Esas Duruşta Cinayet

8,4/10  (5 Oy) · 
7 okunma  · 
1 beğeni  · 
492 gösterim
Baba Kenan Polat: “Asker ölüsü, tavuk ölüsü gibi… Hani bir asker
ölmüş, onların umurunda mı ki? Onların çocukları askerde yok ki,
ölsün. Çocukları dünyanın dolarlarını götürdü, hiçbir şey yok...”
Anne Ani Balıkçı: “O gün o bir kurşun hayatımızı bir saniyede
değiştirdi. Derler ya, bir ölenin arkasından kırk gün mum yanarmış,
her gün biri sönermiş. Bizde hiçbiri sönmedi daha. İki buçuk yıl oldu.
Kırkı da yanıyor.”
Baba Yaşar Özel: “TSK, yavrumun hayati sorumluluğunu
üstlenmeyecekse neden yavrumuzu bizden zorla koparıp aldınız? Niye
yavrumuzu o kışladaki canavarlara teslim ederken, ‘Bu çocuklar ana
kuzusudur, sakın ha incitmeyin bunları’ demediniz?”
Anne Zekine Taştan: ”Vatan sağ olsun demem. Benim evladım yok ki,
benim Tolgam yok. Vatan sağ olsa ne olur ki, vatanı batsın. Bana ne
vatandan! Demem, asla demem! Hiçbir zaman dedirtemezler!”
Zorunlu askerlik hizmeti altında her yıl pek çok asker hayatını
kaybediyor. Baştan savma soruşturmalar aracılığıyla, ölümlerde
sorumluluğu olanların aklanmasına ya da suçun hafifletilmesine
yönelik bir davranış kalıbı devreye giriyor. Ölen öldüğüyle kalıyor ama
devlet kendi güvencesi altındaki -üstelik vatan borcu için silah altına
aldığı- vatandaşlarının hayatlarını korumuyor!
İsmail Saymaz Esas Duruşta Cinayet’te, çeşitli örnekleriyle asker
ölümlerini mercek altına alıyor. Tahkir, kötü muamele, dayak, eziyet,
intihar ve cinayet sebebiyle hayatlarını kaybeden askerlerin başlarına
gerçekte ne geldiğini araştırıyor, ölümlerin gerçek sebeplerini ve
bunların üzerinin nasıl örtüldüğünü ortaya koyuyor. Başka canların
sorumsuzca feda edilmesine göz yumulmasın diye…