Hakkari'de Bir Mevsim

8,9/10  (56 Oy) · 
119 okunma  · 
50 beğeni  · 
1.688 gösterim
"O"yu (Hakkari'de Bir Mevsim) sadece gerçekçi bir roman olarak saymak yetmez, gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü, şaşırtıcı bir öyküdür bu. Ferit Edgü'nün gerçek bir yaşamı, bir roman yaşamına çevirmesindeki beceriye hayran oldum. Çünkü 'O' gözlem gücünü anlatı ustalığından alıyor.
-Melih Cevdet Anday-

Japonca ve Çince dahil birçok dile çevrilen Hakkâri'de Bir Mevsim, aynı zamanda Erden Kıral yönetmenliğinde filme uyarlanarak, 33. Berlin Film Festivali'nde aralarında Gümüş Ayı'nın da olduğu 5 ödül kazandı.
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2016
  • Sayfa Sayısı:
    198
  • ISBN:
    9789755702858
  • Yayınevi:
    Sel Yayınları
  • Kitabın Türü:
Şeyma 
30 Ara 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Doğu Anadolu'da bir şehir, Hakkari... Kendini belirsiz bir sebepten dolayı bu şehirde bulan bir yabancı... Yabancı diyoruz ama aslında bir insanın kendi ülkesinde yer alan bir şehirde kendisini yabancı olarak görmesi ne kadar da garip değil mi? Yabancı bir ülkeye gittiğimizde kendimizi bulunduğumuz yere yabancı olarak addederken kendi memleketimizin bir köşesinde yabancı olduğumuzu hissetmek; en kötüsü de kendi insanımıza yabancı olmak... Türkiye'nin doğusu ve orada ikâmet eden insanlar bu ülkenın hep unutulan, ötelenen çocukları oldu bana kalırsa. Bizler batıda daha rahat şartlara sahipken ve daha rahat bir yaşam sürerken, oradaki insanlar ağır iklim şartları ve her anlamda yetersiz koşulların getirdiği sonuçlara katlanmak zorunda kaldılar. Bu eseri okurken o kış mevsimi boyunca kendimi o insanlarla birlikte yaşayan biri olarak tahayyül ettim. Kimi zaman orada meydana gelen olaylar karşısında derin bir üzüntü duyarken, kimi zaman da orada bulunan bir insana onun sahip olmadığı ama benim sahip olduğum bir birikimi aktarıyormuşçasına mutlu oldum. Ama en acısı da kitabın sonuna dek doğu ve batı arasında var olan uçurum kendini her fırsatta hissettirdi. Biz ne zaman bu kadar ayrıştık sahi? Ferit Edgü'nün Hakkari'nin bir köyünde öğretmenlik yaptığı süre boyunca izlenimlerine eşlik ederken 'Keşke memleketimizin her yeri eşit koşullara ve belirli bir gelişmişlik düzeyine sahip olsaydı.' diye düşünmeden edemedim. Hakkari'ye hiç gitmedim fakat ben Hakkari'deki kışı sevmedim. Ölen bebeklerin, kar altında ayakkabısız gezen çocukların, yeri geldiğinde bir doktora muhtaç olan fakat buna dahi ulaşma imkânı olmayan insanların yaşadığı hayatı sevemedim. Nazım diyor ya hani;
"Kışı sevmem ben;
damı akan evler,
ayakkabısı delik çocuklar,
ocağı yanmayan analar,
utanan babalar gelir aklıma
sevmem ben kışı..." diye, insan herkes hak ettiği rahat yaşamı sürsün istiyor. Bu duyguyu çokça unutuyoruz biliyorum fakat bu eser bir kez daha hatırlattı bunu. Gerçekçiliğin esere hakim olması ve yaşanılanların bütünüyle okuyucuya aktarılmasi bana kalirsa kitabın en güzel yönüydü. Hakkari"ye doğru yolculuğa çıkıp, orada bulunan insanların yaşadıklarına tanıklık etmek isterseniz eğer çevirin sayfaları ama unutmayın bu yolculuk fazlasıyla hüzünlü.

sezen 
29 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Çok sevdiğim bir arkadaşımın önerisiyle okudum bu kitabı. Sürgün olarak Hakkari'ye gönderilen sakıncalı yaftası yapıştırılmış bir kişi... sanırım burada öğretmen olmanın verdiği duygusallık ve tecrübeyle okuyunca, bende çok daha farklı bir etki yarattı bu eser... Ah güzel ülkem nasıl da hiç bir şey göründüğü gibi değil. O yüzden okuyun bu kitabı. Filmini de izleyin...

