Küçük Ağa

8,1/10  (116 Oy) · 
642 okunma  · 
94 beğeni  · 
3.337 gösterim
Küçük Ağa, Kurtuluş Savaşı yıllarında, siyasal karar ve tartışma merkezlerinin uzağında, Kuvvacı/Millici denilen, ama ne oldukları, neyi temsil ettikleri pek bilinmeyen birilerinin açtığı savaşa katılıp katılmamanın vebalini tartarak bir karar verme durumunda kalan insanları anlatır. Asırlardır sadece "halife-i ruyi zemin"in, padişahın açtığı sancağın altında savaşılacağı bilgi ve inancıyla yaşamış taşra insanlarının, halife-padişah çağrısının yokluğunda ve işgal haberleri yayılırken yaşadıkları ikilemlerin, açmaz ve iç çalkantıların, kendileri ve kaderlerine sahip çıkma hakkında yeniden düşünmek zorunda kalışlarının hikayesidir. Tarık Buğra'nın kendi deyişiyle Küçük Ağa, destanlara yakışır bir konuyu ele almasına rağmen, destan değil, gerçekliği anlatan bir romandır. İttihatçıların ve Kuvvacıların değil, inanç ve gelenek kalıtıyla başbaşa, ilk kez kendisi ve kendi adına geleceği için karar vermeye çalışan bir ahalinin "kahraman"ı olduğu bir roman. Şimdilerde Küçük Ağa'yı okumak, güncelliğini bir kez daha kazanmış bir öyküyü, sorunsalı yeniden okumak demektir...
  • Baskı Tarihi:
    2006
  • Sayfa Sayısı:
    479
  • ISBN:
    9789750501982
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınları
  • Kitabın Türü:
Umut 
01 Eki 11:24, Kitabı okudu, 10 günde, 7/10 puan

Öncelikle bu kitabın büyük değer olduğu sugötürmez bir gerçek. Çünkü bu kitap milli mücadele dönemine alışılagelenden farklı bakan eserlerden biri. Genelde kurtuluş mücadelesini hep üst rütbelerden,paşalardan okuduk. İşte bu kitabın farkı burada yani paşaların yanından halkın arasına iniyoruz bu kitapta. Mücadeleyi, örgütlenmeyi tabandan anlatıyor.
Bunun yanı sıra yüzlerce yıldır hilafet sancağı altında cihat eden halkın kaldığı ikilem oldukça tarafsız bir biçimde aktarılıyor. İstanbul'a tam bir bağlılık hisseden halk diğer yandan Kuvvacıların söylediklerine kulak kabarttığında onlara da hak vermeden edemiyor. Toplum olarak çok zor bir tereddüt yaşıyorlar. Bu konuda yazar resmen o dönem toplumunun tahlilini yapmış.
Küçük Ağa sahneye çıkınca kitap daha bir güzel ilerliyor, merak ettiriyor.Ayrıca Küçük Ağa'nın zafere ve sonrasına sağduyulu yaklaşımları ilgi uyandırıcıydı.
Ayrıca günümüzde bile tarihçileri ikiye ayıran bir tartışmaya, Çerkez Ethem'e değiniyor. Adeta Çerkez Ethem canlandırılıyor ve kendisini savunma şansı veriliyor.

Tarihe, Milli Mücade Dönemi'ne ilginiz varsa ve bir destan aramıyorsanız seveceksiniz bu kitabı. Ancak okurların genelde şikayet ettiği gibi dili biraz ağır ve okuması zor. Ben de zorlandım, okurken TDK sitesini sık sık ziyaret ettim.
Bağlamak gerekirse çabuk sıkılan biri değilseniz, dönem kitaplarını seviyorsanız ve en önemlisi tarihe merak duyuyorsanız okuyabilirsiniz ancak bu özelliklere sahip değilseniz siz de yarım bırakanlardan olabilirsiniz.

Meşrebi Kalender 
19 Nis 16:50, Kitabı okudu, 16 günde, 7/10 puan

Başlangıçta hemen söyleyelim, Hasan Mutlucan’ın söylediği kahramanlık türküleri eşliğinde balkona bayrak astıracak bir kitapsa derdiniz sizi yeşil renkteki “EXIT” tabelasına doğru alalım…

Yazar; işgal ve sonrası Kuva-yı milliye hareketinin yanında olup olmamanın arafını yaşayan, Osmanlının son çocuklarının hikayesine olabildiğince objektif bakmış.

