10,0/10  (1 Oy) · 
2 okunma  · 
1 beğeni  · 
553 gösterim
Millî tarihin derinliği, millî köklerin derinliği ve temellerinin sağlamlığı demektir. Bu açıdan Türkler, tam bir bahtiyarlık içindedirler. Çünkü Türklerin tarih sahnesinde göründüğü ve devlet olduğu çağlarda, bugünün itibarlı milletlerinden çoğunun adı bile yoktu. Dünyaya söz geçiren tarihî şahsiyetler, mensubu bulundukları milletin saygıdeğer şahsiyetini oluştururlar. Fârâbî'yi, İslâm Dünyası içinde İlk Çağ Batı Düşüncesini temsil eden her hangi bir dünya filozofu olarak görenler olabilir. Fârâbî, dünyaya söz söylemiş, dünya medeniyetine katkıda bulunmuş ölmez insanlardan biridir. Kendi şahsında o, Türkün düşünce kabiliyetini ve felsefî dehâsını gösterdiği gibi, İslâm öncesi ve İslâmî Türk kültürünün fikrî-mânevî mirasını aksettiren, bu mirasın sentezinden doğmuş ve tam bir bütünlük arz eden abide şahsiyet olma vasfını da temsil etmektedir.

Farabi hakkında kapsamlı eser yazmak oldukça zor bir iş. İslam felsefesi içerisinde dahi bunu tam anlamıyla başarabilen birisine rastlamadım. Fahrettin Hoca'nın farkı ise, kesinlikle felsefe yapmak gayretinde olmadan, saf bilgiyle işlemiş konuyu. Bu sebeple çok beğendim. Kaynak kitap olarak kullanılacak tarzda kısa ve net bir eser. Farabi'nin eserlerine, temel görüşlerine, hayatına dair bilgilere kolaylıkla bu kitapla ulaşabilirsiniz. ^^

Kitaptan 17 Alıntı

''Üstelik bu devrede "Millet olarak Türk" olmanın şuuruna varılmış olduğunu da görmekteyiz. Nitekim, meşhur Bilge Kağan'ın hitabesi bu devreye aittir; M. 732 tarihini taşımaktadır ve; "...Ey Türk Milleti kendine dön!..." ibaresi ebediyete kadar dursun diye taşa işlenmiştir. ''

Farabi, Fahrettin OlgunerFarabi, Fahrettin Olguner

''Bizim burada asıl olarak belirlememiz gereken şey, Gök-Türklerin nereden geldiği ve kimlerin varisleri olduğu hususudur. Hemen şunu belirtelim ki bu tarih, Türk milletinin tarihi şahsiyetini belirlemek açısından hiç de küçümsenecek bir zaman parçası değildir ve aksine, bugünkü dünyanın saygıdeğer milleti olarak kabul edilen milletlerinden pek çoğunun, sözü edilen yıllarda, (Gök-Türklerin tarih sahnesinde olduğu devirlerde), ne ismi, ne de kendisi tarih sahnesinde vardır. Felsefi açıdan baktığımızda şunu görürüz ki; bir milletin "millet" olarak ortaya çıkışı, öyle çok uzun asırlara ihtiyaç göstermez. Sosyal mutasyon dediğimiz çok ani değişimlerle bir iki nesillik bir zaman içinde bir milletin "millet" olarak ortaya çıkışı (veya tarih sahnesinden tamamen silinişi) mümkün olmaktadır. Fakat, bir milletin tarihi derinliklere
dayanması, onun tarihi şahsiyetini, tarih tecrübesini, kültür zenginliğini ve nihayet onun millet olarak ayakta durma kabiliyetini gösterir. ''

Farabi, Fahrettin OlgunerFarabi, Fahrettin Olguner

''Bizim için pek çok karanlık nokta bırakan mütefekkirimizin hayatının en açık ve en kesin yönü şudur ki o, bir TÜRK'dür ve hem de büyük dededen itibaren soy kütüğü apaçık okunan bir Türk ırkından gelmektedir. Nitekim, Farabi’den bahseden ve meseleyi çok iyi fark etmiş görünen kaynakların hemen hepsi, onun isminin sonuna "Türk" kaydını koymaktadırlar. Üstelik, soy itibariyle Türk olmanın dışında Farabi, şuur ve kültür itibariyle de Türk idi. Nitekim, birkaç kaynağın birden ifade ettiği üzere, İslam milletlerinin müşterek kültür merkezi olan ve hem de Araplardan birinin halife olarak bulunduğu bir devirde başkent Bağdat'a gelen Farabi Türkçe konuşuyordu. Ayrıca o, Türk kıyafetini de, hayatının hemen her devresinde ve ısrarla üzerinde taşıyor, gittiği yerlere onunla gidiyor, saraylara o kıyafetle giriyordu. ''

Farabi, Fahrettin OlgunerFarabi, Fahrettin Olguner

''Bu bölgeye İslam, Farabi'nin doğuşundan kısa bir sure önce, yaklaşık olarak M. 840 yıllarında, girmişti. Tarihi kayıtlara göre Türk Hakanı Bilge Kol Kadir Han devrinde (M. 840'da), Samani emirlerinden Nuh b. Mansur el-Razi'nin Taşkent'i aldığı ve öteki (Sayram-İspicab... v.b.) şehirleri de barışa zorladığı anlaşılmaktadır. Demek oluyor ki Farabi'nin atalarından ilk Müslüman, muhtemelen Vesic kalesi kumandanı olan, babası Mehmed idi. İslam’ın henüz girdiği bölgede Müslümanlarla birlikte Müslüman olmayan Türkler de yaşıyorlardı. Nitekim M. 900 yıllarında yazılan bir eser;"Farab'da hem Müslümanlar, hem de Karluk Türkleri silahlı kuvvetler bulundururlar" ifadesi ile durumu aydınlatmaktadır. Kaşgarlı'nın haberinden de öğrendiğimize göre bölgede Türkler çok yoğun halde bulunmaktadırlar. ''

