Plevne Müdafaası

10,0/10  (1 Oy) · 
0 okunma  · 
1 beğeni  · 
383 gösterim
"Bize yardıma gelin. Tuna'yı, nereden isterseniz oradan, nasıl isterseniz öyle, hangi şartlarda isterseniz o şekilde geçin de gelin, fakat koşarak gelin. Türkler bizi imha ediyorlar. Hristiyanlık davası kayboluyor. "
-Grand Duke Nikola, Rusya Başkumandanı-

Türk insanının yoğurup şekillendirdiği tarih, dünya tarihinin hemen hemen altyapısını teşkil etmiştir. Ta Çin Seddi'nden Tuna'nın doğduğu topraklara, Ural Dağları'ndan Ganj nehrine, Nil'i aşıp güneşin battığı Mağrip'e kadar uzanarak tarihi kendi örsünde dövüp değiştirerek onu şekillendirmede birinci derecede rol oynamış başka bir millet daha yoktur. Türk insanının yaptığı tarihi dünya tarihinin içinden çekip aldığımızda tarih ya anlamsızlaşır ya da geride ruhsuz kupkuru bir kadavra kalır ki ağıza ancak saman tadı verir; ve insanlık tarihinin harcı olduğu için de tarihi olayların açıklanması onsuz zorlaşır.


"...Bu kitap, yaratıcı bir zekâya, savaşın canlı ve gerçekçi görüntüsünü sunmak için ustalıklı bir tarzda plânlanmıştı. Bir macera romanı olarak insanı saran ve bir tarih olarak ilgi çeken ve gerçekleri oldukları gibi yazan bir kitap. Ama ister nizami asker olsun, ister bölgesel bir askeri kuvvete mensup bulunsun, savaşta insanları yönetmeye talip, mesleği askerlik olan herhangi bir kişi için Plevne savunması en değerli ve ders verici bir izahattır.

Bu izahat, modern savaşta istihkâmların gücünü ve değerini ve açık bir arazide bir saldırıya karşı koyuş anında doğan, üstesinden gelinmesi hemen hemen mümkün olmayan engelleri, en kuvvetli anlamda, okumuşlara tecrübe ile açıklamaktadır. Eğer bu dersler, otuz dört yıl önce vuku bulmuş olan harekâtlardan açık bir şekilde geliştirilebilirse 1911 yılının savaş öğrencileri için ne kadar çok çarpıcı olur!

Buraya kadar, bu kitaptan öğrenilecek maddi dersler olarak düşündüğüm şeylere kısaca temas ettim. Fakat onun öğrettiği moral gerçekler hâlâ daha da önemli. Plevne'yi savunan büyük asker, mağlubiyet gibi bir kelimeyi kabul etmeyi reddetti. Olayların en kötü oldukları anlarda onun dışa vuran tavrı, en sakin ve en emin bir görüntüdeydi. Destek ve takviye için asla feryad etmedi. Bu destek ve takviye ona ulaşabilirdi, fakat ona hain bir kıskançlıkla ihanet edildi ve kendi kaynakları ile başbaşa bırakıldı.

Buna rağmen Osman Paşa'nın aklına silahını bırakmak veya çekilmek asla gelmedi ve bulunduğu yeri korumak için gösterdiği mukavemet, sadece, son büyük yarma harekâtını bizzat yönettikten sonra Rusların eline yaralı olarak düşünce amacına ulaşmadı.

Türk generalinin diğerleri arasında onun siperlerine pek çok şiddetli saldırıları bizzat idare eden Skobeleff'den daha az cesur olmayan öteki Rus generallerine karşı durduğunu düşünürsek bu büyük komutanın ilmi hünerlerinin ve onun kahraman askerlerinin nasıl bir imtihandan geçtiklerini çok iyi anlarız.

Bütün bu gerçekleri gözönüne getirir ve bu büyük olaylardan yazarın (ki o da savunmada bulunanlardan biriydi) ortaya koyduğu gerçek ve canlı görüntüleri nazarı itibara alırsak bu kitabın, ister heyecandan içimizi titreten bir macera romanı olarak okunsun, ister harp sanatında bir ibret alınacak ders kitabı olarak incelensin askeri literatürde en değerli bir yayın olduğu inkâr edilemez ve ben, bu eseri okuyup iyice incelemeleri için İngiliz ordusundaki her sınıftan subaya bütün kalbimle tavsiye ediyorum..."
-J. D. P. Fgrench, İngiliz General-
(Tanıtım Bülteninden)