Kadınlığımın Hikayesi

8,5/10  (2 Oy) · 
9 okunma  · 
4 beğeni  · 
777 gösterim
Beauvoir, "Kadınlığımın Hikayesi"nde, daha önce genç kızlık döneminin sorunlarını anlattığı 'Bir Genç Kızın Anıları' kitabında kaldığı yerden yaşamını tam bir açıklıkla anlatmaya devam ediyor. Sartre ile kurdukları ortak yaşantıyı, mutlu ve acılı günlerini, kadınlığın çeşitli sorunlarını, tanıdığı insanları, tutkularını, yazarlığını ve dünyamızın geçirdiği buhranlı dönemleri en küçük ayrıntılarına kadar veriyor.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    2011
  • Sayfa Sayısı:
    167
  • ISBN:
    9789753880978
  • Orijinal Adı:
    La Force de I'Age/La Force des Choses
  • Çeviri:
    Erdoğan Tokatlı
  • Yayınevi:
    Payel Yayınevi
  • Kitabın Türü:

Simone De Beauvoir, komünist, feminist, varoluşçu gibi birçok yaftaya maruz kalmış ama bunların dışında olarak ‘’kadın’’ olarak yaşamını sürmüştür. Kendisine yakıştırılan şeylere özellikle ‘’Varoluşçu yazar’’ sözüne itiraz etse de faydası olmamış üstüne yapışmıştır. Bir diğer üstüne yapışan şey ise kitaplarının Sartre ürünü olduğu, Sartre’ın arkasına saklanan birisi olduğudur. Buna inanmıyorum. Sartre’dan beslenmiş olabilir (Birçok yazar bunu yapıyor zaten?) ama tamamen Sartre’dır diyemeyiz. Zıt düştükleri noktalar da olmuştur nihayetinde.

Kadın haklarını içtenlikle savunduğunu biliyorum ancak bir şey dikkatimi çekti. Belki çevirmenden kaynaklanan bir durum ama cümle yapısına göre doğru olduğu için şüphelendim. ‘’Erkekçe’’ tabiri çok komik ve anlamsız olmuş. Erkekçe savaştık gibi. Beklenmeyen bir kelime cümleye bomba gibi düşmüş.

Diğer yandan özel hayatından çok etkilenmedim. Simone’un en başarılı işlerinden birisi bence kitabında anlattığı Cezayir’li Cemile isimli bir kız için mücadelesidir. Cemile, Cezayir Kurtuluş Örgütü Üyesi ve Fransa’nın işgali sırasında edep yerlerine (kitapta da böyle diyor) şişe sokularak işkence edilmiş. Aç bırakılmış, dayak atılmış. Bu kız için müthiş bir mücadeleye girişiyor. Kıza deli raporu vermek istiyorlar, kesinlikle reddediyor.

Kitapta İkinci Dünya Savaşı’ndan bolca bahsediyor. Kendi açısından ve yaşadıklarından yola çıkarak tabii. Hitler ve Musolini eleştirisini bolca yaparken Sovyet’i eleştirme gereği duymuyor ve kurtuluş gözüyle bakıyor. Sovyet’in katlettiği insanlar için en ufak bir yakınmada bulunmuyor. 1945’te Kırım Tatar’larından, Almanlara, kendi vatandaşları olan Ruslara yapılan eziyetten söz edilmiyor. Bu yüzden her ne kadar kadın haklarında gösterdiği etki bakımından beğensem de, iki yüzlü bir tutum görüyorum Simone’da. Aktivist olduğunu düşünmeye çok yaklaşmıştım ki bu Sovyet safsatasıyla karşılaştım. Şaşırttı.^^

Kitaptan 34 Alıntı

"Birbirimize hiç yabancı durmayacak, birbirimizi boşu boşuna yardıma çağırmayacak, ayrıca bu beraberliği her şeyden üstün tutacak, dostluğumuzu hiç bozmayacaktık; fakat beraberliğimizin alışkanlık haline gelmemesi, çirkin bir yaşantı şekline dökülmemesi için çaba gösterecektik; sözün kısası, aramızdaki bağlantıyı çürütmeyecek, kokutmayacaktık."

