İki Dirhem Bir Çekirdek

7,6/10  (167 Oy) · 
861 okunma  · 
119 beğeni  · 
5.018 gösterim
Anlatımı güzelleştirmek, savunulan fikir ve düşünceyi daha etkili kalmak daha etkili kalmak üzere her dilde kalıplaşmış bazı sözler bulunur. Atasözleri, dua ve temenni cümlecikleri, sövgü ve ilençler, bilmece ve tekerlemeler… Bu tür kalıplaşmış sözler arasında, dilin bünyesinde en sık rastlanılanlar ise deyimdir. Dilin bünyesinde kalıplaşmış ve kökleşmiş olarak değişmeden kullanılan deyimler, hiç şüphe yok ki anlatıma canlılık ve güç katarlar. Bu sayede düşüncelerin ve olayların muhataba daha etkili biçimde yansıtıldığı bir gerçektir.
Bazı kişilerle ilgili anılar ve hikâyeler, tarihten alınmış olaylar, ve. Deyimlerin ortaya çıkış nedenleri arasında ön sıraları paylaşırlar. Bu bakımdan deyimlerin kaynaklarını arayıp bulmak, oldukça meşakkatli bir iştir. Bazen rastgele bir sayfada, bazen bir dipnotta, bazen de hiç ummadığınız bir el yazması sayfasında bir deyimin ortaya çıkış hikâyesiyle karşılaşmak mümkündür.
Deyimlerimizin ortaya çıkış hikâyelerini bilmenin, dilimizin kültüre yansıyan yüzüne bir renk katacağı kesindir. Umarız, bu konuda daha geniş araştırma yapacaklar için bu küçük kitap bir başlangıç olur.
(Tanıtım Bülteninden)
Murat Sezgin 
 14 Haz 12:17, Kitabı okudu, 3 günde, Beğendi, 8/10 puan

Iskender Pala, Divan Edebiyatının derinlemesine araştırma-incelemesini yapan sayılı kişilerden birisi. Bu kitabında da divanın etkisini görmekteyiz.

Eser, 99 tane deyimin kısaca nasıl oluştuğunu, ne manada kullanıldığını, hangisinin bugün doğru ya da yanlış şekilde telaffuz edildiğinden bahsediyor.

Bazı deyimlerin hikayeleri oldukça tebessüm ettirici.(Cemaziyülevvelini bilmek, Ölür müsün; Öldürür müsün?, Tası tarağı toplatmak, Yok devenin başı vb.)

Deyimlerin yanında, birçok genel kültür bilgisini içermesi açışından bana göre önem teşkil ediyor.

Keyifli, bilgili okumalar.

KeMâL 
 29 Ara 2015, Kitabı okudu, 4 günde, 9/10 puan

Merhaba 1000 Kitap sakinleri.

İskender Pala’dan okuduğum ilk eser. Yazarın dilini, üslubunu çok sevdim, gayet akıcı. Yazarın büyük eserlerini duyduğum için bu eserinde beklentiyi düşük tutmuştum. Ama bir hayli şaşırdım ve beğendim.

Kitap 98 ayrı deyim ve yine aynı şekilde bunları açıklayan hikâyelerden oluşuyor. Gayet kısa 212 sayfa. Çok ilginç ve duymadığınız deyimleri duyacağınıza garanti veriyorum. Hele gülme garantisi kesinlikle. Ben son hikayeleri kahkahalarla bitirdim. Deyimlerin ortaya çıkış hikayeleri çok güzel. Dilimizin ne kadar zengin olduğunu göreceksiniz. Yanlış bildiğiniz deyimlerin doğrusunu göreceksiniz. Hem bilgilendiriyor, hem ders veriyor, hem de tarihi öğretiyor.

Her yaştan insanın okuması gerektiğine inanıyorum. Bir roman olmadığı için devamlı okuyup bir anda bitirmenize gerek yok. Araya serpiştirerek eğlenmek amaçlı bu şekilde de okunabilir çerez niyetine. Dilimizin geçmişini öğrenmek çok güzel. Eğlenceli ve kısacık olan bu kitabı herkese tavsiye ediyorum. Sıkılacağınızı hiç düşünmüyorum. Aksine ders alıp, tebessümle bitireceğinizi düşünüyorum.

İyi Okumalar....

Aysel 
13 Haz 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 8/10 puan

Türkçe`de günlük hayatta kullanılan bir çok değimin nereden gelmiş olduğu araştırılmış hikayelerle bize sunulmuş. Çok faydalı eser. Hikayelerin bazıları çok komik bazıları çok ibretlik.

