucu olarak memur sayısı öyle artmıştı ki, onlara yer bulabilmek için, (Mali yapının zararına olduğu biline biline) köyler ilçe, ilçeler il yapılmıştı. (Eski Bizans'tan bahsettiğimizi sakın unutmayın!)
*Halkın çoğu şefalet içinde yaşarken, vurguncu zenginler türemişti. Onlar lüks ve debdebe içinde yaşıyor, halka adeta nispet yapıyorlardı.
*Sanayi, ziraat ve ticaret Cenevizlilerin (henüz IMF yoktu) kontrolüne geçmişti. Karaborsa yüzünden ekmek bulmak bile mesele haline geldiği için bir Mali Polis Teşkilatı bile kurulmuştu, ama o da rüşvet yüzünden görev yapamaz haldeydi. *Aydınlarda ve zenginlerde din duygusundan eser kalmamış, Hıistiyanlığı anlamı unutulmuş, dindarlar suçlanır olmuş, dindarlık suçluluk kompleksine dönüşmüstü. *Devlet borç batağındaydı Askeri harcamalar bile karşınanamıyordu. On dördüncü yüzyılda, hazinenin tüm altınları Venedik Senatosu'na rehin verilerek otuz bin duka daha borç alınmış, bununla askeri ihtiyaçlar karşılanmıştı.
* Siyasi ve ekonomik ahlak öylesine çökmüştü ki, Sultan II. Mehmed'in Bizans'ı kuşatacağı sırada surların tamiri işini alan müteahhitler, parayı aldıkları halde tamiratı yapmamışlardı.
Ne dersiniz, Bizans yaşadığını dünyaya gerçekten de çok mu uzak?

Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 95)Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 95)
Metin Özdemir 
03 Kas 11:49, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Sultan II. Mehmed gülümsedi: "Kangi duayı kabul edeceğini ancak Hak Teala bilür. Biz sadece arzımızı yapar hükm-i İlahiyi ram olub bekleriz."

Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 79)Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 79)
Metin Özdemir 
03 Kas 11:54, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Fatih Sultan Mehmed, inanmayan, ayrı dinden, ayrı dilden, ayrı kılık kıyafetten, üstelik birkaç gün öncesine kadar kılıç kılıca savaştığı bir halka, bugün bile ulaşmaya çalıştığımız bazı temel hak ve özgürlükler bahsediyor.

Sadece kendi çağını değil, bugün "demokratik" geçinen bazı ülkelerdeki insan hakları uygulamalarını bile çok çok aşan meşhur "Amanname"siyle, Fatih'in, Hıristiyan halka verdiği hak ve özgürlükler beş ana maddeden oluşuyor:

1. İnanç özgürlüğü
2. İbadet özgürlüğü
3. Kıyafet özgürlüğü
4. Seyahat özgürlüğü
5. Ticaret özgürlüğü
Bu muhteşem insan hakları belgesine, tüm insanlığı ihtiyacı var. Her şeyi kendi inanç, itikat, siyaset, kıyafet ve ideolojik tercihleri çerçevesinde şekillendirip herkese dayatan "güç odaklarının, yüzlerce yıl öncesinden kalmış bu "insan hakları belgesi'nden, "insanlık onuru" adına almaları gereken çok büyük dersler var.

Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 83)Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 83)
Metin Özdemir 
03 Kas 10:40, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Osmanlı evlerini gayrimüslim evlerinden ayıran bir özellik var: Bir Batılı gezgin, bu özelliği şöyle açıklıyor: "Türklerle Rumların karışık yaşadığı köylerde, bacasında leyleklerin yuva yaptığını gördüğünüz her ev bilin ki Türk evidir. Çünkü onlar leylekleri rahatsız etmenin günah olduğuna inandıkları için ateş yakmazlar."

Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 22)Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 22)
Metin Özdemir 
03 Kas 12:00, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Bir cihan padişahını en büyük zaferinin hemen ertesi günü, en büyük düşmanının ayağına gitmesi, bugünkü diplomatik nezaket anlayışının dahi üzerinde çok nazik, çok zarif bir davranıştı. Müteakip günlerde ise Rumları "Ortodoks Cihan Patriği" seçtiği Georgios Skolarios'un (Gennadios unvanıla) patrikliğini tasdik ederek, üstelik yemeğe çağırarak uzun uzun sohbet etmesi, Ortaçağ şartlarında hiç rastlanmamış bir hadisesidir.
Fatih bu kadarla da yetinmiyor, Patriği devlet protokolünde vezirlerin sınasına alıyordu. İteseydi bunları hiçbirini yapmayabilirdi. Hatta Hıristiyanların serbestce ayin yapmalarını kiliselerde toplanmalarını yasaklayabilirdi. Fatih'i bundan alıoyacak beşeri bir güç yoktu. Fatih iki sebepten bunu yapmadı:

1. Dini inançları zalim ve zorba olmasına engeldi. Aldığı terbiye müşfik, anlayışlı müsamahakar olmasını gerektiriyordu. O sağlam bir mü'mindi. "Dinde zorlama yoktur" hükmüne ters düşecek bir tavır takınamazdı.

2. Yıkıp yakmaya değil, imar ve inşaya gelmişti. Hatta hadiseyi sıradan bir fetih olarak da görmüyor, bir Peygamber vasiyetinin ihyası şeklinde mütalaa ediyordu. Bunu lekeleyemez, müjdelenmiş fethi kirletemezdi.

Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 92)Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 92)