Coşkuyla Ölmek

8,5/10  (8 Oy) · 
25 okunma  · 
3 beğeni  · 
851 gösterim
"Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi. Tanrı'nın da yaptığı bu muydu? Baş, orta, son belli, helak kaçınılmaz, ancak önemli olan o zamanı geçirmek, o zamandan geçmek. Ve geldiğinde gelmemiş gibi, bilmemiş gibi, yaşamamış gibi gelmek, rüyayı görüp uyanmak ve 'Neyse rüyaymış,' demek ve aynı yerden uyumaya devam etmek. Yaşamaya da, ölmeye de yazık. Bu ölüm için yaşamaya, bu yaşamak için ölmeye yazık. Mezarlıklara, servilere, süsenlere, nisan sonunda açan katırtırnaklarına, telaşlı karıncanın adımlarına yazık, mezar taşına konup da bağıran karganın sesine yazık, ölüme ağlayan şaire, yaşam var zanneden filozofun nefesine yazık, şen taklalarla ilk senelerinde koşup zıplayan, ağaçlara tırmanırken seyredilip seyredilmediğini kontrol eden kedinin tırnaklarına yazık, ağdaki balığa, lokantada onu bekleyen anguta, önce ön iki ayağını sonra arkadakileri ovuşturup bu hareketinden büyük kâr ve kisve uman karasineğe yazık, hortumunu sallayan koca file, sanatlı sıçrayışı ile dahi boşluğu dolduramayan yunusa yazık, grafon kâğıdından gelincik ve petunyalara, en pürüzsüz çakıl taşına, kum olmuş zavallıya, sağdan sağdan yürüyen eşeğin inadına, yol kenarlarındaki ısınmış dikenlere, kozalağın içindeki fıstığa, duvara yapışmış yosuna yazık, bu topu binyıllardır çevirip duran sema-i muğlâka, titreyen kanatlara, açılan göğe ve onun katmanlarına, havanın, suyun olduğu, olmadığı yerlere yazık."
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2013
  • Sayfa Sayısı:
    191
  • ISBN:
    9789750511080
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 20 Alıntı

“Hayata sığmak kolay değil, elin kolun sığsa tuttukların sığmıyor, ayakların girse hayallerin girmiyor, belin dönse gözün arkada bıraktıklarında kalıyor, hep bir darlık, darlık, sıkışma, sonra da bakılıyor ki insan gire gire daha giriş kapısında durmuş, orayı da tıkamış, ötesi bomboş, yiğitsen ilerle.”

Coşkuyla Ölmek, Şule GürbüzCoşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz

Dünya kendi hakikatleri hakkında tamamen yalancı ve ikiyüzlüdür.

Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 28 - İletişim)Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 28 - İletişim)

Hayat
Hayatla her anlaşmaya varan, varamayanın kederini artırır, onun garipliğine bir ilmek daha atar. Dünyayı her makul bulan onu ayıplayanı yalnızlaştırır, tuhaflaştırır, şartlarını her kabul eden ve ona göre davranan, yaşamada şart olmayacağını düşünenin önermesini daha da gizler, daha da bulunmaz yere saklar ve bunu arayanı da gitgide azaltır.

Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 84 - İletişim)Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 84 - İletişim)

Rüzgâra, ota ve yağmura müthiş bir kederle bakardı, güneşe ve alacakaranlığa yine kederle bakardı, kar yağdığında ayrı bir keder, bahar geldiğinde canı yanmış gibi ayrı bir keder duyardı.

Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 98 - İletişim)Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 98 - İletişim)

İhtiyar coşkusuz ölür, genç eğer ölürse coşkuyla ölür. İtiraf edeyim, gençken ölmeyi çok isterdim. Coşkuyla ölmek isterdim. Kendi gözümde kendim ancak böyle tam ve gerçek olabilirdim.

Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 41 - İletişim)Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 41 - İletişim)

Görüntülere aldanma, çizgilere bak, ışığın izlediği yola bak, küçücük bir şey göreceksin. Orası dünyanın umursadığı yerdir.

Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 105 - İletişim)Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 105 - İletişim)

Kızılderililerin arasında yaşayabilirdim ya da Budist rahiplerinin, çöl Araplarının arasında da yaşayabilirdim ya da alkolik Finlilerin, Sibirya’da tundra bölgesinde, en yakın komşunun yüz yetmiş kilometre uzağında yaşayabilirdim ya da bir Afgan çadırında, Fas’ta beyaz badanalı bir eve sapsarı bir sokağın köşesinde kırk yıl durup bakabilirdim ya da okyanusa hiç hayal kurmadan, bir Pasifik adasında dünyadan kaybolmuş ve ahreti yokmuş gibi ağaç gölgesinde oturarak ölümü bekleyebilirdim ve bundan bir lezzet de duyabilirdim, Günay Afrika’da çalıların üstüne bırakılmış kıyafetlerin birini giyip oturup kalabilirdim dünyadaki başka payımı aramadan, Lübnan’da ömrüm boyu ocağın başında kahve cezveleri sürerek durabilirdim, arada bir portakal çiçeği kokusu alırsam ne ala, İsveç’te sırf eşcinsellerin müdavimi olduğu bir barın iri yarı fedaisi olabilirdim, gözlerimde ne kadar dişlesem dünyanın tüketilemeyeceği duygusu, ellerimde her sabah itip uzaklaştırmaya çalıştığım geniş boşluk, bakıp bakıp kopkoyu bir bakışsızlığa düşebilirdim, bilirdim ki kim nereye düşerse düşsün sonra kalkıp evine gider, insan düştüğü yerde, yaralandığı yerde, bittiği yerde değildir, bunların hepsi evdedir, ev görmeye bu yüzden dayanamam, Cezayir’de aklı başında bir tane adam görmeden yaşayabilirdim kırık dökük her tür eğretilik içinde, Polonya’da en soğuk gün akşamüzeri sokağa çıkıp da bir iyi yürümezsem namerttim, hiçbir satıcıdan selam almasam da Portekiz’de, hele Portekiz’de, okyanusa bakabileceğim yosunlu bir sandalye bulsam ömür boyu oturabilirdim, durabilirdim, ama işte iki sokak ötede oturamazdım, duramazdım. Zaten bunlar oturmak ve durmak için değildi. Ama işte bütün hatıraları, cetvelleri topladım, iki sokak sokak öteye taşındım.

Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 174 - İletişim)Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 174 - İletişim)

Hayat akar, yol ve yön değiştirir derler, insan değişir yol ve yönelim değiştirir derler. Bütün bunlar bence meselenin değişmesi, ortadan kalkması veya artık mühim sayılmamasıdır. Yoksa ne hayat gibi muhkem bir şey akar, ne sana bakıp da yol yön değiştirir. İnsanı ahret bile değiştiremez. Zebani dilini çekmeye gelse kişi ancak ahlakının elverdiği ile seslenir de aman diler. Gençken duyulan keder sonra hangi şifalı suyu buldu da içti? Hangi su, lekeleri çıkardı? Yaşamaya alışan köşesine çekildi; feryat edene, başka türlü söyleyene, sokaktaki köpeğe havlayan bir ev köpeği olamadı. İnsan zaten dertli değildir, derdin kendisidir. İnsan öyle büyük bir derttir ki bu büyüklükte bir şeyin kendine sığacağını aklına getirmez de bunu dünyanın, hayatın derdi sayar. Hayat, o durgun, kibirli suyunda kendisine bakan bu çirkin heyulaya bakıp bakıp ‘Bu herhalde benim…’ der. Bu dert de ona yeter.

Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 88 - İletişim)Coşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz (Sayfa 88 - İletişim)

“İnsan zaten dertli değildir, derdin kendisidir. İnsan öyle büyük bir derttir ki bu büyüklükte bir şeyin kendine sığacağını aklına getirmez de bunu dünyanın, hayatın derdi sayar. Hayat, o durgun, kibirli suyunda kendisine bakan bu çirkin heyulaya bakıp bakıp ‘Bu herhalde benim…’ der. Bu dert de ona yeter.”

Coşkuyla Ölmek, Şule GürbüzCoşkuyla Ölmek, Şule Gürbüz
2 /

Kitapla ilgili 1 Haber




Burası çok ıssız