Günlük Bütün Eserleri 6

8,8/10  (35 Oy) · 
121 okunma  · 
30 beğeni  · 
1.430 gösterim
Oğuz Atay'ın edebiyatla ilgili herkes için sürekli merak konusu olmuş günlüğünün bütünü. "Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız" sözleriyle başlayan Günlük boyunca okur, yazarın son yıllarındaki yalnızlığını paylaşmakla kalmıyor, Oyunlarla Yaşayanlar'ın oluşum sürecini adım adım izliyor, bir edebiyat laboratuvarındaymış gibi.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    2008
  • Sayfa Sayısı:
    306
  • ISBN:
    9789754700350
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınları
  • Kitabın Türü:
Y. Fatma 
20 saat önce, Kitabı okuyor, 10/10 puan

Bu dünya geçicidir. Bu dünyada elde etmek ve korumak bir insan için sadece kısa ömrü için gereklidir. Bunu unutmamalı. Mezarlıklar bu nedenle gözümüzün önünde bulunmalı. Evimizin bahçesinde, sokağın köşesinde tek mezarlar yer almalı. Her şey geçicidir. Belgeler gereksidir, unutulacak ayrıntıları yazmak anlamsızdır. Belki de unutmak esastır. Öğrenmek, kendini tanımak mutsuzluktur. Bizden geri kalan eserler birbirine benzer taşlar, yazılar, yapılar olmamalıdır. Putlar gibi ayırıcı özelliği olmamalıdır. Hiristiyanlık da ikonoklast ("azizlerin* resimlerini* parçalayan" manasına gelir.
yerleşmiş geleneklere karşı çıkanlar için kullanılır. ) bir dönem yaşadı; ilk Hiristiyanlar eski Yunan ve Roma’dan kalan anıtları yok ettiler. İslamlık, özellikle Osmanlı bu işi daha ciddiye aldı. Osmanlı, İslamlığı ciddiye aldı. İslamlık put kırıcılığını ciddiye aldı. Osmanlı bunu İslamlığın ciddiye alınışından da öteye götürdü. Kuralları ciddiye aldı, insanı ciddiye almadı. Sorunların sayısını azaltarak mutluluğu artırmaya çalıştı. Bütün değişimleri devlet eliyle gerçekleştirmek istedi. Nevzat Tandoğan (Tek-parti döneminin ünlü Ankara Valisi), yakalanıp yanına getirilen bir solcuya, ‘Bu memlekete komünistlik gerekirse onu da biz getiririz. Sana ne oluyor? demişti. Bireye ne oluyordu? Yahya kemal kendisine soru sorulmasından hoşlanmazdı. O, geleneği temsil ediyordu. Onunla tartışılamazdı. Kendisine bir toplantıda genç bir adam soru sorunca yanındakine dönerek, ‘Kim bu adam?’ demişti. Osmanlı gösterişi sevmiyordu. Küçük saraylarda, ahşap evlerde oturuyordu. Tiyatroyu soytarılık, resmi küfür sayıyordu. Bütün sosyal kurumlar, askerlik örgütü için birer araçtı. Bunun yanısıra halk, kendi düzenini ayrı bir biçimde geliştirdi. Bugün Saray dili yaşamadığı halde, halkın dili yeni düzen için esas oldu. Hiçbir ülkenin resmi dili, fermanların Osmanlıcası kadar insanların anlayamayacağı bir biçime sokulmamıştır. Devlet Kafka/nın insanları için aşılmaz bir duvar