8,8/10  (4 Oy) · 
28 okunma  · 
4 beğeni  · 
522 gösterim
Jean de La Fontaine(1621-1695):Halk, eski mitoloji ve hayvan hikayelerinden beslenen masallarıyla türün öncü yazarlarından olan La Fontaine, 1668'den 1694'e yirmibeş yılı aşkın bir sürede yayımladığı iki yüzü aşkın masalla günümüzde de her yaştan okurun ilk masalcılarından biri olmayı sürdürmektedir.

Sabahattin Eyüboğlu (1909-1973), Hasan Âli Yücel'in kurduğu Tercüme Bürosu'nun başkan yardımcısı ve Cumhuriyet döneminin en önemli kültür insanlarından biridir. Tek başına ya da "imece" birlikteliğiyle yaptığı çeviriler, Hayyam'dan Montaigne'e, Platon'dan Shakespeare'e hep, dünya kültürünün doruk adlarındandı.
(Arka Kapaktan)
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2006
  • Sayfa Sayısı:
    536
  • ISBN:
    9789754589610
  • Çeviri:
    Sabahattin Eyüboğlu
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 11 Alıntı

Bir beladır sarmış dünyayı:
Ne günahlar işlenmiş ki Tanrı kızmış,
Salmış yeryüzüne vebayı.
Adı batasıca, bir geldi mi
Geldiği gün doldurur cehennemi.
Hayvanlar başlamış bir bir tutulmaya.
Her tutulan olmuyormuş ama, Kötüymüş hepsinin hali. Ölüm dayanmaya görsün kapıya, Kim çıkar karın doyurmaya? Tadı kalmamış etin kemiğin: Ne kurt kuzu arıyormuş artık Ne tilki tavuk.
Kumrular bile sevişmez olmuş, düşünün!
Aşk olmayınca da dünyayı neylersin?
Aslan toplamış milleti, -Dostlarım, demiş;
Bu veba, Tann'nın bir cezası bizlere:
Kimin günahı çoksa kurban edilmeli;
Tanrı öfkesi yatışmaz başka türlü.
Tarih boyunca hep böyle olmuş:
Bir can feda etmiş kendini
Bir can kurtulmuş.
Gelin, sorguya çekelim kendimizi;
Yalan dolan yok;
Hatır gönül sayma yok;
Ne mal olduğumuzu koyalım ortaya.
En suçlu benim belki de, olur ya!
Şu pis boğazım yüzünden
Az mı koyun yedim ben?
Ne günahı vardı biçarelerin?
Hadi koyun yenir diyelim, çoban yenir mi, çoban?
Ben yedim.
Alın canımı, feda olsun, olsun ama, Herkes de söylesin bakalım ne yaptıysa. En suçlumuz ölmeli ki Hak yerini bulsun.
- Sultanım, demiş tilki; Bu kadar iyilik de olmaz ki,
Yakışır mı size böylesine yumuşamak. Yok yere kendinizi kötülemek? Sizin koyun yemeniz mi günah? Fesuphanallah!
İyilik etmişsiniz, şeref vermişsiniz
O aşağılık, o sünepe, o budala yaratıklara!
Çobana gelince:
Haddini bildirmişsiniz gereğince. Hayvan gütme de ne oluyor yani? Bizden üstün mü sanıyor kendini? Tilki bunları der demez Dalkavuklar alkışa boğmuş ortalığı. Gayrı hoş görünmüş herkese Kaplanın kaplanlığı, ayının ayılığı. Şirretlere gün doğmuş; En azgın köpeğin bile Bir evliya olmadığı kalmış. Sonunda eşek söz almış:
- Bir gün, demiş hiç unutmam, Papazların çayırından geçiyordum. İn cin yok, acıkmışım;
Otlar öyle taze, öyle yeşil... At bir dil, dedi şeytan.
Hakkım yoktu, biliyorum, ama gel de dayan: Bir dil attım...
Sen misin bunu söyleyen, yüklenmişler eşeğe. Bir kurt, sözde okuryazar, çıkmış kürsüye:
- İşte, demiş, içimizdeki şeytan! Üstümüze lanet yağdıran budur,
Bu uyuz, bu baldırı çıplak, bu mendebur...
Kurt coşmuş, kanıt manıt ne gerekse bulmuş,
Eşeğin bir lokma suçu sehpalık olmuş.
El âlemin otunu yemek ha?
Yalnız ölüm temizlermiş bu cinayeti...
Ve eşek boylamış cenneti.
Sarayda akla kara
Böyle çıkar ortaya: Zorlu ne yapsa eyvallah, Yoksul ağzını açsa günah!

Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 245)Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 245)
Gülnar Rehimli 
27 Ara 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Hiçbir becerisi olmayıp sadece diline, gırtlağına güvenenler hiçbir şey yapamazlar. Sadece bağırdıkları ile kalırlar.

Masallar, Jean De La FontaineMasallar, Jean De La Fontaine

Değirmenci, Oğlu ve Eşek

İki şairimiz, Malherbe ve Racan, Baş başa kalmışlar bir gün. Aralarında açık konuştukları için:
- Sana bir şey soracağım, demiş Racan; Sen görmüş geçirmiş adamsın,
Hayatı benden iyi bilirsin. Benim artık karar verme zamanım. Ben kimim, nem var, ne işe yararım? Bunları senden iyi bilen yoktur.
Ne dersin? Gidip taşrada mı yerleşsem? Orduya yahut saraya mı girsem? Her şeyin acı tatlı tarafları var; Kimi insan savaşta rahat eder de Evinde karısıyla rahatı kaçar. Bıraksalar ne yapacağımı bilirim. Ama dört yanı da memnun etmek lazım: Ailem ne der, saray ne der, halk ne der? Hepsini düşünmek ister.
- Boşuna! demiş Malherbe gülerek, Önce şu hikâyeyi dinle,
Bir yerde okudum geçenlerde: Bir değirmenciyle oğlu varmış. Adam çok yaşlı, oğlu daha çocuk. Çocuk dersem, on beş on altı yaşlarında.
Baba oğul pazara gidiyorlarmış Eşeklerini satıp bir yenisini almaya. Eşek dinç görünsün, para etsin diye Bağlayıp ayaklarından bir direğe Baba oğul sırtlarına almışlar eşeği. İlk gören basmış kahkahayı:
- Bunlar, demiş, eşek şakası yapıyorlar, Ama eşeğin eşeği olmuş kendileri. Değirmenci bakmış, adamın hakkı var: Çözmüş, indirmiş eşeği yere.
Eşek anırıp belli etmişse de Taşınmaktan çok hoşlandığını, Aldırış etmemiş ihtiyar. Bindirmiş oğlunu eşeğe, Deh! diye vurmuş sırtına sopasını. Üç köylüye rastlamışlar yolda, En yaşlısı bağırmış delinkanlıya:
- Yuf be! Utanmak yok mu sende? Ak sakallı baban yaya,
Sen eşeğin sırtında, keyfinde. Onu bindirip sana yürümek düşer. Adamlar haklı, deyip değirmenci, İndirmiş oğlunu kendi binmiş eşeğe. Üç genç kıza rastlamışlar bu sefer;
- Koca moruk! demiş bir tanesi; Yazık değil mi zavallı delikanlıya? Sersem, papa mı sanıyor kendini? Koca öküz eşekte, çocuk yaya!
- Kız, git işine, demiş değirmenci; Öküzlük ne gezer bu yaşta, bende? Ama bakmış içerleyen içerleyene, Almış delikanlıyı terkisine.
Biraz sonra başka yolcular, İkisini birden alaya almışlar:
- Yuf! demişler; insaf yok mu sizde? Zavallı eşek ölecek neredeyse!
Emektar bir hayvana yapılır mı bu? Postunu mu satacaksınız pazarda? Anlamış sonunda değirmenciyle oğlu: Herkesin dediğini yapmak boşuna. Ama, haydi demişler; inat etmeyelim; Bir de bunlarınkini deneyelim. İnmiş eşekten, başlamışlar yürümeye. Bir başkası başlamış alay etmeye:
- Hoppala, demiş; bu da yeni moda: Eşek önde boş, değirmenci arkada. Anlamadık: Kim eşek, kim sahibi? Alın sırtınızda taşıyın bari!
Bir türkü vardır Üç Eşek diye, Tam size göre.
- Doğru, demiş değirmenci; ben bir eşeğim; Eşek olmasam uyar miydin sizlere?
Ama bundan sonra ne derseniz deyin Beni ister beğenin, ister beğenmeyin; Canım nasıl isterse
öyle yaparım. Öyle yapmış, sonunda herkes de beğenmiş.
Bana sorarsan dostum, böyledir bu iş:
İster Mars çeksin seni kendine,
İster Venüs, ister kral!
İster savaş, ister seviş,
İster taşraya git, ister burada kal!
Ne yapsan bir şey söyleyecekler elbet;
Bırak söylesin millet!

Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 93)Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 93)

Bir dağ gebeymiş, Ha doğurdu, ha doğuracak. Öyle bir yaygara koparmış ki Yer yerinden
oynayacak. Duyan görmeye gelmiş bebeği. -Bir şehir doğuracak, demişler; Bir şehir ki Paris
köy kalır yanında. Oysa dağ doğura doğura Bir fare doğurmuş.
Bu masalın sözü yalan,
Ama özü doğru.
Ortalığı gürültüye boğan
Gebe şairler yok mu?
Öylesi var ki dağdan beter,
Büyük büyük laflar eder:
Bir yaman destan yazacakmış,
İçinde devler tanrılarla savaşacaklarmış.
Yazmasına yazar,
Ama ne çıkar içinden, çıka çıka:
Hava cıva!

Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 190)Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 190)

- Dur diyor yine eleştirici;
Bir bozukluk var bu son kafiyede...
Daha zengin olmalı, olabilirdi bence.
İyisi mi yeniden yapın bu iki dizeyi.
Hay kör olası eleştirmen,
Biraz susar mısın artık sen!
Ne diye kesersin masalımı?
Ne hallere düşerim bilmem,
Sana kendimi beğendirmek istersem.
Zevkin fazla inceldi mi yanarsın
Hiçbir şeyin tadına varamazsın.

Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 52)Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 52)

Tilki,Sinekler ve Kirpi

Ormanların eski serserisi, Açıkgöz, hinoğluhin tilki, Yaralanmış bir avcı kurşunuyla, Bir bataklığa dar atıp kendini, Yatmış zavallı, çamura; Kan revan içinde kurtarmış postu. Kan kokusu alır da durur mu Sinekler, o kanatlı sömürgenler: Hemen aç kurt gibi üşüşmüşler, Yaralı tilkinin üstüne.
- Bak şu tanrıların işine, Demiş tilki; -Olacak şey mi bu? Bunlara mı yem olacak pisipisine, Ormanların en kurnaz oğlu? Tilki eti yemek ne haddine
Bu zıpçıktı mendeburların?
Kuyruğum, ne güne duruyorsun?
Kovsana şu pisleri;
Gitsin öküz eti yesinler bari.
O çevrenin bir kirpisi,
Ve benim masalların yeni bir kişisi,
Tilkiyi kurtarmak istemiş
Bu açgözlü milletin şerrinden.
- Komşu, demiş; merak etme; Ben kurtarırım seni bu aç sürüden. Bırak, şişe geçireyim hepsini.
- Aman bırak; eksik olma, demiş tilki; Bırak yesinler doyasıya,
Yiyemez olacaklar neredeyse.
Bunlar gitti mi daha açları gelir,
Onlar da sömürdü mü yandığım gündür.
Dünyada sömürgen mi ararsın, dolu! Kimi saray, kimi kanun adamı. Bu sinekli masalı Aristo insanlara uygulamış Her memleket böyle olagelmiş, Hele bizimkinde çok denenmiş: Milleti en az kimdir ısıran Karnı en çok doymuş olan.

Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 502)Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 502)

Öğrenci,Ukala Öğretmen ve Bahçe Sahibi

Öğrenci olduğu belli çocuğun biri
Bir yandan yaşının küçüklüğü gereği
Öte yandan ukala hocaların da,
Çocukların akıllarını bozmakta
Birebir olmalarından ötürü,
iki katlı sersem iki katlı haşarı,
Girip bir komşusunun bahçesine
Çiçekleri, meyveleri yolar dururmuş.
Bu komşuya, sonbaharda, Pomona Tanrıça
En güzellerini verirmiş meyvelerin.
Her mevsimi ayır güzelmiş bahçenin;
İlkbaharda da Flora
En güzel renklerini dökermiş oraya.
Adam öğrenciyi görmüş bahçede bir gün.
Seninki çıkmış bir meyve ağacına hoyratça,
Yoluyormuş tomurcukları bile
O canım, o nazlı umutlarını
O bolluk müjdecilerini bahçenin.
Daları da kırmaya başlayınca
Bahçe sahibi bir adam yollamış okula
Gelsin de görsün diye öğretmen.
Hazret bir sürü çocukla gelmez mi?
ilkinden beterleriyle dolmuş bahçe.
Ukala işi ciddiye almış aklınca;
Zararı büsbütün arttırmış getirmekle
İyi eğitilmemiş bir haylaz sürüsünü.
Neden mi yapmış bunu? Çünkü
Vereceği cezanın bir ibret olması gerekirmiş,
Bütün öğrencilerin ömürleri boyunca
Hatırlamalıymış verecek olduğu dersi
Bunun üzerine Vergilius’tan Cicero’dan
Bir şeyler okumuş bilgilik sata sata.
Çektiği nutuk o kadar uzun sürmüş ki
Bahçenin altı üste gelmiş bu arada.

