Ormanda Bir Balkon

6,0/10  (1 Oy) · 
1 okunma  · 
0 beğeni  · 
329 gösterim
Yüzbaşı Grange, 1939 yılında yeni görev yeri olan Belçika sınırına komşu Moriarmé köyü yakınlarındaki ormanda inşa edilmiş, "Çatı" adı verilen korugana ulaşır. Savaş ancak belli belirsiz bir tehdit şeklinde hissedilirken, günlerini ormanda, koruganda, köyde, bir süre sonra da genç ve güzel Mona'nın evinde geçirmektedir. 1940 ilkbaharında Almanlar bölgeye saldırınca Mona, diğer köy sakinleriyle birlikte uzaklaşır. Emrindeki üç askerle kapalı bir kasayı andıran koruganda kaderiyle baş başa kalan Grange huzur, korku, vurdumduymazlık arasında gidip gelirken "savaşa benzemeyen savaş" da giderek gerçekliğe yaklaşmaktadır.

Julien Gracq, düzyazı şiirler, eleştirel denemeler, oyunlar (Balıkçı Kral) ve sürrealizm etkisinde romanlar yazmıştır. 1951'de "Sirte Kıyısı" ile Goncourt Ödülü'nü almıştır.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2011
  • Sayfa Sayısı:
    152
  • ISBN:
    9789750820533
  • Çeviri:
    Tuncay Birkan
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
Sinan Tütüncüler 
 Dün 00:39 · Kitabı okudu · 6 günde · 6/10 puan

İkinci Dünya Savaşının başlangıcında, Almanların Fransa’yı işgali öncesinde, Fransa-Belçika sınırında ormanlık bir dağ başında, bir koruganda savaşın başlamasını bekleyen bir teğmenin hikâyesi; Ormanda bir Balkon. Tahmini olarak 1939 Ekim ayı ile 1940 Mayıs arasında geçen bir dönem anlatılmaktadır.
Roman, Fransız edebiyatında gerçeküstücülüğün temsilcilerinden Julien Gracq tarafından 1958 yılında kaleme alınmış. Kendisi de İkinci Dünya Savaşında esir düşmüş bir asker olan Julien Gracq, üstün gözlem gücünü, güçlü tasvirlerle kitaba yansıtmış.

150 sayfalık roman, tek bir bölüm halinde, ara başlıksız, çok kısıtlı diyalogları ve uzun tasvirler içeren cümleleri ile okunması zor olan kitaplar listesine kolaylıkla dahil olabilir. Bazı cümleler 7-8 satıra kadar uzayabiliyor ve bu tip cümlenin sonuna geldiğinizde cümlenin başını ve sonunu birbirine bağlayabilmek için 3-4 okuma daha yapmanız gerektiğini düşünüyorsunuz. Buna sırf uzun cümleler değil, karmaşık, iç içe geçen ve dolambaçlı tasvirler de neden oluyor.

Kitabın kahramanı Teğmen Grange, bir tren yolculuğu ile geldiği Moriarme Kasabasında yerleşik bir askeri birliğe gelir ve kısa sürede bu kasabanın dışındaki bir dağ başında savunma amaçlı kurulmuş olan bir koruganda görevlendirildiğini öğrenir. Yalnızca dar bir atış penceresinin olduğu kapalı bir beton yapı olan korugan ve üstünde var olan tek katlı konut, savaş başlayana kadar teğmenin ve yanında görevli 3 askerin yaşamlarını beraber geçirecekleri mekân olacaktır.
Ölümü beklemekten başka bir işi olmayan teğmen, bu süreci ormanı tanımak ve bir orman köyünde tanıştığı bir dula aşık olmakla geçirir. Savaşın başlayacağından ve Almanların çok güçlü bir saldırı yapacağından emin olan teğmen, soğuk bir kış geçirdiği dağın başında, soğuğun zamanı da dondurmasını umut etmekten başka çaresi yoktur.

Romanı bir tarihsel gerçeklik olarak bakacak olursak, Fransız ordusunun Alman işgali öncesi içi boş ve donanımsız bir ordu olduğunu söylemek mümkün. Teğmenin ısrarla rapor ettiği, koruganın penceresi için talep ettiği mazgal kapakları bir türlü gelmez. Almanların hava bombardımanına karşı da son derece hazırlıksızlardır. Askerlerin bir saldırı için yeterince motive olamadıkları, koruganda görevli askerlerin ruh hallerinde kolaylıkla anlaşılmaktadır. Ama bu kısımların romanda zorla damıtılan kısımlar olduğunu söyleyebiliriz.

Roman daha çok, coğrafi bölgelerin insan üzerindeki etkisini önemseyen bir yazarın eseri olarak, orman üzerine yoğunlaşmış. Yağan her yağmurda, açan her güneşte, karlı geçen uzun dönemde ormanın her bir cümlede yeni baştan tarif edilmesine tanıklık ediyoruz;

“Ormanın kovulsa da gitmeyen sessizliği deniz dibinde yatan gemi enkazına suyun gürültüsüzce dolması gibi bir anlığına odaya doluverdi.”

Kitabın tanıklık ettiği döneme dönecek olursak, İkinci Dünya Savaşında, Almanların Fransa’yı işgaline dair bir tarih incelemesi yaptığımda, Fransızların ve müttefikleri İngilizler tarafından Almanların dağlık ve ormanlık olan bu bölgeden saldırmasının beklenmediğini öğrendim. Ama Almanlar beklenmeyeni gerçekleştirip, piyadenin geçmekte zorlanacağı bu bölgeyi, zırhlı birlikler ve hava desteği ile çok hızlı bir şekilde geçip, Fransa’nın işgalini kısa bir sürede tamamlıyorlar.

Ancak roman bizi, savaşa dair tüm bu taktik, strateji, güç dağılımı ve askeri düzeneklerden uzak tutuyor. Sadece, askeri bir saldırıyı, yaklaşık sekiz ay boyunca doğa ile iç içe bekleyen bir askerin ruh halini gözlemliyoruz. Kendisi aynı zamanda coğrafya öğretmeni olan Julien Gracq, coğrafi bölgenin insan üzerindeki etkilerini de önemseyen bir yazar. Tüm bir kitap boyunca, geniş bir ormanın, savaş öncesinde bile olsa, bir asker üzerindeki etkilerini görüyoruz. Buna aşk da dahil.

Zor okunan bir kitap sınıfına girse de, bir ormanın kaç farklı şekilde tasvir edilebileceğine şahit olmak için, 150 sayfa dayanılabilir bir roman.