İslam'ın Krizi

0,0/10  (0 Oy) · 
3 okunma  · 
1 beğeni  · 
427 gösterim
"Müslümanlar kadar Müslüman olmayan okurlar için de takdire şayan bir eser."
-The New York Times Book Review-

"Dünyanın önde gelen İslam tarihçisinden beklenebilecek olağanüstü bir tarihsel derinlik."
-The Wall Street Journal-

"Batı ve İslam dünyası arasındaki gerilimler üzerine yürütülmekte olan tartışmalara tam zamanında ve kışkırtıcı bir katkı."
-Business Week-

"Batı dünyasında hiçbir İslam tarihçisi Bernard Lewis kadar genel okurun ve akademik çevrelerin saygısını kazanamamıştır."
-Baltimore Sun-
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2003
  • Sayfa Sayısı:
    148
  • ISBN:
    9799750401823
  • Orijinal Adı:
    The Crisis Of Islam
  • Çeviri:
    Abdullah Yılmaz
  • Yayınevi:
    Literatür Yayıncılık
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 4 Alıntı

İşin en ilginç yanı, Arapça'da Arabistan diye bir sözcük yoktu; günümüzdeki Suudi Arabistan'dan yerine göre "Suudi Arap krallığı" ya da "Arap yarımadası" olarak bahsedilirdi. Bu Arapça'nın fakir bir dil oluşu yüzünden değil, tam tersine Arapların tek başına birleşik etnik ve bölgesel kimliklere göre düşünmüyor oluşu yüzündendi. Gerçekten de, Hz. Ömer'in Araplara "soyunuzu bilin ve kendilerine kim oldukları sorulduğunda, 'ben şu yerdenim' diye yanıt veren köylüler gibi olmayın" dediği söylenir.

İslam'ın Krizi, Bernard Lewisİslam'ın Krizi, Bernard Lewis

1923'te, son Türk-Yunan savaşı ardından, iki hükümet azınlık sorunlarını nüfus mübadelesi -Türkiye'deki Yunanlıların Yunanistan'a ve Yunanistan'daki Türklerin Türkiye'ye gönderilmesi- yoluyla çözme konusunda anlaştı. En azından, tarih kitaplarının anlattığı hikâye genellikle budur. Ama gerçekler biraz farklıydı. 1923'te iki hükümetin Lozan'da imzaladığı, mübadele anlaşmasına hayat veren protokol "Yunanlılar" ve "Türkler"den söz etmez. Protokol mübadele edilecek kişileri "Türkiye'de yaşayan Yunan Ortodoks dinine bağlı Türk uyruklular" ve "Yunanistan'da yaşayan Müslüman Yunan uyruklular" olarak tanımlar. Böylelikle, protokol sadece iki tür kimliği tanır; biri bir devletin uyruğu, öteki de bir dine bağlı olma durumu. Protokol ne etnik ne de dilsel kimliğe gönderme yapar. Fiili mübadele, bu belgenin imza atan tarafların niyetlerini doğru bir biçimde açığa vurduğunu göstermektedir. Anadolu'daki Karaman'da yaşayan güya Yunanlıların birçoğunun anadili Türkçe'ydi ama Yunan alfabesi kullanıyor ve Ortodoks kiliselerinde ibadet ediyorlardı. Yunanistan'da yaşayan güya Türklerin birçoğu ya çok az Türkçe biliyor, ya da hiç bilmiyorlardı, bu insanların ortak dili Yunanca'ydı ama Türk-Arap alfabesini kullanıyorlardı. Batılı bir sınıflandırma sistemine alışmış Batılı bir gözlemci pekâlâ şu sonuca varabilirdi: Türk ve Yunan hükümetlerinin anlaştığı ve hayata geçirdiği şey bir mübadele ve Türk ve Yunan milli azınlıklarının yeniden vatandaşlığa kabul edilmesi değil, çift taraflı bir sürgündü; Müslüman Yunanlılar Türkiye'ye ve Hıristiyan Türkler Yunanistan'a sürgüne yollanmıştı. Çok yakın tarihlere kadar, biri Avrupa Birliği üyesi, diğeri de üyeliğe aday, ikisi de Batılı demokratik ülkeler olan Yunanistan ve Türkiye'de devletin verdiği kimlik kartlarında din hanesi bulunmaktadır

İslam'ın Krizi, Bernard Lewisİslam'ın Krizi, Bernard Lewis

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'yı istila eden Araplar buralara kendi inançlarını, kendi dillerindeki kendi yazılarını taşıdılar; buralarda kendi politik yapılarını kurdular, yeni bir dizi yasalar koydular, yeni bir emperyal dil, en üst makam İslam'ı Tanımlamak olarak halifelikle yeni bir emperyal yapı oluşturdu. Devletin yapısı ve politika İslam tarafından tayin edildi ve tam üyelik ancak hâkim inancı açıkça kabul edenlere tanındı.

Bu örnekte, bütün iyi Müslümanların taklit etmeye çalıştığı başka örneklerde olduğu gibi, Hz. Muhammed iki yol izler. Birincisinde, doğduğu yer olan Mekke'de yaşadığı yıllar boyunca (570-622), Peygamber yönetimdeki pagan oligarşisinin bir muhalifiydi. İkincisinde, Mekke'den Medine'ye hicret ettikten sonra (622-632), bir devletin başıydı Peygamber'in hayatındaki bu iki aşamanın, direniş ve yönetme, ikisi de Kuran'da ifade bulmuştu; farklı ayetlerde, iman edenler Allah'ın elçilerine itaat etmeye ve adaletsizliğin ve despot yönetimin timsali olan Firavunlara isyan etmeye çağrılmaktadır. Peygamber'in hayatı ve eserlerinin bu iki yönü İslam'da iki geleneğin esin kaynağı olmuştur; biri otoriter ve sükunet isteyen öteki radikal ve eylemci. Bu iki özellik de geleneğin ve olayların gelişim seyri içinde bolca sergilenmiştir. Kimin Allah'ın elçisi ve kimin Firavun olduğunu belirlemek her zaman kolay değildi; bu uğurda birçok kitap yazılmış, birçok savaşa tutuşulmuştur. Sorun hâlâ çözülmüş değildir ve günümüz polemikleri ve mücadelelerinde geleneklerin ikisi de kolaylıkla seçilebilir

İslam'ın Krizi, Bernard Lewisİslam'ın Krizi, Bernard Lewis

Bir süre sonra Türkler anavatanları Anadolu'yu kurtarmayı başardılar ama bunu İslam adına değil, Mustafa Kemal adlı bir Osmanlı generalinin, daha çok bilinen adıyla Kemal Atatürk'ün önderliğinde laik bir ulusal hareket aracılığıyla yaptılar. Mustafa Kemal Türkiye'yi Batılı tahakkümden kurtarmak için başarıyla savaşmış olsa da, Batılı, ya da kendisinin tercih ettiği deyimle, modern tarzları benimseme yolunda ilk adımları attı. Yaptığı ilk işlerden biri, Kasım 1922'de, saltanatın kaldırılmasıydı.

İslam'ın Krizi, Bernard Lewisİslam'ın Krizi, Bernard Lewis