Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde Kayıp Zamanın İzinde - İkinci Kitap

9,6/10  (14 Oy) · 
37 okunma  · 
11 beğeni  · 
1.673 gösterim
"Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını farketmeyişimizdir."

1919'da Goncourt ödülünü alan "Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde", Proust'un bilinçdışı kekinden ufak bir dilim.
(Arka Kapak)

Ödüller : 1919 Goncourt Ödülü
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2013
  • Sayfa Sayısı:
    502
  • ISBN:
    9789753635257
  • Orijinal Adı:
    A La Recherche Du Temps Perdu - A L'ombre Des Jeunes Filles En Fleurs
  • Çeviri:
    Roza Hakmen, Ahmet Güntan
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kayıp Zamanın İzinde serisinin ikinci kitabı. Hayatımda aşkla ilgili okuduğum en iyi cümlelere sahip, not almaktan parmaklarımın uyuştuğu ve böyle bir kitabı yazabilmek için sahip olunması gereken zeka boyutunun ne denli büyük olması gerektiğini düşünmekten kendimi alamadığım, okurken insanın zihin hücrelerini sonuna kadar çalıştıran muazzam ötesi bir kitap.
Karşınızda normal hayatta gördüğünüzde sizde büyük izlenimler bırakmayacak, fakat sizin onda derin izlenimler bırakmanızı sağlayacak gözlem gücüne sahip, ayrıntıları yakalamakta inanılmaz yetenekli gözlere sahip bir anlatıcı var. Anlatıcımız insanları ve nesneleri öyle bir gözlemliyor ki, sahip olunan hiçbir özellik anlatıcının gözünden kurtulamıyor. Onun karşısında gerçek kişiliğinizi saklamanız mümkün olmayacaktır. Yapılan en ufak hareketin dahi anlatıcıda değer bulduğu ve bulunan bu değerin okuyucuya aktarım şekli kitabın ne denli detaylı olduğunun büyük bir göstergesidir.
Kitabı okumadan önce sayfalar dolusu betimlemelere sahip olduğunu duymuştum. Doğru, kitap betimlemelerle dolu ama bu betimlemeler okuduklarımın hiçbirine benzemiyor. Anlatıcımız nesneleri veya insanları betimlerken farklı bir yöntem kullanıyor. Örneğin bir kadının burnunun şeklini betimlerken, 17. yüzyılda kullanılan bir geminin kamara şeklini ya da o dönemde giyilen bir kıyafetin kol şeklini, bazı zamanlarda da mitolojik bir tanrının özelliğini kullanıyor. Bu da şu demek oluyor; siz bu kitabı okuyacak donanıma sahip misiniz?
Büyük eserleri okuyabilmek için sahip olunması gereken entellektüel birikim, o eseri anlaşılır kılan en büyük etmenlerden biridir. Bu kitabı okurken de önceden bilmeniz gereken şeyler var. Bunlardan bazıları şunlardır; Eski Yunan Mitolojisi ve yaşantısı, Ortaçağ Avrupa yaşantısı, Fransız İhtilali, Avrupa burjuva yaşantısı, Batı müziği terimleri ve sanatçıları, psikoloji, sosyoloji. Bu saydıklarım haricinde birçok konuya sahip olmalısınız.
Serinin ikinci kitabı olması dolayısıyla yazarın üslubuna alışıyorsunuz. Bu kitabı ilk kitaptan daha kolay ve hızlı okudum..
Geçmişe yapılan yolculuğa kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yazar bazı zamanlar zihninin kendini kandırdığını, algısındaki geçmişin yaşanmadığını, hatıralarımızın geçmişi canlandırırken yeterli olamayacağını düşünüyor. Zaman zaman geçmişle şimdiki zaman arasındaki bağ oldukça inceliyor fakat hiçbir zaman kopma yaşanmıyor.
Böyle kitapları okurken kitap hakkındaki yorumumu ve düşüncelerimi hep geri planda tutarım. Kitap bende ne hissettiriyordan ziyade kitabın içine ne kadar girebilirimin peşine düşüyorum. Zaten kitabın içine girdiğim an yazarla aramda bir bağ oluşuyor ve bu bağ da bana kitabın verdiği hissiyatı fazlasıyla veriyor. İkinci olarak böyle kitapları tam olarak anlayabilmek için kendi sezgilerimi ve hayal gücümü de devreye sokarım. Böylece yazarın anlattığı şey zihnimde bir başkasında oluşan hislerden farklı bir his oluşturur.
Seriyi okudukça şimdiye kadar okuduğum kitapların edebi değerinin ne denli düşük olduğunu idrak etmeye başladım. Gerçek edebiyat dediğimiz şey bu olsa gerek. Müsaadenizle seriye kaldığım yerden devam ediyorum. Herkese iyi okumalar.

