Kalan

8,8/10  (9 Oy) · 
19 okunma  · 
4 beğeni  · 
595 gösterim
Leyla Erbil'in yeni romanı...

hiçbir şeyden ve her şeyden kalan

bir zamanlar justinianos'ların, fatih'lerin hüküm sürdüğü istanbul'un altında, şimdi toprakta gömülü olan binlerce yılın kalıntısından kalan... ibrahim ve ishak'tan kalan... insanların birbirlerini ayakkabılarından tanıdığı savaşın yokluk günlerinden kalan... farandolaların dönüldüğü, rum ustaların elinden çıkma üç katlı, ahşap evlerden kalan... kierkegaard'ın hasetinden kalan... elbette "kederli bir şiir"den kalan... "kederden mi neden bilmem sararmış rengi ruhsarı.." bir kitaptır kalan... lahzen'in göz ucu ile bir kere bakıncaya kadar geçen zamandan kalan...

peki kimdir lahzen?

"kimim ve nasıl biriyim
hayatımın neresindeki yaşantıdayım sorarım kendime her gün
sen hangi bilinçtesin lahzen
hangi göklerin bulutlarından yağdın
bu çorağa söyle
son bilinç ölüm olacağına
ölüm anındaki bilincin bilinci yazılamayacağına göre
hangi kavşağındasın tinsel gerçekliğin"

bu soruların eşliğinde iniyoruz hep birlikte
tıka basa şüpheyle doldurulmuş kuyudan
çıkmak için çocukluğa
daha da dibe
toprağın altına
ve orada arıyor lahzen
hakikatinin özünü

ve leylâ erbil'in kaleminde devleşiyor edebiyat,
şölene dönüşüyor kalan...
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2011
  • Sayfa Sayısı:
    239
  • ISBN:
    9786053604235
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Aykut 
05 Eki 21:23, Kitabı okudu, 6 günde, 9/10 puan

Leyla Erbil'in bu kitabında da başka bir insanın hayatına odaklanıyoruz: Lahzen. Peki kimdir Lahzen?
"kimim ve nasıl biriyim
hayatımın neresindeki yaşantıdayım sorarım kendime her gün" diyor kendisi hakkında. Lahzen gerçekten de bir kişi mi, yoksa bir tipleme mi? Yoksa Erbil'in kendisi mi? Aslında çoğu yazar kendinden bir parça bırakır yazdıklarında. Okura ise bunu keşfetmek düşer. Bu açıdan, kimi keşifler zorludur, çetindir kimse kolay kolay yapamaz bu keşfi. Kalan, zorlu bir keşif aslında.

Hikayemiz Lahzen'in çocukluğunda başlıyor. Kimi şeyleri anımsıyor birden çocukluğuna dair. Bu "birden" anımsama işi kendimizi kaybettiğimiz, kendimize dair bir arayışa çıktığımız zamanlarda daha sık meydana gelmeye başlar, işte Lahzen de kendini arıyor. Nerede bulacağını bilmeden, kendi içinde ve hiçliğinde aramaya başlıyor kendisinin de Lahzen olarak bildiği kişiyi. Kendi hakikatinin özünü kendi tabiriyle "tıka basa şüpheyle doldurulmuş kuyuda" aramaya başlıyor. Elbette ki bu arayış boyunca yaşadıkları kronolojik bir sırayı takip etmiyor. Anlatıcının bilinç akışı sırasına göre şekilleniyor bu arayış. Mesela bir kişinin ölümünü hatırlıyor ilk önce, daha sonra ise o kişinin yaşamını.

Lahzen kötü bir çocukluk geçirmiştir: Daha 'kötü' kavramını bilmiyorken şahit olduğu kötülükler, insanları yalnızca kendisine gülümseyen varlıklar olarak gördüğü zamanlarda (bir çocuk olduğu için; çocuklara karşı kim gülümsemez ki?) tanık olduğu kötü insanlar... Tüm bunların hayatında bıraktığı derin izleri, ilk defa aynaya bakan bir çocuk misali, ilk kez yaşıyormuş gibi bir şaşkınlık içinde anlatıyor. Nasıl bir şaşkınlık bu? Gerçeklerin altında ezilen insanların yaşadığı şaşkınlık. Böyle olunca Lahzen de çevresindeki insanların kötü olmasının bilincine vardığı andaki eziklik duygusuyla anlatıyor her şeyi.

