Kitab-ül Hiyel

8,2/10  (49 Oy) · 
189 okunma  · 
31 beğeni  · 
1.108 gösterim
Lalezar Necep Bey'in, Kılıç Ali Paşa Camii muvakkitlerinden Kedigöz Beşir Dede'den naklettiği bir rivayete göre, Calüd, Gülhane Hatt-ı Humayunu'ndan bir yıl, Cüstinyani'nin Cadde-i Kebir'de Fransız Tiyatrosu'nu açmasından ise altı ay sonra, Diyarbekirli ikiz hiyelkârların da yardımıyla yeni bir devridaim makinesi yapmaya koyulmuştu. Artık otuz yaşını çoktan geride bıraktığı için, gücünü barındıran saçları ağarmaya yüz tutmuş, ancak Suvaş sefaretinin dükkanlarından birinde perükarlık yapan Angilidis Efendi'nin siyah saç boyaları imdadına yetişmişti. Kendini daha fazla yorup iktidarını israf etmek istemediğinden makinanın hesaplarını Samur ve Yağmur Çelebiler'e yaptırıyor, zavallılar adeta nefes bile alamadan çalışırlarken o gün boyu Galata balozlarını dolaşıp keyfine bakıyordu. kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar'ın ikinci romanı. İlk kitap Puslu Kıtalar Atlası, "meraklısı"ndan olumlu tepkiler aldı. Benzer bir atmosferi yansıtan Kitab-ül Hiyel, Anar'ın çağdaş Türkçe edebiyatta özel bir yer edinmesine yardımcı olacak: "Kitabı basılanlar"a değil, "yazar"lara yakışan bir yer...
  • Baskı Tarihi:
    1996
  • Sayfa Sayısı:
    144
  • ISBN:
    9789754705423.
  • Yayınevi:
    İletişim
  • Kitabın Türü:
Tayfun Karadeniz 
13 Şub 15:44, Kitabı okudu, 36 günde, Beğendi, 9/10 puan

hiyel ilmi yani mekanik düzeneklerin kendi kendilerine çalışan ve görevlerini yerine getiren makineler ile ilgili bir ilim... Ve yazarımız İhsan Oktay Anar, bu kitapta bu ilmi araştırıp düstur edinen insanın hikayesini ve bu esnada yaşadığı olayları anlatmış... Keyifle okuyacağınızı düşünüyorum... ve o kadar bilime yatkın kurgu mevcud ki, mekaniklerin "acaba mümkün mü" diye düşündüren taslaklarını kitapta görebileceksiniz... Nacizane...

Meşrebi Kalender 
05 Şub 13:11, Kitabı okudu, 3 günde, 7/10 puan

Sahip oldukları iktidar hırsından kendileri bile korktuğundan, bilinç altının yardımıyla dolaylı yoldan bu vuslata ulaşmak amacıyla, Osmanlı İmparatorluğunun bekası için kendilerini yeni silahlar yapmaya adamış, Da Vinci gibi anaları onları kadir gecesinde doğurmadığından hayatları boyunca onları kollayacak bir Medici Ailesine sahip olamamış, sürekli zorluklarla karşılaşan mucitlerin janjanlı hikayesi…

Kitabın içindeki çizimler kimi zaman Zihni Sinir Projelerini hatırlatsa da ( Benim gibi beynin tembel sağ lobu çalışan eşit ağırlıkçılar değil de sol lobu çalışanlar bu aletlerin çalışma disiplini ile ilgili yerlerden çok zevk alacaklar.) İnsan, bu silahlar konuların geçtiği devirlerde herhangi bir ülkenin elinde olsaydı, dünyanın bu halinden bile daha çirkin bir yer olabileceğini düşünmeden edemiyor.

