Kırmızı Pazartesi

7,9/10  (409 Oy) · 
1.275 okunma  · 
298 beğeni  · 
4.836 gösterim
Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi özyaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum.
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2014
  • Sayfa Sayısı:
    112
  • ISBN:
    9789750721571
  • Orijinal Adı:
    Cronica de Una Muerte Anunciada
  • Çeviri:
    İnci Kut
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:

Gabriel García Márquez bu romanında, çocukluğunu geçirdiği kasabada gerçekleşmiş bir namus cinayetini kaleme almış. Orijinal adı (İspanyolca) Cronica de Una Muerte Anunciada (İlan edilmiş ölümünün kronolojiği), Türkçe’ye Kırmızı Pazartesi olarak çevrilmiş.

Bence, her kitaba konsantre olmalı ve öyle okumalı, ama “Kırmızı Pazartesi” biraz daha fazla konsantrasyon gerektiriyor. Eğer konsantre olmadan okunursa, örgüde ve karakterlerde bir karmaşa yaşayabilirsiniz. Kitap sürükleyici, konu sürekli birilerinin ağzından anlatılıyor. Kısa bir zaman dilimidir “Kırmızı Pazartesi”, ama yoğun bir içeriği vardır. Bazen sohbet ediyormuşsunuz hissi uyandırmıyor değil.

Evet bir namus cinayeti hikayesi bu, bir öldürülen ve öldüren de var ortada; bunlar da açıkça ve bilinen. Bunları belirtmiş olmam kitap içeriği hakkında bilgi verdiğimi göstermez, yanılmayınız sakın. Okurken dikkat ediniz, tüm bunlar hemen hemen kitabın başında verilmesine rağmen, asıl üzerinde durulması gereken şaşırtıcı başka bir durum söz konusudur.

Aslında biliyor musunuz, bir cinayet romanı olmasına rağmen, cinayeti kimin işlediği çok fazlaca kimsenin umurunda değil, zira bu belli zaten. Cinayetin işlenme süreci, öncesi ve sonrasıyla, irdelenmekle birlikte, cinayetin işleniş biçimi daha çok ele alınmış ve konu edilmiş. Bununla birlikte sosyoekonomik, sosyokültürel yapısıyla toplumu da irdeliyor Márquez romanda. Kadınlara biçilmiş görevler vardır, yeri ve görevleri bellidir, erkeklerin de öyle.

Ancak, bizde olduğu gibi onlarda da bekâretin önemi çok büyüktür, ne yazık ki uğruna cinayet bile işlenebilir bu nedenle, gözünü kırpmadan ve acımasızca. Prudencia Cotes'in annesinin şu sözü bu konudaki hassasiyeti göstermeye yetiyor: "Tahmin edebiliyorum, çocuklar, namus meselesi beklemez."

Toplumun önem verdiği, kız ve erkeğin yetiştirilmesi, beklentisi ile kadın ve erkeğin yeri ve durumu aşağı yukarı yine bize benziyor sanki. Ana’nın koruma içgüdüsünü görebilirsiniz kızı için ya da erkeğin adamlığı gibi. "Çek elini kızımdan, beyaz adam! Ben hayatta oldukça sen o pınardan içemezsin" diyerek kanatlarını kızının üzerine koruma kalkanı gibi açan Victoria Guzmân’ın annesinin hiddetli tepkisi açıkça bunu ortaya koyuyor.

Romanda oldukça fazla karakter olmasına rağmen asıl önemli karakter 22 yaşındaki Santiago Nasar’dır. Babası İbrahim Nasar, iç savaşların ardından Kolombiya’ya Araplarla birlikte gelmiştir (Güney Amerika ülkelerinde Orta Doğu’dan göç eden Arap kökenlilere Türk gözüyle bakılır. Çev.Notu). Özgür, gözü pek, yakışıklı bir gençtir Santiago. Hovardaydı tabiri caizse. Ancak ne var ki Angela yanlış bir adres, sonucu da hayatına mal olmasıydı.

Ama şu kanaate de vardım: Suçlu (bilinmesine rağmen) katil/katiller değil şehrin tamamı. Finalde "Santiago, yavrum! Neyin var?" diye bağıran Wene Hala’nın sorusuna yanıt içinizi acıtabilir...

