Sefiller 2 Cilt Takım

9,0/10  (1.391 Oy) · 
5.670 okunma  · 
1.361 beğeni  · 
47.421 gösterim
Victor Hugo (1802-1885): Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarındandır. Şiirleri, oyunları ve romanları ile tanınır. Romantizm akımının Fransa’daki temsilcisidir. Edebiyat alanındaki devasa başarılarının yanında politik hayatta da etkin bir rol üstlendi, bu nedenle sürgün cezasına çarptırıldı, cezasını tamamlamasına rağmen İmparatorluk yıkılana dek Fransa’ya dönmedi. İlk kez 1862 yılında yayımlanan Sefiller yazarın Notre-Dame’ın Kamburu ile “Din”, Deniz İşçileri ile “doğa” konularını işlediği roman üçlemesinin “toplum”u ele alan, en görkemli ayağıdır. Bu destansı roman Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Fantine’in, Cosette’in, Marius’ün, Saint-Denis Sokağı barikatlarının, Paris’in, Javert’in ve Jean Valjean’ın sefaletten sevgiye, felaketten iyiliğe ve karanlıktan aydınlığa uzanan hikâyeleri Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nin 250. kitabında okurlarla buluşuyor.
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2015
  • Sayfa Sayısı:
    1724
  • ISBN:
    9786053324805
  • Orijinal Adı:
    Les Miserables
  • Çeviri:
    Volkan Yalçıntoklu
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Meral 
06 Ağu 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Kitabı anlatmaya kelimeler yetmez aslında. :-)
Sefillik içinde yaşanılan hayatın içine biraz da aşk katılınca tadına doyum olmamış. Olayların birbirine bağlantıları gerçekten mükemmel. Kötü yerlerde içime dokunan, mutlu yerlerde yüzümde tebessüm açtıran, aşk konularında heyecanlandıran, keşke daha önceden okusaydım dedirten bir kitap :-)