olan bürokrasiye benzer. Lale devri bir bakıma istisnadır. Devlet her türlü eleştiriye kapalıdır. Divan şiiri her türlü eleştiriye kapalıdır. Düşünce her türlü eleştiriye kapalıdır, felsefe yoktur. Tek felsefe bireyin yok oluşudur; vahdet-i vücud’dur. Şiirde, divancılar ‘biz’ diye seslenir. Eleştiri çirkini güzelden ayırır; oysa çirkin yoktur. Kapalı sistemdir bu. Ülkücü insan yoktur. Ülkücülük bireyciliktir. Özgün sanat yoktur. Usta-çırak ilişkisin içinde taklit vardır. Bir bakıma gelenek de yoktur. Usta, yaşantısını kimseyle paylaşmaz; yaratıcılığın ayırıcılığı kendisiyle birlikte ölür. Ne ruhun ölümsüzlüğü, ne de canlı dünyanın gürültüsü duyulmaz. Batıya olduğu kadar, Doğuya da kapalı bir sistemdir bu. Orta Doğu’dur, Kenar ‘Batı’dır. Ne Doğu’dur, ne Batı’dır. Kafka’nın yer altında yaşayan hayvanı gibi, kendisine doğru kazılan bir tünelin içindeki bilinmeyen düşmanı korkuyla bekler. Bizim ‘ilk günah’ımız belki de budur. Kapalı sistem yaratıklarının dış dünyaya karşı beslediği korkudur. Yaşama korkusudur. Fütuhat’da (fetihin çoğulu demek), herkese ve her şeye boyun eğdirerek bu korkudan kurtulma çabasıdır. Dünyayı bir savaş alanına çevirdikten sonra, her yandan düşman saldırısı bekleyenlerin korkusudur. Bir şehire kapanıp, bütün ülkenin saldırısını bekleyen sarayın korkusudur bu. Sarayı kaleye çevirenlerin korkusudur. Kardeşleri tarafından öldürülmeyi bekleyen Saray’ın korkusudur. Her davranışın devlete yöneldiğini sanan paranoyak yöneticilerin korkusudur. Kültür korkusudur. Matbaadan, şiirden, resimden, felsefeden, hatta dinden korkmaktır bu. Halk partisinin Köy Enstitülerinden korkmasıdır. Demokrat Parti’nin modern resimden korkmasıdır. Bazı solcuların modern edebiyattan, modern sanattan korkmasıdır. Halkın içinde sivrilen esnafın, eşrafın, mollanın halktan korkmasıdır. Korkunun sonucu yabancılaşmadır. Yeni yazarların kelimeler icat ederek azınlık olma telaşıdır, toplumsal sorunlara eğilerek kendini tanıma korkusudur. Kavram kargaşası yaratarak temel kavramlardan uzaklaşma çabasıdır. Temel kavramların onu bir hiçe indireceği korkusudur. Korku ortadan kalkarsa postunu kaybedeceğinden korkan tekke şeyhinin korkusudur. Bunun için müeyyideler gevşektir; herkes korkmalıdır, ama ceza da uygulanmamalıdır. Müeyyideler hayatı zehir edecek kadar korkutmalıdır; ama isyan ettirecek kadar kesin olmamalıdır. Neyin ne olduğu, hangi suçun cezası ne kadar olduğu bilinmemelidir. Fakat herkes her an suç işlediğini hissetmelidir ki başkaldıramasın. Her zaman, suç işlediği halde kendisine taviz verildiğini hissettiği için başı önünde dolaşır insanımız. Bizim ‘ilk günah’ımız budur; cezalandırılmayan küçük günah.