“Siyah” veya “beyaz” tarafın hikayesini yazıp işin kolayına kaçmak yerine “gri” de vardı deyip zor bir işin altına giriyor. Kaybedenlerin hepsine “ hain” demek ne kadar kolay, aralarında çok fazla “masum günahkar” padişah kulları da vardı diyor.

Hayatları boyunca saltanatın, halifeliğin ve bunların kendisinde vücut bulduğu padişahın “çok yaşaması” için cepheden cepheye sürülen insanlara; daha dün “padişahın çok yaşaması” için emirler veren, otuzlu yaşlardaki “çocuk” komutanlar bu sefer, en az bin yaşındaki padişahları için: “ Padişah zayıf düştü – bir süre sonra, her yerde açıkça olmasa da- Padişah bir hain, gelin ona karşı savaşın “ diyorlar.

Uğruna ölmeye hazır olduğun insana artık hain deniyorsa sen tuzun koktuğu bir zamanda yaşıyorsundur. Bu durumdaki insanların sayısı da hiç az değildi diyor. Tabi ki şunu da unutmamak lazım, böyle puslu bir zamanda kurtuluş savaşına destek vererek, hem bu dünyada ( padişaha karşı çıkıyorsun vatan hainisin) hem de ahirette ( halifeye karşı çıkıyorsun, anlayacağın ateş seni çağırıyor…) hayatlarını hiçe sayan atalarımıza da bir kez daha hayran kalıyoruz.

Komşusuna saldıran azınlık yerin dibine batsın ama devlet zayıflayınca bağımsızlık isteğine kapılan azınlıklar, yaşadıkları “ yurtlarına” mı ihanet ettiler yoksa çok hoş bir şekilde ağırlandıkları uzun süredir kaldıkları “misafirhanelerinin” batışından mı nemalanmak istediler diye ortaya bir soru bırakıyor.

Kitap çok değerli bir eser olmasına rağmen; saltanata samimi bir şekilde bağlı “ İstanbullu Hoca” nın, kuvayı milliyeci yaman bir “Küçük Ağa”ya dönüşümü çok hızlı geçilmiş. Bir de Karakol cemiyetine biraz haksızlık yapılmış gibi…

Savaşın “ölmek” veya “öldürmek” değil "yaşanılan" bir olgu olduğunu anlamamak için yoğun çaba sarf eden, vatanı savunmak için "savaş duası" eden, prematüre algı sahiplerinin bu kitabı okumasını dilerim.

Sözün Özü; Niko ile Salih’i birbirine düşürenler utansın…

Gizem Altundağ 
19 Haz 21:53, Kitabı okudu, 6 günde, Beğendi, 10/10 puan

Anadolu insanının padişaha daha sıkı bağlanabilmesi için konyanın Akşehir kasabasına gönderilen ancak buraya geldikten sonra Kuvayımilliyecilere katılarak kurtuluş savaşını destekleyen Raşit Efendinin (küçük ağa) şahsında milli mücadelee anlatılır.

Yasin YALÇIN 
25 Eki 00:17, Kitabı okudu, 21 günde, Beğendi, 10/10 puan

Türk yazarları arasında en beğendiğim yazarlar arasındadır Tarık Buğra. Elime aldığımda kitabın ismiyle bu kadar alakasız olabileceği hiç aklıma gelmemişti. Birinci Dünya Savaşı'ndan gazi olarak dönen Salih'in ve Akşehir'e imam olarak atanan hitabeti kuvvetli hocanın hikayesi anlatılır. Kurtuluş Savaşı'nın arka planını görürüz. Bir kasabada yaşananlar üzerinden savaştan, Kuvay-ı Milliye'nin yararlarından ve sonra da zararlarından bahsedilir. Hoca olarak fazla kalamayan Mehmet Reşit Çerkez Ethem'in kardeşi Çerkez Tevfik'in çetesine sığınır. Burada Küçük Ağa sıfatıyla çağrılmaya başlanır.

Kitabın konusu genel olarak böyle. Biraz da Tarık Buğra'nın üslubundan bahsetmek istiyorum. Yazarın ağır bir üslubu var. Ama cümleleri yazarken kelimeleri o kadar güzel yerleştirmiş ki, bir roman değil de bir şiir okuyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. O havayı ve ahengi hemen hissedebiliyorsunuz. Değinmek istediğim ikinci nokta ise, uzun cümleler. Zaten asıl ahengi ve kelimeler arasındaki dengeyi sağlayan nokta burası. Bunu Oğuz Atay ve Orhan Pamuk'ta da görmüştüm. Çok da hoşuma giden bir yazım türüdür. Cümle istediği kadar uzasın, anlamından bir parça bir şey bile kaybetmiyor, aksine o cümleyi okumaktan; okuyup anlamaktan değil sadece okumaktan zevk alıyorsunuz. Bu özelliğiyle Tarık Buğra benim gönlümde taht kurmuş çok başarılı bir romancıdır. Tarihi roman severlere rahatlıkla tavsiye ederim. Keyifli okumalar.

