İçimizdeki Mevlana

10,0/10  (2 Oy) · 
5 okunma  · 
1 beğeni  · 
418 gösterim
Her şey sahibinden öğrenilir. Aşkın hocası da aşıktır ancak. Pası kiri yakan kutsal alevi bulmuştu. Herkesi oraya, o kudsi ateşe davet etti Mevlana. Mecusiyi, Ermeniyi, tevbesini bin kerre bozanı, doğruyu ve eğriyi... Onlar oraya farklı libaslarda girdiler, bir olup çıktılar. Bütün bu insanlar kendilerini ayıran dillerini unuttular yeni ve ortak bir dil buldular. Üzüm demeyi yeniden öğrendiler.

Mevlana bir aş ustasıydı; kırk yumurtayı bir sahada kaynatıp tek yumurta etmenin sanatını elde etmişti. Bir ney gibiydi; kendinden boşalmış sahibinin soluğuyla dolmuştu. Bir beşer beşeriyetinden ne kadar sıyrılabilirse o kadar sıyrılmıştı kendisinden. Demirdi ama ateşte erimişti, şekerdi ama suda yok olmuştu. Tevazuyu topraktan öğrenmişti, cömertliği yağmurdan; insan seçmezliği güneşten bellemişti. Onun için rahmet gibi her tarlaya yağıyor, güneş gibi her bacadan giriyordu.. Biliyordu ki Tanrı katında alçak da birdi yüksek de; padişah da aynıydı kul da. O yüzden cümle cihana bir nazarla baktı.
  • Baskı Tarihi:
    2004
  • Sayfa Sayısı:
    150
  • ISBN:
    9799758364298
  • Çeviri:
    Cihan Okuyucu
  • Yayınevi:
    Bilge Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
seda abakam 
05 Ara 14:55, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

"Güneş ufkumuzda batarken, başka bir ufukta daha parlak olarak doğmaktadır. Onun (Mevlananın), batışı da böyle bir batış oldu. Ölüm, onun için düğün dernekti. Zira ölüm, dostun dosta kavuşması, ayrılık hasretinin bitmesiydi. Hayatıyla her şeyi güzelleştiren o büyük insan, ölümüyle de ölümü güzelleştirdi. O bir beytinde: -Ben ölünce mezarımı toprakta arama. Bizim mezarımız inanan insanların gönlündedir." diyordu...