Emre Ö. 
18 Tem 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Okuyun. Okutturun !
Anlatılan olaylar gerçek bir yaşamdan alınma. Bir roman değil aslında bu. Şiirsel bir üslupla yazılmış bir günlük. Ama öyle bir günlük ki Türkiye'nin acı gerçeğini tokat gibi yüzümüze vuruyor. İnsanı derinden etkiliyor. Ne tasvir var ne betimleme. Ne bir duygu sömürüsü var ne ağdalı bir dil. Bu kitapta sadece gerçek var.Sadece gerçek! Türkiye'nin acı gerçeği. Ferit Edgü ile çok geç tanıştığım için pişmanım...
Aslında şu pasaj bile kitabı ve Türkiye'yi özetler nitelikte..

"Tümünüz, sen yatağında uzanmış, uzak iklimlerin ve gelecek günlerin şiirlerini düzen ozanım; sen varlıkla yokluğun arasında mekik dokuyan diyalektiksiz konuşamayan filozofum;
sen beni doğurduğuna pişman olmadığını söyleyen anam;
sen, Kendinden kaçma, kendinden kaçamazsın, bunu gördün
işte, diyen
kör sevgilim...
izin verin de çıldırayım
sizin dünyanız aklı başında insanların dünyası ise bırakın ben
çıldırayım.
Biraz da dağ başlarında çıldırayım.
Çünkü burda, bu koşullarda, ancak çıldırarak sürdürülebilir yaşam!"

Seval Güler 
17 May 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir öğretmen düşünün, sürgüne gönderilmiş bir öğretmen. Düşünün ki yazmış olduklarım yüzünüze tokat gibi çarpsın. Kendini zavallı bir yolcu olarak, bir kazazade olarak nitelendiren.. Başkalarını ve kendisini öğrenmeye çalışan. Birlikte yaşadığı insanların dilini anmayan.. " Tanrım ben bu insanların dilinden ne zaman anlayacağım. " diyen. Kanayan yaraların fotoğrafını çeken, satılan kızların fotoğraflarını çeken, ölen bebelerin ( ölmeden, ölürken ve öldükten sonra ), bitlerin ve ellerin fotoğrafını çeken.. Sadece yalnızlığın, türkülerin, ağıtların ve çaresizliğin fotoğrafını çekemeyen bir öğretmen düşünün.. Ah pir köyü ah ! Doğunun küskün yüzü, ne zaman güneş doğar üstüne ?

Emrah Zencirci 
12 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Romanın ilgimi çeken en önemli noktası bir öğretmenin bir bölgede ne gibi değerler yaratacağı... öyle ya... Bu romanın kahramanı da gittiği yerde yeri geldiğinde doktor, yeri geldiğinde her şey olabilmiş. Halk onu her şeye yetecek kadar bilgiye sahip olarak biliyor ya da bilmek istiyor! Hani ben Doğuya öğretmenliğe gitmem diyenleredir bu romanın derin sözü!

