Dostluk ve Yaşlılık

7,5/10  (4 Oy) · 
8 okunma  · 
4 beğeni  · 
756 gösterim
Marcus Tullius Cicero (M.Ö. 106 - M.Ö. 43), Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar. Felsefe öğrenimini, Epikürosçu Phaedros, Stoacı Diodotos ve Akademi'ye bağlı Philon'dan almış olan Cicero'nun önemi, Yunan düşüncesini daha sonraki kuşaklara aktarmasından kaynaklanır. Bilgi kuramı açısından, kesinliğe bağlanmak yerine olasılıkların yolunu izlemeyi yeğleyen, buna karşın ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergileyip, Stoacılara ve Sokrates'e yönelen Cicero, Latincenin felsefe dili olarak gelişmesine katkı yapmış ve bu arada, dinsel görüşleri açısından daima agnostik kalmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2011
  • Sayfa Sayısı:
    140
  • ISBN:
    9789758491704
  • Çeviri:
    Hacı Berat
  • Yayınevi:
    Arya Yayıncılık
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 22 Alıntı

CATO: Bana öyle geliyor ki ikiniz de pek güç olmayan bir şeye hayran oluyorsunuz; kendilerinde iyi ve mutlu ömür sürmek için azıcık yetenek olmayan kimselere her çağ ağır gelir; ama her iyiliği kendinden bekleyen insanlar için doğal zorunlukların hiçbiri kötü görünemez . Bunların başında da yaşlılık gelir; yaşlılığa herkes ulaşmak ister, ulaşınca da onu kötüler: bilge olmayanlar işte bu derece mantıksızdırlar, bu derece dengesizdirler. Yaşlılığın düşündüklerinden daha çabuk, sinsice geldiğini söylerler. Bir kez, bu adamlara kim, "Yanlış hesap yapın" demiş? Gençlikten yaşlılığa geçiş, çocukluktan gençliğe geçişten daha mı çabuk oluyor sanki?

Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius CiceroDostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero

İlkyazdan sonra yazın, güzün gelmesine üzüldüklerinden fazla üzülmeye değmez. Çünkü ilkyaz, gençlik demektir; gelecekteki meyvaları müjdeler, ondan sonraki mevsimler ürün alma mevsimleridir. Birçok kez söylediğim gibi, yaşlılığın meyvası da o çağa gelmeden önce bol bol iyilik etmiş olduğunu anımsamaktır. Doğaya uygun olan her şeye iyi demeli, yaşlıların ölmesi kadar da doğaya uygun ne vardır? Gençlerin başına ölümün gelmesi doğaya aykırı bir şeydir. İşte bunun için gençlerin ölmesi bana, harlı bir ateşin bol suyla söndürülmesi gibi gelir; yaşlıların ölümüyse, geçmiş bir ateşin hiçbir etkiyle değil de, kendiliğinden sönmesi gibidir. Nasıl elmalar hamken çekilip kopartılır, iyice olgunlaşınca düşerlerse, öylece gençlerin canını bir güç çeker alır da, yaşlılar olgunluktan ölür. Bu olgunluk bana öyle tatlı geliyor ki, ölüme yaklaştıkça, uzun bir deniz yolculuğundan sonra karayı görür gibi oluyor, sonunda limana varacağımı sanıyorum.

Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius CiceroDostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero

