Ruh Üşümesi

8,0/10  (4 Oy) · 
15 okunma  · 
3 beğeni  · 
735 gösterim
Ruh Üşümesi (1991); Adalet Ağaoğlu'nun Yazsonu(1980) romanındaki " ... hiçbirimiz bu kan ve çürümüşlük kokusunun yatak odalarımıza kadar daldığının..." diye başlayan cümlesinden hareketle bestelediği oda-romanı.

Roman,aynı restoranda birbaşlarına yemek yiyen biri kadın diğeri erkek iki ana karakterin zihinlerini iki çalgılı bir oda-müziği gibi konuşturan bir yazarın klavyesinden sarsıcı bir insanlık durumu bestesi...

Adalet Ağaoğlu (1929); '50'li yıllarda başlayan oyun yazarlığından '70 sonrasında hız alan roman, öykü, deneme ve günce yazarlığına, Cumhuriyet yazınımızın en önde gelen modern klasiklerindendir.
(Tanıtım Yazısından)
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2007
  • Sayfa Sayısı:
    128
  • ISBN:
    9789944880589
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:

Adalet Ağaoğlu'ndan okuduğum ikinci kitaptı. Kitap bitince kendi kendime dedim ki: ''İyi ki Adalet Ağaoğlu kitapları okumaya bu eser ile başlamamışım.'' Yoksa diğer kitaplarına gayet ön yargılı davranabilirdim. Ama iyi ki bu kitaptan önce Bİr Düğün Gecesi'ni okuyup bitirmişim.

Kitabın edebi değerine laf etmek bana düşmez elbette ki. Ama anlatımı, konusu farklı ve daha birçok açıdan bambaşka bir eser. Çok beğendiğim söylenemez sadece farklı olduğu için ilgimi çekti biraz.

Kabaca kitapta anlatılanlara gelecek olursak kitapta geçen bütün hikayenin özeti birbirini tanımayan ama aynı masada yemek yemek zorunda kalan bir kadın ve bir adamın kafasından geçen hayallerdir. Kitap kısa kısa parağraflardan oluşmaktadır. Farklı bir anlatım tarzı tüm romanda hakimdir.

***** Dikkat! Buradan sonraki satırlar Spoiler içerir. *****

Kitabı okurken sıkıldığımı itiraf edeyim .Bir hayalden öteki hayale, bir düşünceden öteki düşünceye hızlı bir geçiş var. Takip etmekte zorlandım.
Kitapta görünüşte aynı masada yemek yemek zorunda kalan bir kadın ve adam bir de onların ara ara konuşmaları bulunsa da arka planda her ikisinin de kafasındaki düşünceler yer alıyor. Araya ortamda çalan müzik, bir iki kez de garson ve sorduğu sorular giriyor. Kadın ve adamın düşüncelerinin yanında deniz, denizkestaneleri ve yosunlara dair gözlemler yer alıyor.

Kitapta müstehcen anlatımlar yer alıyor. Böyle anlatımların yer aldığı kitapları okuyup okumamak tamamen tercih meselesi. Ama bir yerde de bunlar hayatın gerçekleri. Ancak Adalet Ağaoğlu müstehcen anlatımların bulunduğu bu kısımları bilindik ifadeleri kullanarak değil de daha farklı benzetmelere ve ifadelere başvurarak değişik bir biçimde anlatmış.

Kitapta ara ara beğendiğim kısımları alıntılayıp paylaşsam da bunlar kitap içinde çok kıyıda köşede bulunuyor. Kitapta anlatılanları anlamak için üstünkörü değil derinlikli bir okuma gerekiyor. Zira kitabın içerisinde birbirinden kopuk bir çok farklı anlatım yer alıyor.

Kitabın sonu en beğendiğim kısımdı. Aslında bütün hikaye birbirini tanımayan iki kişinin hepi topu yarım saat süren karşılıklı yemek yemesi. Ancak yazar bu yarım saatten bir kitap yazmayı başarmış. Yine birçok kitap incelemesinde söylediğim gibi bu da yazarın kaleminin kuvvetli olmasıyla alakalı.

