Karanlığın Soluğu

7,8/10  (17 Oy) · 
53 okunma  · 
11 beğeni  · 
708 gösterim
New York... Kentlerin belki de en karmaşığı... Olağanüstü gölgelerin egemenliğinde, birçok gizi barındıran o kalabalık kent. Kalabalığın içinde neler yaşanıyor? Sapkınlıklar, kaçırılmalar, cinayetler... Bu kentin en büyük tutkusu cehennem belki de. Ve o cehennem bir kitapta soluk alıp vermeye başlıyor, cehennemin karanlığı gözlerimizi yakıyor. Kötü Ruh'la Türk okurlarını sımsıkı yakalayan Maxime Chattam'ın yeni romanı Karanlığın Soluğu bizi soluksuz bırakıyor.

İlk kitapta FBİ'den ayrılan Joshua Brolin, bu kez polis teşkilatından da uzakta bir özel detektif olarak çıkıyor karşımıza. Teşkilatın içinden Annabel ile birlikte korkunç bir ya da birkaç katilin peşinde olarak... Her şey, çırılçıplak ve kafa derisi kazınmış olarak bulunan bir kurbanla başlıyor. Ve kurbanlar gün geçtikçe artıyor. Kadın, erkek, çocuk... Öldüler mi, yoksa hâlâ yaşıyorlar mı? Yaşıyorlarsa, nasıl bir işkencedir çektikleri? Caliban, her şeyin ve herkesin efendisi bu tüyler ürpertici macerada. Ama Caliban kim? Ve aslında kim kimin efendisi? Bu dünyaya egemen olan iblisler uzağımızda mı yoksa bir nefes kadar yakın mı bize? New York bir ses oluyor kulağımıza dolan, kentin gölgeleri de kâbuslarımız... Karanlığın Soluğu, bizi esir alıyor.
(Tanıtım Yazısı'ndan)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2009
  • Sayfa Sayısı:
    416
  • ISBN:
    9786051113920
  • Orijinal Adı:
    In Tenebris
  • Çeviri:
    Ali Cevat Akkoyunlu
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Ahmet Özaysın 
06 Mar 18:39, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Cinayetler, dedektifler, bol miktarda ceset ve seri katiller… Eğer bu sözcüler bir romanda sizin için cezbedici ise sizlere çok güzel bir kitaptan bahsedeceğim.
Amerikalı yazar Maxime Chattam’ın Karanlığın Soluğu adlı kitabı polisiye-gerilim severler için türünün güzel örneklerinden biri. Polisiye romanlarla arası çok iyi bir okur olarak, Maxime Chattam ilk kez okuduğum bir yazar. Bu türün kitaplarının birbirine çok benzediğini ve özgün eserlerin az olduğunu göz önüne alırsak elbette zihnimde soru işaretleri vardı. Çekinerek de olsa elime alıp okumaya başladım.
Kısa sürede kitap beni kendi atmosferine çekti. Zevkli bir okuma oldu ve bitirdiğimde kesinlikle okuduğuma değdi dedim. Buna rağmen türünün klişelerinden bol bol kullanıldığını da eklemem gerek.
Kitapta iki ana karakter var. Annabel O’Donnel ve Joshua Brolin. Bu karakterlerin dışında çok sayıda polis ve dedektif bulunuyor.
Annabel çok sevdiği kocası bir gün hiçbir sebep yokken ortadan kaybolmuş yalnız yaşayan bir polistir. Jack Thayer ise birlikte çalıştığı ortağı. Sakin bir gece Jack’ten ansızın gelen bir telefonla olaylar başlar. Esrarengiz bir kaçırılma vakası vardır ve Jack bu tür olaylara özel bir ilgisi olan ortağı Annabel’i haberdar eder. Apar topar olaya dâhil olan Annabel ve Jack soruşturmayı resmi olarak üstlenirler.
