Makinelerin Alacakaranlığı Makaleler

0,0/10  (0 Oy) · 
0 okunma  · 
0 beğeni  · 
329 gösterim
Makinelerin Alacakaranlığı, uygarlık krizini ve bu krizden çıkış yollarını ele alan çeşitli makalelerden oluşmaktadır. Gelecekteki İlkel adlı kitabından aşina olduğumuz John Zerzan, bu çalışmasında savaş, toplumsal cinsiyet, kent, gürültü, sembolik kültür gibi uygarlığı yaratan temelleri tek tek ele alıyor. Böylece bizi, çağdaş yaşamın vazgeçilmez bileşenleri olarak kabul edilen bu olgulara yeniden bakmaya, ve bu alacakaranlıktan çıkışın imkânları üzerine düşünmeye sevk ediyor; önsözde de dediği gibi, "varsayımlar sorgulansın, sohbetler çoğalsın" diye...
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2013
  • Sayfa Sayısı:
    184
  • ISBN:
    9789757005346
  • Orijinal Adı:
    Twilight Of Machines
  • Çeviri:
    Rahmi G. Öğdül
  • Yayınevi:
    Kaos Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 1 Alıntı

Terence Hawkes'e göre "yazının... yeni bir gerçekliğin varlık kazanmasına yol açtığı görülebiliyor"; dil, "kendisi dışındaki bir 'gerçekliğe' yapılan tekil, bütünsel başvurulara izin vermiyor. Dil, sonunda kendi gerçekliğini oluşturuyor" diye de ekliyor Hawkes. Son derece çeşitlilik içeren bir gerçeklik, sınırlı dil tarafından zapt ediliyor; dil, tüm doğayı kendi biçimsel sistemine tâbi kılıyor. Michael Baxandall'ın belirttiği gibi, "Deneyimi kontrol edilebilir paketler halinde basitleştirip düzenleyen kolektif bir girişim olması bakımından bir dil... deneyime karşı girişilen bir komplodur."

Tahakküm ve baskının başlangıcında, uzun zamandır devam eden canlı dünyaya ait zenginliklerin tüketilmesi sürecinin kalkış noktasında, yaşamın akışından son derece düşüncesiz bir ayrılış bulunuyor. Bir zamanlar serbestçe verilen şeyler, artık kontrol ediliyor, bölüştürülüp dağıtılıyor. Feyerabend, "çevrelerini kuşatıp kafalarını karıştıran bolluğu azaltmak" için özellikle uzmanların gösterdiği çabadan söz ediyor.

Dilin özü semboldür. Her zaman bir ikâme. El altında bulunan, kendisini doğrudan bize gösteren şeyin her daim daha soluk bir temsili. Susanne Langer, sembollerin gizemli doğası üzerinde kafa yormuştur: "şâyet 'bolluk' sözcüğünün yerine sulu, olgun, gerçek bir şeftali geçirmiş olsaydık, az sayıda insan sırf sözcüğün içeriğine ilgi gösterecekti. Sembol ne kadar kısır ve vasat olursa, onun semantik/anlamsal gücü de o kadar büyük olur. Şeftaliler, sözcük vazifesi göremeyecek kadar iyidirler; bizler bizzat şeftalilerle çok yakından ilgileniyoruz."

Kuzey Avustralya'da yaşayan Murngin halkı, ad takmaya ve buna benzer diğer tüm dilsel dışsallaştırmalara bir tür ölüm, özgün bir bütünlüğün kaybı olarak muamele ediyor. Tam da bizzat dilin başardığı şey budur. Ernest Jones'ın biraz daha genel hatlarla belirttiği gibi "sadece bastırılmış olan sembolize edilir; sadece bastırılmış olan, sembolize edilmeye gerek duyar."

Makinelerin Alacakaranlığı, John Zerzan (Sayfa 12)Makinelerin Alacakaranlığı, John Zerzan (Sayfa 12)