Kafka T. 
12 Ara 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Ferit Edgü’ye dair edindiğim onca güzel izlenimden sonra okuduğum ilk kitabı Hakkari’de Bir Mevsim. Doğrusu daha farklı bir kitap bekliyordum daha duygusal daha somut anlatımlar fakat kitap boyunca şiirsel bir anlatımla sanki bir rüyadaymışcasına sayıklayan bir öğretmeni okudum. Yılmaz Erdoğan’ın şiirinde geçen: "Otobüs oluyordum Bir ülkeden bir iç ülkeye" ... mısraları gibi ayni ülke içinde yaşayan başka bir dünyanın öyküsü.
Kitap boyunca öğretmenin köy halkıyla olan diyalogları, vali, Süryani kitapçı ile sohbetleri, gerçeği farklı dille sunmaya çalışmasının ifadeleri aslında. Dağlar ile çevrili muhkem coğrafyada, kış şartlarından dünyadan kopuk kendi halinde yaşayan bir köyde öğretmen olmanın ve onlarla farklı bir dille konuşmanın zorluğunu anlatıyor Ferit Edgü bizlere. Baştan sona nerede olduğunu anlayamayan, hayatı, Tanrı’yı sorgularken düştüğü umutsuzluk kuyularındaki çırpınışların, sayıklamaların kitabı Hakkari'de Bir Mevsim.
Yokluğun farklı tezahürlerini öylesi yalın ve çarpıcı bir dille aktarmış ki okurken o his sizi yüreğinizden yakalıyor. Çaresiz kalmanın ne demek olduğunu öğreniyorsunuz her satırda. Hiç bilmediği bir tadı tatmayı ilaç olarak gören yokluğun öyküsü portakal tadı bırakıyor damaklarımıza:
"Alaaddin çıkageliyor günün birinde:
Hoca, benim kardeş hasta'', diyor.
''Nesi var?'' diyorum. Ateşi var çok, diyor.
Ölecek. İlaç vereyim mi? diyorum.
Hayır, portakal ver, diyor.
Portakal yememiştir hiç.’ "
Ferit Edgü diyor ki: "biz düşlerimizle/düşüşlerimizle birbirmize benziyoruz." Coğrafyalar, dil, iklim, mezhep ne olursa olsun biz birbirimize benziyoruz. Çay, yufka ekmek ve otlu peynir kokusu kıvamında sıcak demiyorum düşünmeye meyleden bir öykü...

•••MERVE••• 
 04 Ara 2016 · Kitabı okudu · 9 günde

Hakkari’de Bir Mevsim, Ferit Edgü’den okuduğum ikinci kitaptı.

Ferit Edgü'nün okuduğum diğer kitabında benimsenen üslûp aynı şekilde bu kitabında da yer alıyor. Cümleler kısa, dizeyi anımsatır nitelikte ve tıpkı şiir dizeleri gibi alt alta verilmiş ve yine aynı şekilde şiirsel bir anlatım benimsenmiş.

Kitapta anlatılan olaylar Hakkari’deki Pir. köyüne öğretmen olarak giden bir denizcinin bu köyde yaşadıklarından oluşmaktadır. Kitap boyunca kahramanın adı geçmez, zaten kahraman da adını önemsemez, onun için önemli olan orada gördükleri, yaşadıkları ve hissettikleridir.

Kitapta anlatıcı gördüklerini ve yaşadıklarını kendisi yazar, kendisi anlatır ancak sanki bu anlatımda anlatıcı aradan çekilmiş, bize sayfalardan bir pencere açmış ve gittiği Pir. köyünü göstermiştir. Kitabın hiçbir yerinde köy soğuktur demez, soğuğu hissettirir; hiçbir zaman bir ölüme üzüldüm demez, üzülür ve üzer. Yaşadıklarının ve hissettiklerinin yanında oralarda idari işlerin nasıl yürüdüğünü, âdetlerin, geleneklerin ne olduğunu, oradaki yaşantının zorluğunu, insanların sorunlarını çok samimi bir dille ve oldukça gerçekçi bir biçimde anlatır. Umutludur, kötüye giden bazı şeyleri değiştirmek ister ve bu uğurda yılmaz; dertlidir, öfkelidir, asabidir; korkmaz, karşısındaki kim olursa olsun sesini yükseltmesini bilir.

Kitapta altı çizilecek ve üstünde uzun uzadıya konuşulacak çok şey var. Ancak öyle yerler de var ki ne altını çizmek için kaleminizi uzatabiliyorsunuz ne de üzerinde konuşmak için ağzınızı açabiliyorsunuz. Yalnızca okuyup çok derinlerde bir şeyler hissediyorsunuz. Ve bana kalırsa bunu hissetmek bile çok büyük bir şey.

Mutlaka okunması gerekenlerden ve iyi ki okudum dediklerimden...

evrim yıldırım 
05 Ara 2016 · Kitabı okumadı · 10/10 puan

birbirinin dilini bilmeyen bireyler.dil derken;kanun ile kabul edilmiş dil değil sadece.görmüşlüğün,duymuşluğun yani yaşamın dili..birbirine yabancı iki dilin,iki coğrafyanın,iki yaşamın acı bir tebessümle harmanlanması.en dikkat çekici olan şiirsel dilin nesirle sırıtmadan bir araya gelmesi.çok da tatlı olmuş.düşsel anlatımla gerçeğin kucaklaşması ancak bu kadar kusursuz işlenebilirdi.