Nefret ederim nutuklardan
Yersiz ve tükenmez oldukları zaman.
öğrencilerden beter bir şey varsa dünyada
O da ukala öğretmendir bence.
Hiç komşum olmasın daha iyi
Bu ikisinden biri komşum olacaksa.

Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 366)Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 366)

SIÇANLARIN OTURUMU
Bir kedi varmış, adı Karabela, Duman attırıyormuş sıçanlara.
Öylesine kırmış geçirmiş ki Gözlerden kaybolmuş sıçan milleti. Sağ kalanların her biri bir delikte,
Açlıktan tahtaları kemirmekte. Karabela kedi olmaktan çıkmış, Şeytanın ta kendisi olmuş gözlerinde.
Derken Karabela, günün birinde, Sıçan koklamaktan bıkmış, çıkmış sokağa, Bir dişi kedi aramaya.
Hemen de bulmuş belalısını, Mart sefasıdır başlamış uzaklarda.
Bu arada sıçanların artakalanı, Fırsat bu fırsattır deyip, Bir delikte burun buruna verip,
İvedi bir oturum kurmuşlar, Ölüm kalım meselesi üstünde durmuşlar
Başkan, en tedbirli sıçan, Düşüncesini söylemiş yekten:
— Bence, demiş, her şeyden önce, Ne yapıp yapmalı, Karabelanın boynuna bir çıngırak asmalı.
Üstümüze yürüdü mü çıngırak öter,
Her sıçan da gireceği deliğe girer.
Başka çare yok, deyip kesmiş,
Herkes başkandan yana oy vermiş.
Bundan iyi akıl can sağlığı.
Gel gelelim çıngırağı nasıl aşmalı?
Biri demiş, benden paso,
Öteki demiş, ben miyim Allahın budalası?
Kaytaran kaytarana,
Oturum da ermiş sona.

Ben ne oturumlar gördüm böylesi, Boşuna toplar, konuştururlar herkesi. Sıçanlar değil, papazlar, başpapazlar, Toplanır, toplanır, hiçbir iş yapmazlar. Konuşmaya geldi mi, Sarayda akıl öğreten bol; İş yapmaya geldi mi, Tek kişi ara da bul.

Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 54)Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 54)

Uyup kafamın cinlerine
Hayvan masalları yazdım.
Başka kahramanlarla belki de
Bu kadar ün kazanamazdım.
Benim şiirlerimde kurt, köpek
Tanrıların diliyle konuşur;
Her hayvan bir kılığa girerek
Türlü adamlar olur.
Kimi akıllı, kimi deli;
Ama delilerim daha çoktur,
Onlar nedense daha bereketli.
Haydutlar, dolandırıcılar da
Çıkarırım ortaya; Zorbalar, vicdansızlar; Kafasız, beyinsizler;
Serseriler, kopuklar,
Yüzsüzler, dalkavuklar.
Hele yalancılarım?
İstesem ordularla çıkarırım.
Her insan yalan söyler, der bilge.
Yalnız aşağılık insanlar dese,
Kimsede hoş görülmezdi yalan;
Kötü sayılırdı her söyleyen.
İnsan dediğin herkes, hepimiz,
Büyük küçük hep yalan söylermişiz.
Başkası söylese inanmazdım;
Bilge söylüyor bunu.
Hem bir adam çıkar da
Ezop, Homeros gibi yalan söylerse,
Gerçekten yalancı olur mu?
Neler uydurmamış bu ustalar,
Ama insan doyamaz dinlemeye.
Yalan kılığı altında
Gerçeği söylemişler bize.
Öyle birer kitap bırakmışlar ki
Dünya durdukça sevilseler,
Ondan sonraya da kalsalar, değer.
Onlar gibi yalan söyleyen nerde!
Bir onların yalanına bakın
Bir de şu ahmağın,
Şu yüzsüz bakkalınkine.
Attığı yalanla
Kendini vurmuş budala.
Bakın nasıl olmuş:
İran'da bir karaborsacı varmış,
Mal almaya giderken Arabistan'a
Bir yığın demir bırakmış komşusuna.
Gel zaman git zaman dönüp gelmiş;
Bakkaldan demirleri istemiş.
- Demirler mi? Sizlere ömür, demiş bakkal. Sıçan kemirdi bitirdi hepsini.
Kızdım, çok bağırdım adamlarıma. Ama ambar bu, deliksiz olmuyor ki. Karaborsacı pes demiş bu kadarına. Ama inanır görünmüş, olur ya demiş. Gitmiş para vermiş bir eşkıyaya Bakkalın oğlunu kaldırtmış dağa. Sonra da gelmiş, nazikâne, Yemeğe çağırmış komşuyu evine.
- Ah, ne yemeği, demiş bakkal; Bana dünyalarım haram oldu. Oğlumu kaybettim, biricik oğlumu! Canım, ciğerim, her şeyimdi; Kaçırdılar, evlatsız kodular beni.
- Evet, demiş tüccar; dün akşam gördüm. Bir baykuş kaldırdı oğlunuzu. Şu eski konağa doğru gidiyordu.
- Kim inanır buna, demiş baba; Oğlum baykuşu kaldırdı desen neyse.
- Nasıl kaldırır bilmem, demiş tüccar; Ama gözümle gördüm, kaldırdı işte. Hem bunda şaşacak ne var?
Bir sıçanın koca demirleri Kıtır kıtır yediği bir memlekette Baykuşun çocuk kaldırması bir şey
mi? Bakkalda şafak atmış; Hemen verip tüccara demirleri Almış yumurcağını geri.
Buna benzer bir şey de
İki yolcu arasında olmuş.
Bu iki yolcudan biri
Her şeyi dev aynasında görürmüş.
Hani vardır ya öyleleri
Deve yaparlar pireyi;
Ne kadar canavar varsa Afrika'da
Kaldırır getirirler Avrupa'ya.
Bizimki de böyle atarmış:
- Bir lahana gördüm, evden büyük, demiş;
- O da bir şey mi, demiş arkadaşı; Ben bir tencere gördüm, kilise kadardı. Öteki başlayınca gülmeye:
- Ne gülüyorsun be, demiş; Senin lahanaya böyle tencere gerek. Tencereli yolcu işin alayında, Baykuşlu tüccar hinoğluhin;
Ama tencere de yerinde, baykuş da.