Kaçırılma olayının arkasında çok sayıda kurban söz konusudur. Bu kaçırılanlardan biri olan Rachel Faulet’in ailesi tarafından tutulan özel dedektif Joshua Brolin de kısa sürede soruşturmanın önemli bir parçası haline gelir. Brolin FBI’da çalışmış, çok sayıda ulusal davayı çözmüş, başarılı bir dedektiftir. Ayrıca seri katillerin profilleri konusunda özel yeteneği ve uzmanlığı olan zeki bir adamdır.
Annabel ve Brolin ikilisi bu vakayı yavaş yavaş çözmeye başlarlar. Aynı zamanda aralarında ciddi bir dostluk bağı gelişir. Bundan sonrasını kitabı okuyarak öğrenebilirsiniz.
Kitabın güzel yanlarından biri yeterince sürükleyici olması. Çok hızlı bir tempoda olmamasına rağmen okuyucuyu sıkmıyor. Her bölümle birlikte ilerleyen sayfalara yönelik tahminlerinizi boşa çıkarıp sizi ters köşe yapıyor.
Brolin karakteri üzerinden yapılan katillerin profilleri ile ilgili tahliller bir hayli tatmin edici ve etkileyici olmuş. Bana kalırsa kitabın en büyük artısı da bu olmuş.
Yazar kurgusunu iki ana karakter üzerine kurgulamışsa da çok sayıda yardımcı karakter olan polislerin de iç dünyası ve olaylara bakış açısını romana dâhil etmiş. Bu da romanı daha zengin göstermiş. Çünkü birçok romanda ana karakterler dışındakiler sadece figürandan öteye gitmezler ve son derece siliktirler.
Olaylardaki gizemlerin çözümlenmesi ile ilgili ipuçları çok başarılı bir dozda ele alınmış. Okuyucuyu bazen pasif bazen de aktif tutarak güzel bir denge kurulmuş.
Kitabın arka kapağında yazarın kriminoloji eğitimi aldığı yazıyor. İşin doğrusu yazar bu eğitimin hakkını vermiş. Bu bölümlerde okuyucuyu sıkmayacak şekilde bol ayrıntıya girmiş. Suçlu profillerinin analiz edilmesinin, delillerin laboratuvarda incelenmesinin ve adli tıbbın raporlarının vakaların çözümünde görünenden daha önemli bir rolü olduğunu ortaya koymuş.
Kitapta geçen enteresan noktalardan biri de Mucizeler Avlusu adı verilen yeraltı suç merkezi. Suç dediysem bu çok masum kalır, bir tür şeytani dünya. Bu bölümle ilgili özellikle detaya girmiyorum. Ancak sırf bu şeytani oluşum ve bunun kitabın kurgusuna ustalıkla yerleştirilmesi bile bu kitabı okumak için yeterli bir sebep bence.
Kitabı okurken zaman zaman bir Hollywood filmini izler gibi oluyorsunuz. Bu iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi karar veremedim doğrusu. Kitabın içindeki kritik bir olay romanın en başına alınarak okuyucunun dikkati çekilmiş ki bu artık günümüzde çok sık uygulanan bir yöntem olsa da işe yaramadığını söylemek çok güç. Bütün dedektiflerin normal bir aile hayatı olmaması, Amerikanvari diyaloglar, polis-FBI çekişmesi klişeleri çokça kullanılmış. Bu da kitap adına bence eksi puan demek.
Bir de olayların ilerleyiş temposu daha hızlı olabilirdi diye düşünüyorum. İlk bölümler son bölümlere göre bir hayli sakin geçiyor çünkü. Jean Christopher Grange romanlarının temposuna aşina biri olduğumdandır belki de bu yorumum. Hazır adı geçmişken söyleyeyim. Yazar kalite açısından Grange’ın birkaç basamak gerisinde kalıyor. Tesadüfe bakın ki bu adam da Grange gibi Fransa doğumlu.
Sonuç itibariyle Karanlığın Soluğu akıcılık ve sürükleyicilik yönüyle okuru tatmin edebilecek, türünün başarılı örneklerinden okunması gereken bir polisiye-gerilim romanı olmuş.
http://www.kitapvedusunce.com