Kadınlığımın Hikayesi, Simone De Beauvoir (Sayfa 16)Kadınlığımın Hikayesi, Simone De Beauvoir (Sayfa 16)

‘’ Pencerenin önüne oturuyor, yazmaya çabalıyordum; bol bol geziyorduk; fakat ne derseniz deyin, Camus mutluluk meselesini yanlış koymuştu galiba; mutlu olmayalım diye direnmiyorduk, ama ne yapsak mutlu olamıyorduk.’’

Kadınlığımın Hikayesi, Simone De BeauvoirKadınlığımın Hikayesi, Simone De Beauvoir

‘’ İnsan tek başına okyanusu aşamaz; karşısındaki adama duyduğu sempati yüzünden olsa bile, öyle birdenbire kopamaz kendi hayatından; sempati dediğimiz şey daha şiddetli, daha büyük duygulara dönüşemiyorsa devam etmesine, yaşamasına olanak yoktur.’’

Kadınlığımın Hikayesi, Simone De BeauvoirKadınlığımın Hikayesi, Simone De Beauvoir

‘’ Camus bir gün «Mutluluk dediğimiz şey safsata değil, bir gerçektir, üstelik önemlidir; neden tepelim onu, neden sırt çevirelim? Kendi mutluluğumuzu yaşarken başkalarının felâketine yol açmıyor, onların mutsuzluğunu biz yaratmıyoruz ki! Hattâ kimbilir, belki de onlara yardım edecek, destek olacak gücü kazanıyoruz. Evet, bugün mutlu olan herkesin, bu mutluluktan utanç duymasına şaşıyorum» demişti. Camus ile aynı fikirdeydim; ilk sabah kaldığımız oteldeki odamdan keyifle denizin mavisine bakıyordum’’

Kadınlığımın Hikayesi, Simone De BeauvoirKadınlığımın Hikayesi, Simone De Beauvoir

‘’ Tepkilerin şiddeti ve bana saldırmak için seçilen yöntemlerin iğrençliği karşısında, inanın, nutkum tutuldu. Lâtin ırklarında, katolik töreler erkeğin kadını ezmesine bir tiran gibi davranmasına yol açmış, hattâ erkek sömürüsünün bir çeşit sadizm haline dönüşmesinde başrolü oynamıştır; bu İtalyanlarda kabalık, İspanyollarda boş bir böbürlenme kılığında belirir, Fransızlarda «köpekleşme» dediğimiz şey oluverir. Nedir bu saldırganlığın gerekçesi? Hiç kuşkusuz şudur: Fransa'da erkekler özellikle iş hayatında, yani ekonomik açıdan kadınların rekabetiyle boğuşmak zorundadırlar. Toplum ilişkilerinin sağlayamadığı bir üstünlüğü devam ettirmek amacıyla kadınları aşağılamak, her fırsatla horlamak yolunu seçerler. Yüzyıllara damgasını vurmuş bir hovardalık geleneği hâlâ yürürlüktedir ve erkeklere imajlı ya da sözlü bir malzeme yığınağını miras bırakmış, kadınları cinsel duygulan tatmin etmekten başka işlevi olmayan birer et yığını gibi horlamaları için gerekli bütün olanakları onlara hazırlamıştır.’’

Kadınlığımın Hikayesi, Simone De BeauvoirKadınlığımın Hikayesi, Simone De Beauvoir

‘’ Le Monde gazetesine gönderilen on dört mektupta, Cemile'nin kızlığının işkence uygulayan subaylar tarafından şişe sokularak bozulmuş olması sert bir dille yeriliyor, onun durumunu kitlelere duyurduğum için bana teşekkür ediliyordu. Sadece üç mektupta açıktan açığa saldırıyorlardı. L'Express dergisindeki yazısıyla Françoise Sağan beni destekledi. Gauthier telefon açtı: «Bir yazı yazdınız, dört yüz bin frank kaybettik» diye adeta azarlıyordu, çünkü Le Monde Cezayir'de toplatılmıştı.’’

Kadınlığımın Hikayesi, Simone De BeauvoirKadınlığımın Hikayesi, Simone De Beauvoir

‘’ Hemen belirteyim, Sartre ile olan beraberliğimiz otuz yıldır hiç bozulmadan sürüp gidiyorsa, bilin ki üçüncüler arada harcanmış, kurduğumuz sisteme kurban gitmişlerdir.’’