Yazarın sadece Puslu Kıtalar Atlası kitabını okuyanlar için özel not diğerleri dağılabilir ( şaka şaka, hemen bırakmayın takibi ): İlk defa böyle bir kitapla karşılaştığımızdan, çok özgün olduğundan Puslu Kıtalar Atlası’nı, hıçkırık olan insanın suyu yudum yudum içmesi gibi herhangi bir şeyi kaçırmamak için emekleye emekleye okumuştuk. Değişen bir şey yok , sayfa sayısına bakıp da fondiplerim diyorsanız yanılırsınız. ( Tamam canım o kadar da korkmayın hemen, en azından namahrem yok. Anar’ın kitaplarının “ kamber”i Uzun İhsan Efendi de burada. )

Şeyma 
05 Kas 19:47, Kitabı okudu, 2 günde, 9/10 puan

Puslu Kıtalar Atlası ve Âmat'tan sonra Kitab-ül Hiyel de İhsan Oktay Anar serisine eklendi. Kısa, yer yer sıkıcı ama çoģunlukla keyifli bir kitap deneyimi oldu benim için. Yafes Çelebi, Calud ve Üzeyir isimli üç ana karakter üzerinden ilerleyen eserde makinelerin insanların kölesi durumuna geldiğinde nelere sebep olabileceği anlatılmış. Kitabı edinmeden önce bu tarzda bir eser okuyacağımı hayal etmemiştim ama İhsan Oktay Anar farklı tarzıyla beni yine şaşırttı. Felsefe üzerine çalışan bir yazarın hiyel ilmine dair kitapta anlattığı icatları bu kadar özümsemiş olması takdire şayan. Ayrıca bahsedilen icatların resimlerine de sistematik bir biçimde kitapta yer verilmiş olması görsellik açısından güzel. Her ne kadar bu teknik kısımları okurken sıkıldıysam da yazarın bu konudaki başarısını inkâr edemem. Bu kitap için ne söylesem az kalacak biliyorum çünkü kitap pek çok farklı unsuru bünyesinde barındırıyor. Anlatılmaz okunur demek bu kitap için esaslı bir tespit bana kalırsa. Hele ki mühendislik alanına ilgi duyuyorsanız okuyun derim.

Yasemin Yavuz 
20 Şub 16:00, Kitabı okudu, 4 günde, Beğendi, 10/10 puan

Her Ihsan Oktay Anar kitabini okudugumda yazarin zekasina olan hayranligim artiyor. Bu kitapta da tüm benligiyle hayalgücünü tan anlamiyla ortaya koymuş. Kitaptaki çizimler dehşet verici. Her birini tek tek inceledim. Bunlar uzerinde epeyce kafa patlattigini zannediyorum.
Yabanci kelimeler yine sıklıkla kullanilmis hatta diğer kitaplarina oranla bu kitabinda teknik kelimelerin var olmasi sebebiyle bana biraz daha ağır geldi. Gelgelelim birçoğunu yazinin devamindan cikarmakta sorun yasamadim kalanini ise yazarımızın cizimleriyle gorsellestirmesi gayet iyi olmuş.
Sayfa sayısı olarak ince bir kitap. Bilim, mekanik ,icat, mühendislik... Bu tarz konulara ilginiz varsa mutlaka okumalisiniz.

A.Cmert 
17 Mar 2015, Kitabı okudu, 9/10 puan

İhsan Oktay Anar'ın kitaplarını her okuduğumda her defasında yeni düşünceler aklıma geliyor yeni ufuklara yelken açıyorum. Böylesine düşündürücü farkındalık yaratıcı ve araştırmaya teşfik edici (kitaptaki isimler- Örn :Yafes) kitaplar yazdığı için teşekkür ederim :)

