Kaderin Kızı

9,0/10  (1 Oy) · 
4 okunma  · 
1 beğeni  · 
674 gösterim
Miss Rose sepetin içinde kapıya bırakılmış bir bebek bulur; onu alır büyütür. Adı Eliza olmuştur. Günler, aylar, yıllar hızla geçer. Büyüyüp genç kız olduğunda, Eliza da, tıpkı Miss Rose gibi, aşk acısını tadar. Büyük bir tutkuyla bağlandığı sevgilisi onu bırakıp Kuzey Amerika'ya altın aramaya gitmiştir. Dünyanın dört bir yanından, geçmişlerini geride bırakarak yeni bir yaşamın peşine düşüp bu topraklara gelen insanların pek azı ,yeni bir ülkenin oluşumunda pay sahibi olurken, pek çoğu da eriyip yok olacaktır. 'Altına hücum'un yaşandığı, serüven düşkünlerinin altın bulmaya çalıştığı vahşi Amerika, olağanüstü çizgilerle, renklerle gözümüzde canlanır. Şilili yazar Isabel Allende, aşkı derinlemesine çizerken, Eliza'nın kişiliğinde, yalnızlığın, arayışın erişilmez boyutlarını da gözler önüne serer. Sevdiği adamın peşinden bu yabanıl ortama gelen Eliza da olağandışı bir kadına dönüşecektir. Eliza'ya sürekli yardımcı olan Çinli bilge Tao Çien ise, genç kadını, insan doğasının gizleri ve çelişkileri arasında unutulmaz bir başka yolculuğa çıkarmıştır. Tutku, bu romanın ana temasıdır. Bugüne kadar yazdığı tüm kitaplarını yayınladığımız, dünyada olduğu kadar Türkiye'de de büyük bir okur kitlesine sahip olan Isabel Allende, son yazdığı Kaderin Kızı'nda, aşk, şiddet, dostluk, umut, umutsuzluk gibi insanı insan yapan temel duyguları, romanın kahramanlarıyla birlikte bizlere de yaşatıyor.
  • Baskı Tarihi:
    2012
  • Sayfa Sayısı:
    472
  • ISBN:
    9789758440504
  • Orijinal Adı:
    Hija de la Fortuna
  • Çeviri:
    İnci Kut
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Rogojin 
 12 Haz 14:20, Kitabı okudu, 17 günde, Beğendi, 9/10 puan

Isabel Allende'yi çok çok uzun seneler önce Eva Luna ve Ruhlar Evi adlı kitaplarıyla tanımış, sonra da okumayı bırakmıştım. Kaderin Kızı'nı okurken dilini hatırladım, üslûbunun tadını hatırladım, değişen bir şey yok: güçlü kadın ve erkek karakterler, rengârenk mekân ve olay tasvirleri, kadere ve akıla olan ortak bir inançla hareket eden, eyleyen ama teslim olan, sürüklenen hikâye kahramanları burada da olduğu gibi devam ediyor. Kitabın ikinci kısmı Amerika'da altın arayışlarına odaklanıyor ve bu bölümde hakikaten Amerika'yı keşfeder gibi oluyoruz, ilk kısıma göre daha ağır bir üslûbu var diyebilirim bu kısmın, çünkü kitabın asıl karakterlerinin yanı sıra ülkeye göç etmiş ve zengin olmak, yırtmak derdinde olan başka insanların hikâyelerini de öğreniyor ve belki de Amerika'nın 19.yüzyılın sonlarında yaşadığı bu delilik sürecini neredeyse birebir yaşıyoruz: zulümler, gaddarlıklar, ırkçılık ve her türden suçla beraber bitmek bilmeyen ilginç iyilikler, tesadüfler de ana karakterimiz Eliza'nın arayışına dahil oluyor. Eliza hayatının anlamı olan insanı bulmak için bir yerden bir başka yere savrulurken 'aramakla bulamazsın, ama bulanlar arayanlardır', sözünü getirdi aklıma.

Kitabın çok rahat okunan bir kitap olduğunu söylemek zor aslında; bu renkli üslûbun, uzun cümlelerden oluşan dilin yorucu olduğunu söylemek isterim. Kitap baştan sona böyle, ikinci kısımda daha belirginleşiyor bu üslûp bence. Allende'nin karakterleri ilginç, renkli, gerçekçi karakterler; tarihi olaylar, mekânlar ve aslında kıta da, Amerika da öyle Allende için: coğrafyayla sarmalanmış bir hikâye bu; yazar karakterlerinin olduğu kadar toprağın ve ülkenin, ülkelerin, belki kıtanın hikâyesine kadar da uzanıyor; kızılderililerden meksikalılara, çinlilerden şilililere dek bir çok farklı ulusun birbirine dolaşmış kaderlerini sanki ilmek ilmek örmeye çalışıyor gibi.

Allende'nin bu eserini herkese öneriyorum.