Bütün olayların çözüldüğü kısım son sayfalar. Adamın oturacak yer bulamayıp kadının karşısına oturup yemek yemek zorunda kaldığı ilk sayfalar ile kadının yemeğini bitirip masadan kalktığı son sayfaları birleştirecek olursak aradan çıkardığımız sayfalarda pek bir şey kaçırmış olmayız aslında.

Arslan Aydın 
10 Ağu 2015, Kitabı okudu, 5/10 puan

Her ne kadar edebi değerine söz edemeyecek olsam da "bir düğün gecesi" nden aldığım tadı alamadım bu kitapta. Yoğun şiirsel anlatım ve kısıtlı konusu okumayı çok zorlaştırdı benim için. Hatta sıkıldım bile diyebilirim.

Kitaptan 36 Alıntı

Baba, ben fareli köye kavalcı olıcam, dediğim zaman babam, oğlum aklını başına topla, diye diye beni omuzlarımdan tutup çuval silkeler gibi silkelemişti; kafatasımın içindeki şeyler yer değiştirdi mi, değiştirmedi mi, iyice emin olmadan da koyvermedi; kutuda zar çalkalanır ya hani, kafatasımda beynimi öyle sallayıp durdu işte: Oğlum, aklın başına geldi mi? Geldi mi aklın başına oğlum? Geldi, baba. Eh öyleyse, şimdi söyle bakalım, büyüyünce ne olacaksın? Beyin salatası olıcam baba!

Ruh Üşümesi, Adalet AğaoğluRuh Üşümesi, Adalet Ağaoğlu

Bayanlar, baylar! Çoğunuz da birçok kere dışa vurulamamış derin kederler yüzünden kırmızı ya da beyaz pek çok şarap içmiş ve karlı kazalı bir gecenin sonunda isyanı, kederi, korkuyu, utanç ve 'kör talihi' tutuklatmak için nereye başvuracağınızı bilemez duruma gelmiş olabilirsiniz.

Ruh Üşümesi, Adalet AğaoğluRuh Üşümesi, Adalet Ağaoğlu

Hiçbir şeyi unutmuyorsak, bizi, şimdiyi, bu zamanı da unutmayalım. Bu güzel oda müziğini unutmayalım; direnişini çalgıların...

Ruh Üşümesi, Adalet AğaoğluRuh Üşümesi, Adalet Ağaoğlu

Kalkıp şiltenin kıyısına oturmuş: Nerede yaşıyoruz, biliyor musun? Erkek de onu ensesinden gıdıklamış: Bilmez olur muyum, köye benzemez bir köyün, kahveye benzemez bir kahvesinin, üst kata benzemez bir üst katındaki odaya benzemez odasının yatağa benzemez yatağında...

Ruh Üşümesi, Adalet AğaoğluRuh Üşümesi, Adalet Ağaoğlu

Tenin çağrısı çok güçlüydü.
İnan hiç pişman olmadım sevgilim, sadece özledim, seni hep özledim.
Bende kalan ise hep perondaki o küskün yüzün. Beni bana suçlu kılan yüzün.

Ruh Üşümesi, Adalet AğaoğluRuh Üşümesi, Adalet Ağaoğlu

Öyle ya, söyle bakalım küçük hanım, nasıl güven dolu bir yermiş bu, öyle bir yer mi varmış? Eğer analık rahminin dışındaysan, tamam! Bir elin yağda, bir elin balda güven dolu yer yoktur artık.

Ruh Üşümesi, Adalet AğaoğluRuh Üşümesi, Adalet Ağaoğlu

Bitanem. Unut demiyorum, unutma. Hiçbir şeyi. Bizi de.
Fakat nasıl olacak? Ne dedin?
Unutmayınca nasıl bitecek? Yani nasıl başlayacak?

Ruh Üşümesi, Adalet AğaoğluRuh Üşümesi, Adalet Ağaoğlu
4 /