İvan İlyiç'in Ölümü

8,6/10  (127 Oy) · 
441 okunma  · 
95 beğeni  · 
2.560 gösterim
Murat Belge'nin dizi yayın yönetmenliğinde, Ergin Altay çevirisi, Nadine Gordimer'in önsözü veJerome Donnelly'nin sonsözüyle. Yazar ve dönem kronolojisiyle.İvan İlyiç'in Ölümü, bireyin hayatla ve ölümle hesaplaşmasının etkileyici bir anlatısı.İvan İlyiç'in Ölümü, son günlerinde, ölümle önce mücadele eden, daha sonra çaresizce kendisini ona bırakan bir adamın yaşadıklarını anlatır. Yüksek rütbeli bir yargıç olan İvan İlyiç, iyi bir hayat yaşadığını
düşünür; ancak hasta yatağında ölümün yaklaştığını anladıkça, yavaş yavaş aslında ne kadar boş bir ömür sürmüş olduğunu fark eder. O güne kadar büyük anlam yüklediği ve uğruna büyük çaba verdiği serveti, şöhreti ve saygınlığı, ölüm döşeğinde bir anda gözüne boş ve saçma görünür. Tolstoy'un büyük bir samimiyetle anlattığı bu kısa ama etkileyici roman, insan doğası, hayatın anlamı ve ölümün gerçekliği gibi temel sorulara cevap arıyor.

"Tolstoy muhteşem bir yazar. Hiçbir zaman anlayışsız değil, aptal değil, yorulmak nedir bilmiyor, bilgiçlik taslamıyor, teatralliğe düşmüyor. Diğerlerinden çok daha üstün."
-JAMES JOYCE-
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2014
  • Sayfa Sayısı:
    146
  • ISBN:
    9789750515323
  • Çeviri:
    Ergin Altay
  • Yayınevi:
    İletişim Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Aysun Çelik 
 13 May 17:26, Kitabı okudu, Beğendi, 6/10 puan

İvan İlyiç'in Ölümü kısa bir kitap ancak uzun bir hayatın özetini kapsıyor. İvan İlyiç hukuk eğitimi almış saygın bir insandır ve çalışma azmi sayesinde toplumdaki statüsünü yüksek makamlara taşımakta hiç zorlanmaz. Sahip olduğu güç, mevki ve para sayesinde evliliğine de bir mani yoktur ve uygun gördüğü bir kadınla hayatını birleştirir. Kısa süreli huzur ve mutluluk dolu evliliği yerini huzursuz, yıpratıcı bir evliliğe terk eder. Karısını memnun etmesi ve diğer insanların gözünde itibar sahibi olabilmesi için daha çok çalışması gerekmektedir.

Hastalanıp yatağa düşene dek o dehşet verici gerçeği farkedemez: bir gün öleceği gerçeğini. Ve artık ölüm her geçen gün daha da yakınlaşmaktadır, yatağına yatmasına, yanına sokulmasına ve sivri tırnaklarını acı içindeki bedenine saplamasına az kalmıştır. Tanrı'ya isyan eder: "Ben bunu hakedecek ne yaptım? Bu acı son bulamaz mı? Eski mutlu hayatıma dönemez miyim?"

Ve işte gerçeklerle yüzleşme vakti...
Mutlu mu? Mutlu bir hayat mı? Koskoca ömrünün sonundasın İvan. Ölüm yatağında acı çekiyorsun ve yüreğine huzur serperek fiziki acılarını dindirecek olan tek şeyden mahrumsun. O şey ne mi? Biriktirdiğin güzel anılar ve güzel insanlar. Ne geçmişinde güzel anılar, ne de güzel insanlar var yanında ölürken. Tüm hayatın bu: iş, daha fazla çalışmak, sahte arkadaşlıklar, sevgisiz bir eşten ibaret. Ölürken tutunabileceğin hiçbir şey yok. Boşa geçmiş koskoca bir hayatın pişmanlığı ve bedenini kemiren acılardan başka hiçbir şey. Dostlarının sen öldükten sonra yerine kimin geçeceğini düşündüklerini, karınınsa ölümüne üzülmekten ziyade nasıl daha fazla para koparabileceğini dert ettiğini biliyorsun. Ama sen bunların hiçbirini haketmedin öyle değil mi? Neticede insan ölümü kendine nasıl yakıştırabilir ki? Yaşadığın şekilde ölme vakti İvan İlyiç. Uyu şimdi. Huzur içinde uyuyabilirsen.