Kadınlığımın Hikayesi, Simone De BeauvoirKadınlığımın Hikayesi, Simone De Beauvoir

‘’ Geleneksel anlamda düşündüğümüz zaman, evlilik hep erkeğin üstünlüğüne çalışmış, özgürlük tanımıştır ona; oysa şimdiki kadın, haklarının bilincinde ve hangi koşullarda mutlu olabileceğinin hesabını rahatça yapabilecek durumdadır; ortaklaşa bir hayatın akışı içinde, erkekteki dengesizliği, bu önemli boşluğu karşılayacak hiçbir şey yoksa; kıskançlık, kadını ve erkeği ömür boyu kemirecek, bu ortaklık müthiş bir can sıkıntısında düğümlenecek demektir.’’

Kadınlığımın Hikayesi, Simone De BeauvoirKadınlığımın Hikayesi, Simone De Beauvoir

‘’ Varoluşçuluk tarihle ahlâkı uzlaştırma çabası içindeydi; bu iki kavramı bir geçiş
döneminin unsurları olarak görüyor ve insanlara, anlamsız, boş ve vahşet dolu olan her şeye haysiyetlerini yitirmeksizin gerçekçi gözlerle bakmalarını öğütlüyordu. Yani küçük burjuvalara ne zamandır düşledikleri çözümleri getiriyordu. Görünüş belki böyle, ama gerçek çok başkaydı; zaten Sartre'ın başarıları ne ölçüde gürültülü olursa olsun, bu yüzden eksik kalmış, küçük-burjuvanın sakat inancıyla gerçeklik arasındaki farkın uyuşmazlığını baştan sona yansıtmış, bu çelişkiye ayna tutmuştur. İnsanlar,"ne zamandır özledikleri bir yiyecek bulmuş gibi saldırmışlardı onun kitaplarına, fakat çoğunun dişi kırıldı, çığlıklar koyverdiler, haykırışlarındaki şiddet herkesin ilgisini çekiyor, herkesi meraklandırıyordu. Sartre kişisel planda, ahlâka özgü değerleri savunarak onları kendi yanına alıyordu; ama getirdiği yeni ahlâk burjuvalarınkine benzemiyor, bu yüzden hepsinde bir telâş yaratıyordu. Sartre'ın romanları, görmezlikten geldikleri, görseler bile unutmaya çalıştıkları perişan bir toplumu önlerine seriyordu; sonunda onu uğursuz bir gerçekçilik tutkusu ile suçladılar, sefalet edebiyatı yaptığına hükmedip işin içinden sıyrılıverdiler. Kendileri hakkında, zaten kendilerinin de bildikleri bazı gerçeklerin yeniden ve usulca kulaklarına fısıldanması hoşlarına gidiyordu, ama hiçbiri gerçekliğin karşısına çıkabilecek kadar yiğit değildi.’’

Kadınlığımın Hikayesi, Simone De BeauvoirKadınlığımın Hikayesi, Simone De Beauvoir

‘’ EYLÜLDE romanım yayımlandı; Başkalarının Kanı ulusal kurtuluş hareketini işleyen bir romandı, ama varoluşçu roman damgasını yedi. Bu «varoluşuluk» sözcüğü Sartre'ın ve benim bütün eserlerimize kene gibi yapıştırılıyordu. Yaz günlerinde, Cerf yayınevinin, yani Dominikenlerin düzenlediği bir açık oturum sırasında Sartre, Gabriel Marcel'in kendi felsefesine yakıştırdığı bu damgaya itiraz ediyordu; «Benim felsefem varoluşçuluğun felsefesidir, kabul; fakat varoluşçuluğun ne olduğundan pek haberli değilim» diyordu. Ben de onun tedirginliğini paylaşıyordum. Yazdığım bütün kitapları bu sözcükten habersiz kaleme almıştım, herhangi bir felsefeden değil, doğrudan doğruya kendi yaşantımdan, kendi deneyimlerimden yararlanarak yazmıştım kitaplarımı. Buna rağmen, «varoluşçu» etiketten kendimizi kurtaramadık, boş yere direnmiş olduk. Sonunda herkesin bizi paketlediği bu terimi biz de kabullenmek zorunda kaldık.’’

Kadınlığımın Hikayesi, Simone De BeauvoirKadınlığımın Hikayesi, Simone De Beauvoir
4 /