Kardeşim Rüzgar Kardeşim Deniz

7,1/10  (7 Oy) · 
47 okunma  · 
4 beğeni  · 
1.210 gösterim
"Şeker Portakalı" adlı romanıyla ülkemizde yediden yetmişe herkesin sevgilisi olan Brezilyalı ünlü yazar "Jose Mauro de Vasconcelos"tan bir roman daha sunuyoruz. Romanın başkişisi damarlarında Çingene kanı taşıyan yetim Chicao'dur. Brezilya'nın kıraçlarında büyüyen Chicao, rüzgarı ve denizi kardeşi bilir. Ateşli, güzel Joaninha'nın sevgilisi ve o kıyının en güçlü erkeği olur. Okuyunca siz de göreceksiniz, "Vasconcelos", yine o her zamanki yalın, şiir dolu, sokulgan anlatımıyla, özsuyunu doğadan alan, sevgi ve özlem dolu, yaşamın içinden sürüp gelen bir roman daha yaratıyor. Bu romanda rüzgar canlanır, ışık ve müzik gereçlerinin, dans adımlarının ve yürek çarpıntılarının gürültüsüne dönüşür. Anlattığı toprakları ve o toprakların insanlarını çok iyi tanıyan "Vasconcelos", o insanların duygularını, düşüncelerini, o topraklara bağlılıklarını ve o topraklardan kopuşlarını büyük bir ustalıkla yansıtıyor.
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2016
  • Sayfa Sayısı:
    192
  • ISBN:
    9789750719806
  • Orijinal Adı:
    Barro blanco
  • Çeviri:
    Zeyyat Selimoğlu
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Semih Üyük 
29 Eyl 15:29, Kitabı okudu, 9 günde, 6/10 puan

vasconcelos'un insan psikoloji ve davranışları hakkında yer yer müthiş gözlemler yaptığı kitabı. Belki altı çizelecek, üzerinde durulacak çok cümle yok ama bazı yerlerin genel yapısı itibariyle üzerinde düşünülmesi gerekiyor.

İnsan psikolojisi ve davranışları dedim. Mesela kitabın başında joaninha karakteri, o dönemki brezilya kadınına oldukça benzemekle birlikte şu anda bile brezilya kadınının o özelliklere sahip olduğunu görürüz. Brezilya kadınını geleneklere sadık, itaatkar bir kadın tipi olarak sınıflandırırsak ne kadar doğru bir tespit yaptığımız hakkında kesin bir karar veremem ama bu karara bir eğilimim var. Her ne kadar brezilya kadını sadık, itaatkar olsa da yeri geldiğinde hakkını savunan, susmayan, direnç gösteren bir yapıya sahip. Bunu joaninha sayesinde gözlemleyebiliyoruz.

Kitabın ilerleyen sayfalarında Chicao tuzlada çalışmaya karar verir. Tuzlaların genel çalışma prensibi kitapta anlatıldığından yola çıkarsak kapitalizmin özetidir. Ve göçmen bir İspanyol tuzlaların bu kapitalizm benzeri çalışma prensibini karşısındaki Chicao'ya acıyarak anlatır. Kazananın her zaman büyük balık olduğunu, kaybedenin ortada kalan balıklar ve hep yem olacak balıklar olduğunu, hep yem olacak balıkların ise acımasız iş saatlerinde, iş güvenliğinden yoksun olarak çalışan, beş kuruş paraya tamah eden yoksul insanlar olduğunu vurgular. Belki de dönemin şartlarından dolayı tam olarak söyleyemese de yazarın dilinde sosyalist bir hava hakim.

Efsaneler, rivayetler, fallar gerçekten yaşandı mı, yoksa insanlar onlara inandığı sürece yaşayacak mı? Chicao kendisine söz edilen efsaneye inanır, gerçek olduğunu düşünür. Efsane gerçek olduğu düşünülürse gerçekleşir. Kitabın sonunda ise Chicao inandığı için efsane gerçekleşiyor. Aslında susuz, uykusuz, aç kalan Chicao'nun halüsinasyonundan başka bir şey değil gerçekleşen. Yani efsane Chicao dışında gerçekleşmiyor. Yani efsane sadece Chicao'da gerçekleşmişse bu tamamen gerçekleşmiş mi oluyor?

Kitabın teması memleket özlemidir. Hayatından ne kadar mutlu olursa olsun kendini yaşadığı yere bağlı hissetmeyen Chicao, geçmişe özlem, çocukluğa özlem, memleketine özlem duyar. Aslında içinde pişman ve acılıdır. Sevdiklerini orada tek başına bırakmış olmanın verdiği acı, bencillik yaptığı için verdiği acı. Kol gürreşi şampiyonudur, bölgenin en güçlü erkeğidir, bölgenin en güzel kızıyla beraberdir, parası vardır ama bir şeyler eksik. Günümüz kalabalık şehirde yaşayan plaza çalışanı gibidir. Hep bir şeyler eksiktir. Bu yüzden bir efsaneye ihtiyaç duyar. O efsaneyi kendi yaratır. Kendi yaşar. Kitabın sonunda ise efsanesine kavuşur: Memleketine, çocukluğuna, sevdiği insanlara. Chicao susuzluktan değil yalnızlıktan, özlemden ölmüştür.

Kitaptan 2 Alıntı