Lise yıllarımda okuyup beğendiğim ama aslında çok da güzel olmayan, çok çok bilindik konusu ile merak uyandıran çerez niteliğinde bir polisiye.

Kitaptan 9 Alıntı

Tatil onun gözünde birden, sakin durması için ve itaatini garantilemek üzere köpeğin önüne atılan bir kemiğe benzemişti. Gidecekti ve yeniden seyahate çıkabilmek için uzun uzun çalışmak üzere geri dönecekti. Yaşamak bedava değildi, doğum ilk fatura olmuştu, son taksiti olabildiğince ertelemek için bütün senetleri ödemek gerekiyordu. Bu Özgür İnsanlar Ülkesi'nde kimse kendisi olamıyordu.

Karanlığın Soluğu, Maxime ChattamKaranlığın Soluğu, Maxime Chattam
Asiye Yıldız 
16 May 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Annabel düşünerek geçirdiği bir suskunluktan sonra pişmanlığın hissedildiği bir sesle konuştu:
- Dünya doğru dönmüyor, bazen işlerin giderek kötüleştiği fikrine kapılıyorum.
- Dünyanın bu işte hiçbir suçu yok; asıl kabahati olanlar insanlar.

Karanlığın Soluğu, Maxime Chattam (Sayfa 171)Karanlığın Soluğu, Maxime Chattam (Sayfa 171)
Asiye Yıldız 
16 May 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Kendiyle barışmış, karşılığında da cevabı bulmuştu: hiçbir cevap olmadığını kabullenecekti artık.

Karanlığın Soluğu, Maxime Chattam (Sayfa 97)Karanlığın Soluğu, Maxime Chattam (Sayfa 97)
İrfan G 
22 Eki 2014, Kitabı okudu, 8/10 puan

Ölüm.
Soluk dişlerini ve boş göz çukurlarını sergileyen ölüm.
Her yerde, karşı konulmaz dalgalar halinde gelen ölüm.
İşte onları bekleyen, oydu.

Karanlığın Soluğu, Maxime ChattamKaranlığın Soluğu, Maxime Chattam
Ahmet Özaysın 
06 Mar 18:40, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 7/10 puan

“Bu söylediğiniz, dış görünüş: sanayileşme, kirlilik ama onun ötesinde, her canlının uyanır uyanmaz baktığını görüyorsunuz: tüketimi. Aşırı tüketimi. Her yerde, hep daha fazla. Reklamlar pıtrak gibi yayılıyor, onları daha ikiyüzlü kılabilmek, etkilerini vurucu yapabilmek için daha fazla çalışma yürütülüyor. Sizin her gün gördüğünüz, sadece pazarlama aracılığıyla, iletişim sanatıyla yaşayan bir dünya; ve bütün bu çabaların insanca bir amacı yok, hayır hayır, tek hedef tüketimi artırmak. Bu toplum artık sadece dediğim yönde ilerliyor. Bütün alanlarda, hatta dinlerde bile, bakın, bugün inançlar artık kesin birer iman değil, sadece birer seçim! Dergiler her birinin avantajları ile dezavantajlarını sıralayan mukayese tablaları çıkarıyor ve insanlar kendilerine ruhani bir inanç seçerken, bu inancı hayatları boyunca bir kez değiştirmeye de razı oluyor. Din daha iyi yaşamak, faninin durumunu daha iyi anlamak için bir yol olarak görülüyor; artık tek bir Tanrı için yaşanmıyor, Tanrı size her zevke uyarlanmış, ruhani bir korku kaynağı olarak pazarlanıyor.”

Karanlığın Soluğu, Maxime Chattam (Sayfa 279)Karanlığın Soluğu, Maxime Chattam (Sayfa 279)
Ahmet Özaysın 
06 Mar 18:39, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 7/10 puan

“¬¬¬Eğer sakıncası yoksa tüm soruşturmayı belirli bir adamın üzerine kurun, basın toplantıları bu kişi tarafından düzenlensin, böylece Bob size ulaşmak isterse, kiminle konuşacağını bilsin. Eğer bir grup insanı yönetiyor ve aklında geleni kaçıracak kadar güçlü olduğunu düşünüyorsa, bu soruşturmayı bir hakaret, bir meydan okuma olarak algılayacağı kesin. Kendi dünyasında, o bir Tanrı ve kimse onun mertebesine erişemez. Bu onu heyecanlandırıp, örneğin sizinle kedi fare oyununa girip, hata yapmaya zorlayabilir, ama yanı zamanda sinirlendirerek çok daha fazla kan dökmesine de neden olabilir.”

Karanlığın Soluğu, Maxime Chattam (Sayfa 124)Karanlığın Soluğu, Maxime Chattam (Sayfa 124)
Ahmet Özaysın 
06 Mar 18:40, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 7/10 puan

“Kalabalığı görüyorsunuz. İnsanları. Koskocaman tüketici sürülerini. Hani insan olarak adlandırılan, bilirsiniz, beslenme zincirinin tepesinde olanları, dünyanın efendilerini. Laf aramızda, bütün o ticaret merkezlerindeki salakların dünyanın efendileri olduklarına inanıyor musunuz siz? Ne yapıyorlar? Tıkınıyorlar, bir gün sonra yeniden kazanmak zorunda kalacakları paraları harcıyorlar. Toprağın gerçek parazitleri gibi, pisliklerini etrafa saçıyorlar.”

Karanlığın Soluğu, Maxime Chattam (Sayfa 380)Karanlığın Soluğu, Maxime Chattam (Sayfa 380)