uğur kiraz 
30 Eki 18:35, Kitabı okudu, 4 günde, Beğendi, 10/10 puan

prousta göre görelilik kavramı soyut düşüncelerin somutta dönüşen nesnelerin kişilerin ve çeşitli betimlemelerin algısındaki diyalektik süreçle bağıntılıdır.
çünkü prousta göre duran birşey yoktur. Herşey değişim halindedir.
bu değişim dönüşüm süreçlerini kimi zaman sezgileriyle,algısıyla kavramakta olup
kimi zaman gözlemleri ile ortaya koyar bu zihinsel etkinliği, zihinindeki
fenomenlerin çağrışımları ileriye ket vurup geçmiş zamanın ruhunnu
(zeitgeist) yansıtır. kimi zaman bilinçli gerçekleşsede bu etkinlik kimi zaman bilinçdışıdır. bu düşünce temellendirmesini önem sırasına göre oluştuğunu
varsaymaktayım. bu eserde genel anne-baba figürü gelenekçi zihniyet temsil eder. fakat baba genel erkek figürü. pozitivist mantıkçılığı temsil ederken. kadın figürü daha çok sezgisel soyut düşünceyi temsil eder. proust'un annesinin özellikleri daha baskın olduğu için sezgisel ve soyut düşünce romanda ağır basmaktadır..

