Gecenin Sonuna Yolculuk

8,7/10  (42 Oy) · 
78 okunma  · 
40 beğeni  · 
2.361 gösterim
Yayımlanmasından tam yetmiş yıl sonra Türkçe'ye kazandırılan Gecenin Sonuna Yolculuk, edebiyat tarihinde bir dönüm noktası oluşturan, romanda konuşma dilini ve argoyu kullanarak devrim yaratmış bir başyapıt. Louis Ferdinand Céline'in, bugün hâlâ güncelliğini koruyan, insanı derinden etkileyen, içine çeken bu başyapıtı, "İşte böyle başladı" diyerek okuru Birinci Dünya Savaşı'ndan Afrika'daki Fransız sömürgelerine, oradan Amerika'ya, derken Paris'in varoşlarına ve gecenin sonuna kadar uzanan ürpertici bir yolculuğa çıkarıyor. Céline'in kullandığı dil, özellikle de konuşma dilini yazıya geçirme uğraşı, bugüne dek yapıtlarının Türkçe'ye çevrilmesinin önünde büyük bir engel ve dokunulmazlık yarattı. Yiğit Bener'in iki yılını vererek Türkçe'ye kazandırdığı bu eser, gerek çevirisiyle gerekse okurun yüzüne vurduğu gerçeklerle uzun süre konuşulacak...


I. Dünya Savaşı'nın ardından, ikincisine çeyrek kala. Kan kokuyor. Kan, yoksunluk, hastalık, ölüm, sıcak, tuvalet, yara et, yine de kahkaha... Biz, tam yetmiş yıl sonra, yeniden indiriyoruz Yolculuk'u kızağından. Adını hiçbir şeyle birlikte anmadan, karşılaştırmalar yapmadan. Bir biçem, bir dil, gecenin sonunda insanlığın en aşağı katmanlarıyla bir yüzleşme, bizi içeri, daha içeri çeken, boynumuza parmaklarını geçiren, ısıran, tüküren, hırlayan, ölesiye korkan ve korkutan.Yani yaşayan. Bir kıpırdanma başladı bile, parmaklarımızın ucunda, gözeneklerimizden içeri sızan bir şey var. Böyle bir yüzleşmeye katlanabilecek mi insan?