Bundan ötesi de böyle çok güçlüdür; o şiiri bilirsiniz
elbette; aslında bizzat Appius'un kendi söylediği söylev de
saklanıp korunmuştur. Hem Appius bu işi ikinci konsüllüğünden
on yedi yıl sonra görmüştür; üstelik iki konsüllüğü arasında
on yıl geçmiş ve konsül olmadan önce kensorluk da
yapmıştır. Demek ki Pyrrhos savaşı sırasında adamakıllı
yaşlıydı. Gerçekten böyle etkinlik gösterdiğini dedelerimizden
de dinledik. Demek yaşlıların işe yaramadığını söyleyenler boş
konuşuyorlar; böyle bir savda bulunmakla, denizde dümencinin
hiçbir işe yaramadığını söylemiş gibi oluyorlar; 'Öyle ya'
diyorlar, 'gemide kimi direğe tırmanır, kimi güvertede
koşuşur, kimi sintineyi boşaltır, dümenciyse dümen elinde
geminin kıçında rahat rahat oturur.' Yaşlılar gençlerin
yaptığı işleri yapmazlar, ama çok daha büyük, çok daha iyi
işler görürler. Büyük işler kol gücü ya da hız ve çeviklikle
değil; düşünce, sözünü geçirme, ortaya doğru düşünceler
atmayla başarılır. Genellikle yaşlılar bu artamlardan yoksun
olmak şöyle dursun, onları artırmışlardır bile. Eğer er,
tribun, legatve konsül olarak türlü savaşlara girmiş
olan beni, şimdi savaşmıyorum diye boş duruyor sanıyorsanız, o
başka... Ama hiç de öyle değil, çünkü nelerin yapılması
gerektiğini ve nasıl yapılacağını senatoya ben gösteriyorum:
öteden beri kötü niyetler besleyen Kartaca'nın savaş ilan
etmesini beklemeden ben ilan ediyorum; onun yerle bir olduğunu
görmedikçe içim rahat etmeyecek . Scipio, keşke ölümsüz
tanrılar o onuru sana verse, keşke dedenin yarıda bıraktığı
işleri sen sona erdirsen! O öleli otuz üç yıl oluyor: ama
gelecekteki bütün kuşaklar onun adını anacak. Ben kensor
olmadan bir yıl önce ve konsül olduktan dokuz yıl sonra öldü;
ben konsülken o da ikinci kez konsül olmuştu . Yüz yaşına
dek yaşasaydı, yaşlı olduğu için üzülür müydü sanki? Evet, baskın, saldırı, uzaktan mızrak atma, kılıç elde göğüs göğüse
dövüşmeyle değilse de; sağduyulu ve parlak düşünceleriyle iş
görürdü. Bu artamlar yaşlılara vergi olmasaydı, atalarımız
meclislerin en yükseğine senato adını vermezlerdi .
Sparta'da en onurlu görevlerde bulunan kimselere "Yaşlılar"
denir; bunlar gerçekten de yaşlıdırlar . Yabancı ülkelerde
olup bitenleri bir okur ya da dinlerseniz, görürsünüz ki en
büyük devletler gençlerce yıkıma sürüklenmiş, yaşlılarca da
kurtarılmış ve kalkındırılmıştır.

Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 8)Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 8)

"Bir adam çıktı, temkinli davranarak yurdu kurtardı; çünkü o,
söylentilere bakmaz, yurdun esenliğini düşünürdü,
İşte onun için ünü bugün daha da parlak!"

Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 5)Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 5)