Ülkü Ciner 
01 Şub 23:08, Kitabı okudu, 2 günde, Beğendi, 9/10 puan

Küçük bir kasabada  kızkardeşlerinin düğün sabahı, Santiago Nasar'ı namuslarını temizlemek için öldüreceklerini ilan eden ikizler, bir kaç saat içinde emellerine ulaşırlar. Hemen hemen bütün kasaba halkı, onların niyetlerini duyar fakat bir türlü  engelleyemez. İkizler sanki  bu cinayeti işlememek için uğraşır gibi, her önlerine gelene söylerler. Belki de o yüzden kimi inanmaz, kimi ciddiye almaz , kimi de Nasar'ı uyarmak istese de ona ulaşamaz.
Kitabı okumayan arkadaşlar sonucu söyledim diye bana kızmasın  çünkü kitabın ilk sayfası hatta ilk cümlesinde Santiago Nasar'ın öleceği yazıyor.
Yazar, gerçekte çocukluğunun geçtiği kasabada yaşanmış olan bu olayı, ustaca anlatım tarzıyla bizlere aktarıyor. Kitapta  kısa olmasına rağmen onlarca isim geçiyor. Yazar  bu insanlarla görüşüp, adım adım cinayete giden bu olay örgüsünü sıraya koyup, kurbanın arkadaşı sıfatıyla anlatıyor.
Bir tarafta; her ne kadar bazı şeyleri bilseniz de önüne geçemeyeceğinizi, bir tarafta da; insanların davranışları,  düşünceleri, yaptıkları veya yapmadıkları eylemlerin başka hayatları nasıl etkilediklerini gösteren bu eseri, kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.
Yalnız aklıma kitapta ki  iki bilinmezden en merak ettiğim olan soru takılıyor: O sabah yağmur yağdı mı? Yağmadı mı?

Kitabin sakin kafa ile okunmasini soyleyen arkadaslar hakli :) ilk 30 sayfayi iki defa okudum.
Marquez bir namus cinayetini anlatiyor, herkesin bekledigi ve bildigi ama bir turlu engel olmadigi bir namus cinayetini, yasayanlarin bilgilerine basvurarak anlatiyor.
Yazarin uslubu hic de hafif degil, anlamak icin kafayi vermek gerekiyor ama olayi anlatimi akici belki de olay surukleyici demek lazim.
Kitabi okurken olay Turkiye de yasansa nasil olurdu diye düşündüm ve bu cinayetin islenmeyeceğini katil ikizlerin illa birileri tarafından engelleneceğini düşündüm. Elbette bu cok göreceli bir degerlendirme.
Osmanli kokenli araplara "Turk" denmesi cok ilginc gelmedi mi size de?
iyi okumalar dilerim.

Esra 
 24 Nis 02:51, Kitabı okudu, 2 günde

İlk defa Marquez okudum ve devamını da getirmeyi düşünüyorum.

Kitapta Santiago Nasar, sözde namus cinayeti adı altında öldürülüyor. Ancak anladığım kadarıyla olayın aslı dahi yok. Santiago'nun öldürüleceği düpedüz belli ve neredeyse herkesin haberi olduğu halde kimsenin buna engel olmaması da ayrı bir toplum meselesi. Hatta Santiago'ya bile söyleniyor ama o da aldırış etmiyor.

İlginçtir ki kitapta cinayete kurban giden Nasar, katil(-ler) ve hatta zaman (Kırmızı Pazartesi) bile belliyken, sizin tahmin yürüteceğiniz bir şey yok gibiyken kitap farklı bir üslupla sürüklüyor.

Başta karakterlere ve isimlere alışmakta zorlandım aslında ama alışınca kitap bir anda bitti. Tavsiye ederim.

Bekir İstanbul 
06 Oca 21:17, Kitabı okudu, 3 günde, 9/10 puan

Renklerden kırmızı, kan kırmızısı. Günlerden Pazartesi, haftanın ilk günü, ilk cinayet...

Ellerinde bıçaklar olan ikizler var kapakta ve bir de gelin. Demekki bir namus cinayeti olmalı...

Kitabın ismini ve kapağını çok beğendiğim için aldım, pişman da olmadım.

Katil ve maktul ta baştan belli, yani katil kim, ne zaman, nasıl ve kimi öldürecek gibi tahminlerle uğraşmanıza gerek yok. Ama bir soru var kitap boyunca cevaplanan; cinayet engellenemez miydi?