Saçma söyleyenle akıl yürütmeyin; Değmez kendinizi yormaya; Siz daha beterini söyleyin, Şıp diye gelir aklı başına.

Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 355)Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 355)

Gözlerimiz güzellere bakmaktan Ellerimiz altınları avuçlamaktan Alamaz kolay kolay kendini. Az kişi vardır dünyada Bal tutup parmağını yalamayacak.
Eve öteberi götürmeye alışmış, Aklı başında bir çoban köpeği Boynunda efendisinin akşam yemeği Gidiyormuş yoluna tıpış tıpış. Tokgözlü bir köpekmiş bu; gerçi bazen Hele güzel yemekler taşıdığı zaman, Açgözlü olduğu günleri arıyormuş, Ama tutuyormuş yine de kendini. Yanı başımızda duran dünya nimeti Hangimizin ağzını sulandırmaz ki? Gariptir, insanlar alışamaz da Köpekler alışır tokgözlü olmaya. Her neyse, bizim köpek giderken böyle Boynunda güzelim bir et yemeğiyle, Bir çomar gelmiş, tadına bakmaya kalkmış. Ama ağzının suları boşuna akmış; Bizimki koyduğu gibi malını yere Saldırmış üstüne öldüresiye. Gel gelelim, başka köpekler sökün etmiş; Dişten korkmaz sokak köpekleri hem de. Bakmış başa çıkamayacak hepsiyle, Güzelim et nasıl olsa güme gidecek; -Baylar, demiş bizim akıllı köpek; Hırlamayın, ben payımı alayım da Üst tarafı sizin olsun... Bunu der demez de kapmış bir yağlı parça. Ardından çomar, zağar mağar tümü birden Üşüşmüş yemeğin üstüne, kapan kapana, Hepsi iyi kötü zıkkımlanmış talandan.
Bir şehir de böyle talan edilir işte. Paralar şunun bunun sütüne emanettir; Kâhyası, kethüdası er geç yükünü tutar. En akıllısı örnek olur ötekilere. Görülecek şeydir doğrusu bu adamların Yığınlarla parayı nasıl temizledikleri. Kazara çıkar da vicdanlı biri Halkın parasını korumak çabasıyla Abuk sabuk laflar etmeye kalkarsa, Anlatılır kendisine enayilik ettiği... O da fazla uzatmadan teslim olur Ve bir gün bakarsın ilk parsayı o vurur.

Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 302)Masallar, Jean De La Fontaine (Sayfa 302)
2 /