Yeni yetiştiğim sıralarda bir boğa ya da bir fil kadar güçlü olmak umurumda olmadığı gibi, şimdi de gençlikteki gücümü yitirişim (yaşlılığın ikinci kötü yanı buydu) umurumda değil. Elinde olanı kullanmak gerek; ve her ne işe girişirsen, buna gücünün yetip yetmeyeceğini düşün. Krotonlu Milon'un sözünden daha çok küçümsenecek söz olabilir mi? Milon artık yaşlı olduğu sıralarda, alanda beden eğitimi yapan atletleri görmüş ve kendi kollarına bakıp ağlaya ağlaya, "Ah, bunlar öldü artık!" demiş. Hey akılsız! Onlar senden daha cansız değil, hiçbir zaman kendi değerinle ün kazanmadın ki... ününü sen ciğerlerine ve pazuna borçlusun. Yurttaşları için hukuk kurallarını kaleme alan Sex. Aelius, ondan çok önce yaşamış olan T. Coruncanius, P. Crassus hiç böyle sızlanmadılar, onların bilgileri son nefeslerine kadar sürdü. Söylevciye gelince, yaşlandığında, gücünün azalmasından korkuyorum, çünkü onun işi yalnızcaca zekâ işi değil, aynı zamanda soluk ve güç işidir. Gerçi ak saçlı yaşlıların sesine, bilmem nasıl olur da bir canlılık gelir; ben şimdiye dek bunu yitirmiş değilim, yaşımı da görüyorsunuz; ama, böyle olsa da yaşlılara dingin ve durulmuş bir konuşma yakışır; konuşmasını bilen bir yaşlının iyi hazırlanmış ve dingin sözleri, çoğu kez dinleyicileri etkiler; bu işi kendin beceremezsen de, bir Scipio'ya, bir Laelius'a yol gösterebilirsin. Öğrenmek hevesiyle dolu gençlerin, bir yaşlının çevresini almasından daha hoş bir şey var mıdır? Yaşlıların yeni yetişenlere ders verecek, onları yetiştirecek, onlara toplumsal görevlerin hepsini öğretecek güçte olmadıklarını mı söyleyeceğiz? Bundan da daha güzel bir iş olabilir mi? Bence, Cn. Scipio ile P. Scipio, ve atalarından ikisi: T. Aemilius ile P. Africanus, soylu gençler arasında bulunmakla mutlu görünüyorlardı: güçleri arasında bulunmakla mutlu görünüyorlardı: güçleri azalsa ya da yok olsa bile, iyi ve yararlı şeyler öğretenlerin mutlu olmadıklarını sanmamak gerek; hem kuşkusuz ki bu güçsüzlük yaşlılıktan çok, gençlikteki yaramazlıkların bir sonucudur; yeni yetişenlerin zevke düşkünlüğü ve taşkınlığı, yaşlılığa miras olarak güçsüz bir beden bırakır. Xenophon'da okuduğumuza göre, Kyros ölürken, son sözleri olarak, iyice yaşlanmış olmasına karşın, yaşlılığında hiçbir zaman kendisini gençliğindekinden daha zayıf duyumsamadığını da söylemiş . Ben henüz çocukken, ikinci konsüllüğünden dört yıl sonra pontifex maximus olmuş ve rahiplikte yirmi iki yıl çalışmış olan Metellus'u ömrünün sonunda gençliğini aramayacak denli güçlü gördüğümü anımsarım. Gerçi kendisinden söz etmek yaşlılığa özgü olan ve biz yaştakilerde hoş görülen bir şeydir, ama ben kendimden söz etmeye hiç gerek görmüyorum.

Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 11)Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 11)

