Kurutulmuş Felsefe Bahçesi 1001 Gece Denemeleri

9,0/10  (2 Oy) · 
5 okunma  · 
3 beğeni  · 
467 gösterim
Tarihi anekdotlardan gündelik hayatın sıradanlıklarına, edebi eserlerin içeriğinden nasıl yazıldıklarına, yazarların okullarda öğretilmeyen özelliklerinden çeşitli edebi akımlara, aynalardan fotoğraflara, şehirler hakkında yazanlardan edebiyat tarihçilerine, bahçelerden dostluklara, denizlerden yolculuklara uzanan denemeler okurları edebiyatın ve hayatın gizlerini keşfetmeye çağırıyor.

Salâh Birsel; Ziya Osman Saba, Marcel Proust, F. Scott - Zelda Fitzgerald, Ernest Hemingway gibi birçok yazar ve düşün insanının yaşam çizgilerini, pek de ön plana çıkmamış yönlerini ve psikanalitik açıdan sınır durumlarını tekrar yorumlarken, İstanbul başta olmak üzere dünyanın çeşitli coğrafyalarında okurlarını derin bir yolculuğa çıkararak, bütün bu olup biten karşısında herkesi bir kez daha saygı duruşuna davet ediyor.

Kurutulmuş Felsefe Bahçesi'nde Salâh Birsel'in kendine has deneme üslubu her satırda hissediliyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Songül Özcan 
20 Tem 22:04, Kitabı okudu, 8 günde, Puan vermedi

Yola çıkmaya hazırsanız, Salâh Bey’in deneme vadilerinde merakınızın atına binip nefes almaya bile fırsat bulamadan kâh Japonların kiraz bahçelerine, kâh Neron’un sarayına gidersiniz hele ki Marcel Proust’un alışıla gelmedik bilinmedik hayatı, F. Scott - Zelda Fitzgerald ise sıra dışı çılgın ilişkisi hakkında bilgi alırken F. Scott’un eşi Zelda’ya aşkına şahit oluyorsunuz. Ibsen'le Beckett'in aşık atışları. Onun yazdıklarını hem yeni şeyler öğrenmenin hayretiyle, hem hoşça vakit geçirmenin dudaklarımızın kenarına kondurduğu gülümsemeyle okursunuz. Öyle ki bazı deyişleri ezberleyesiniz gelir.
“Akı sarısına karışmış serüvenler”, “menteşelerinden çıkmış gençlik”, “en balkonlu kahkahalar”, “insanın trenini çuhlatmak”, “kartaldıkça körpeliğe özenen kadınlar”, “kırtıpil ve ebleh yazarlar”, “it oturumundan doğrulup padişahın eteğine varmak”, “zingirdek oturumundaki düşünceler” bunlardan sadece bir örnek
Ahh olağanüstü zevk veren üslubu kaldı ki eh üslup da bir kitabı/yazarı okumak için en önemli nedenlerden biridir nazarımda. Bir sesi, bir insanı, bir durumu, bir ânı tasvir ederken kullandığı (çoğunun ne kastettiğini ancak sezgiyle anlasam da bir su şırıltısı, bir musiki gibi zevk veren) sıfatlar, tanımlamalar, deyişler, dile getirişler, çoğuna katılmadığım (ayrı dünyaların insanlarıyız) görüşlerini kadı kızında olabilecek kusurlar zümresinden addettirerek okutuyor kitaplarını.
Nefes darlığı, şeker, kalp çarpıntısı, yüksek tansiyon türünden rahatsızlığı olanlar bir Salâh Birsel denemesi okumaya kalkışmamalıdır. :)

Akın Burak Bahçekapılı 
11 Oca 14:57, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

Türkçe'yi bu kadar temiz kullanan bir yazar. Kendine has cümle kuruluşları ile okumaya zevk katan yazar.

Kitaptan 6 Alıntı

Songül Özcan 
01 Tem 01:36, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

“Kadınlar hep yavaş sesle konuşurlar. Kızlarsa kendilerini belli etmek için en balkonlu kahkahalarını kullanırlar.

Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh Birsel (Sayfa 11)Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh Birsel (Sayfa 11)
Songül Özcan 
01 Tem 01:40, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

Proust, tozlar mikroplar karşısında da çok ökçesizdir. Konukları geldi mi hemen ellirne eldivenlerini geçirir.Yaşamının son on yılını hep odasında, yatağında geçirmiştir. “Bitkilerin büyümesi benim için dokuncalıdır.” der, her ilkyazda. En çok alıç çiçeğini sever….Proust’un tanrısı kendi romanıdır. Ölümünden birkaç ay önce 15 ciltlik romanı bitirir ve “Romanım bitti. Artık ölebilrim Celeste.” der

Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh Birsel (Sayfa 33)Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh Birsel (Sayfa 33)
Songül Özcan 
01 Tem 03:31, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

... Fitzgerald'ın olsun, Proust'un olsun bir nice bin bir yazarın bencil kişiler olduğunu gösterir. Evet ama bir yazar bencil değilse, bencil olamıyorsa ne yaratabilir?
Buraya bir de Fietzgerald'ın meşhur yazısını sıkıştırmakta fayda var.
- İnsan yüreğini satmalı. Ben de bunu yaptım.
Ah benim suratı asık öfkeye binmiş koçlarım! Kime neyi anlatmalı ? Bütün sanatçılar bunu yapıyor. Yüreklerini, gözlerini,kulaklarını, ellerini, ayaklarını satıyor. Sizse yaşamında bir şeyler dağıtmaya, kara bağırlarında bir şeyi bölüştürmeye çalışan sanatçıların kaba etine sunturlu bir tekme indirmek çin köşelerde bekliyorsunuz.
Ne bileyim, belki sizin de hakkınız var. O kadar pusarık, o kadar gıldır guldur, o kadar ölümü çok günler yaşıyoruz ki kimseler edebiyata kulak asmıyor. Kulak kesilen küçük bir azınlık ise şiirde şiirden başka, romanda romandan başka, deneme de denemeden baika bir şey arıyor.

Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh Birsel (Sayfa 34)Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh Birsel (Sayfa 34)
Songül Özcan 
 01 Tem 01:19, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

Tarih kocaman bir hoşaf soğutucusu, bir Nuhun gemisidir.
Onun içine bir kez girdin mi, seni bir daha kimse çıkaramaz.
Flaubert hangi çiçekten bal alacağını iyi bildiginden Aşk Egitimi'ni
yazarken kişilerini gerçek tarihin içine oturtmak için büyük
çabalar göstermiştir. En küçük ayrıntılara bile dikkat eder. Romanın
başkişisi Fredenc'i, 1848 yılında, Rosanette'le Fontainebleau'ya
gönderebilmek için oraya hangi arabalarla gidildiğini -o çağda o
ünlü ormana trenle gitme olanağı yoktur- arabaların Paris'te nerelerde
durdugunu ve de ne biçim şeyler olduğunu uzun uzadı araş­tırır.
Bununla da yetinmez, kalkıp Fontaimnebleau'ya giderek orayı
taze gözlerle bir daha görmek ister. 1867 kışında Croisset' den
(Rouen dolaylarındaki evi) Paris'e indiği vakit Aşk Egitimi'nin bir
başka kişisi olan Bay Amoux'nun para sıkıntılanrına çözüm bulabilmek
için bir notere danışır. 1868 şubahnda yine Paris'tedir. Bu
kez romanda geçen kuşpalazı hastalığı için,. bir hafta Sainte-Eugenie
hastanesinin kapısını aşındınr. Bir soluk borusu ameliyatı izlemeye
kalkışırsa da sonuna değin dayanamaz.
Kahveler, kulüpler üzerine de incelemeler yapar. Onu en çok
da 1848 yılı olayları yorar. O yılın bütün gazetelerini taradığı gibi,
25 Haziranı 26'ya bağlayan gecede Seine nehrinin sol kıyısını halk
birlikleri mi, yoksa ordu birlikleri mi tutmuştur, bunu saptamak
için sağa sola mektup yağdım.
Bu incelemeler onu bütün bütüne dağıtmaktan da geri kalmaz.
Tarihsel olayların hangisini seçecektir? Tarihin gerilerindeki olay-
ların, öndeki olaylan boğmasından korkar. O günlerde bir arkada­
şına şöyle yazacaktır.
- Tarihsel kişiler kafada yaratılanlardan daha ilginç. Hele tutkularına gem
vurmasını bilenler insanın aklını çalıyor. Herkes, romanımın
başkişisinden çok Lamartine'e önem veriyor.
Be, buna şaşmamaalı. Dünyada en gerçek. en hurdasız şey de ya­şamak!
Ama kaçımız onun azıklarına merhaba diyor?
m. Selim çağında Galata Kadısı Şeytan Emin Efendi "Bir kişi
ömrünün on yılını başkasına satabilir" diye fetva bile vermiştir.

Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh Birsel (Sayfa 17)Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh Birsel (Sayfa 17)
Songül Özcan 
01 Tem 01:38, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

“Fitzgerald, Amerikan yazarlarının , o “Yitik Kuşak” diye anılan edebiyatçılarının en önde gelenidir.” Muhteşem Gatsby’nin yazarı… Kitap kitabı açtı, hemen edindim M.Gatsby’i, bu yaz okunacak… Zelda, Fitzgerald’ın karısı, bir delileler evine sığınmak zorunda kalmış, bir yangında diri diri yanarak can vermiş….

Stein, Aldous Huxley için , “O bir kadavradır, romanları okunmaz.” demiş…. D.H. Lavrence için ise, “Romanlarını okumaya çalıştım. Hiç tad alamadım. Duygusal ve zırva bir yazar.Romanları hastalıklı bir insanın elinden çıkmış gibi.”

Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh Birsel (Sayfa 25)Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh Birsel (Sayfa 25)
Songül Özcan 
01 Tem 01:09, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

Charles Chaplin`in annesi, parasızlıktan davulu yarılsa da, cumartesi oldu mu, bir penilik şebboy almadan eve gelmezmiş.

Çiçek sevgisi birçok insanların, birçok ulusların kanına karışmıştır. Japonlar çiçeğe gösterdikleri saygı oranında ruhlarının yüceleceğine inanırlar. Onlara göre, doğanın özüne yakın olmak, insana da yakın olmaktır. Onlar yolları üzerinde rastladıkları çiçeklere hiç dokunmazlar. Çocuklar bile, ormana gittikleri vakit dalları yolmaktan, bitkileri sökmekten kaçınırlar. Japon yazıtlarından birinde şöyle bir uyarı vardır.
-Bu ağaçtan tek bir dal koparanın parmağı kesilecektir.
Diyeceğim, Japonlar çiçekleri kendi çevrelerinden ayırmak istemezler. Onları saksılarda, evlerin içine kapatılmış yada limonluklarda yapma sıcaklıklarla bunaltılmış görmek kendilerini üzer.
Bir imparatoriçe korka korka dokunduğu bir çiçeğe şöyle demiştir:
-Seni koparırsam, elim seni kirletir!
Çiçekçiler de çiçekleri rasgele koparmazlar. Her dalı, her sapı özenle seçerler. Çayname yazarı Okakura Kakuzo gereğinden çok çiçek koparan çiçekçilerin utançtan yüzlerinin kızardığını yazar.
Çiçek sevgisinde Çinliler de, Japonlardan geri kalmaz. Onlar da doğaya bir sağlıkevi gözüyle bakar. Doğanın hiçbir hastalığı iyileştirmese de, kendini beğenmişlere iyi geldiğine inanırlar. Yazarlar ise anılarında, mektuplarında en çok doğu güzelliklerinden açarlar. Onlara bakılırsa, bir doğa parçasını dile getirmeyen yazı, hayatı gitmiş, bayatı kalmış bir nesneden başka bir şey değildir.
Çiçek Türk yaşamının da içine sokulmuştur. Hele İstanbul, iyisinden çiçek ve ağaç vurgunudur. XVII. yüzyılın ilk yılarında İstanbul`a gelen Polonyalı Simeon, İstanbul`daki her bahçenin bir selvilik olduğunu söyler. Fransız gezginlerinden Jean Thevenot da, ondan 60 yıl sonra bütün Boğaz`ın bahçelerle dolu olduğunu görecektir. Bayram yerlerinde kurulan salıncaklar bile çiçek ve ağaç dallarıyla süslüdür.
I. Abdülhamit çağında -1786 yılında- İstanbul`un altını üstüne getiren Lady Graven ise Kağıthane`de karşılaştığı dev boylu çınarlar karşısında şaşırıp kalır. Lady Graven, Kaptan Paşanın Rumeli`deki bahçesinin büyüklüğü ile de çarpılmıştır. Konukların bahçeyi gezmekle bitiremediklerini söyler.
O çağlarda İstanbul`un dört bir bucağında padişahlara özgü bahçeler de pek çoktur. (...)

Kurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh BirselKurutulmuş Felsefe Bahçesi, Salâh Birsel