Nurcan 
20 Ara 2015, Kitabı okudu, 5 günde, 8/10 puan

Açıkçası Günlük ile Atay'ın özel hayatıyla ilgili bilgiler edinebileceğimi ,onu daha yakindan taniyabilecegimi düşünmüştüm ama yanılmışım. Daha çok kitaplarıyla ilgili taslakları, düşünceleri yer alıyor. Bu nedenle günlüğü daha iyi anlamak için önce kitaplarını okuyun derim.

Rukiye Uygur 
17 Şub 23:38, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Duygularıyla düşünceleriyle Oğuz Atay orada, günlüğünde.. Günlüğü okurken keşke dedim keşke kurguladığı kitapları da yazma şansı olsaydı.

Yazarı çok sevenler için güzel bir kitap. Benim gibi orta düzeyde olanlar içinse diğer kitaplara hazırlık gibi olmuş. Özel hayatına dair çok şey yok. Yalnızlığından, insanlardan sitem ediyor arada. Günlükten çok kitapları için hazırlık yaptığı not defteri şeklinde. Sonunda bir albüm var o da oldukça hoş. Oğuz Atay, benim için Bir Bilim Adamının Romanı'ndan sonra kıymetlenmişti. Bu kitapla da Batı-Doğu ve Türkiye'nin ruhu hakkında fikirlerini roman, hikaye dışında görmüş olduk.

elif merve arda 
15 Kas 2015, Kitabı okudu, 30 günde, 6/10 puan

kitap da Oğuz Atay ın el yazısının olması çok güzel ama kitap gerçekten Oğuz atay ın günlüğü olduğundan edebi açından çok iyi değik zaten öyle bir çabası olması gerekmiyor dolayısıyla Oğuz Atay ın bir romanını okuduktan sonra bu kitabı okumak çok daha iyi olucaktır.Oğuz Atay düşünce şeklini nedenini ve yaşadığı olaylar ile ilgili bir çok bilgi çıkarılabiliyor.

Turgay Kara 
17 Mar 00:35, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Bir insanın bir insanı anlaması bu kadar zorken seni nasıl anlayacaktık be Oğuz abi. Nasıl başa çıkacaktık söylediklerinle kokuşmuş siyasi söylemden öteye varmayan konuşmalarımızla ve hantal zihinlerimizle. Sen yine de affet bizleri sağol abi.

Kitaptan 29 Alıntı

“İnsanın içinde ifade edilmez bir eksiklik duygusu kalır. Her şey başka türlü olabilirdi sanki. Bütün bu oyunlar bu kadar kötü oynanmayabilirdi.”

Günlük, Oğuz AtayGünlük, Oğuz Atay

Galiba evde oturmaya o kadar alışmışım ki sanki evden çıkınca gerçek bir dünyada yaşamıyorum. Evin dışında her yer sanki aynı, sanki bütün insanlar birbirine benziyor. Ne acıklı değil mi?

Günlük, Oğuz AtayGünlük, Oğuz Atay

Kimse dinlemiyorsa beni ya da istediğim gibi dinlemiyorsa, günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar sonunda bana bunu da yaptınız!

Günlük, Oğuz AtayGünlük, Oğuz Atay

"Ahmaklar her ülkede var - yani her ülkenin edebiyatını bilenler arasında var. Yabancı kitapları kapışıyorlar. Benden haberleri bile yok. Ben de sözüm ona bu adamlardan kurulu bir okuyucu kalabalığı bekliyorum. Çok aptallık..."

Günlük, Oğuz AtayGünlük, Oğuz Atay
Nurcan 
17 Ara 2015, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

Hata yapmayan insan hiçbir şey yapmıyor demektir, çamurlu yolda yürürsen elbette ayağın kirlenecek.

Günlük, Oğuz Atay (Sayfa 106)Günlük, Oğuz Atay (Sayfa 106)
Berfun Berçin 
04 Tem 10:54, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

25 Nisan 1970

Selim gibi, günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi. Bu defteri bugün satın aldım. Artık Sevin olmadığına göre ve başka kimseyle konuşmak istemediğime göre, bu defter kaydetsin beni; dert ortağım olsun. "Kimseye söyleyemeden, içimde kaldı, kayboldu," dediğim düşüncelerin, duyguların aynası olsun. Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım İnsanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız.

Günlük, Oğuz AtayGünlük, Oğuz Atay

‘’Bugünün eylemcileri hazırladıklarında çok ideolojik görünüyorlar ama davranışlar romantik.’’

Günlük, Oğuz AtayGünlük, Oğuz Atay
Mefisto 
19 Tem 00:56, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Avrupalı ustalarımız insan ruhunun yorulduğunu insanın dehşet verici bir ortam içinde kaybolmaya yüz tuttuğunu ithal ettiler bize...

Günlük, Oğuz AtayGünlük, Oğuz Atay
3 /

Kitapla ilgili 1 Haber