Tadımlık
Takdir edilmek ve saygı görmek için, yangından mal kaçırırcasına sivillerle iyi dost olmak zorunda kaldım, çünkü savaş ilerledikçe onlar, geride, gitgide daha adileşiyorlardı. Paris'e döndüğümde bu durumu hemen anladım, bunun yanı sıra, karılarının iyice kızıştığını, ihtiyarların çenelerinin düştüğünü, bir de ellerin sağda solda, onun bunun götünde, ceplerinde dolaştığını anladım. Geridekiler savaşanların mirasına konuyordu, şan şöhret ve buna kahramanca, acı çekmeden katlanmanın yolları çabucak öğrenilmişti. Kâh hastabakıcı, kâh acılı şehit anası kimliğindeki anneler artık koyu renk uzun başörtülerini takmadan, bir de belediye görevlisi aracılığıyla Bakan'ın onlara tam zamanında ulaştırdığı küçük diplomaları yanlarına almadan hiçbir yere gitmiyorlardı. Sonuçta, her şey bir şekilde düzene giriyordu. Özenle hazırlanmış cenaze törenleri sırasında da herkes pek üzgündü elbette, gelgelelim insan yine de konulacak mirası, yakın zamanda çıkılacak tatili, alımlı ve söylenene bakılacak olursa ateşli dulu düşünmeden de edemiyordu, hâlâ yaşamını sürdürmeyi de, inadına, uzunca bir süre, hatta belki asla gebermemecesineÉ Kim bilir? Cenazeyi izlerken, herkes sizi şapkasıyla göstere göstere selamlar. Hoş bir şeydir bu. Zaman artık terbiyeli davranma, saygıdeğer görünme, yüksek sesle gülmeme zamanıdır, yalnızca için için sevinebilirsiniz. Buna izin var. İçinden olursa her şey serbest. Savaş zamanında, asmakatta dans edileceğine, mahzenlerde dans ediliyordu. Savaşanlar buna daha rahat katlanıyorlardı, bu işi seviyorlardı. Gelir gelmez istedikleri buydu, kimse de bu tavırları kuşkulu bulmuyordu. Aslına bakılırsa kuşku uyandıran biricik şey kahramanlıktır. Kendi bedeniyle kahramanlık? Oldu olacak yem olarak oltanın ucuna takılan solucandan da kahramanlık yapmasını talep edin, ne de olsa o da bizim gibi pembe, soluk ve gevşek. Bana gelince, artık halimden şikâyetçi değildim. Hatta kazanmış olduğum askeri madalya, yaralanmam falan filan sayesinde özgürleşmekteydim bile denilebilir. Nekahet dönemindeyken getirmişlerdi bana madalyayı, hem de hastaneye kadar. Hemen o gün, tiyatroya, madalyamı sivillere göstermeye koştum, aralarda. Bayağı etkileyici oldu. Paris'te görülen ilk madalyalardı bunlar. Olay yaratmıştı! Hatta Opéra-Comique'in fuayesinde Amerika'dan gelen tatlı Lola'yla da bu vesileyle tanıştım, ar damarımın tamamen çatlamasını da ona borçluyum. Öyle bazı tarihler vardır ki, yaşamasaydım da olur diyeceğiniz aylar arasında öne çıkıverirler. Opéra-Comique'teki şu madalya gününün benim yaşantımdaki yerine gelince, belirleyici olmuştur. İşte onun yüzünden, Lola'nın yüzünden Amerika Birleşik Devletleri'ni bayağı merak eder oldum, ona bir çırpıda sorduğum ve doğru dürüst yanıt vermediği sorular yüzünden. İnsan kendini yolculuklara böylesine kaptırmayagörsün, ne zaman dönebiliyorsa o zaman, ne halde dönebiliyorsa da o halde dönerÉ Sözünü ettiğim dönemde herkes Paris'te kendi küçük üniformasına sahip olmak istiyordu. Üniformasız kalan bir tek tarafsızlarla casuslardı, onlar da zaten neredeyse aynı kişilerdi. Lola'nın da vardı kendi resmi üniforması, hem de gerçek, çok sevimli bir üniforma, kızıl haçlarla süslenmişti her tarafı, kol ağızları, dalgalı saçları üzerine hınzırca hep yan yatırarak yerleştirdiği minnacık polis beresi. Otel müdürüne sır verir gibi söylediğine bakılırsa, Fransa'yı kurtarmak için bize yardım etmeye gelmişti, tabii gücünün yettiği kadar, ama tüm yüreğiyle! Birbirimizi anlamakta hiç güçlük çekmedik, ne var ki tam olarak anladık da denemez, çünkü yürek gücüyle yapılan işler bana bayağı sevimsiz gelmeye başlamıştı. Beden marifetiyle yapılanları yeğliyordum, mesele bundan ibaret. Yürek gücünden olabildiğince uzak kalmakta yarar vardı, bunu bana iyi öğretmişlerdi, savaşta, hem de nasıl! Bu dersi unutmaya da hiç niyetim yoktu. Lola'nın yüreği yumuşacık, zayıf ve coşkuluydu. Vücuduysa pek tatlı, pek muhabbetliydi, haliyle ona olduğu gibi, yani tümüyle sahip olmam gerekmişti. Aslında iyi kızdı Lola, ancak aramıza savaş girmişti, insanlığın yarısını, muhabbet olsun olmasın, öbür yarısını mezbahaya yollamaya yönelten o rezil müthiş hınç. Öyle olunca, bu tür bir saplantı, kaçınılmaz olarak ilişkilerde sorun yaratıyordu. Nekahet dönemini olabildiğince uzatmaya kararlı olan ve çarpışmaların ateşli mezarlığındaki nöbet sırama dönmeye hiç niyeti olmayan bendenizin gözünde, katlimizin saçmalığı, kentte attığım her adımda daha da çarpıcı olarak belirginleşiyordu. Her tarafı inanılmaz boyutta bir hinoğluhinlik sarmıştı. Ancak bu kapandan kurtulma şansım yok denecek kadar azdı, yırtabilmek için gerekli ilişkilerin hiçbirine sahip değildim.
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2013
  • Sayfa Sayısı:
    576
  • ISBN:
    9789750804199
  • Çeviri:
    Yiğit Bener
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
KeMâL 
 10 Eki 19:14, Kitabı okudu, 11 günde, Beğendi, 9/10 puan