Farabi, Fahrettin OlgunerFarabi, Fahrettin Olguner

''Miladın 945 senesinde Şam'a giren Seyfüddevle'nin kısa bir süre sonra mağlup olarak burayı terk ettiği düşünülerek, Farabi'nin vefatı sırasında Seyfüddevle'nin Şam'da bulunmasının ve Farabi'nin cenaze namazını kıldırmasının mümkün olamayacağı, modern araştırmalarda kaydedilmektedir. Bu tarihlerde Şam'ın kısa surelerde birkaç defa el değiştirdiği bilinmektedir. Fakat, bu el değiştirmelerden birinde Seyfüddevle'nin Şam'da bulunmuş ve Farabi'nin cenaze namazını kıldırmış olması mümkün ve çok muhtemeldir. Seyfüddevle'nin Anadolu'ya geçip Bizans ile çarpışması da bu tarihten ve bu hadiseden sonra olmalıdır. Her halükarda Farabi Şam'da vefat etmiştir ve kabri orada bulunmaktadır. ''

Farabi, Fahrettin OlgunerFarabi, Fahrettin Olguner

''İnsanlardan dünyalık herhangi bir şey isteyip beklemeyen Farabi, kim ve hangi mevkide olursa olsun insanların önünde eğilip bükülmez. Onun yeri, aslında devletin en üst kademesidir. Fakat, onun görünüşüne bakıp aldananlar, ona önem vermez, onu küçümserler. Buna aldırış etmeyen Farabi, ilmini, bilgisini ve sanattaki ustalığını göstererek kendi değerini ortaya koyup kendisini hafife almak isteyenlere haddini bildirir. O, gerçek bir hakimdir, her dilden anlar. Konuşulan her lisanı çözer, gizli kapaklı her şeyi bilir. İşte halk tasavvurunda hikâyeleşen Farabi’ budur. ''

Farabi, Fahrettin OlgunerFarabi, Fahrettin Olguner

''Farabi'nin Bağdad hayatının çok hareketli ve hararetli geçtiği muhakkaktır. Bazı mübalağa ve yanlışlıkları da ihtiva eden rivayetler, geceleri bekçi kandillerinden yararlanarak kitap okuduğunu söylemekle onun, pek güç şartlar içinde öğrenim ve incelemelerini sürdürdüğünü belirtemeye çalışmaktadırlar. Bu güç şartlar içinde de olsa, artık onun burada eserler yazmaya başladığını biliyoruz. ''

Farabi, Fahrettin OlgunerFarabi, Fahrettin Olguner

''Sonuç şu ki Farabi hem bir Türk idi, hem de Türk olmaktan gurur duyuyor, Türk gibi yaşıyor, Türk olarak dolaşıyordu. Hangi milletten olursa olsun Ortaçağ’daki her Avrupalı mütefekkirin eserini, Avrupa'nın müşterek medeniyet dili olan Latince yazdığı gibi, Farabi’nin de eserlerini, İslam dünyasındaki dinin ve medeniyetin ortak dili olan Arapça yazmış olması, onun milliyetine gölge düşürmez. ''

Farabi, Fahrettin OlgunerFarabi, Fahrettin Olguner

'' Ribat: Sınır boylarında düşmana karşı korunmak maksadı ile bir çeşit "sınır karakolu" olarak kurulmuş, bir yandan askeri, öte yandan dini-tasavvufi eğitim- öğretim y o olan yerler, kaleler, konaklar, tekkeler. Bunlar, çok eski bir
geleneğe; Buddhist-Türk geleneğine bağlı olarak, Müslüman Türkler tarafından kurulmuş ve kullanılmış müesseselerdir. ''

Farabi, Fahrettin OlgunerFarabi, Fahrettin Olguner

''Yine mütefekkirimizin hayatını anlatan tarihi kaynaklar, Arapça dil bilgisi dersi aldığı hocaya Farabi'nin de mantık dersi verdiğinden bahsetmektedirler ve gerçekten de bu zat, daha sonra kaleme aldığı Dil bilgisinin Temelleri adlı eserini mantık kaidelerine dayandırarak yazmış bulunmaktadır. Bütün bunlar bize şunu gösteriyor ki Farabi, Türk kıyafeti ile ve Türkçe konuşarak Bağdad'a geldiğinde yaşı otuzun epey üzerinde bulunuyordu ve o, Arapça da dahil olmak üzere birçok şey biliyordu. Ancak, İslam kültür ve medeniyetinin de merkezi olan bu başşehirde o, eski bilgilerini yeniden gözden geçirdi, kuvvetlendirdi ve her sahanın şöhret bulmuş otoritesi ile görüşüp bilgi alış-verişinde bulunarak sahip olduğu bilgileri, "kesin bilgi" şekline dönüştürdü ve kendinden emin kimsenin hali içinde bilgilerini kitap haline getirmeye başladı. ''

Farabi, Fahrettin OlgunerFarabi, Fahrettin Olguner
2 /