Kovulmuşların Evi

8,7/10  (3 Oy) · 
14 okunma  · 
4 beğeni  · 
574 gösterim
"Koltuğuma yaslanırken, 'şimdi ben bu otobüste, yirmi bir numaralı kendimin kâşifiyim,' diye geçirdim içimden. 'Bilet kesen kadın, on iki saat boyunca uzaktaki bir şehre değil de, yalnızca uzaktaki kendime seyahat edeceğimi bilmiyor. Şu hiçbir yere kaydedilmemiş günlüğün yaprakları aralandıkça, bir kez daha, kurumuş bir çiçek gibi uyandığım, ruhumu insan içine çıkmaya ikna edemediğim sabahları hatırlayacağım. Anneme iyi bir oğul olup olamadığımı düşüneceğim sık sık; hiç fark etmeden ona nasıl da yabancılaştığımı" Küçük bir odada, her seferinde suretimi huzuruna çağıran bir aynanın, beni defalarca kandırdığını anımsamak asabımı bozacak. Bütün o yıllar boyunca kendime ettiğim kötülükler gelecek aklıma; sıkça, güneş ruhumda kimi arıyordu, diye soracağım.

İyi biliyorum ki, bu, yalnızca kendime yoğunlaştığım bir yolculuk olmayacak. Yol boyunca, aradığı sorunun cevabını bulamamış başka başka insanlar da, bende bir cevap olup olmadığını anlamak için gelip kapımı çalacak. Bazen, vazosuna her gün yeni bir çiçek koyan orta yaşlı bir kadın olacak bu misafir, bazen bir dilenci, bazen bir gardiyan... Bazen de, insanların kapısını çalan ben olacağım: Kimi vakit merakla, oturdukları masaya kulak kabartacağım, kimi vakit indikleri kıyılarda dalgalarla konuşurken ya da büyük bir felakete arsızca sevinirken yakalayacağım onları. Kapısını çaldıklarım arasında, her uyandığında kızlarıyla baş başa verip, rüyalarını yorumlayan kadınlar da olacak, kendini burcunun kaderine teslim edenler de...'

Otobüs, şehrin çıkışındaki gişelere yanaşırken, "bana yirmi bir numaralı koltuğu veren, ojelerinin yarısı silinmiş, yüzü hayattan şikâyetçi kadın da artık hafızamın bir parçası sayılır," diye geçirdim içimden. "Tozlu kasabaların, herkesin ölümünün anons edildiği taşra şehirlerinin, ficek atmaya giden kızların, ansızın boşalan yağmur yüzünden oraya buraya kaçışanların, ilk sayıda batacağını bile bile dergi çıkarmaktan vazgeçmeyen genç edebiyatçıların ve bir yazarın yazgısının hatırlanacağı bu arızalı yolculukta onun da bir payı var. Kuşkusuz beni bitkin düşüren bir yolculuk olacak bu; aralarında hiçbir insicam bulunmayan bir sürü hatıradan sonra yeniden dünyaya, o kovulmuşların evine geri döndüğümde, bir kez daha, "hatırlamak da bir ihanettir" diye söyleneceğim."
(Tanıtım Yazısından)
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2007
  • Sayfa Sayısı:
    108
  • ISBN:
    9789752636606
  • Yayınevi:
    Timaş Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 44 Alıntı

"Her şey bu kadar basit aslında" dedim kendi kendime... "Dünya tozlanan bir yerdir." Bütün insanlar toz almak için gelirler dünyaya. Kimisi bir ülkenin tozunu alır, kimisi bir sehpanın, kimisi bir ceketin. Ama bazen bir gözün tozunu almak gerekir dünyada, kabul etmek lazım en zoru budur...

Kovulmuşların Evi, Ali AyçilKovulmuşların Evi, Ali Ayçil

Zamanı dünyevileştirdiğimiz için, ne kadar erken kalkarsak kalkalım yetişemiyoruz meleklerin dağıttığı rızka...

Kovulmuşların Evi, Ali AyçilKovulmuşların Evi, Ali Ayçil
mavera 
11 Şub 15:06, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

İstediğimiz gibi bir hayat kuramadığımız, istediğimiz gibi bir bahçe yeşertemediğimiz için kendimize geçmişten bir ev yapar, gider orada otururuz..

Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 42)Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 42)
mavera 
11 Şub 13:20, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

"Günler gelip geçmektedir,
Kuşlar gibi uçmaktadır.."

/ Aziz Mahmud Hüdai

Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 23)Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 23)
mavera 
11 Şub 13:13, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Bazen gidecek hiçbir yerim olmuyor benim, bir korkuluk gibi dikilip duruyorum insanların ortasında.
Bu bayatlamış gezegende, bu ıssız hükümdarlıkta ne kadar yer adı ve ne kadar sıfat varsa, antik bir uygarlıktan kalma ölü sözcüklere dönüşüyor.
Arızalı bir pusula parlıyor, güneşin alnıma değdiği yerde..

Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 15)Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 15)
mavera 
11 Şub 13:17, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Bazen, akşamları, herkesin üzerine uzatıldığı kocaman bir musalla taşına benziyor gövdem; kim varsa canı benden çekiliyor sanki, kim varsa bana emanet ediyor göçmen yüzünü..
Gürültünün boşalttığı meydanları bir türlü dolduramıyorum, bir türlü üstünü örtemiyorum insanlardan arta kalan hevesin..

Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 16)Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 16)
mavera 
11 Şub 15:08, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Oysa ben, kendimi, sürekli zamanın belirsiz yüzeyinde kayıp giden ipi kopuk bir uçurtma gibi hissettim..
benim zaferim, akşam eve dönerken bir çocuktan ödünç aldığım gülümsemeden daha fazlası olmadı..
hem sözcüklerimden başka bir silahım mı var benim..

Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 43)Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 43)

Hangi mimar, son taşını tutkuyla yerleştirdiği köprüden, bir zalimin geçmesini engelleyebildi.

Kovulmuşların Evi, Ali AyçilKovulmuşların Evi, Ali Ayçil
mavera 
11 Şub 14:16, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Kimi vakitler, bir dalgınlıktan çıkarken yakalarım kendimi.
Sanki bir süreliğine içimdeki bir başka ben, beni uyutmuş; ruhumu hiç bilmediğim bir âlemin salıncağında sallayıp durmuştur.
Ne bir haritası vardır daldığım yerin, ne bir pusulası, ne dili, ne töresi..

Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 33)Kovulmuşların Evi, Ali Ayçil (Sayfa 33)

"Şu kocaman dünyanın, aslında insanın kendi küçük çevresinden çok daha fazlasını barındırmadığına, barındırmayacağına inanıp, hayatı hep uzak bir yerde arama gafletinden kurtulabilirdim."

Kovulmuşların Evi, Ali AyçilKovulmuşların Evi, Ali Ayçil
5 /