Şair Naevius'un Ludus'unda şöyle bir soru sorulur:
"Baksanıza, nasıl oldu da o koca devleti öyle yıkıverdiniz
?"
Verilen türlü yanıtlar arasında başlıcası şudur:
"Yeni yeni söylevciler türemişti; bunlar kafasızdılar,
bilgisizdiler."
Doğallıkla, düşüncesizlik çiçeği burnundakilere, akıllılık da
yaşını başını almış olanlara vergidir.
Ama, yaşlandıkça bellek zayıflar, derler. İşletmezsen ya da
yaratılıştan ağır işliyorsa, zayıflar elbette. Themistokles
bütün yurttaşlarının adlarını bellemişti; yaşı ilerlediğinde
Aristeides'e Lysimakhos diye mi selam vermeye başladığını
sanıyorsunuz? Bana gelince, ben yalnızca bugün yaşayanları
tanımakla kalmayıp, onların babalarını da, dedelerini de
tanırım ve mezarlar üzerindeki yazıları okurken, dedikleri
gibi belleğimi yitirmekten korkmam; çünkü, bunları okumakla
ölüler belleğimde canlanır. Bir yaşlının hazinesini gömdüğü
yeri unuttuğunu doğrusu hiç duymadım; yaşlılar iş edindikleri
şeyleri, mahkeme için saptanan günleri, kimden alacakları,
kime verecekleri olduğunu akıllarında tutarlar. Ya hukukçular,
pontifexler, angurlar, yaşlı filozoflar... öyle çok şey
anımsarlar ki onlar... Yaşlıların aklına bir şey olmaz, yeter
ki çabalarını ve eylemlerini sürdürsünler; bu, yalnızca parlak
ve onurlu konumlarda bulunan kimseler için değil, devlet
işlerinden uzak, kendi halinde bir ömür sürenler için de
böyledir. Sophokles, en yaşlı zamanında bile tragedyalar
yazdı; dahası, bu uğraşı yüzünden malını yönetmeyi savsaklıyor
gibi göründüğü için oğulları onu mahkemeye verdiler. Bizde
servetini iyi yönetemeyen babaların, mallarıyla uğraşmasını
yasaklamak nasıl gelenekse ; yargıçların öylece, sanki o
aklını yitirmiş bir insanmış gibi, servetini elinden
almalarını istiyorlardı. Dediklerine göre, o zaman yaşlı adam,
elinde tuttuğu ve az önce yazmış olduğu Oidipos Kolonos'ta
adlı yapıtını yargıçlara okumuş ve bu yapıtının deli işine
benzeyip benzemediğini sormuş; yapıt okunduktan sonra da
yargıçların kararıyla aklanmış. İşte yaşlılık, bu adamı, Homeros'u, Simonides'i, Stesikhoros'u, demin söz etmiş olduğum
İsokrates'i, Gorgias'ı, en büyük filozofları; Pythagoras'ı,
Demokritos'u, Platon'u, Xenokrates'i, daha sonra Zenon'u,
Kleanthes'i ya da sizin Roma'da gördüğünüz stoacı Diogenes'i
çalışmalarına son vermek zorunda bırakmış mıdır? Hepsi
yaşadıkları sürece etkin de olmamışlar mıdır?

Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (9)Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (9)

Maximus'un ne diye bu kadar uzun boylu sözünü ettim biliyor
musunuz? Onunki gibi bir yaşlılığa kötü demenin doğru
olmadığını anlayasınız diye. Ama herkes Scipiolar, Maximuslar
gibi olamaz ki! Kentler aldığını, karada, denizde girdiği
savaşları, triumphus törenlerini anımsayın. Bunlar
olmadan da, dingin, lekesiz, zevkli bir yaşamdan sonra gelen
yaşlılık rahat ve tatlı olur; dediklerine göre, seksen bir
yaşını bulan ve yazı yazarken ölen Platon'un ömrü öyle geçmiş;
İsokratesinki de öyle; kendisinin dediğine göre,
Panathenaikos adlı kitabını doksan dört yaşındayken yazmış;
ondan sonra beş yıl daha yaşamış. Hocası Leontinoili Gorgias
tam yüz yedi yıl ömür sürmüş, hiçbir zaman da çabalamayı ve
çalışmayı elden bırakmamış. Dünyada neden öyle çok kalmak
istediği sorulunca, "Yaşlılığa kötüdür demem için hiçbir neden
yok ki!" demiş. İşte parlak ve bilge insana yakışır bir yanıt.
Aklı kıt olanlarsa kendi kusurlarını, suçlarını yaşlılığa
yüklerler; biraz önce sözünü ettiğim Ennius bunu yapmazdı:
"Olimpia'da çoğu kez alanın sonuna değin varıp,
Yengi kazanan at gibi yaşlılıktan çökmüş, şimdi
dinleniyor."
Yaşlılığını güçlü ve yengi kazanan bir atınkine benzetiyor;
siz bunu pek iyi anımsayabilirsiniz. Çünkü şimdi konsül olan
T. Flamininus ile M. Aciliu bu görevlerine Ennius'un
ölümünden on dokuz yıl sonra başladılar; Ennius Caepio ile
Philippus'un konsüllüğü zamanında öldü; bu, benim
Voconius yasasını bağıra bağıra, gür bir sesle savunduğum
sıralara raslar: o zaman altmış beş yaşındaydım. Ennius yetmiş
yaşında iken (o kadar yaşadı), en ağır sayılan iki şeye, yani
yoksullukla yaşlılığa, bunlardan sanki hoşlanırmış gibi
katlanırdı. Doğrusu, ben de iyi düşününce yaşlılığı kötü
gösteren dört neden buluyorum: Birincisi, insanı işlerden
uzaklaştırması; ikincisi, bedeni zayıflatması; üçüncüsü,
insanı hemen hemen her zevkten yoksun kılması; dördüncüsü,
ölüme yakın oluşu. İsterseniz, bu nedenleri bir bir alıp
önemlerini ve ne dereceye dek gerçek olduklarını görelim.

Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 6)Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 6)

ATTİCUS : "Yoksul ama kendisine güvenilir o adam"ın
Flamininus'a söylediği bu dizeleri ben de sana aynen
söyleyebilirim. Ama Flamininus gibi sana "Gece gündüz dert
içindesin..." diyemeyeceğime de inanıyorum. Çünkü ruhunun
ılımlı ve dingin olduğunu biliyorum; senin Atina'dan yalnızca
bir sanla değil, kültür ve görgüyle döndüğünü bilmiyor
değilim. Ama beni üzen olaylar , arada bir seni de üzüyor
diye kuşkulanıyorum; bu üzüntüleri avutmaya gelince, bu öyle
kolay bir iş değil, bunu başka bir zamana bırakmak gerek.
Şimdilik niyetim sana yaşlılık üzerine bir şeyler yazmak. Her
ikimizde de ortak olan, başımıza çöken ya da hiç değilse
çökmek üzere olan bu yaşlılık denen yükten hem seni, hem de
kendimi kurtarmak istiyorum; aslına bakarsan, her şeye olduğu
gibi senin buna da sabırla, akıllı uslu bir insan gibi
katlandığını bilmiyor değilim; ama yaşlılık üzerine bir şey yazmak istediğimde ikimizin de işine yarayacak olan bu yapıtı
sana sunmayı düşündüm: bunu hak ettiğini düşündüm. Sonra bu
kitabı kaleme almak benim için öyle zevkli bir iş oldu ki,
yalnızca yaşlılığın olanca sıkıntısını yok etmekle kalmayıp,
onu artık tatlı ve hoş bir duruma soktu. Onun için felsefe ne
kadar övülse azdır; felsefeye uyan insan, ömrünün her çağını
sıkıntısız geçirebilir. Bu konuda çok söz ettik, gene de sık
sık ederiz. Şimdi gelelim sana gönderdiğim, yaşlılık
konusundaki kitaba: Söylenceye kulak asmazlar diye, ben
Khioslu Ariston'un yaptığı gibi sözü Tithonos'a vermedim,
kendisini dinletmesini bilen yaşlıya, Cato'ya verdim. Cato'nun
yanında bulunan Laelius ile Scipio onun yaşlılığa kolayca
katlanmasına hayranlık gösterirler, Cato da onlara yanıt verir
. Cato burada genellikle kendi yapıtlarında olduğundan çok
bilgili görünüyorsa, bu, bilindiği gibi yaşlılığında Yunanca
yapıtlara hevesle bağlanmış olmasından ileri gelir. Ama çok
söze ne gerek var? Benim yaşlılık konusunda düşündüklerimi
Cato kendi sözleriyle enine boyuna anlatacak.

Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 3)Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 3)

