Kalimera Fener Şalom Balat Bizim Mahalle

0,0/10  (0 Oy) · 
1 okunma  · 
1 beğeni  · 
397 gösterim
1950'li 1960'lı yıllarda Unkapanı'ndan Ayvansaray'a kadar uzanan Haliç kıyısındaki tarihi semtlerde halen mahalle yaşamı hüküm sürüyordu. Ve de bu semtlerin kadim Hıristiyan ve Yahudi cemaatlerinin, Müslüman komşuları ile birlikte yüzyıllarca yan yana yaşayarak yarattıkları Kozmopolit İstanbul Kültürü son demlerini yaşıyordu. Bu kitap bu semtlerde artık kaybolan o kozmopolit yaşamın son dönemlerine bir yolculuk kitabıdır. İstanbul'da mahalle kültürünün yaşandığı, nüfusun bir buçuk iki milyon olduğu 1950'li 1960'lı yıllarda, bir iki katlı evlerde yaşayan insanlar birbirleriyle kolayca tanışırlar ve yakınlaşırlardı. Toplumun temel taşlarından biri olan komşuluk ilişkileri buralarda kolayca kurulurdu. Doğumdan cenazelere kadar her türlü olay komşuları ilgilendirir ve aralarında bir duygulanıma yol açardı. Dar sokakların komşuluk ilişkileri, sıcakkanlı ve dostçaydı. Komşu komşunun külüne muhtaç olur ve bu nedenle de 'Ev alma komşu al!' denirdi.
Mahalle kültürünün hâkim olduğu o yıllarda, kent nüfusunun en büyük bölümü Tarihi Yarımada'da yani sur içindeki semtlerde yaşardı. Tarihi Yarımada'da sokakların toplaşmasından mahalleler ortaya çıkar ve yan yana üç beş mahalle bir semti oluştururdu. Semtlerin resmi olarak çizilmiş sınırları yoktu ama herkes semtinin nerede başlayıp nerede bittiğini bilirdi. Her semtin kendine özgü kültürel ve sosyal bir bütünlüğü vardı. Böylece semt insanları sıcak bir ortak mekânın
verdiği huzur içinde yaşarlardı. Bu huzur ortamının ortaya çıkardığı bir ortak duygu vardı, bu 'Aidiyet Duygusu' idi. Bu duygu, semt insanlarının yalnızlığa düşmesini ve yabancılaşmasını engelliyordu. Tarihi Yarımada'nın Haliç ve Marmara Denizi kıyı şeridinde ikamet edenler ağırlıklı olarak gayrimüslimlerdi.
Acı olan bir şey varsa, o da, bu şehrin kültüründe yüzyıllardan beri çok önemli bir yer tutan gayrimüslimlerin yani Rum, Ermeni ve Yahudilerin, devletin 'Türkleştirme Politikası' neticesinde uğradıkları haksızlıklar ve yaşadıkları korkular nedeniyle bu şehri terk etmeleri, daha doğrusu terk ettirilmeleriydi. Onlar bu şehirde hâkim olan mahalle kültürünün ve kozmopolit yaşamın ayrılmaz birer parçası ve şehrin renkleriydiler. Onların sayıları azalınca İstanbul'un kozmopolit kültürü öksüz kalmıştı. Oysa bu kozmopolit kültür, yüzlerce yıllık bir yaşam birlikteliğinin ürünüydü. Bu kültür İstanbul'a Doğu Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinden kalan tarihi bir mirastı.
Ve benim kuşağım İstanbul'da ki bu kozmopolit kültürün ve mahalle yaşamının son tanıklarıydı.