Güzel Tehlike

8,3/10  (4 Oy) · 
4 okunma  · 
4 beğeni  · 
799 gösterim
Metis Diyaloglar'da yakın dönemin önde gelen düşünürleriyle söyleşilere ve iki düşünür arasında verimli ve kurucu nitelikteki konuşmalara yer veriyoruz. Adorno ile Horkheimer'in Teori ve Pratik Üzerine adlı konuşmasını yayımlamıştık. Ardından Badiou ve Roudinesco'nun diyaloglarından ortaya çıkan Dün Bugün Jacques Lacan geldi. Şimdi de Michel Foucault ile yapılmış bir söyleşi var: Güzel Tehlike. M. Foucault'nun eleştirmen C. Bonnefoy'nın edebiyat, yazı ve hayat üzerine sorularını yanıtladığı bir söyleşi. Foucault'nun kendini birden hiç istemediği bir yere sürüklenmiş hissettiği; kendi üstüne düşünmekten, kendi kişiliği üstüne konuşmaktan, yazı serüvenini açıklamaktan tedirgin olduğu kadar hoşlandığını da gördüğümüz ilginç bir diyalog, yaşarken yayımlanmasını istemediği hoş bir sohbet.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2013
  • Sayfa Sayısı:
    64
  • ISBN:
    9789753421041
  • Orijinal Adı:
    Le Beau Danger Entretien Avec Claude Bonnefoy
  • Çeviri:
    Savaş Kılıç
  • Yayınevi:
    Metis Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 14 Alıntı

Kalemimde neşterden miras kalmış bir şeyler var galiba. Yazarken, babamın ameliyatta başkalarının bedeninde çizdiği saldırgan işaretleri kâğıdın beyaz yüzeyine çiziyor olabilir miyim? Evet, neşteri kaleme dönüştürmüş olabilirim pekâlâ.Tedavinin etkililiğinden serbest konuşmanın etkisizliğine geçiş yapmışım sanki; beden üzerindeki neşter yarasının yerine kâğıt üstündeki grafitiyi, neşter yarasının silinmezliğinin yerine yazının silinebilir, karalanabilir işaretini geçirmişim. Belki daha da ileri gitmem gerek. Kağıt yaprağı benim için başkalarının bedenidir belki.

Güzel Tehlike, Michel FoucaultGüzel Tehlike, Michel Foucault
Çiğdem Gürsoy 
11 Şub 21:37, Kitabı okudu, Beğendi, 8/10 puan

Sonuçta tek gerçek vatan, insanın ayağını basabileceği tek toprak, başını sokabileceği, sığınabileceği tek ev çocukluğundan itibaren öğrendiği dildir.

Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 30 - metis)Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 30 - metis)

Yazmak konuşmaktan çok farklıdır. Artık kendimize ait bir yüzümüz olmasın, yazımızın altına saklanalım diye yazarız aynı zamanda. Kağıt yaprağının etrafındaki, yanındaki, dışındaki, uzağındaki hayat, eğlenceli değil sıkıcı ve kaygı yüklü olan, başkalarına gösterilen bu hayat gözümüzün önünde duran ve efendisi olduğumuz o kağıt dikdörtgene dağılsın diye yazarız. Yazmak aslında yalnızca varoluşun değil bedenin de bütün tözünün kalem ve yazının kanallarından kağıdın üstüne ciziktirdiğimiz şu küçücük izlere akıtılmasıdır. Yazarken kurduğumuz hayal, boş kağıt üstüne ciziktirdiğimiz hem ölü hem geveze olan şu karalamalardan ibaret olmak, daha doğrusu sadece onlarda yaşamaktır. Ama uğuldayan hayatın harflerin hareketsiz uğultusu içinde dağılmasına asla ulaşamayız. Kağıdın dışında hayat hep kaldığı yerden devam eder, hep çoğalır, sürer; küçük dikdörtgende sabitlenmez hiç, bedenin ağır hacmi kağıdın yüzeyine yayılamaz bir türlü, o iki boyutlu evrene, o saf söylem çizgisine geçemeyiz asla, metnin çizgiselliğinden ibaret olacak kadar süzülüp incelemeyiz asla, ama varmak istediğimiz hep budur.

Güzel Tehlike, Michel FoucaultGüzel Tehlike, Michel Foucault
Çiğdem Gürsoy 
11 Şub 22:02, Kitabı okudu, Beğendi, 8/10 puan

Nietzsche için felsefe her şeyden önce teşhisti, hasta olduğu için insanla uğraşıyordu.

Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 38 - metis)Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 38 - metis)

Yazma zevkini keşfedebilmem için yurtdışına çıkmam gerekti. İsveç’e gitmiştim ve iki seçenek vardı önümde: ya isveççe konuşacaktım ki çok az biliyordum, ya da ingilizce ki onu da konuşmakta çok zorlanıyordum. Bu dilleri iyi bilmemem haftalarca, aylarca, hatta yıllarca asıl söylemek istediğimi söylemekten alıkoydu beni. Söylemek istediklerimin ağzımdan çıkar çıkmaz gözümün önünde kılık değiştirdiğini, basitleştiğini, adeta küçük, komik kuklalara dönüştüğünü görüyordum.
Kendi dilimi kullanma imkânsızlığı içinde bulunurken, dilimin bir yoğunluğu, bir kıvamı olduğunu, soluduğumuz hava gibi olmadığını, duyumsanamaz bir saydamlık falan olmadığını, aksine kendi yasaları, kendi kestirme yolları, dehlizleri, çizgileri, yokuşları, yamaçları, girinti çıkıntıları, kısacası bir fizyonomisi olduğunu, bir peyzaj oluşturduğunu ve bu peyzajda kelimelerle cümleler etrafında dolaşılabileceğini, özetle önceden göremediğim bakış açıları olduğunu fark ettim. Bana yabancı olan bir dili konuşmak zorunda olduğum isveç’te, o birden dikkatimi çeken fizyonomisiyle kendi dilimin, yabancı ülke veya gurbet dediğimiz yer’siz yerde kalırken mesken tutabileceğim en gizli ama en emin yer olduğunu anladım. Sonuçta tek gerçek vatan, insanın ayağını basabileceği tek toprak, başını sokabileceği, sığınabileceği tek ev çocukluğundan itibaren öğrendiği dildir.

Güzel Tehlike, Michel FoucaultGüzel Tehlike, Michel Foucault

Yazma ve Konuşma
Konuşma olanağım olmadığı için yazma zevkini keşfettim. Yazının zevki ile konuşma olanağı arasında bir tür uyuşmazlık vardır. Konuşmanın artık mümkün olmadığı noktada yazmanın gizli, zorlu, o biraz da tehlikeli tılsımını keşfederiz.

Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 30)Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 30)

Yazma ve Konuşma
Yazma zevkini keşfedebilmem için yurtdışına çıkmam gerekti. İsveç'e gitmiştim ve iki seçenek vardı önümde: Ya lsveççe konuşacaktım ki çok az biliyordum, ya da İngilizce ki onu da konuşmakta çok zorlanıyordum. Bu dilleri iyi bilmemem haftalarca, aylarca, hatta yıllarca asıl söylemek istediğimi söylemekten alıkoydu beni. Söylemek istediklerimin ağzımdan çıkar çıkmaz gözümün önünde kılık değiştirdiğini, basitleştiğini, adeta küçük, komik kuklaları dönüştüğünü görüyordum.

Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 29 - Aktarım)Güzel Tehlike, Michel Foucault (Sayfa 29 - Aktarım)

Yazmaya başlamadıkça, yazmak dünyanın en haybeden, en olasılık dışı, neredeyse en olanaksız, en azından hiç bağlılık hissetmeyeceğimiz şeyi gibi görünür. Sonra öyle bir an gelir ki -ilk sayfada mıdır? bininci sayfada mı? kitabın ortasında mı? hiç bilemiyorum- yazmaya tam anlamıyla mecbur olduğumuzu hissederiz.

Güzel Tehlike, Michel FoucaultGüzel Tehlike, Michel Foucault

Şu anda kafamı kurcalayan, on yıldır kurcalamaya devam eden mesele şu: Bizimki gibi kapalı bir kültürde, bir toplumda sözlerin, yazının, söylemin varoluşu nedir? Bana öyle geliyor ki eninde sonunda söylemin var olmasına hiçbir zaman pek önem vermedik. Söylem, şeylerle aramızda duran ve onları görmemizi engellemeyen saydam bir film değildir sadece, olanın ve düşünülenin aynası değildir sırf. Söylemin kendi kıvamı, kalınlığı, yoğunluğu, işleyişi vardır. Ekonomik yasalar gibi söylemin de yasaları vardır. Anıtlar gibi var olur söylem, teknikler gibi, toplumsal ilişki sistemleri gibi var olur.

Güzel Tehlike, Michel FoucaultGüzel Tehlike, Michel Foucault
2 /