Ahmet Özaysın 
08 Ara 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Kitab-ül Hiyel İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’ndan sonra yayınlanan ikinci kitabı. Bu ikinci kitap da yazarın diğer kitapları gibi tarihi bir fon üzerine inşa edilmiş ve mekân olarak İstanbul seçilmiş.
III. Selim zamanından II. Meşrutiyete kadar geçen zaman diliminde yaşayan üç hiyelkarın öykülerini okuyoruz. Bu üç hiyelkarın yani mekanikçinin usta çırak ilişkisi şeklinde ilerleyen maceraları anlatılıyor. Bu üç kahramanın öyküleri kitapta üç başlık halinde verilmiş:
1.Yâfes Çelebi Hazretlerinin Görülebilen Menkıbelerinden Bazılarının Bildirilmesi Hakkındadır
2.Kara Calûd’un Hal Tercümesinin, Hiyel ve Hilyelerinin ve Görülebilen Diğer Menkıbelerinin Bildirilmesi Hakkındadır
3.Devri Daimin Sırrını Çözen Üzeyir Bey’in Hal Tercümesi ve Görülebilen Menkıbelerinden Bazılarını Beyan Eder
Her şey Yafes Çelebi adındaki genç bir demirci çırağının yaptığı kılıç ile başlar. Yafes Çelebi’nin yaptığı kılıç normal usüllerin dışında olduğu, mertlikle bağdaşmadığı için esnaf şeyhi tarafından zanaate bidat getirdiği gerekçesiyle peştamali çözülür, yani elinden yetkisi alınır ve kovulur.
Ustası Zekeriya Efendi onu şöyle azarlar;
“Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken öder. Zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır. Tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından, bizim kılınç dediğimiz koltuk değneğini kullanırlar. İcad ettiğin silah işte onların tutkularını büyütecek ve zulümlerini artıracak. Sen onların kollarını uzattın. Oysa kılınçlar yeterince uzun değil miydi?” (S. 14)
O günden sonra Yefes Çelebi kendisini hiyel ilmine verir. Böylece çeşitli makineler yapmaya koyulur. Amacı makinalar yoluyla tabiata hükmetmektir. Kafasına koyduğu şey ise bir debbabe (günümüzdeki karşılığı tank) yapmaktır. Bir süre sonra bu sevdadan vazgeçer ve gemilerin seri bir şekilde bomba atmasını sağlayacak bir mekanizma geliştirmek için kolları sıvar. Daha sonra ise su altından sessizce gidip düşman gemisini patlatacak bir tür silah (kallab) tasarlamaya başlar. En sonunda ise yine su altında ilerleyecek bir gemi (tahtelbahir) yapıp padişahın gözüne girmeyi planlar. Ama yaptığı denizaltı aracı başarısızlıkla sonuçlanır. Üstüne üstlük yaptığı aracın içinde, denizin derinliklerinde ölümle burun buruna gelir. İşte bu sırada hayatının bir muhasebesini yapar. Kendisiyle yüzleşir.
“Böylece o, kendisini on yıllardır mutsuz eden şeyin, benliğine hükmeden bu iktidar tutkusu olduğunu anladı. …………….. İşte iktidar susuzluğu çeken kendisi, Dünya’yı yıllardır bu güçlerin, cebirlerin ve kuvvetlerin toplamı olarak görmüş ve ona hâkim olmak istemişti. O, Dünya’daki bütün güçlerin ve fiillerin öznesi olmak peşinde koşmuştu.” (S. 67)
En nihayetinde bir şekilde ölümden kurtulur. Hiyel ilmini bırakır.
Kitabın ikinci kısmında ise Yafes Çelebi’nin kölesi Calud’un benzer hiyel maceralarını okuruz. Efendisinin fazlasıyla etkisinde kalan Calud’a göre tabiata yön veren kuvvetlere söz geçirmenin yolu rakamlar ve onların bilimi olan riyazattır (S. 75) Calud’un hiyel ilminin yanı sıra bir başka tutkusu da soyunu devam ettirmektir.
“Dünyayı kendisine benzer çocuklarla dolduracaktı. Git gide büyüyen, genişleyen ve çoğalan zürriyeti tıpkı onun gibi olacak, onun gibi düşünecek, onun gibi giyinecek, onun bildiklerini bilip bilmediklerini bilmeyecekti.” (S. 79)
Calud’un hiyel ilmi ile yapmak istediği şey devr-i daim makinasıdır. Maksadı bu makine ile enerjiye ihtiyaç duymadan kendi kendini idame ettirebilen bir makine yapıp sahip olduğu sonsuz iktidarla dünyaya yeni bir nizam vermektir. (S. 84)
Ne yapıp ettiyse de geliştirdiği türlü türlü devr-i daim makineleri hep hüsranla neticelenir.
Üçüncü bölüm ise Calud’un çırağı Üzeyir Bey’in öyküsü üzerinedir. Üzeyir Bey ise yılan biçiminde çok korkunç ve tahrip edici bir silah yapma uğraşındadır. Lakin onun sonu diğer iki hiyelkardan farklı olur. Çünkü o içindeki sesi dinler ve zihnindeki karanlıkları siler, bir çeşit aydınlanma yaşar.