Beyza 
 16 Haz 12:09, Kitabı okudu, 9/10 puan

Hayatımıza devam ederken ölümün ne zaman geleceği tam bir muammadır ve biz hiç ölmeyecek gibi yaşar, nesnelere ve eşyalara bağlanırız sevgiye, dostluğa, arkadaşlığa bağlanacağımız yerde. İşte İvan İlyiç'in ölüme giderken geçmişte yaşadığı hayatını ve ölüm psikolojisini etkiliyici anlatımı ile yansıtan Tolstoy'un en güzide kitaplarındandır İvan İlyiç'in Ölümü .

Rogojin 
 19 Haz 17:42, Kitabı okudu, 1 günde, Beğendi, 10/10 puan

Ölürken bizi en çok korkutan şey iyi ve doğru yaşamamış olmak olabilir mi? Belki ömrümüzü yaşadık ama gerçek bir hayat sahibi olamadık..seçimlerimiz belki de hepten yanlıştı? İvan İlyiç'in bu soruyu, her ne kadar önce reddetse de, düşünmek için zamanı oluyor. Yaşayanlar arasından ölenler arasına doğru yavaş yavaş yürürken aynen Joyce'un muazzam güzellikteki hikâyesi 'Ölüler'deki çekingen Gabriel gibi, hani kar bembeyaz ve lapa lapa İrlanda topraklarına ve mezarlarına, gece vakti, bütün yaşayanların ve ölülerin üzerine yağarken düşündüğü ve hissettiğine benzer bir biçimde, hepimiz gibi birer birer bir gölgeye dönüşürken, düşünüyor bu soruyu: Gabriel için bu sorunun cevabı bir zamanlar herşey demek olan şeylerin artık eskimiş, sönmüş olduğunu görmekti; eşine duyduğu büyük aşk gibi, ayrıca pencerelere vuran karın sesini dinlerken kendisinin de eşinin de aynen ölümlerini beklediği teyzeleri gibi birer birer gölgeye dönüştüğünü duyumsamak ve bunu kabullenmekti. İvan İlyiç, Gabriel'den çok daha sert bir yüzleşme yaşıyor; öncelikle asla aklına gelmiyor bu soru, yaşama arzusu herşeyden yoğun, aynı değerlerle, aynı heyecan ve coşkuyla istiyor bunu; ne zamanki ağrılar şiddetleniyor ve vücudu ona eskisi gibi itaat etmeyeceğini net bir şekilde hissettiriyor, o zaman içinden yükselen o sesi bastıramaz oluyor İvan İlyiç: gerçekten doğru yaşamadı mı? Yanlış mıydı bütün hayatı?

Bu sorunun hepimizi muhatap aldığı ve sormak zorunda olduğumuz bir soru olduğu ortada. Tolstoy hayatımızı ve ölümümüzü değerlerle anlam kazanan, yüzeysel ama görünüşte geleneksel ve tasdik edilen değerlerin sahteliği üzerinden bir yüzleşme, arınma süreci gibi gördüğüne işaret ediyor ölüme yürürken İvan İlyiç. Bunu belki irkiltici gelebilecek bir üslûpla yapıyor; hastalığın sebep olduğu acılar ve bedensel eziyetlerle beraber ruhun ölüm gerçeği sebebiyle çektiği ızdırapları bu şekilde anlatabilen bir eseri en azından ben okumadım. Ruhun kıvranışı bedenin çektiği eziyetten daha ürkütücü, daha korkutucu; yaşanmamış bir hayatın verdiği vicdan azabı daha sarsıcı, yıpratıcı belki de.