Yine bir inceleme yine bir giriş cümlesi sıkıntısı. Öncelikle ben bu kitabı inceleyemem daha doğrusu yazacak çok şey var ama yazamayacağımı düşünüyorum şimdiden. Çünkü gerçekten çok fazla konu ve detay var. Kısa kısa sizleri bilgilendirmek için elimden gelen, not aldığım yerleri sizlerle paylaşmayı deneyeceğim.

Öncelikle eser ile tanışmamın sebebi Hakan Günday – Kinyas ve Kayra kitabıdır. Kinyas ve Kayra’yı bu kitabı okuduktan sonra etkilenerek yazdığını belirtmiş. Bununla ilgili de bir röportaj da var linki de burada http://www.sabitfikir.com/elestiri/heil-celine buyurun.

Önceliği yazara vereceğim sonra kitap hakkında konuşmak istiyorum. Yazarın çok kitabı yok maalesef. Gerçi gerek de kalmamış diyebiliriz. Eser gerçekten çok sağlam. Vikipedia’ya bakarsak yazar ile ilgili şu bilgileri bulacaksınız.
Louis-Ferdinand Destouches veya kalem adıyla Louis-Ferdinand Céline (27 Mayıs 1894 - 1 Temmuz 1961), Fransız yazar ve doktor. Céline, yazarın büyükannesinin ismidir. Yeni yazı tarzı ile Fransız ve Dünya edebiyatını geliştirmiştir. 20. yüzyılın en etkili yazarlarından biri olarak kabul edilir.
Gecenin Sonuna Yolculuk adlı kitabı Le Monde 'un Yüzyılın 100 Kitabı listesi'nde de 6. sırada yer almıştır.
Bu eser yüzyılın yüz kitabı listesinde 6. Sırada yer almış. Benim pek de incelememe gerek yok aslında. Yeni yazı tarzı deniyor bu nedir diyebilirsiniz. Hemen açıklığa kavuşturayım. Küfür, belaltı ve daha doğrusu yeraltını edebiyatını kullanarak geliştiren bir yazar. Kitabın basım tarihi ise 1932.

Geçelim kitabın konusuyla ilgili cümlelere. Alıntısı bol kitabın da konusu da baya bol. 2 adet kağıt çıktı not aldığım. Giriş savaşla başlıyor. Savaş esnasında halkın yaşadıkları ve o milliyetçilik duygusu ile. Ama romanın kahramanı gel gelelim tam bir savaş karşıtı ve siz ne halt yiyorsunuz dercesine savaştan kaçıyor. Savaşın kötülüğü ve savaş esnasında yaşanılan zorlukları çok iyi betimlemiş. Her ne Fransayı kötülese de milliyetçi ve vatanseverlik duygularını çok iyi aşılamış. Kısacası bir savaşa gireceksiniz. O savaşta 1-2 sene yaşayıp tüm duyguları tadacaksınız. Bu savaş bölümü sadece bir bölüm bunu da belirteyim.
Kendi milliyeti Fransız olsada Fransızları yerin dibine kadar gömmüş. Yaşama isteği arzusuyla yanan bir karakter ama çok rahat, doğruyu sorguluyor, yalanı insanlara yakıştırıyor ve arkadan iş çevirmek nedir bunları bize anlatıyor. Ölümden büyük korku duyuyor.

