Kırlangıç Ağıdı Meleğin Gözyaşı

0,0/10  (0 Oy) · 
0 okunma  · 
0 beğeni  · 
607 gösterim
Kırlangıç Ağıdı, alnımıza yazılan yazan yazgısının zekâtı, kalemimizden dökülen kelamın borcu... Kırlangıç Ağıdı, çocuklar gülsün diye yola çıkmış yazarların kitabesi… Bir makale yazısı yazmaya niyet etmemiştim oysa. Beylik laflar etmek de değildi arzum. Kalplerimize düşen masum çocukların hüznünden söz edecektim, aslında. Bir çocuğun yüzünde gördüğümüz hayatı hangi kelam tam olarak anlatabilir ki? Hangi kelam taşıyabilir kaybolan çocukluğu? Peşine düşüp getiremediğimiz zaman, bize geri verir mi, yitip giden çocuğun masumiyetini? Her şeyin kalbe dolduğu ve kalbin kabul etmediğinin ömre bir manasının olmadığını tam olarak hangi cümleler ile anlatabilir yürek?
Şimdi kalbi güzel olan okurlar, ellerini bizim ellerimize uzatacaklar… Çınar ağacının dalları onların elleri ile meyve ve renk renk çiçeklere dönüşecek… Sonra küçücük çocuklara dokunacak çınar ağacı, meyvelerin ve çiçeklerin, dalların, gövdenin gece mehtaba, gündüz eşsiz, berrak, mavi bir gökyüzüne değdiğine şahit olacaksınız… Çocuklar mutluluklarıyla bizim göğümüz olacaklar.... Derleyen : Eda Bildek
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2014
  • Sayfa Sayısı:
    376
  • ISBN:
    6053370147
  • Yayınevi:
    Nüve Kültür Merkezi
  • Kitabın Türü:
Okuyan Adam 
04 Oca 2014, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

“En evvel bir kin gelip mıhlanmıştı yüreğime; nasıl olurdu, nasıl olurdu da anneciğim bu gencecik yaşında ve üstelik “bir tanem” dediği beni bırakıp gidebilirdi? Lakin anlam veremiyordum, kimeydi bu kinim? Beni bırakıp giden anneme mi? Beni bırakıp giden annemin hastalığını geç fark eden babama mı? Beni bırakıp giden annemin derdine deva bulamayan tabiplere mi? Beni bırakıp giden anneme bu yazgıyı takdir edene mi? Sonradan anladım ki, bu sorularımın hepsinde “beni bırakıp giden annem” diyordum; suçlu annemdi ve benim kinim annemeydi.” (MELEĞİN GÖZYAŞI-ARİFZADE)

“Neden sonra yatağıma geçip uzandım. Gözlerimi odamın beyaz boyalı tavanına diktim. Dedemin bana anlattıklarının nasıl da bir kere daha bir damla gözyaşından bana yaşatıldığını düşünmeye koyuldum. Öylece uyuya kaldım. Rüyamda annem gelip başucuma oturdu. Narin eliyle saçlarımı okşadı. “Anneciğim” diye bağırdım hüzünle, “Anneciğim!” “Yavrum?!” dedi sevecen sesiyle, “sen bugün ağlamayı öğrendin; şimdiye dek yaptığın sadece gözyaşı akıtmaktı, lakin bugün şu masanın başında ağladın oğlum. Unutma ki, esneyen ya da gülen bir insan da gözyaşı akıtır ama ona ağlama denmez. İşte sen de şimdi ağlamayı öğrenmiş oldun bir tanem; dünya üzerinde acı çekmeyen çocuk yoktur. Japonya’da, Afrika’da, İskandinavya’da, dünyanın her yerinde, her zaman çocuklar üzülür. Ama unutma, ağlamayı öğrenen çocuk mutlu olmanın yolunu da bulmuş olur!”
Bu benim son rüyamdı.” (MELEĞİN GÖZYAŞI-ARİFZADE)