Haydi bu yüce uğraşları bir yana bırakalım; Sabin
topraklarında komşum ve ahbabım olan öyle Romalı köylüler
sayabilirim ki, onlar başta olmadan ekim, biçim, ürünün
ambarlara yerleştirilmesi gibi en önemli tarla işleri hemen
hemen hiç görülmez. Ama bunda pek şaşılacak bir şey yok: Öyle
ya, ne kadar yaşlı olursa olsun, bir yıl daha yaşayabileceğini
düşünmeyen var mıdır? Ama uğraştıkları işlerden hiçbir yarar
görmeyeceklerini bile bile didinenler de vardır. Bizim
Statius'un Synephebi adlı komedyasında dediği gibi:
"Kendisinden sonra geleceklere yarasın diye ağaç dikerler
". Gerçekten de çiftçi yaşlı olsa bile, kimin için ekiyor
diye sorana hiç duraksamadan şu yanıtı verir: "Ölümsüz
tanrılar için; çünkü onlar, bu serveti yalnızca dedelerimden
almamı değil, onu benden sonrakilere bırakmamı da istiyorlar."
Caecilius'un kendisinden sonraki kuşağı düşünen yaşlı adam
üzerine söylediği o söz, gene onun söylediği şu sözlerden daha
doğrudur:
"Pollux hakkı için, ey yaşlılık, başka hiçbir dert getirmesen
de gelirken yanında getirdiğin şu dert yeter:
İnsan çok yaşayınca, görmek istemediği birçok şeyi görür."
Öyle ama, belki görmek istediği birçok şeyi de görür; hem
istenmedik şeyler çoğu kez gençlikte de başa gelir. Caecilius,
"Bence yaşlılıkta en acı şey:
O yaşa gelen insanın başkalarına sıkıntı verdiğini
masıdır" .
demekle daha da çok yanılmıştır. Yaşlıların can sıktıklarını
değil, hoşa gittiklerini söylemek daha doğru olur: öyle ya, aklı başında yaşlılar iyi huylu gençlerden nasıl hoşlanır,
gençler kendilerine saygı ve sevgi gösterdiklerinde yaşlılığa
nasıl daha kolay katlanırlarsa, buna karşılık gençler de
yaşlıların öğütlerini dinlemekten zevk alır ve onlar sayesinde
erdeme karşı bir heves duyarlar; benim sizinle birlikte
bulunmaktan duyduğum zevk, sizin duyduğunuz zevkten az
değildir, sanıyorum.

Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 10)Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 10)

Gerçekten, Tarentum'u geri alırken ne denli uyanık, ne denli
sakıngan davranmıştı! Kent elden gittikten sonra iç kaleye
kaçan Salinator ona böbürlene böbürlene, "Q. Fabius,
Tarentum'u benim sayemde kurtardın!" dediğinde Fabius gülerek,
"Doğru, sen onu yitirmeseydin, hiçbir zaman düşmandan geri
alamazdım!"demiş. Savaş işlerinde olduğu denli siyaset
işlerinde de üstün bir insandı: ikinci konsüllüğünde iş
arkadaşı Sp. Carvilius elini kolunu bağlamış otururken,
senatonun salık verdiklerini hiçe sayarak Picenum ve Galya
topraklarını bölen halk tribünü C. Flaminius'a gücü
yettiği kadar karşı koydu; augur olduğu zaman da,
devletin esenliği uğruna yapılacak her iş için bakılan fallar,
uğurlu; zararlı olacak her iş için bakılan fallar uğursuzdur
demek gözüpekliğini gösterdi. Bu adamda ben çok üstün
nitelikler gördüm, ama asıl hayranlığımı uyandıran şey onun
konsüllük etmiş, ün kazanmış bir insan olan oğlunun ölümüne
katlanışıdır. Yazdığı ağıt elimize geçmiştir; onu okuduğumuzda
hangi filozofu küçümsemeyiz? O adam yalnızca toplumsal
yaşamda, yurttaşlarının gözü önünde büyük değildi; özel yaşamında, evinde daha üstün bir insandı. O ne konuşaydı! Ne
özlü sözleri vardı! Eski zamanları ne iyi tanır, augur
yasasını ne iyi bilirdi! Roma'lı olmasına göre de çok okumuş
sayılırdı. Her şeyi aklında tutardı, yalnızca içerdeki
savaşları değil, ülke dışındakileri de... Sanki başıma
geleceği, o öldükten sonra bana bir şeyler öğretecek kimse
bulunmayacağını önceden sezmiş gibi sözlerini can kulağıyla
dinlerdim.

Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 6)Dostluk ve Yaşlılık, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 6)
3 /