Karamsarlık ve bununla ilgili felsefi cümleler ve konular oldukça etkileyici. Amerika o zaman da herkes için bir rüya sanırım ama yazar bir şekilde Amerika’ya ulaşıyor. Ve olaylar başlıyor. Antiamerikancı o kadar söylemler var ki çok iyi. Direk günümüze etki edecek cinsten. Sömürgecilik, insanları ezme, aşağılama ve kullanma… Bunlar ancak insana yakışır demesi. Çok sağlam…

Başka bir bölümü ise tamamen sex, kadınlar, kürtaj, doktorluk üzerine baya bir cümleler var. Sakın bu dediklerimi çok fazla gözünüzde büyümesin. Öyle bir çeviri ile karşılacaksınız ki kitap bittiğinde belkide çeviri değil; Türkçe bir kitap okuduğunuzu söyleyebilirsiniz. Abartmıyorum çünkü netten de araştırabilirsiniz. Harika, güncel bir dil. Tamamen modern küfürler, modern argo. Çevirmen Yiğit Bener’i de burada anmak sanırım bir borç. Sağlık demişken kahraman ilerleyen bölümlerde bir doktor olarak hayatına devam ediyor ve sağlıkla ilgili bir çok konuya da vakıf olacaksınız. Geçmişte ne gibi sıkıntılar çekilmiş bunlar bir bir göz önüne seriliyor.

Bir bölümde Henry Ford’dan bahsetmiş yazar. O bölümde insanları nasıl kullandıklarını, bazı insanların ezik olması gerektiğini anca bu şekilde insanlığın var olabileceğini söylüyor. Herkes zengin ve modern olursa işi kim yapacak demesi sanırım çok büyük bir tema. Yoksulluğu çok iyi anlatıyor. Birçok bölüm yoksullukla ilgili.

Yine farklı bir konuyu ele alırsak yaşlı bir teyzenin ölümü söz konusu olan. Ferdinand’ın arkadaşı Robinson tarafından öldürülmek istenen yaşlı kadının suikastleri ile yazılan bir bölüm var. Orada da arkanızdan işlerin çevirilmesi daha doğrusu en yakın arkadaşınız bunu yapmasıyla ilgili konu.

Kitabın en sonuna doğru ise kadınlar ve ölüm ile olaylar sonuçlanıyor. Kitabın ismine uygun Gecenin Sonuna doğru akşam üzerini geçmesiyle ilgili bir çok cümle atfedilmiş. Gecenin önemini okuduktan sonra biraz daha iyi anlayacaksınız. Aşk ile bitiyor kitap, kadınlar ile bitiyor kitap…

Eleştirdiğim yer ise sonunun her klasik gibi, her eser gibi kısa ve bir anda bitmesi. Neden hep böyle oluyor anlamıyorum. Bir çok yeri atladığıma eminim. Bunları yazabildim arkadaşlar. İnşallah verimli olmuştur sizler için. Kesinlikle zor bir kitap. İlk başlayanlar hemen sıkılabilirler. Bu da benim kişisel önerim. Sürçü lisan ettiysem affola. Kesinlikle tavsiyemdir. Beğendim. İyi okumalar….

cansu tekcan 
12 Ağu 2015, Kitabı okudu, 9/10 puan

Yeniden başlayabilmek icin cesaretten cok alcakliga gereksinim duyarsiniz diyor, Celine. Yeterince alçak hissediyordum. Bu kitabı 2. okuyuşum, bu dili anlayabilecek zulme uzaktan da olsa şahit oldum, gundem hepimizi aşagı cekti. 2 yılda çok şey değişti. Yine son sözden giriş yapacagim ama. yiğit bener in son sözü ağır, yağlı bir yemeğin üzerine içilen soda gibi. Kitap da ağır yemeklere benziyor zaten sindiremiyorsun altini cizerken kalemin ucu kayiyor ya da ellerin titriyor belki. Rahatsizlik veriyor. Hazımsızlık. Celine'i ben zaten hazmedemiyordum. hakan günday "senin için ölür ve öldürürüm" demişti. Kim bu herif dedim kim, ne yazmış olabilir. Gecenin sonuna yolculukmuş. Meh. Esasında gecenin içine alıyor. Bi sarkida "kötü adamlar geceyi bıçaklar" diyordu. Bardamu elinde bıçakla geziyor gibi gözümde canlanıyor. Zaten korkutmak istiyordu. Cesur ol diyordu kendine, gecenin sonuna ulasacakti.
Velhasıl burada güzellik yok, bu sayfalarda da o donemde de bu donemde de. İnsanlar ellerinde bicakla geziyor gibiler hem Bardö gibi geceleri degil, gündüzleri de. Alenen can yakılıyor. Birisi kitapta şöyle diyordu Bardamüye:
"Dünya çoktan ölmüs! Bizler yalnızca onun üzerindeki kurtçuklarız, o boktan koca cesedinin üzerindeki kurtlar, ha bire onun bagirsaklarini kemirip duruyoruz, hem de yalnızca zehirli yerlerini... Biz bir boka yaramayiz. Doğuştan çürümüşüz biz... İşte o kadar !" Bardö de bir yerde dünyanın bizle tasak geçmek için var olduğunu söylüyor ama hayir biz kendimizle ve dünyayla tasak geçmeye calisan kurtcuklariz. Şu kadarcık, diye yazmıştım son okuyuşumda.