Kitap çok rahat okunan, sadeliği dikkat çekici; yalın bir dille yazılmış; karakterler son derece gerçek hissi veriyor. Açıkçası önceden okumadığım için biraz kızdım kendime. Ayrıca Elizabeth Kübler-Ross'un ölümle ilgili araştırmaları üzerine yazdığı kitaptakine benzer bir anlayışı burada görmek de çok güzeldi.

İvan İlyiç'in Ölümü'nü herkese öneriyorum.

alışa gelen ölüm olgusunu ne de güzel somutlamış sevgili Tolstoy, özellikle Gerasim unutmayacağım bir kitap karakteri olarak aklıma kazındı
"Bağırsağımı nasıl tamir etsek diye çare arıyorum . Oysa işte ölümün ta kendisi! "

“Her şeyin olması gerektiği” gibi olduğu bir hayat yaşayan İvan, hastalandıktan sonra hayatını sorgulamaya başlar ve her şeyin aslında olması gerektiği gibi olmadığını anlar. Tolstoy, ölmek istemeyen ama gün geçtikçe ölüme yaklaşan kahramanımızın ölümle mücadelesini ve kendini sorguya çekmesini anlatırken benim de kendimi sorgulamama neden oldu. Şuana kadar ne yaptım? İyi bir hayat yaşadım ya da yaşıyor muyum? Sonuç olarak benimde İvan’dan geri kalır yanım olmadığını fark ettim. Kitabı okurken kendini sorgulaması bana Victor Hugo'nun Bir İdam Mahkumunun Son Günü kitabını hatırlattı.

Emre Ö. 
21 Tem 2015, Kitabı okudu, 10/10 puan

Ölümü kabullenemeyen, ölüm korkusuyla kendi içinde büyük bir hengameye girişen bir zat-ı muhteremin çarpıcı içsel savaşı. Her birey yaşamıştır aslında bunu. Ölüm nedir? Neden vardır? Madem öleceğiz neden yaşıyoruz? Cevaplanması zor sorular ve ayrıyetten insanı inanılmaz bir boşluğa sürükleyen sorular...
Kitap da bu konuları çok güzel işlemiş. Yükselme hırsıyla hayatını sürdüren bir bireyin ölümü yaklaşmaya vakit ne kadar boş yaşadığının farkına vardığını belirtmiş. Lakin başka şey de yapsa yine de bir yalanın imgenin peşinden gitmiş olmayacak mıydı? Sonuçta ölecektin... Ne yapsan ne etsen de yollar hep ölüme çıkacaktı..
Tavsiyelik bir eser olduğu kanaatindeyim. İnsana etki eden kitaplardan. Kitaptan sonra True Detective dizisindeki şu replik aklıma gelmedi değil. Aslında bu soruyu çok güzel ve mantıklı bir sonuca ulaştırmış:

"Bence insan bilinci evrimde trajik bir şekilde ilerledi. Çok fazla bilinçlendik. Doğa kendinden bağımsız bir bakış açısı yarattı. Bizler doğa kanunlarına göre var olmaması gereken yaratıklarız. Hepimiz bir yanılsama içindeyken, duyusal deneyimler ve hislerin gelişimi sayesinde birey olduğumuzu sanan fakat, aslında bir hiç olan bireyleriz.
Bence türümüzün yapması gereken en onurlu davranış, programlamamazı reddedip üremeyi durdurmak ve hep birlikte soyumuzu tüketerek kardeşçe bu haksızlığa son vermektir.
- O halde neden sabah yataktan kalkıyoruz ki?
+ Ben de kendime bunu soruyorum. Ama aslında bu sorunun cevabı, intihar etme cesaretimin olmamasıdır."