Aykut 
 22 Eyl 22:41, Kitabı okudu, 15 günde, Beğendi, 10/10 puan

Kayıp Zamanın İzinde'nin ikinci kitabı olan Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde beni benden aldı. Kitabı sadece Proust'un serisinin devamı olduğu için, hakkında hiçbir fikir sahibi olmadan okumaya başladım. Böyle olunca da Proust'a hayranlığım daha da arttı. Tıpkı Proust'un belirttiği gibi; hayallerde, gerçek dünyadakinden daha fazla güzelleşen nesneler gibi bu kitap da hayallerimde güzel hale geldi. Fakat kitabı okuduğumda, hayallerimdekinden de güzel olduğunu anladım. Bu belki de bir Proust gibi hayal edemediğim, onun zihinsel gücüne sahip olamadığım için böyle oldu diyorum kendi kendime.
Proust kitapta öyle betimlemeler yapmış ki, kitabı okumuyorsunuz adeta yaşıyorsunuz. Uzun cümlelerin gölgesinde bir ışık olarak yine aklınızda yaşıyorsunuz bu yazılanları. Tıpkı saydam bir gölge gibi. Anlatıcımızın hayalleri kimi zaman öyle bir hale geliyor ki anlayabilmek için kendinizi tüm dünyadan soyutlar hale geliyorsunuz. İnsanların hayalleri genelde çok karmaşık ve ulaşılması, anlaşılması zor şeylerdir. Başka bir deyişle gölge gibidir hayaller, insanların çoğu yalnızca ana hatlarıyla anlatabilir hayallerini. Diğer bir yandan bu hayalleri anlatabilmek de ustalık isteyen bir iştir. İşte bu yüzden saydam bir gölge gibi Proust'un yazıları. Ulaşılması zor hayalleri bizlere yine zor bir anlatımla anlatan, böylelikle bu zorluğu bizlere anlatmaya çalışan bir yazar Proust.
Proust olaylara "saydamlık" özelliği açısından bakıyor, zihnini tamamen açıp bizlere sunuyor. O zihin ışıltısını hissetmemizi sağlıyor. Proust'a göre bazı anlar vardır hayatta. O anlar sayesinde hayat tahammül edilebilir hale gelir. Çünkü hayat tahammül edilemeyecek kadar "gerçekçi"dir kimilerine göre. Bir parkta oyun oynarken gördüğümüz bir çocuk ya da yerde gördüğümüz bir kuş tüyü. Bu gibi kimi nesnelerden yola çıkarak hayatın gerçekliği değişir. Bunlar sayesinde tahammül edebiliriz hayata. Anlatıcımızın da genel olarak bahsettiği şey bu. Bu gibi "yola çıkarıcı" etmenler sayesinde hayatta kalmamız.
Hayallerin önemine büyük bir ölçüde değinen Proust, hayallerimizin neden bazen gerçeklerden daha güzel hale geldiğini sorguluyor. Bunu gerek kendi tecrübelerinden gerekse de verdiği örneklerden yola çıkarak yapıyor. Bu "zihinsel yanılgı"nın veya diğer bir ifadeyle "algı bozukluğu"nun en çok görüldüğü şey olan aşktan bahsediyor bolca. Kitapta aşka dair öylesine derin anlatımlar mevcut ki okurken şaşırıyorsunuz. Aşk denilen şeyin dahi empoze edildiği çağımızda bu kitapta geçen ifadeler gibi derin aşk ifadelerine rastlamak insanı rahatlatmıyor da değil.
Nasıl bir rahatlatma bu diye soracak olursanız, birazcık zahmetli. Tıpkı ilk kitap gibi. Proust okumak meşakkatli bir iş. Kendinizi kitaba tamamen kendinizi vermeniz, anlatıcının gözünden bakmaya çalışmanız gerekiyor. Böyle olmazsa anlatılan şeyler çok gereksiz ve de uzatılmış gelebilir. Kitabın daha yarısına gelmeden zihinsel olarak çoktan dolmuş hale geliyorsunuz. Kitap öyle bir nitelikte ki, bir sayfadaki bir ifadeden yola çıkarak bile, insan yüzlerce şeye ulaşabilir.
Proust okuyanlar bilir; anlatımlarda sürekli bir betimleme mevcuttur. İlk başta bahsettiğim gibi hayallerin betimlenmesi ayrı bir yer tutar onda. Gerçek hayattaki betimlemeler bile yeri geldiğinde zorlaşırken, hayallerin ustaca betimlenmesini aklım almıyor. Gerçek dünyada genel bir sabitlik mevcuttur. Bir betimleme yapmaya çalışırsanız, gördüğünüz yerin aklınızda kalan bir resmini dile getirmeye uğraştığınızı hissedersiniz. Fakat iş hayallere gelince değişir. Hayallerde belirli bir sabitlik bulunmadığı için bunu betimlemek oldukça zordur. Hayallerimizi sabitlemeyi başarsak dahi, onu o haliyle koruyamayabiliriz.
Hayalleri adeta hareketli bir biçimde betimleyen Proust'un gerçek dünyaya dair betimlenmelerinin de haliyle iyi olması gerekiyor tabii. İlk defa girilen bir odanın yabancılığının tasviri, bir kadının elini tutarken o elde oluşan basıncın betimlenmesi, bir insanın yüzünün ayrıntıları ve daha neler neler.
Bu türlü hayalperest, gözlemci ve ayrıntıcı olmaya her insan dayanamaz. Fakat Proust tüm bunları aklının bir köşesinde baskı altına alabilmiş ki onu ele geçirmemiş. Ya da geçirmiş mi? Belki de diğer kitaplarda bunu göreceğimdir kim bilir?
İnsan yüzünün ne denli değişken olduğundan bahsediliyor yer yer. İnsanın yüzü diğer bölgelerine göre oldukça ayrı ve özeldir. Bir el veya ayak birbirine benzeyebilir fakat her insandaki yüz ayrıdır. Dünyada bunca insan varken, insanların ikiz vb. olmadığı sürece birbirlerine benzememeleri buna örnek verilebilir. Böylesine bir çeşitlilik varken, Proust hayallerin de devreye girmesiyle bu çeşitliliğin daha da arttığını söylüyor. Kitaplarda okuduğumuz karakterlerin yüzünün değişken olmasının sebebi de budur. Betimlenmeye başlanmadan önce bile belirsiz bir yüz vardır hayal dünyamızda, betimlenme başladıktan sonra daha da netleşir yüz, fakat bu netleşme halinde dahi birçok alternatif sunar zihnimiz bize. Dolayısıyla insanın gerçek, somut dünyadaki yüzünün önemsiz olması gerektiğini savunuyor Proust.
Betimlemeleri, derin ifadeleri, gözlem ve ayrıntıları ile anlatıcımızın, bir nesneden yola çıkarak anlatmaya devam ettiği, onun hayal dünyasından gerçek dünyaya bir bakış olarak nitelendirebileceğimiz Kayıp Zamanın İzinde'nin ikinci kitabı olan Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde okunmaya değer bir eser. Seriye başlayacak olanlar, gelecek kitabın ilk kitap gibi mükemmel olduğunun rahatlığı içinde başlayabilirler seriye. Sahi, "onun hayal dünyasından gerçek dünyaya bir bakış" dedim de aklıma geldi: Hayallerimiz olmadan dünyayı görebilir miydik gerçekten de? Gerçek olmayan bir dünyanın var olduğu hayallerimiz sayesinde görebilir ve yorumlanabiliriz hayatı. Proust bunu olağanüstü bir şekilde aktarmış bizlere.