“Ses ona, bu canavarın aslında insanoğlunun kibrinin ta kendisi olduğunu ve kibrin de kendi kendisini tüketeceğini söylüyordu. Böylece o, tahayyül ve hiyel gücünün son kalıntılarını kullanıp, yılana dünyanın en güzel gıdasını sundu ve canavarın kuyruğunu onun çelik ağzına verdi.” (S. 139)
İhsan Oktay Anar, bu eserinde insanoğlundaki hırs, açgözlülük ve hükmetme tutkularını ele alıyor. Bu üç tutkunun insanları insanlıktan çıkarıp nasıl canavarlaştırabildiğini ve kendi sonlarını getirebildiğini işliyor.
Hiyel kelimesi kitap boyunca çift manalı biçimde karşımıza çıkıyor. Hem mekanik ilmi hem de Arapçadaki karşılığı olan hile, sahtekârlık ve düzenbazlık anlamlarıyla. Bu sözcükteki çift anlamlılık karakterlerdeki iki farklı yönü temsil ediyor. Metnin arka planında teknolojinin insana hâkim olması – insanın teknoloji ile tabiata hâkim olması fikirlerinin kritiği yapılıyor.
Yazarın tarihi betimlemeleri dönemi gözümüz önünde renkli bir şekilde resmediyor. Dönemin ilmi atmosferi, teknolojik seviyesi, sosyal-kültürel yapısı ve karakterlerin icatları çok ustaca harmanlanıyor. Okurun önüne tarihi-fantastik bir doku sunuyor.
Kitaptaki ayrıntılı makine çizimleri esere apayrı görsel bir güzellik katıyor. Bu çizimlerden yazarın sağlam bir mühendislik alt yapısı olduğunu tahmin etmek için konuya çok vakıf olmaya hiç lüzum yok. Çizimlerin çoğu benim için bir teknik bir anlam ifade etmese de fazlasıyla hoşuma gitti.
Yazarın diğer eserlerinden aşina olduğum göndermeler, alıntılar ve benzetmeler bol miktarda mevcut. Yerinde ve dozunda kullanıldığı için de kitaba çok farklı bir hava veriyor. El-Cezeri’den Ahmed bin Musa’ya, Galileo’dan Tesla’ya kadar birçok bilim insanına ait göndermeler var. Öte yandan Yafes Çelebi’nin denizaltında mahsurken kendini Yunus peygambere benzetmesi, yanındaki Davud adlı küçük çocuğun demire elleriyle rahatlıkla istediği şekli verebilmesi gibi kısımlarda dini göndermelerde bulunulmuş. Kitabın en başında ise Davud peygamberle ilgili Kuran’dan ve İncil’den ayetler var.
Anlatımda sürekli başvurulan rivayetler ve rivayet eden kişilerin enteresan isimleri masalımsı bir tat veriyor.
Kitabın bana göre en çarpıcı bölümü Galileo’nun meşhur dünyanın döndüğünü söylemesi mevzusunun anlatıldığı satırların akabinde dile getirilmiş. İnsan-gerçek-mucize ilişkisi;
“Gailevi adında bir âlim, onlara gök kubbenin değil de aslında dünyanın döndüğünü söyleyip kafalarını alt üst edince zavallıya çektirmediklerini bırakmamışlardı. Çünkü Arabi’de aynı kökten gelen “hayret” ve “hayranlık” sözcükleri onların lügatında yoktu ve onlar mucizelere şaşmamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Nitekim, dünyanın döndüğüne en sonunda kafaları basınca bu kez de buna hayret etmekten vazgeçmişlerdi. Aynı şekilde onlar, düşlerini anlatanlara da kızıyorlardı. Çünkü düşler, onların gerçeklik duygularına aykırıydı. İşin kötüsü onlar, kendi gerçeklik duygularına gerçeğin ta kendisi diye bakıyorlar, aşina oldukları ve şaşırtıcı bulmadıkları her şeye gerçek diyorlardı. Oysa bu, gerçek dışı olanın tanımının ta kendisiydi. Çünkü Dünya’nın kendisi, bir mucize olarak, düşlerden kat be kat daha şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcıydı.” (S. 82)
Karakterlerin ruhsal tahlilleri bir hayli etkileyici tasvir edilmiş.
“Varlıklarını benlikleriyle sınırlayan ve dolayısıyla, aslında ona ait olduklarını bilmedikleri Dünya karşısında cılız ve sakat olduklarını hisseden insanlar gibi, varlığına tehdit ettiğine inandığı o devle savaşmaya karar verdi. Bu dev, Dünya’nın ve onun içindekilerin ta kendisiydi. Ona ait olmak ise, ona yenilmek, yani ölmek demekti. Ancak bir bakıma doğru sayılırdı. Çünkü Dünya’nın bir parçası olmak, bedenin değil benliğin ölümü olmalıydı.” (S. 113)
Kitab-ül Hiyel son dönem Türk Edebiyatının en usta kalemlerinden biri olan İhsan Oktay Anar’ın en güzel kitaplarından biri. Özgün bir üslup, akıcı ve zengin bir dil, etkileyici bir tarihi fon, zihni harekete geçiren bir felsefi arka plan, fantastik ve mizahi karakterler kısacası bir edebiyatseverin aradığı her şeyi bulabileceği, hele de o edebiyatsever mühendislik, mekanik ve fizik konularına meraklıysa okumaya doyamayacağı mükemmel bir kitap Kitab-ül Hiyel.
http://www.kitapvedusunce.com