Selcen Çarkanat 
22 Kas 22:59, Kitabı okudu, 29 günde, Beğendi, 8/10 puan

Kurtuluş Savaşı dönemini konu alan müthiş bir eser..
Anadolu'nun küçük bir kasabasında halkın milli mücadelesi, kararsızlıklarla ve güçlüklerle dolu zafere ulaşma hikayesi anlatılmaktadır. Anadolu'yu, çete isyanlarını, kuvayi milliye oluşumunu tarafsız bir biçimde ele alarak, dönemin milli mücadele ruhunu savaş cephelerinin gerisinde halkın gözünden anlatımı okuyucuya ayrı bir tat veriyor. Milli mücedele, sarfedilen çabalar, yapılan fedakarlıklar çok akıcı bir şekilde anlatılmış. Dönemi daha iyi anlamak isteyen herkesin okuması gereken eserlerden bir tanesi. Tavsiye ederim..

Bekir Eroğlu 
29 Haz 2015, Kitabı okudu, 10/10 puan

Mütakere dönemi İnsanların durumunu güzel ve detayları ile anlatan eser Akşehire gelen Mehmet Reşit Efendinin yani diğer adıyla İstanbullu Hocanın Hilafet yanlısı görüşlerinin kuvvacılar tarafından durdurulmaya çalıştığı ve en sonunda İstanbullu Hocaya ölüm emri çıkarıldığı ve bundan haberdar hocanın Küçük Ağa'ya dönen macerasının anlatıldığı Roman ...
Kesinlikle okumanızı öneririm

Çok yoğun bir anlatımı var ikinci kez okumaya çalıştım ve yine yarım bırakıyorum. Olaylar ne kadar insanı çekse de anlatım yüzünden insanı boğuyor. Belki bana böyle geliyordur.

Mehmet Yılmaz 
09 Tem 2015, Puan vermedi

o dönemde kuvvacı olmakla olmamak arasındaki ince çizgiyi harikulade bir şekilde ortaya koyuyor bu eser...ayrıca din adamlarının milli mücadeleye bakışı gibi çetrefil bir konuda oldukça başarılı bir güzergah takip ediyor. edebi yönünden bahsetmeye dahi gerek yok:zira rahmetli Buğra'nın romancılığı bir zirve romancılığıdır...Peyami Safa'nın haklı olarak yaşadığı "bu eser bir epope mi olur?" korkusunun boş olduğunu ispat eden ve milli mücadeleyi anlama kılavuzu niyetine de okunabilecek başarılı bir eser...bilhassa eserin devamı sayılabilecek olan Firavun İmanındaki "vurgunculuk iki durumda tavan yapar;birisi devletler yıkılırken ikincisi ise devletler kurulurken; 1920 lerde ise iki hadise birden aynı anda olmuştur!" şeklinde özetlenebilecek olan altyapısı Milli Mücadele sonrasındaki pay kapma yarışını da ortaya koymaktadır.

Ömer ÇAĞAN 
11 Kas 14:39, Kitabı okudu, 28 günde, Beğendi, 8/10 puan

İnsanlar özgürlükleri için neleri feda edebilir. Açlığın yoksulluğun her tarafı sardığı o yıllarda icinde vatan sevgisiyle ayakta kalanların anlatıldığı kurtuluş mücadelesi

Pelin Aykın 
28 Ağu 2013, Kitabı okudu, Puan vermedi

Ortaokulda öğretmenimizin zorunlu verdiği bir kitaptı. İlk başlarda sıkılmış, daha sonra çok sevimli gelmişti.

2 /

Kitaptan 34 Alıntı

Umut 
29 Eyl 12:38, Kitabı okudu, İnceledi, 7/10 puan

İyi yetişmemiş insanların ülkesinde düzen bir bozuldu mu; mağara devri, taş devri hortluyor. Bu bütün tarih boyunca böyle olmuş, böylece de gidecek.

Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 388)Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 388)
Umut 
29 Eyl 13:12, Kitabı okudu, İnceledi, 7/10 puan

Ve bugün tekerlek kırılmıştı. Ümit artık İstanbul'da değil Ankara'daydı ve bu ümit pırıl pırıldı, muhteşemdi, insanı hayata yeniden kavuşturacak kadar kudretliydi.

Küçük Ağa, Tarık BuğraKüçük Ağa, Tarık Buğra
Umut 
28 Eyl 12:13, Kitabı okudu, İnceledi, 7/10 puan

Bir millet mezarının kıyısında boğuşuyor, yeniden hayata katılmak için dişini tırnağına takıyordu. Fakat zor olan zaferdi, zaferden sonrasıydı. Başlangıç bu günler değildi, başlangıç zafer denilen şey olacaktı. Başlangıç yani Türkiye'nin hayatıyla ilgili asıl savaşın başlangıcı... Bu savaş zaferden sonra başlayacak; iyilerle kötüler, mideciler ve budalalarla vatanseverler arasında geçecekti.

Küçük Ağa, Tarık BuğraKüçük Ağa, Tarık Buğra
Umut 
29 Eyl 12:51, Kitabı okudu, İnceledi, 7/10 puan

Ama asıl acısı, memleket hala uyanamayanlarla doluydu; nitekim kavga, işte sürüp gidiyor, bünyenin kendi kendini kemirişi bitmiyordu.

Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 390)Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 390)

"Düşmanın bir mi? Sen ona bir daha ekle. Üç mü, beş mi? Sen ona bir de kendini ekle ve üçse dört, beşse altı de. Ve sen, sana düşmanların en çetini oldun, bunu böyle belle!.."

Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 93)Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 93)
Tuncay YILDIRIM 
 10 Kas 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Öğrenmek
Öğren, oku öğren, danış öğren, bilenle düş kalk, senden az bilen sana gelsin, sen ona değil çok bilene git.

Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 219)Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 219)

"1920 baharı muhteşem bir mart sabahında Sultan Dağları'nın sınır çizdiği Batı Anadolu'ya kan ve barut kokularıyla geliverdi.Yine de sırtlar yemyeşildi, toprak kokusu yine de gönül alıyordu ve doruklardaki karlar yine de sarışın fısıltılarıyla insanın içine zevk veriyordu, ılıklık veriyordu.
Bu mart sonunda bir türkü gibi dağı taşı saran baharın derinliği, diriliği ve üretim gücü bütün Anadolu ruhlarını da sarmış gibiydi.
Payitahta düşman askeri girmişmiş.. Yunan ordusu insanın eşini görmediği bir zulüm fırtınası gibi içerilere kadar dayanmışmış.. Aynı büyük ve asil devletin nimetleriyle beslenen Rumlar, Ermeniler arkadan vurup dururlarmışmış.. Bahar öyle bir geliş geldi ki bütün bu kahredici mışmışların üstesinden sanki bir Köroğlu, bir Genç Osman narası esiverdi.sanki bütün bu mışmışlar ocak ayının donları, fırtınaları gibi çözülüp, silinip gitti, sanki her şey yeniden başlıyordu, tıpkı 1071'deki gibi, tıpkı 1299'daki gibi.
Sanki Anadolu kocaman bir kovandı da oğul vermeye hazırlanıyordu, ölen arılar dışarı atılacak, bölümler temizlenecek, çiçek tarlalarına doğru o yaratıcı, o biriktirici,o eşsiz uçuşların şevki başlayacaktı..."

Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 285)Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 285)

Tek kollu, fakat sapasağlam mideli kalan bedeni, ihtiyar anayı düşünmeliydi artık. Düşünmeli ve hiçbir şey hatırlamamalıydı.
Hem hatırlamak, hem de düşünmek mi? Fakat cehennem dedikleri işte bu değilse nedir?

Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 48)Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 48)
Nur Sena Öztürk 
10 Oca 2015, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

''Yanıldığımı sanmıyorum muhterem peder. Evet biz Osmanlıyız. Babalarımız ve dedelerimiz asırlardan beri bu toprakta Türklerle birlikte, onların haklarına sahip olarak yaşadı. Bir zulüm, bir hakaret görmedik. Aldık, verdik, hak hukuk geçti aramızda... Devlet galip gelince bir kötülük görmedik, üstelik makamlar, unvanlar aldık.Fakat yenilince biz kötülüğe kalkıştık. Ne için ? Yakışır mı bu? İşte işitiyoruz. Bizim dediğimiz Atina ordusu gittiği yerde bize köpek gibi bakıyormuş. Halbuki siz bayram yaptınız geliyorlar diye...''

Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 86)Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 86)
4 /