Mustafa Erden 
19 Oca 01:39, Kitabı okudu, 1 günde, Beğendi, 10/10 puan

Hakan Gunday'in basucu kitabi,ilham kaynagi.Bir kere okumak yetmez ezberlenmesi gereken bir bas yapit.

Mujurey 
04 Ara 20:28, Kitabı okudu, 48 günde, Puan vermedi

Bu kitabı okumadan önce hazırlanın, toparlanın, (satırları çizenlerdenseniz bir kalem alın, ihtiyacınız olacak) çünkü siz de bir yolculuğa çıkacaksınız. Ferdinand sizi dört duvarınız arasından sürükleyerek çıkaracak ve içten içe hep sorduğunuz karanlık soruların cevaplarını yüzünüze çarpacak. Duymak istemediğiniz, duymaktan haz etmeyeceğiniz bir takım cevaplar. Bir Tutunamayanlar eseri. Yavaş yavaş ilerlemek gerek.

Savaş, yoksulluk, sömürgecilik, aşk, yaşam ve en çok da ölüm. Sırayla, bu yolculukta, en ağır şekilde yüzleşiyorsunuz bu kavramlarla. Sadece bu kavramlarla değil, her şeyle. Her şeye bir cevabı varmış yazarın da bu kitabı yazmış gibi. Ve yazar acımasızca, hiç çekinmeden anlatıyor bir bir insan denen çürümüş varlığın aşağılıklarını. Hem de büyük bir kayıtsızlıkla, bazen gülümseterek. Ama bilmemezlikten gelemezsiniz, göz yumamazsınız artık.

Okurken büyük bir karamsarlığa düşürüyor insanı; bitirince de boşluğa. Üzerinden geçen seksen dört seneye rağmen geçerliliğini koruyor. Büyük bir gözlem yeteneğinin ürünü bu kitap. Daha fazla boşboğazlık edecek değilim kitap hakkında çünkü bu kitabı ancak kendi cümleleri açıklayabilir. Bu kadar alıntının sebebi de budur. Ben, şimdi, okuduğum satırları bir daha okuyacağım ve sanırım bir daha okuyacağım. Kapatalım artık bu konuyu.

Yiğit Bener ise çeviri için büyük emek vermiş ve kitabın sonunda yer alan yazısı ise kitabı tamamlamıştır bence.

Teşekkür ederim Hakan Günday. Heil Céline!

Leylaa 
04 Nis 11:00, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Bazı kitaplar vardır, günü kurtarmak için yazılır .Bazı kitaplarda vardır ki ömrü kurtarmak için yazılmışlardır .Gecenin Sonuna Yolculuk ömrü kurtarmak için yazılmış .

Selman Ç. 
24 Oca 22:55, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Defalarca okusamdaa bi daha okurum o derece. Kitap her yönüyle hayatın ta kendisi. 84 yıl olmuş yazılalı ancak hayatta değişen bişey yok. 184 yılda geçse değişen pek bişey olmayacak insanlar değişmediği sürece.