Elif Bilge 
04 Eyl 15:57, Kitabı okudu, 3 günde, Beğendi, 10/10 puan

İhsan Oktay Anar ile tanışmam Amat adlı kitabı ile olmuştu. O zamanlar kitabın anlatım dili ağır gelmişti ve kurguyu derinlemesine yakalayamamıştım. Ancak sonrasında aynı yazarın “Puslu Kıtalar Atlası” eserini okuyunca, yazarın özgün üslubunu anlamakta zorluk çekmemeye başladım. Şimdi Kitab-ül Hiyel adlı eseri hakkında sizlerle şunları paylaşmak isterim.

Aşina olduğumuz Uzun İhsan Efendi bu kitabında da bizleri karşılamakta. Birçok eski ilmi terim ustaca kullanılarak okurun kelime bilgisini zenginleştiriyor. Yazarın kendine has üslubunu ve kelimeleri ustaca kullanılışını bu kitabında da görüyoruz.

Hiyel ilmi ile ilgilenen mucitlerin hayat hikâyelerinden üç ana bölümde kesitler sunulmuş. Hiyel ilmi için kısaca mekanik sistemleri inceleyen bir bilim dalı diyebiliriz. Birinci bölümde mucitlerimizden Yasef Çelebi’nin İskender’den kaldığı rivayet edilen “İktidar Taşı” ile yaşadığı hırs dolu maceralarından bahsediliyor. Sonrasında Kara Calud ile yardımcıları Yağmur ve Samur Çelebi’ler ile yaşadıkları iktidar mücadelesi anlatılıyor. Her bölümde “İktidar Taşı” nın gizemi biraz daha okuru maceranın içine çekiyor.

Kendine özgü ayrıntılı çizimleri ile ve her cümlesine başlarken sonraki cümlesini merak ettiren Kitab-ül Hiyel sizlere heyecanlı bir masalı anımsatacak…

Uğur Ukut 
20 Oca 13:07, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Enteresan bir anlatım ve hayal gücü yüksek bir kitap. İz bırakabilir ruhunuzda. Okurken de ayrı bir keyfi var. Saygılar bizden.

Ümit güder 
01 Oca 23:58, Kitabı okudu, 2 günde, 6/10 puan

İhsan Oktay'ın okuduğum 3. Romanı değişik bir tarz yazım arayanlar için ideal

Kitaptan 16 Alıntı

Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder. Zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır. Tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından, bizim kılınç dediğimiz koltuk değneğini kullanırlar. İcat ettiğin silah işte onların tutkularını büyütecek ve zulümlerini arttıracak. Sen onların kollarını uzattın. Oysa kılınçlar yeterince uzun değil miydi?”