Ebru Ince 
12 Haz 12:24, Kitabı okuyor, Puan vermedi

Pazar gününe özel marcel proust okuyor :) bir yanda oscar wilde bir yanda marcel proust beyin devrelerim yanma noktasında :))
Edebiyat nedir dendiğinde binlerce kelimeyi muhteşem bir ahenkle bir araya getirebilmek derim sanırım.. bu özellik proust ta gerçekleşiyor.. herkese iyi pazarlar iyi okumalar...

missprufrock 
03 Eki 2014, Kitabı okudu, 10/10 puan

Yazarın serideki en mizahi kitabı olarak adlandırılıyor ve gerçekten serideki en yormayan kitap kanımca. Seride bize eşlik edecek olan Albertine ve Marcel'in hayatında etkili olacak başka arkadaşlarıyla tanışıyoruz. Kitap sonu haricinde inanılmaz zevk verdi.

Hüsamettin Çalışkan 
22 Kas 13:14, Kitabı okuyor, Beğendi, 10/10 puan

Üniversiteyi bitirir bitirmez kitabı alıp okumaya başlamıştım. Fakat cümlelerin uzunluğu ve betimlemelerin yoğunluğu beni şaşırttı. Ara vermek zorunda kaldım. Biraz uzun bir ara oldu ama şimdi yine başladım ve zevkli gidiyor.

Kitaptan 33 Alıntı

Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir…

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel ProustÇiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust

Bir yazar hoş birkaç havai fişek patlattı diye hemen şaheser damgası yapıştırıp ortalığı velveleye veriyorlar. Şaheserler o kadar sık rastlanan şeyler değildirler!

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 48 - YKY)Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 48 - YKY)

Erdemlerimiz, özgür, değişken, kullanımı daimi şekilde bize ait şeyler değildirler; zihnimizde erdemlerimiz, karşılaştığımızda kendilerini harekete geçirmeyi görev bildiğimiz olaylara öyle sımsıkı bağlanmıştır ki, karşımıza farklı nitelikte bir olay çıktığında gafil avlanır ve bu erdemlerimizi kullanabileceğimizi aklımıza bile getirmeyiz.

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 8 - YKY)Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 8 - YKY)
Aykut 
15 Eyl 11:34, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

... artık umulacak bir şey olmadığını bilmek, beklemeye devam etmeyi engellemez.

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 159 - Yapı Kredi Yayınları)Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 159 - Yapı Kredi Yayınları)

Dünyanın döndüğünü teorik olarak biliriz, ama aslında fark etmeyiz; üzerine bastığımız toprak hareketsiz gibidir, biz de rahat rahat yaşayıp gideriz.

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 56 - YKY)Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 56 - YKY)

Kaybetmekten en çok korktuğumuz zenginlikler, kalbimiz tarafından ele geçirilmedikleri için, dışımızda kalmış olanlardır.

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 300 - YKY)Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 300 - YKY)

Bir deha ürününün derhal takdir edilmesi zordur; çünkü onu yazan kişi olağandışıdır, ona benzeyen pek az insan vardır. Eserin kendisi, onu anlayabilecek ender dimağları zenginleştirerek geliştirecek, sayısını artıracaktır.

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 103 - YKY)Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 103 - YKY)
Aykut 
14 Eyl 18:16, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

... yüce zihinlerin teveccühünün doğal sonucu, vasat zihinlerin anlayışsızlığı ve düşmanlığıdır ...

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 138 - Yapı Kredi Yayınları)Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 138 - Yapı Kredi Yayınları)

Şüphesiz, aşk denilen olgunun bütünüyle öznel yapısını ve aşkın fazladan bir kişi, bu dünyada aynı ismi taşıyan kişiden ayrı, özelliklerinin çoğunu bizden almış bir kişi yaratmak anlamına geldiğini çok az insan kavramıştır.

Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 42 - YKY)Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Marcel Proust (Sayfa 42 - YKY)
4 /