Ümit güder 
22 Ara 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 8/10 puan

Savaş'ın esasında kaybedenlerinin sıradan insanlar olduğu ,kazananların normal Zaman'da da kazananlar olduğun acı gerçeği

Kitaptan 130 Alıntı

"Mutsuz olduklarını söyleyen insanlara öyle hemencecik inanmayın. Hele önce bir sorun bakalım hâlâ uyuyabiliyorlar mı?... Yanıt evetse, her şey yolunda demektir. Bu da yeterlidir."

Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand CelineGecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine
KeMâL 
10 Eki 10:03, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Heves kadar kolay kırılan başka ne vardı ki şu dünyada?

Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine (Sayfa 456 - Yapı Kredi Yayınları)Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine (Sayfa 456 - Yapı Kredi Yayınları)
volkan şentürk 
08 May 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Sizlere sesleniyorum, insancıklar, yaşamın salakları, dövülen, haraca bağlanan, ezelden beri terleyenler, sizi uyarıyorum, bu dünyanın kodamanları sizi sevmeye başladıklarında, bilin ki sizi savaş salamına çevireceklerdir... Bu kesin bir işarettir... Asla şaşmaz.

Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand CelineGecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine

Mazide kalmış biçimler arasında el yordamıyla ilerlerken kaybolabiliyor insan. İnsanın geçmişinde artık ne de çok kımıldamayan nesne, ne de çok kişi var öyle, ürkütücü!

Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand CelineGecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine
KeMâL 
05 Eki 20:03, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

İnsanlara güvenmek demek kendini azıcık öldürtmekle eşdeğerdir.

Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine (Sayfa 204 - Yapı Kredi Yayınları)Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine (Sayfa 204 - Yapı Kredi Yayınları)

Geceyi sevdiğimi söyledim.
Sustu sadece, o da seviyordu biliyordum. Bildiğimi bildiği için sustu. Açıklama ihtiyacı hissetmiyordu. Konuşmak bir yerde bozmaktır insanlığı, ırzına geçerek hem de. Konuşsa bozulacaktı gece, bozulacaktı dehşet ve yalnızlık.
Sakindik… Hayata diş geçirmeye çalışırken bunu sakince yapmaya çalışan iki acemiydik. Bizim bildiğimizi diğerlerinin de öğreneceğini düşünürdük kutsal bir inançla. Hem de kendimizi anlatma ihtiyacı duymadan, bizim bilincimize sahip olacaklardı. Konuşmadan anlaşacaktı bir gün tüm dünya. Tüm dünya üzerinde yaşanan derin bir sessizlik…
Biliyorduk; insan sesinin çıkardığı gürültüyü başka hiçbir canlı çıkaramazdı, fısıldama olsa bile. Çünkü insanın çıkardığı seslerin bir anlamı vardı ve zihinde kapladığı yer evrensel bir boşlukta uzayıp gidiyordu. Şekil değiştiriyordu, "Acaba” oluyordu, “ya da” oluyordu, “Belki” oluyordu, “Hassiktir” oluyordu. Anlamını değiştiyor, değiştirdikçe zihne daha fazla basıyor, kokuyordu. Çöpler kovasına sığmıyordu.
Tüm bunları bilmesi, tüm bunları bildiğini bilmem konuşmamışlığımıza dayanır.

Dünya denen dehşetli yerde en az kendim kadar şaşkın birinin daha olabilme ihtimalini bile aklımdan geçirmezken, bir ayna gibi ona bakmam, gözlerini okumam, sakinliğini duymam kadar şaşkınlık verici bir şey daha olamaz. Dünyanın dehşetengiz şaşkınlığına, birbirimizin şaşkınlığını da eklediğimizde, kafası bir ton, damıtılmış bir cesaret çıkıyor ortaya ki, cesaretin böylesi gerçekten tehlikelidir.

Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand CelineGecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine

"Zaten tüm dinlerde de bu böyle değil midir? Yüce Tanrısı artık papazın aklının kıyısından bile geçmeyeli sittinsene olmuşken, kilisenin ayak işlerine bakan görevli hâlâ dini bütün değil midir... Hem de imanına kadar? Gel de kusma!..."

Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand CelineGecenin Sonuna Yolculuk, Louis Ferdinand Celine