Bu açıdan Leyla Erbil bir konuya gönderme yapmış bana göre. Kötü yetiştirilmiş çocuklar. Bizler insanlar olarak çocuk yetiştiririz, fakat yetiştirirken onlara tam olarak önem veremeyiz. Böylece çocuk dünyadaki kötülüklere şahit olduğu anda bir değişim içerisine girmeye başlar. Bazıları dayanamaz buna, ileride kötü bir insan haline gelir. Kötü dediğimiz insanların belki de çoğunun kötü bir çocukluk geçirmiş olması da bunun kanıtı niteliğinde zannımca. Eğer şanslıysa, Lahzen gibi kaybolmuş biri olur. Ah Lahzen... Lahzen nelere şahit olmamış ki? Düşünsenize, çocukluğun o hayal ile gerçek arasındaki büyülü dünyasında yaşamınızı sürdürmektesiniz, kimi şeylere rastlıyorsunuz, ki bu şeyler hayatınızda daima derin izler bırakacak kadar güçlü. Dolayısıyla hep çocuk kalıyorsunuz. İnsanlar çocuklaşmayı iyi bir durum olarak görebilirler fakat bir de bunu Lahzen'e sorun.

İnsanın yaşamındaki kimi anların onda bıraktığı derin izler sonucu hep o anda, yani o anı yaşamaktayken; derin izin meydanda geldiği yaşta iken gibi hissetmesi resmediliyor Kalan'da. Bu açıdan 'çocuklaşmak' olarak adlandırılan kavram Lahzen'e göre bir zehir halini alıyor. O derin izler, silinmeyecek kadar koyu çünkü. Çocukluğun o cıvıltılı ışıltısını bir hamlede karartmış koyu izler bunlar. İşte Lahzen kitap boyunca kendini bulma yolundaki arayışta bu zehirli anlardan da geçmek zorunda kalıyor. Kendi ifadesiyle, "henüz hiçbir anlam veremediğimiz bir hayatı zar zor öğrenmeye çalıştığımız günlerde" başlıyor her şey. Başka şeylerden de bahsediliyor. Örneğin doğru bir kavramı yanlış bir şekilde anlatmanın karşı taraf için o kavramı 'yanlışsallaştırdığını' anlatıyor Lahzen. "Öyle yapılmaz, böyle yapılmaz"ları çok yaşıyor çocukluğu boyunca. Bir şeyi sadece onu 'yapmamamız gerektiği' için mi yapmamalıyız mesela? Neden bu konularda geçerli, mantıklı nedenler sunulmaz? Bunu soruyor Lahzen. Kime? Kendisine; çocuk olan kendisine.

Farklılık arayışını soruyor. Tek düze olan yaşamda insanın içinde filizlenen ve kendini beğenmişliğe varmayan bir farklılaşma isteğinin kaynağını. Hayata dört elle sarılmamızın güçlüğünü, dolayısıyla intihar etme durumunun en zor şey olduğunu. Hayata zor bağlanıyorken intihar etmek neden güç olsun ki? İşte asıl güçlük orada başlıyor: Hayata tutunamadığı için Lahzen, sürekli bir arayış içerinde hissediyor kendini, dolayısı ile intihar etme düşüncesine dahi tahammül edemiyor. 'Yaşlanamamayı' anlatıyor. Üstte de bahsini ettiğim üzere, çocukluktan "kalan" insanı yaşlandırmayan, hep aynı yaşta bırakan anıların yoğunluğu ile belirtiyor bunu. Kaç yaşına gelirse gelsin çocuk olmaya mahkum bir insan anlatıyor bunları. Ona göre, 'çocuk olmanın boğuculuğu' ile dile getiriyor tüm bunları.

Ayrıca kitap boyunca birçok gönderme var. Yakın zamanda çıkan bir kitap olduğundan dolayı kimi olayları anarak yine onların unutulmamasını sağlıyor Erbil. Durdurulamayan düşüncelerle yazılan bir metin bu (Leyla Erbil veya Lahzen tarafından yazılan bu metin); kendinizi kaptırıp okuduğunuzda nereye vardığınızın bile farkında olmuyorsunuz, tıpkı Lahzen gibi. Bir yerde "dayı" diye seslenilen bir adama rastlıyorsunuz, hemen sonrasında ise Soren Kierkegaard'a.

Metnin yazılış şekline gelecek olursak, Erbil yine cesaret içeren bir özgünlük içinde yazmış metnini. Erbil okuyacaklar daha şimdiden kuralları yıkmaya hazır olsunlar derim. O klasik yazım kuralları Erbil'de tamamen geçersiz. Cümlelerin hepsi, teker teker bir bütünü oluşturuyor; Lahzen'i. Kitabı bitirdim fakat yeterli bulmadım bu bitirmeyi, bu tür bir kitaptan daha fazla anlam çıkarılması gerek diyerekten tekrar okuyacağım kitaplar listesine yazdım Kalan'ı. Bir insanın yaşamından 'kalan' hakikatlerden oluşan bir kitap Kalan. Hakikati, çocukluğun çıkmaz sokak misali 'sınırlı' hayallerinde aramak ve tam hakikate ulaşırken o 'sınırlı' hayallerin bile sınırsızmışcasına uzaması...