Kitabı pek beğendiğimi ifade edemeyeceğim. Çok fazla isim olduğu, bazı yerlerdeki anlatım belirsizliği ve geçişlerden dolayı biraz kafa karıştırıcı. Belki uzatmadan bir iki ele alışta okunursa daha iyi anlaşılabilir. Cinayet durdurulamaz mıydı kısmı fazla tekrarlandığı için beni biraz sıktı. Tersten bir kurgu olması güzeldi fakat bence kitabı kurtarmak için yeterli değildi. Biraz heyecan olsa belki kitabı beğenebilirdim. Okuyup okumama kararı sizin, ben bir yönlendirmede bulunmayacağım.

salih 
 28 Nis 00:53, Kitabı okudu, 2 günde, Beğendi, 8/10 puan

SPOİLER İÇERİR.
Okuduğum en etkileyici kitaplardan biri.Etkileyici olmasının sebebini anlatmadan önce kitap hakkında biraz bilgi.Kurban Santiago Nasar, cinayetten bir gün önce dünya evine girecek olan Angela Vicario’nun bekâretini kaybetmesinin suçlusu ilan edilir. Angela onlara bir isim vermiştir o isim Santiagodur.İkiz olan abiler kız kardeşlerinin namusunu temizlemek için Santiago Nasar’ın ölüm fermanını imzalarlar.Fakat ikizler bu cinayetin olmaması için çaba sarfederler. Cinayetin haberini, gördükleri herkese duyurmaya çalışırlar. Kasabada cinayetten habersiz tek kişi Santiago’dur. Vicario ikizlerinin bu cinayeti işleyemeceklerine olan inançtan mıdır yoksa Santiago herkesin biraz nefretini kazandığından mıdır onu gördüklerinde kimse ona cinayetten bahsetmemiştir. Santiago’nun haberi olur ama iş işten geçmiştir. Evdeki kapıların üzerine kapanmasıyla Santiago Nasar bir dizi talihsizlikler ile orada can verir.
Kuşkusuz romanın önemli tespitlerimden biri Santiago'nun öldürüleceğini tüm kasaba bildiği halde neden bu cinayet engellenemiyor?
İkinci tespitim suçlu olup olmadığı ispat edilmeden sadece bir isim verilerek öldürülmesi.Sonradan suçsuz olduğu anlaşılıyor.Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.” Önyargılar üzerine işlenen bir cinayet bu söz önemli.Angela isim verirken kasabanın nefretini kazanmış birinin ismini bilerek mi verdi?Bu ismi bir sevdiğini kollamak için mi feda etti.
Üçüncü tespitim öldürüldükten sonraki otopsi şekli ve kime otopsi yaptırıldığı konusunda Santiago'nun ne yazık ki ölüsüne de saygı duyulmuyor.
Yaşanmış bir olaydan esinlenerek yazılmış roman hakkında çok şey yazılabilir cinayet romanımız için okurken çok farkına varılmıyor bittikten sonra farkına vardım.Yazar araya serpiştirmiş olayları başta yazılan şeyleri sona doğru bir kalıba sokamıyorsunuz.İlk sayfada Santiago'nun öldürüleceğini veriyor işleniş biçimini son sayfada veriyor.Son sözler çok etkileyici.Acının tarifi olmaz.
-Santiago, yavrum diye bağırmıştı. Neyin var ?
Santiago Nasar,onu tanımıştı.
-Beni öldürdüler,Wene Hala demişti.

Aysel 
15 Mar 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Santiago'nun adım adım nasıl öldürüldüğünü,neden öldürüldüğünü merak ediyor musunuz?
Öyleyse kitabı bir an önce okuyun.. :)

Cavid Necefov 
17 Eyl 00:01, Kitabı okudu, 2 günde, 10/10 puan

Bütün karakterlerile, ana fikrile tam olarak bir Marquez klassiği.
Vurdumduymazlığın, ölümün soğuk nefesinin, bir ölümün nekadar hafif ve basit karşılandığının bir örneği.
Hangimiz diğerlerinin ölülerini daha fazla ciddiye aldık ki?