Ya da bir başka kitaptan (Babalar ve Oğullar) alıntıyla bu konuyu bir nihayete vardıralım:

"Ben ise...
+ Sen ise?
- Ben ise düşünüyorum. İşte burada, saman yığının yanında yatıyorum... Vücudumun kapladığı daracık yer, geriye kalan boşluğun, benim bulunmadığım, benimle ilgisi olmayan boşluğun yanında o kadar küçük kalıyor ki! Yaşayabileceğim süre de, benden önce var olan benden sonrada devam edecek olan, sonsuzlukla ölçülünce o kadar önemsiz ki! Buna rağmen, bu bedenin içinde, kan dolaşıyor, beyin çalışıyor, istekler doğuyor. Ne saçmalık, ne boş şeyler!"

cosmos 
11 Tem 2015, Kitabı okudu, 10/10 puan

İş Bankası Yayınlarından olan baskısını okudum. Okunması çok rahat akıcı bir kitap. Fazla detay vermeden özetlersek. yavaş bir şekilde ölen kişinin psikolojisini çok iyi anlatıyor. Sanki siz yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz okuduklarınızı.Bence verdiği mesaj insanların hayatlarını istediği gibi yaşayamadığı ve ölmeden öncede bundan pişmanlık duyacağı.

Toplum baskısıyla evleniyoruz, çocuk yapıyoruz, ev alıp borçlanıyoruz salak saçma eşyalara para yatırmak için istemediğimiz işlerde eşşekler gibi çalışıyoruz.

Zamanla eşimizden içten içe nefret ediyoruz, işimizden ölümüne sıkılıyoruz, maddiyat bizi tatmin etmemeye başlıyor ve hayatımızın içine sı... oluyoruz. Ancak çok geç çünkü bir daha yaşayamayacağız.

Kitap bunları açıkça anlatmıyor , ancak açıkça bunları düşündürüyor.

EMRE YAMAN 
 29 Nis 14:15, Kitabı okudu, 3 günde, 9/10 puan

"Ölüm,karanlık."

İlyiç'in hayatını anlatan eser. İlyiç hakim ve kararları insanları yönlendiriyor,etkiliyor. Güzel bir hayatı var. Ancak ölüm anı yaklaştıkça her şey değişiyor.

Kitap ölüm hakkında düşünmemizi,iç hesaplaşma yapmamızı sağlıyor. Çok sade ve yalın bir kitap. Teması sizi etkiliyor. Ölüm ile yüzyüze geldiğinizde çevrenizin sizi nasıl gördüğü ve nasıl zavallı kaldığınızın resmi işte bu kitap.

Gülşen Yalçınkaya 
 09 Tem 00:37, Kitabı okudu, 2 günde, Beğendi, 8/10 puan

Usta yazardan yine insan doğasını ustaca kaleme aldığı bir kitap daha. Tolstoy'a olan hayranlığım daha ortaokuldayken okuduğum İnsan Ne İle Yaşar kitabıyla başlamıştır.

Aslında kitap oldukça basit, ama insanın anlamadığı, yapısına ters geldiği bir gerçeği konu alıyor. Tolstoy bize "Her günü yarın ölecekmiş gibi yaşa" demeye çalışıyor. Peki bu kadar basit bir şeyi insanoğlu neden anlamaz, neden yapısına ters düşer? İşte kitabın sonlarına doğru ben bu soruların cevabını düşündüm. İvan İlyiç hiç hasta olmasaydı, yataklara düşüp ölümle burun buruna gelmeseydi, yakınıp durduğu "bunca yaşadıklarım, bunca sahip olduklarım, yaptığım seçimler yanlış mıydı? Boşuna mıydı?" gibi soruları asla sormayacaktı kendine. Yine hayatını sadece çok önem verdiği işine, mevkisine adamayacak, az kazanacak ama mutlu bir evlilik yapacaktı belkide.

İnsan nasıl ki elindekinin değerini kaybetmeden anlamıyorsa, ölümle burun buruna gelmeden de yaşamın, hayatın değerini anlamıyordu. Çünkü insan doğası bencildir. Asla elinde olanla yetinmez. Bukalemun gibi renk değiştirir.