Kalan belki kötü bir çocukluk hayatı, belki de kötü bir hayatın içindeki çocukluk. Kalan, hiçbir şeyden ve her şeyden kalan...

Seher 
29 Eyl 11:33, Kitabı okudu, 6/10 puan

Tezer Özlü Leyla Erbil için benim emanetimdir demişti. Leyla Erbil imlasız yazar olduğu için mi kendince yazı dili olduğu için mi bana çok ağır geldi kitabı. Biraz zorlanarak okuduğumu itiraf edebilirim.

Kitaptan 7 Alıntı

Aykut 
01 Eki 14:16, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

bu merhametsiz kentin insanlarıyız ve yakında çok yakında zalim zamanın bir hiçi kadar yakında biz de aşağıya gideceğimiz bilerek şimdilik dolaşıp durmaktayız toprağın üzerinde

Kalan, Leyla Erbil (Sayfa 6 - İş Bankası Kültür Yayınları)Kalan, Leyla Erbil (Sayfa 6 - İş Bankası Kültür Yayınları)
Aykut 
02 Eki 20:13, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

çocuk sevgilim
ben çocuğum hâlâ sensiz büyüyemedim

Kalan, Leyla Erbil (Sayfa 49 - İş Bankası Kültür Yayınları)Kalan, Leyla Erbil (Sayfa 49 - İş Bankası Kültür Yayınları)
mehmet aysu 
03 May 13:30, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

İstanbul
ölü kentlerin ruhları iç içe
hem yabancı hem bizim sayılan
hem bizim olan hem olmayan
hem yeraltı hem yerüstünün ruhunu taşıyan
bu merhametsiz kentin insanlarıyız ve yakında çok yakında
zalim zamanın bir hiçi kadar yakında biz de aşa­ğıya
gideceğimizi bilerek şimdilik dolaşıp durmaktayız
toprağın üzerinde

Kalan, Leyla ErbilKalan, Leyla Erbil
Aykut 
04 Eki 21:23, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

bir çocuk ilk kez aynada gördüğünde kendini, kendi olduğunu
bilir mi?
aaa bu benim der mi?
bence diyemez
fener'deki o evde aynalar hep yükseğe asılıdır
tuvalette lavabo musluğunun hemen üstünde
sivrisinek rengi kümeciklerin üzerine toplaştığı
eski bir ayna
kimse de kucağına alıp göstermemiş çocuğa aynayı
aynaları çocukların kendilerini göremeyecekleri kadar yükseğe asmalarına hâlâ şaşarım.
dünyada "ayna" diye bir şey olduğunu, bir çocuk içinde kendini görene kadar bilemez
giderek bir çocuk kendinin çocuk olduğunu
çevresinde tanıdığı büyüklerden
farklı olduğunu aynada kendine rastlayınca kavrar belki de
tam anlamıyla kavrayamaz gene

Kalan, Leyla Erbil (Sayfa 163 - İş Bankası Kültür Yayınları)Kalan, Leyla Erbil (Sayfa 163 - İş Bankası Kültür Yayınları)

ben olsam canımı verirdim sizin için bilirsiniz diye inledim
öyle bellemiştim arkadaşlığı
ben salak ben ah

Kalan, Leyla ErbilKalan, Leyla Erbil
Aykut 
04 Eki 22:18, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

yerlisi yok buraların,,, yerlisi yok hiçbir yerin,,, asıl yerlisi toprağın altındakiler üsttekiler yabancısı,,, asıl yerli olanlar asıl yerli olanlardan da daha alt katmanlarda yatanlar,,, yarımız kentin altında aşağıda öteki yarımız buradayız ama çok geçmeden biz aşağıda yeni gelenler yukarıda olacaklar,,, yeni gelenler yanımıza gelmek üzere oyalanacaklar yeryüzünde bizim gibi,,, sıralarını bekleyecekler,,, akılları hep aşağıda olacak,,,

Kalan, Leyla Erbil (Sayfa 178 - İş Bankası Kültür Yayınları)Kalan, Leyla Erbil (Sayfa 178 - İş Bankası Kültür Yayınları)
Aykut 
02 Eki 21:16, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

böyleydi
böyleydi bakışı mutsuz bilincin bir başkasına bakışı
kendisi henüz "kendiolamamış"ın yasaklarıyla
varoluşu denetleyen tüm araçları sistemin
kaçınılmaz olandan kaçmakla
oysa dünyanın ölümsüz taşları
aşk maşk gibi uyduruk
isteğin efendisini
bilmeden
ezip geçmiştir kendini beğenmiş zamanı

Kalan, Leyla Erbil (Sayfa 58 - İş Bankası Kültür Yayınları)Kalan, Leyla Erbil (Sayfa 58 - İş Bankası Kültür Yayınları)