İlker Uzun 
 13 May 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

Çaresizlik ve kabulleniş nasıl bir şeydir? Acının, yokluğun, yoksulluğun...tarifi nasıl yapılır? Bu kitapta bulacağınız bunların daha fazlasıdır. Bu kitap, Hakkari'ye sürgüne gönderilen bir öğretmenin yaşadıklarının iç dünyasındaki yankılarıdır..

Merve Kara 
 17 Oca 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir çığlık ancak bu kadar etkileyici çarpabilirdi sözcüklere.
Hem bu kadar bizden hem bu kadar yabancı.
Çok etkileyici bir kitap mutlaka okunmalı!

2 /

Kitaptan 71 Alıntı

Emre Ö. 
18 Tem 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Sevgilisini boş yere bekleyen bir erkek için gece bitmek bilmez; gündüzleri çalışan işçi için bir gün kısa bir süre değildir; sert bir ananın kolları arasında yaşayan genç bir kız için bir yıl yüzyıl gibidir; isteklerimi, umutlarımı geciktiren her an bana dayanılmaz bir uzunlukta gelir.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit EdgüHakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü
Songül 
11 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Sınıfım var.Öğrencilerim var.
Öğretmen ve öğrenciyim.
Demek öğrenmem gereken şeyler varmış.
Tüm insanlar gibi.
Bu da bir mutluluk değil mi?
Koşullar ne olursa olsun
bu da bir mutluluk değil mi?

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 89 - Sel Yayıncılık)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 89 - Sel Yayıncılık)

Kapıyı açıp çıktım.
Çıktıktan sonra da dönüp kapamadım kapıyı.
Açtığım kapıyı bir kez de başkaları kapasın, dedim içimden.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit EdgüHakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü
Fulya 
24 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitapları da dostlarını seçer gibi seçmeli kişi, öyle değil mi? Ben öyle yaparım.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit EdgüHakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü

Ey çaresiz
Neyin çaresini arıyorsun
Neyin çaresi var, neyin yok
Yaz bunları bir kenara
Bir gün belki bulursun çareyi
İnsanlar ölmesin demiyorum
İstediğim ölümsüzlük değil
Ne kendim, ne başkaları için
İstediğim, çocuklar ölmesin

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 59)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 59)

Ben oradaydım, dilinden anlamadığım insanların arasında.
Dilimden çok az kimselerin anladığı insanların arasında.
Gökyüzüne yakın bir dağ başında.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 19)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 19)
sezen 
29 May 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

kafka, karabasanlarında gördü belki seni, ama adlandıramadı
(ya da girmedin onun düşlerine)
bilseydi, senin gibi bir yer var yeryüzünde
en korkunç kitabın konusu sen olurdun.
tolstoy bilseydi seni
soyluluğundan bin beter utanırdı.
ve kimbilir belki yazarlığında
-şimdi benim utandığım gibi-
avvakum bilseydi yakınında senin gibi bir kent olduğunu,
kafkasları aşıp çile çekmeye sana gelir,
senin mağaralarında yaşardı.
dostoyevski sürülseydi sana
yer üstünden notlar'ı yazardı
ya da suç ve suç'u...

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 12)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 12)
Emre Ö. 
18 Tem 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

İnsanoğlu kendine yetmesini bilseydi, önemli bir sorunun çözümlemiş olurdu.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit EdgüHakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü

Çünkü anlamak bir ortak dil gerektirir.
Ortak dil ise,
ortak yaşam / ortak bilgi / ortak birikim / ortak düş
kimi yerde, ortak düşüş demektir.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 13)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 13)
Bahar Erdal 
06 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Elbet sabah da olur, zamanı gelince, elbet, yalnız kentlerin, denizlerin, düzlüklerin üstünde doğacak değil ya güneş, elbet burda da, olduğumuz yerde de, karların, buzlu kayaların üstünde, ağaçsız çıplak dağlarda da doğar güneş, tüm güzelliğiyle, tüm korkunçluğuyla.

Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 111)Hakkari'de Bir Mevsim, Ferit Edgü (Sayfa 111)