Kitap size bunları düşündürecek, hatta belki de kendinizi kötü hissedeceksiniz. Ama ölümün orada bir yerde sizi beklediği gerçeğini değiştiremeyecek ve yine her gün bu gerçeği unutarak yaşayacaksınız :)

Aristokrat 
 07 Şub 21:15, Kitabı okudu, 1 günde, Beğendi, 10/10 puan

'Ölüm' söylerken ne kadar da kolay öyle değil mi? Oysa aslında ne kadar korkunç bir düşünce olduğunu o raddeye gelmeden bilemiyoruz. Ama düşünün, en ufak bir hastalık bile geçirdiğinizde nasılda korktuğunuzu, nasılsa elinizin ayağınızın birbirine girdiğini! Yarım kalan işler, tasarlanan gelecekler...
İşte, Tolstoy' da bizim karşımıza böyle bir karakter çıkarıyor. Yaşarken ölümü hiç düşünmeyen, ölüm başkasına geldiğinde kendine gelmediği için şükreden biri. Ve ölüm ona çok trajik bir sebeple geldiğinde, yaşamının aslında nasıl da boş geçtiğini anlıyor. Anlıyor ama artık geride kalanlara ah etmek bir işe yarar mı?
Aslında neredeyse hepimizin yaşayacaklarının bir başka versiyonu olabilir. Sadece bazılarımızın yanında sevdikleri olacak, elini tutan ve onu çekecek biri, bazılarımızınsa İvan İlyiç' in Ölümü gibi...
Son olarak 'Olacak olanı olmadan olmuş bilin ' ölüm için söylenmiş en çarpıcı söz değilse, 'Ölüm' en çapıcı söz değil midir?

4 /

Kitaptan 102 Alıntı

cosmos 
09 Tem 2015, Kitabı okudu, İnceledi, 10/10 puan

Ya gerçekten de yaşamam gerektiği gibi yaşamadıysam, bilinçli seçtiğim yaşamım yanlışsa?

İvan İlyiç'in Ölümü, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 78 - İş Bankası)İvan İlyiç'in Ölümü, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 78 - İş Bankası)

Hayat bu kadar anlamsız ve iğrençse, o zaman niye ölünüyor; hem de acılar çekerek?..

İvan İlyiç'in Ölümü, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 71 - İş Bankası Kültür Yay.)İvan İlyiç'in Ölümü, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 71 - İş Bankası Kültür Yay.)

bunun anlamı neydi? Niçin?.. Olamazdı! Hayatın bu kadar anlamsız, bu derece çirkin olması imkansızdı. Gerçekten bu kadar çirkin ve anlamsızsa neden ölmeliydi, hem de ıstırap içinde?.. Başka bir şey vardı bunda...
birdenbire aklına : "belki de gerektirdiği gibi yaşamıyordum ben?" diye geldi.

İvan İlyiç'in Ölümü, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 74)İvan İlyiç'in Ölümü, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 74)
KubraYSN 
20 May 18:51, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 9/10 puan

Gözlerini kapayınca neyin daha gerçek olduğunu anlayamıyordu.Acaba yaptıkları mı, yoksa düşündükleri mi ?

İvan İlyiç'in Ölümü, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 129)İvan İlyiç'in Ölümü, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 129)

Hayatında ilk olarak sadece can sıkıntısı değil, derin bir hüzün duydu. Hayatını böyle sürdüremeyeceğini , kesin olarak bir şeyler yapmak gerektiğini anladı.

İvan İlyiç'in Ölümü, Lev Nikolayeviç Tolstoy (31)İvan İlyiç'in Ölümü, Lev Nikolayeviç Tolstoy (31)

Kitapla ilgili 2 Haber

İthaki: “Okurdan özür dileriz”
İthaki: “Okurdan özür dileriz” İthaki Yayınevi'nin Dünya Klasikleri dizisinde yer verilen “farklı” üsluptaki yazar biyografileri sosyal medyada yoğun tartışmalara yol açtı. Yayınevi, Radikal Kitap’a yaptığı açıklamayla “maksadını aşan eril dilden” ötürü okurlardan özür diledi.