Dergah İçimdeki Eşkıya

0,0/10  (0 Oy) · 
0 okunma  · 
0 beğeni  · 
445 gösterim
Sinop cezaevinin hücrelerine kapatılmış ıslahı mümkün olmayan azılı eşkıyalardan birisi, dönemin Adalet Bakanı Mehmet Özyörük’ün hapishaneyi ziyarete geleceğini hücresinin kapısındaki küçük pencereden duyar ve sesini bir şekilde bakana ulaştırma çabasına girer. Bakanın hapishanenin hücreler bölümünü gezdiği sırada bütün gücünü toparlayıp yüksek sesle bağırır ve bakanın dikkatini çekmeyi başarır.
Bakandan bir tek ricası vardır. Bu hücrede pislik içerisinde ölüp gitmek istemiyor, bir eşkıya gibi asılmak istiyordu. Bütün bu yalvarış, yakarışlarının yersiz olduğunu öğrendiği zaman büyük bir şok yaşayacaktı. Zira yıllardır devam eden Cumhuriyet Halk Partisi hükümetlerinin baskıları sona ermiş iktidarı yeni bir parti, yeni bir başbakan ele almıştı. Adnan Menderes Hükümeti tarafından çıkarılan genel affı bakanın bizzat ağzından duymuş ve affedildiğini öğrenmişti. Elliyi aşkın gündür pislik içerisinde ölümü beklerken bir anda affedilmek onu çok yönlü etkilemiştir.
Adalet Bakanı Halil Özyörük tarafından güvenlik gerekçesi ile getirilip Samsun’da salıverilir. Bir yere gidecek ne beş kuruş parası nede takati kalmıştır. Bir balıkçı barınağında bekçi olarak kışı geçirir. Baharın ilk günleri ile birlikte Samsun Limanına yanaşan bir gemi onu umutlandırır. Gemiye binerek Trabzon’a oradan da peşlerine takıldığı bir grup ile birlikte Gümüşhane’ye kadar gelir. Trabzon’dan, Gümüşhane’ye kadar refakat ettiği grup bir tarikatın mensuplarıdır. Gümüşhane’deki dergâhta bir gün dinlenip yola çıkmayı düşünürken hastalanır ve orada iyileşinceye kadar misafir olmak zorunda kalır. Bu sırada gerek gelip gidenlerin, gerekse ihvanların hal ve hareketleri hiç hoşuna gitmez ve bir an için oradan kaçmayı düşünür. Lakin tarikatın şeyhinin mütebessim yüzü ve âlicenap tavırları onu etkilemiştir.
Her kaçma girişimi onu biraz daha tarikatın içlerine doğru çeker. Bir yandan eski haline geri dönme korkusu, diğer yandan yirmi yılı aşkın bir süredir görmediği eş dost ve akrabalarını gidip görememe korkusu onu her geçen gün tarikata bağlar.
Artık eskisi gibi nefret etmiyor, bilakis tarikatta olmaktan mutlu olmaya başlıyordu. Hem geçmişi ile yüzleşiyor, hem de ibadet etmenin zevkini elli yaşından sonra tatmaya başlıyordu.
Eskiden yaşadıklarını kirli bir urba gibi üzerinden çıkarıp Harşit Suyuna attıktan sonra memleketine gitmek için yola koyulur. O gün günlerdir durmaksızın yağan yağmur durmuş yalnız hava dumanlı ve her an için yağmaya hazırdı. Dergâhtan uzaklaşıp, Gümüşhane’yi geçtikten sonra yaşanan bir toprak kaymasında kayaların altında kalmaktan kurtulamaz…

Günahkâr bir katilin inançları ile mücadelesi, Allah tarafından affedilmeme korkusu ve küçük bir tarikatın iç dünyasını ele alan yaklaşık 260 sayfa civarında akıcı bir macera romanıdır. Eşkıyanın geçmişi ile yüzleşmek için zaman zaman geçmişte yaşadıklarını anlatması ve hayal etmesi, romanda geriye dönüşleri ortaya çıkarmış ve eşkıyanın dağdaki yıllarında yaşadıkları ile romanı süslemiştir…

Hamdi ÜLKER
Eğitimci-Yazar