ihtiyar 
01 Şub 19:26, Kitabı okudu, 2 günde, 9/10 puan

Kırmızı Pazartesi ne kadar güzel bir kitap ismidir. Kesinlikle mükemmel bir kitap, bu kadar güzel bir kurgu ve anlatım olunca Nobel Edebiyat Ödülü de sürpriz gelmiyor insana. İşleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsü: "Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30'da kalkmıştı." cümlesi ile başlıyor. İşlenecek bir cinayeti tüm kasabanın bilmesine rağmen engellenememesi okuyucu tarafından bilindiği halde -bunu kitabın sonu gelmeden biliyorsunuz- kitabı okurken sonucu merak ediyorsan, sonucun değişmesini arzuluyorsan yazar çok başarılı olmuştur demektir. Ölüm sahnelerindeki ayrıntılar, kurbanın iç organları elinde evin avlusundan geçerken halasının neyin var diye sorusuna "Beni öldürdüler, Wene Hala" demesi hatta bağırsaklarının üzerine bulaşan toprağı temizleme titizliğini gösterdi diye halasının verdiği ayrıntılar... Çok başarılı bir finaldi. "Bana bir ön yargı verin, dünyayı yerinden oynatayım" ın gerçekleştiği öykü aynı zamanda, namus cinayeti lakin cinayete kurban giden gerçekten suçlumu belli değil, lakin önyargılar o yönde..
Yazar öyküye başlamadan "Aşk avına çıkmak, şahinle avlanmak gibidir." diye, GIL VICENTE'nin sözünü paylaşıyor. Şahinle avlanmak sözünü bir türlü çözemedim. Burada tehlikeli manasında mı kullanılmış, riskli manasında mı kullanılmış bilmiyorum, önemsememin sebebi öykü ile bir bağlantı kurmaya çalışmam. Çünkü yazar, cinayete kurban giden Santiago Nasar'dan aşk(kadın) avcısı olarak bir bölümde söz ediyor. Düşündüm, düşünüyorum, daha ne olacak, okumayanlar okusun...

Mehmet uğur G. 
19 Eki 01:02, Kitabı okudu, 5 günde, 8/10 puan

Kitap tam tamına 112 sayfa böyle kısa olduğuna bakmayın olay o kadar derin işlenmişki bu derinlikte kendinizi bile kaybediyorsunuz .

Namus davasına çıkan ikiz kardeşin pazartesi günü işlediği cinayet anlatılıyor. Ve ölen Santiago Nasar son olarak titizliği elinden bırakmıyor, bağırsaklarına bulaşan toprağı silkeliyerek temizliyor.

Kitaptan 101 Alıntı

MLK SLH 
22 Kas 22:31, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Bir insanın göğsünü dinleyince yüreğinin içinde fokurdayan gözyaşlarını duyabilmelisin ..

Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 39)Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 39)
Aslıhan Çiçek 
24 Eki 2014, Kitabı okudu, 6/10 puan

Bizlerden daha sağlıklıydı; ama insan onun göğsünü dinleyince yüreğinin içinde fokurdayan gözyaşlarını duyabiliyordu.

Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 39)Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 39)
büşra yıldız 
 09 Eki 2015, Kitabı okudu, İnceledi, 5/10 puan

Çiçek
Kapalı yerdeki çiçeklerin kokusunun ölümle yakın bir ilişkisinin olduğunu sık sık söylerdi bana.

Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 45)Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 45)

içi giysi dolu bir valiz vardı yanında, bir de kendisine yazdığı neredeyse iki bin mektubu koyduğu aynı büyüklükte bir başka valiz. Mektuplar tarihlerine göre sıraya dizilmiş, renkli kurdelelerle demetler halinde bağlanmıştı; hiçbiri açılmamıştı.

Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 86 - Can)Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 86 - Can)
KörKalem 
24 Kas 14:27, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 8/10 puan

"Santiago Nasar kendi doğası gereği neşeliydi, barışçıldı, açık yürekliydi."

Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 15 - Can Yayınları)Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 15 - Can Yayınları)
12 /

Kitapla ilgili 2 Haber

Kitap okumayı sevdirecek 9 kısa kitap önerisi
Kitap okumayı sevdirecek 9 kısa kitap önerisi Kitap okumaya yeni veya yeniden başlayanlar veya kararsız okurlar için çoğu Nobel ödüllü yazarlardan, akıcı, edebiyatın gücünü ortaya koyan ve az sayfalı kült kitaplar...
Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap
Ölmeden Önce Okunması Gereken Yükte Hafif Fikirde Ağır 10 İnce Kitap Hayat kısa, kuşlar uçuyor.” demiş Süreya’lardan Cemal. Okuduktan sonra kendi içinizde özümseyeceğiniz, arkadaşlarınızla kritiğini yapacağınız, altı çizili cümlelerinizi temize geçireceğiniz o kadar fazla kitap var ki. Bu galeriyle sizlere fiziksel anlamda biraz yardım etmiş olacağım. Üstelik bu galeriyi incelediğinizde ağzını yaya yaya ”Bu tuğla gibi kitapları nasıl okuyorsunuz?” diyen arkadaşların tezlerini de çürütmüş olacaksınız. İşte size dünyaca ünlü yazarların duyu belleklerinden süzüp gelen 10 muazzam kitap.