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay AnarKitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar
Şeyma 
04 Kas 21:56, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

"Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder."

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 14 - İletişim Yayınları)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 14 - İletişim Yayınları)
Şeyma 
04 Kas 21:57, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

"Kısacası hiyel ilmi, emirlere asla karşı gelmeyecek sadık köleleri, yani makineleri yaratma sanatıydı."

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 15 - İletişim Yayınları)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 15 - İletişim Yayınları)
Elif Bilge 
 04 Eyl 16:03, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Hayat, Ölüm
"Oysa zayıflık denen şey hayat, iktidar ise ölüm değil miydi?"

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 67 - İletişim Yayıncılık)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 67 - İletişim Yayıncılık)
Şeyma 
04 Kas 21:59, Kitabı okudu, İnceledi, 9/10 puan

"Oysa zayıflık denen şey hayat, iktidar ise ölüm değil miydi? O, tabiatın kuvvetlerine hükmetmeye çalışmış, ama aynı kuvvetler onu, yarattığı canavarın içinde kıstırmışlardı."

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 67 - İletişim Yayınları)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 67 - İletişim Yayınları)
Elif Bilge 
 04 Eyl 16:06, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Ölüm
"Aynı zamanda ölüm, iki kere ikinin dört etmesi kadar kesindi."

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 90 - İletişim Yayıncılık)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 90 - İletişim Yayıncılık)

... dayak yemenin değil de dayak yiyen birini seyretmenin daha sindirici olduğunu bildiğinden, çocuğun gözleri önünde o masum Davud'a kötek üstüne kötek atıyordu.

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 131)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 131)
Zeynep Aydemir 
31 Ağu 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Kırımi Hamdi Bey adındaki bu zat, hekim tavsiyesine uyarak beline tam kırk kulaç uzunluğunda bir kuşak sarmaya karar vermişti. Kuleden düştüğü günün sabahı, evinden çıkmadan önce kuşağının yarım kulaçlık kısmını beline dolayıp kopçaladıktan sonra geri kalan otuz dokuz buçuk kulacı, olduğu yerde yetmişsekiz kez dönerek sarınmıştı. Böylece artık belini üşütmesinin imkanı ihtimali kalmamış gibiydi. O gün doğruca, Galata Kulesi’nde yangın gözcüsü olan ahbabının yanına gitti. Fakat çatıdan manzarayı seyrederken ayağı kaydı ve kuleden düşmeye başladı. Ne var ki, kuşağının ucu penceredeki kancaya takılmış ve adamcağız düşerken bu durumun bir sonucu olarak kendi ekseni etrafında fırıl fırıl dönmeye başlamıştı. Yere bir kulaç kala kuşağı bitti ama kopçalı olduğu için açılmadı. O sırada olayı seyreden Tamburlu kıraathane ahalisinden sağ kalanlar, bu durumun ardından zavallı adamın yine fırıl fırıl dönerek takriben yirmi kulaç kadar daha yükseldiğine ve hemen sonra yine döne döne düştüğüne, derken bu kez beş kulaç yükselip tekrar düştüğüne hala yemin ederler. İnanılması güç ama, adamcağız sağ kurtulmuştu. Fakat raviyan-ı ahbar, zavallının baş dönmesinin tam üç ay oniki gün sürdüğünü rivayet etmiştir.

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 41)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 41)
Ahmet Özaysın 
08 Ara 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

“Böylece o, kendisini on yıllardır mutsuz eden şeyin, benliğine hükmeden bu iktidar tutkusu olduğunu anladı. …………….. İşte iktidar susuzluğu çeken kendisi, Dünya’yı yıllardır bu güçlerin, cebirlerin ve kuvvetlerin toplamı olarak görmüş ve ona hâkim olmak istemişti. O, Dünya’daki bütün güçlerin ve fiillerin öznesi olmak peşinde koşmuştu.”

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 67)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 67)

Ne daha eksik ne daha fazla, tam akranları kadar olmalıydı. Böylece ne bahasına olursa olsun susmayı öğrendi.

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 128)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 128)
2 /