Okumanın yanında bilgi de edinebileceğiniz kitap " İki Dirhem Bir Çekirdek ".

Keyifli okumalar *_*

Serdar Poirot 
11 Haz 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Oldukça güzel bir edebi eser. Yazar bir kısmı unutulan bir kısmı da sıklıkla kullanılmasına rağmen anlamı bilinmeyen pek çok deyimin kökeninin nereden geldiğini anlatıyor bu kitapta. Her ne kadar bazı deyimlerin hikayelerini biliyor olsam da pek çok bilmediğim şey öğrendim. Bu kitabı okuyunca insan Türkçe'nin ne kadar zengin ve kullanışlı bir dil olduğunu anlıyor. Mutlaka okunması gerekenlerden.

Esma Tezgi 
10 May 2015, Kitabı okudu, 9/10 puan

Günlük hayatta sık sık kullandığımız deyimlerin, kalıplaşmış sözlerin nereden geldiğini inceleyen ve bizlere sunan güzel bir eser. Hem eğlenceli hem ilgi çekici güzel bir eser olmuş.

Yavuz Gencay 
18 Kas 14:27, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Günümüzde ironik, hatta toplum yaşantısında kullanılmaktan sakınılan birçok deyimin aslında ne kadar derin manalar içerdiğini gösteren, hem ciddi hem de bir o kadar muzipçe üslubuyla, yüzde tebessüm bırakan bir eser..

Faruk Kırmızı 
12 Mar 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Benim için geç okunmuş bir kitap oldu, yıllar önce okumalıydım. Giriş kısmında deyim sayısını 99 olarak zikrediyor tam olarak saymadım ama galiba 98 tanesinin açıklaması var o dikkatimi çekti. Hızlıca okunabiliyor.

senem reis 
24 Kas 13:51, Kitabı okudu, 125 günde, Beğendi, 8/10 puan

İskender Pala...
Çok kültürlü bir yazar. Okuduğum her kitabında daha da artıyor hayranlığım.
Günlük hayatta sık sık kullandığımız deyimlerin nereden geldiğini öğrendiğinizde bir çoğuna şaşıracak bazılarına güleceksiniz. Ama kesinlikle çok şey öğreneceğiniz genel kültürünüzü arttıracak bir kitap.

Gözde Uysal 
31 Eki 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Konuşma dilimizde sıkça kullandığımız kalıplaşmış kelime gruplarının hikayelerini anlatmış İskender Pala bize bu kitabında. Okuduktan sonra bazı atasözleri,deyimler anlam kazanmaya başlıyor gözünüzde. Alın, kütüphanenize koyun,ara ara açıp okuyun derim.

Yasin YALÇIN 
 24 Eki 23:38, Kitabı okudu, 9 günde, Beğendi, 8/10 puan

İskender Pala'dan İskender Pala'nın kalitesini belli eden bir kitap. Lisedeki edebiyat hocamız bu kitabı tanıtırken "Kapı Yayınlarından çıkmış kapı gibi bir eser" tanımlamasını kullanmıştı. Gerçekten de öyledir. Kullandığımız, bildiğimiz deyimlerin nereden geldiğini anlatırken eski deyimleri de tekrar dilimize kazandırıyor.

4 /

Kitaptan 43 Alıntı

Aysel 
12 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 8/10 puan

Aslına huuu... Nesline huuu!..

Bizce bu sözün manası "Aslını da Allah'a havale ettim, neslini de!" olmalıdır. Böyle bir temenni iyiler için dua; kötüler için beddua makamında olacaktır.

İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Palaİki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala
Murat Sezgin 
12 Haz 19:07, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 8/10 puan

Ehl-i irfân arasında aradım taleb
Her hüner makbûl imiş illa edeb illa edeb.

İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala (Sayfa 74 - Kapı Yayınları)İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala (Sayfa 74 - Kapı Yayınları)
Aysel 
12 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 8/10 puan

Afyonu Patlamak;

Eski tiryakiler, ramazanda afyonu macun haline getirir ve mercimek büyüklüğünde toplar yapıp her sahurda iki üç tane yutarlarmış. Ancak her bir macunu sırasıyla bir, iki, üç kat kâğıtlara sarmayı da ihmal etmezlermiş. Böylece kâğıt, mide öz suyunda eriyince macun midede dağılır ve birkaç saatliğine keyif devam edermiş. Tabiî iki kat kâğıda sarılan macun, birkaç saat sonra, üç kat kâğıda sarılı macun da onu takiben kana karışınca tiryaki iftara kadar rahat etmiş oluverir. Ancak bu planın yolunda gitmediği, afyonun kâğıdının zor parelendiği yahut kana karışması geciktiği durumlarda tiryaki krizlere girer ve dış dünyadan âdeta kopar. Afyonu patlayıp kana karışasıya kadar farklı tepkiler verir.
Konuşulan veya yapılan şeye uygun karşılık verilmeyen, anlama ve algılamada geciken durumlarda "Daha afyonu patlamadı galiba!" gibi cümleler söylenmesi bundandır.

İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Palaİki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala
Aysel 
15 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 8/10 puan

İpsiz Sapsız;

Şimdi olduğu gibi eskiden de Anadolu'dan İstanbul'a çalışmak üzere adamlar gelir, bunların çoğu da herhangi bir mesleğe sahip olmadıklarından ya hamallıkla yahut kazma kürekle çalışarak işe başlarlarmış. Bunların içinde öyleleri olurmuş ki hamallık yapmak için ne bir ipleri, amelelik yapmak için de ne bir kazma veya kürekleri bulunurmuş. Bir ip veya tutacak bir sap sahibi olmayan bu kişiler için söylenen ipsiz sapsız deyimi de meslek sahibi olmamakla birlikte, bir işe güce de yaramayan adamlar hakkında tahkir anlamında kullanılmıştır. Hâlen haylazlık eden, herhangi bir geçim vasıtası peşinde olmayan sorumsuz insanlar için bu deyimi kullanırız. Hatta daha ileri giderek "İpe sapa gelmez herifin biri!" dediğimiz de olur.

İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Palaİki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala
Aysel 
12 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 8/10 puan

Bağdat Gibi Diyar Olmaz;

Dilimizdeki "Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz." sözünün aslı muhtemelen "Ane gibi yar; Bağdat gibi diyar olmaz." şeklindedir. Çünkü sözün aslındaki Ane kelimesi, Bağdat yakınlarındaki sarp bir uçurumun kuşattığı dik bir geçidin adıdır. Bağdat gibi (güzel) şehir, Ane gibi de (sarp, ama manzaralı) yar (uçurum) olmaz, demeye gelir. Ancak siz Bağdat'ın Osmanlı Türk'ü için önemine bakınız ki oradaki Ane'yi anne yapıvermiş. Tıpkı "Yanlış hesap Bağdat'tan döner." sözüyle Bağdat'ın eskiden beri bir ilim merkezi olduğunun altının çizilmesi gibi.

İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Palaİki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala
Aysel 
12 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 8/10 puan

Eli Kulağında;

Eskiden birisi yanındakine,
— Ezan okundu mu, dediğinde, eğer vakit çok yakın ise,
— Okunmadı ama (müezzinin) eli kulağında; dermiş.
Gerçekleşmesi pek yakın olan işler hakkında "(Henüz olmadı ama) eli kulağında!" deriz. Bu deyimin kaynağı Asr-ı Saadet'e, Bilal-i Habeşî'ye kadar uzanır. İslâmiyet yayılmaya başlayıp da Müslümanların sayısı artınca, namaz için onları bir araya toplamak üzere ezan okunması kararlaştırılmış ve sesi güzel olduğu için de Habeşistanlı eski köle Hz. Bilal, bu vazifeye seçilmişti. Ne var ki Medine'deki müşrikler ve diğer dinlere mensup olanlardan bazı tahammülsüz insanlar, ezan okunurken sesi duyulmasın diye gürültü yapmaya, çocukları toplayıp Bilal-i Habeşî ile alay ettirmeye başlamışlardı. Bunun üzerine Hz. Bilal, ellerini kulaklarına tıkayarak ezan okumaya başladı. Bilâhare müezzinler, ellerini kulaklarına tıkamayı bir tür Bilal-i Habeşî sünneti gibi gördüler ve ezanı öyle okudular.

İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Palaİki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala
Aysel 
15 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 8/10 puan

İki Dirhem Bir Çekirdek;

Giyim kuşamına özen göstermiş, şık ve süslü kıyafetleriyle dikkat çeken insanlar hakkında sık sık "iki dirhem bir çekirdek" sözü kullanılır.
Bu yakıştırma, ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı eski devirlerden kalmadır. Belki biliyorsunuz, bir okka bugünkü ölçülerle 1283 gram tutar. Okkanın dört yüzde birine, dirhem adı verilirdi. Şimdiki gram ile aynı birim olduğunu sanarak gram diyecek yerde dirhem denilmesi hatalıdır.) Dirhem, daha ziyade hassas teraziler için kullanılan bir ölçüdür. Ancak sarraflar, dirhemden daha hassas ölçümler için bir ağırlık birimi daha kullanırlar. Buna çekirdek denir ki toplam, 5 santigram karşılığıdır.
Eski devirlerin en kıymetli parası olan bir Osmanlı altını, toplam iki dirhem ve bir çekirdek ağırlığa sahiptir. Bu durumda süslenmiş kimselere, iki dirhem bir çekirdek yakıştırmasında bulunanlar, mecaz yoluyla onlara altın demiş olurlar ki bizce pek zarif bir nüktedir.

İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Palaİki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala
Murat Sezgin 
14 Haz 10:39, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 8/10 puan

Derviş Yûnus bu sözü eğri büğrü söyleme
Seni sıygaya çeker bir Molla Kasım* gelir.

İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala (Sayfa 160)İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala (Sayfa 160)
Murat Sezgin 
14 Haz 10:28, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 8/10 puan

Bir gün elbet ola eşref sâati*
Bu dil-i şikestemi ben sağlarım

Bir gün elbet sevgilinin eşref saatine rastlarım da şu kırık gönlüm yapılır.

İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala (Sayfa 86)İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala (Sayfa 86)
Aysel 
13 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 8/10 puan

Hapı Yutmak;

Sultan Murat'ın kahve, müskirat (sarhoş edici maddeler) ve mükeyyifatı (keyif verici maddeler) yasakladığı dönemde saray casuslarından biri, belki de kıskançlık sebebiyle, hekimbaşı Emir Çelebi'nin yasakları çiğnediği ve afyon kullandığına dair bir ihbarda bulunur. Hünkâr, Emir Çelebi'yi aslen çok sevmekte ve itibar etmekte, hatta kendisini sık sık sohbet için huzura çağırmaktadır. Bu ihbara önce inanmazsa da Çelebi'yi yoklamayı da ihmal etmez. Gelen habere göre Hekimbaşı kuşağı arasında bir curadan (yudumluk; yüzük, mühür, vb. küçük şeyleri muhafaza etmek üzere taşınan kutucuk) taşımakta ve afyon macununu da onun içinde saklamaktadır.
Padişah bermutat, Emir Çelebi'yi satranç oynamaya davet etmiş. Oyunun tam orta yerinde,
— Çelebi, demiş, kuşağını çöz de içinde ne varsa boşalt hele!
O dönemlerin kıyafetlerinde cep kullanılması yaygın olmadığından kalemdan, hançer, mühür, para kesesi, vs. eşyalar hep kuşak içinde muhafaza olunur ve yoklama esnasında kuşak çözdürülür imiş. Çelebi, hünkârın bu emri üzerine bir ihbara kurban gittiğini ve başına gelecekleri hemen anlamış. Kuşağını çözmeden cüradanı çıkarıp satranç tablasının üzerine koymuş. Padişah, cüradanı ters çevirip mercimek büyüklüğündeki afyon haplarını tablanın üzerine boşalttıktan sonra sormuş,
— Bre Çelebi bunlar nedir?
— Islah edilip zararsız hâle getirilmiş afyon hapları hünkârım.
— Ne yaparsın bunları?
— İlaç veya panzehir niyetine hastalara veririm.
— Peki hastalara zararı olmaz mı?
— Hiçbir zararı yoktur hünkârım.
— O hâlde, yutmaya başla bakalım.
Emir Çelebi, padişahın öfkesini iyi bildiğinden, sonunun geldiğini anlayıp hiçbir şey söylemeden, gözleri yaşararak hapları bir avuçta yutmuş ve sonra satranç tablasının başından kalkarak,
— Elveda hünkârım! Devletinize zeval erişmeye, deyip kapıdan çıkıp gitmiş.
Çelebi'nin bilâhare, eve varınca kendisini tedavi etmek isteyenlere izin vermediği ve panzehir olarak hiçbir şey almadığı hatta haplar bir an evvel kana karışsın diye de bir bardak nar şerbeti içerek dünyaya gözlerini yumduğunu tarihle, yazarlar. Çelebi'nin, IV. Murat gibi bir hükümdarın hışmına uğradıktan sonra ölmeyi yaşamaya tercih etmiş olmasına şaşırmamak lâzımdır.
Bu hadiseyi takip eden günlerde zamanın ariflerinden biri, "Çelebi'ye ne oldu?" diyenlere "Hapı yuttu!" diye cevap vermiş.

İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Palaİki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala
5 /