Şu zamana kadar kısa versiyonunu okuyup da uzun versiyonunu okumayı sürekli ertelediğim bir kitaptır Sefiller. Zamanında çok fazla tartışılan ve bir kesimin yere göğe sığdıramayıp, bir kesimin ise yerin dibine soktuğu bir eserdir. Ben kitabı edebi açıdan değerlendirmek istemiyorum. Kitabı över veya yerer nitelikte bir inceleme yapmayacağım. Bu sefer kişisel düşüncelerimi işin içine katıp Sefiller'in başlattığı ve benim hiç sevmediğim romantik bir yaklaşım sergileyeceğim. İsteyen incelemeyi okumayı burada bırakabilir.
Karnını doyurmak için çaldığı bir ekmek sonucu hayatı kararan bir çocuğun hikayesi gibi gözükse de, Sefiller benim için zamanının ve bunun da ötesinin büyük bir destanı niteliğindedir. Feodal yapının can çekişmeye başladığı bir zamanda yazılmasına rağmen, günümüz toplumunun sorunlarını özetleyen bir yapıya sahiptir. Bu da değişmesi gerekenin toplum mu yoksa insan mı olması gerektiği sorusunu ortaya çıkarıyor.
Birçok büyük eserde olduğu gibi Sefiller'de de ana tema insandır. Kitabın altında büyük bir insan portresi gizli. Jean Valjean ve diğer roman karakterlerinin toplamını kapsayan bu portre evrensel bir nitelik taşımaktadır. Bu yüzden de eser yüzyıllardan beri insanlığın elinin altında bulunması gereken en önemli kaynaklardan biri olarak kalmış ve kalacaktır.
Toplum nedir? Toplum insandır. Devlet nedir? Devlet insandır. Toplum veya devlet bozuksa suçu kimde aramak gerekir? Cevap yine insan. Zamanında küçücük bir ekmek çalan Valjean ile çok değil bundan yaklaşık yirmi yıl önce baklava çalan Metin ve arkadaşları, değişen ve gelişen toplumun sonuçlarıdır ve bu sonuç bu kişileri aynı kadere mahkum etmiştir. O halde gelişmemiş feodalite ile gelişmiş demokrasi arasında herhangi bir farktan söz edebilir miyiz? Belli bir kesimin(burjuva) el üstünde tutulup, çoğunluğun ezildiği bir düzen mevcuttur. Bu ezilenlerin birleşerek değiştirdiklerini sandıkları yeni toplumda, eski kaderlerini sürdürmedikleri bir devrimden söz edebilir miyiz? Tek yol devrim nidalarının, devrim mekanizmasını eline almış burjuvazinin, piyonlarını harekete geçirmek için kullandığı oyuncaktan bir fazlalığı var mıdır?
Sefiller zamanında tehlikeli olarak görülüp, bazı ülkelerde yasaklanmış bir kitap olmuş. Bunun nedeni de işleyen toplum mekanizmasının altına dinamit yerleştirmesi olarak gösterilmiş. Peki kitabı okuyan proleterler ayaklanmış mı? Değişen bir toplumdan bahsedebilir miyiz?
Hugo'yu anlıyorum ve çabasını takdire şayan buluyorum ama devrim artık çok uzaklarda ve onu gören kimse de yok. Bunları söylemek oldukça yorucu ve üzücü fakat gerçeği görüp toplumu şekillendirmenin yeni bir yolu aranmalıdır. Kapitalizmin vahşi, sosyalizmin ütopik kaldığı kısır bir döngüde, kodamanların rantı altında kalan bir düzende yaşıyoruz. Yeni bir akım geliştirilmezse gidişat daha kötü olacaktır.
En başta da belirttiğim gibi toplum ve devlet insansa belki işe önce insanı değiştirmekle başlamak gerekiyor. İnsanın özüne indiğimizde de kaostan başka bir şey göremiyorsak, mükemmel ve adaletli toplum beklentisinden uzaklaşmamız gerekebilir.
Sendikaları sırtlanan binlerce öğretmenin açığa alınıp, sendika liderlerinin kınama mesajlarından öteye geçemediği ve ceplerini doldurmaya devam ettiği şu günlerde devrim hakkındaki görüşlerim tamamen değişmiştir. Burada bahsettiğim şey devrimin kendisi değil, devrimin gerçekleşme olasılığının azlığıdır. Bu olasılığın az olmasının sebebi de devrimi yapacak halkın uyuyor olması ve uyanık kalanların çabasının sömürülüyor oluşudur. Mekanizma burjuvazinin ve devletin elinde dönmektedir. Bu mekanizmaya inanıp, hayatını ona göre şekillendiren, demokrat, laik, özgürlükçü, Atatürkçü, eşitlikçi bireyler büyük bir yanılgının içerisinde devrimi gerçekleştirme hayalleri ile yaşamaktadır. Yalan olan devrimin kendisi değil, onun gerçekleşeceğidir. Çünkü yapılan eylemler devrime değil, mekanizmayı elinde tutanlara hizmet etmektedir. Burada önemli olan soru ise şu; bu sistemi değiştirmek için ne yapılabilir? Hugo kitabında buna değinmiş ve çok da umut verici sözler söylememiş. Ben de Hugo gibi düşünüyorum. Oluşan bu sistemi değiştirmek için çok büyük bir kolektif hareket gereklidir. Bu kolektif hareketi sağlayacak ezilenler ise ellerinde ucuz sigarası, TV karşısında medyanın yalanlarıyla şekillenmektedir. Halkın uyanması gerekiyor ki bu düzen değişsin ama maalesef öğretmenini kovdurmak için üç saatte onbeş bin imza toplayan bir toplumdan söz ediyorum.
Yine de umudumu tamamen yitirmiş değilim. Elbet bir gün, her düzende olduğu gibi, bu düzen de değişecek ve bu sefer ezilenlerin egemen olduğu ve herkesin adil yaşadığı bir toplum oluşacaktır. Bunu belki bizler göremeyiz ama çabamız çocuklarımız içindir.

Selman Ç. 
 06 Eyl 21:05, Kitabı okudu, 23 günde, Beğendi, 10/10 puan

Bir yanda böyle bir eserin bitmesinin hüznü, diğer yanda ise 1700 sayfalık dev bir eseri bitirmenin huzuru ve mutluluğu var.
Hani bazı kitapları o kadar çok okumak istersiniz ama bit türlü başlayamazsınız. Buna ister korku diyin , ister çekingenlik diyin size kalmış.

Böyle bir etkinlik düzenleyip kıvılcımı ateşleyen Hakan S. hocama ayrıca teşekkür ediyorum. Diğer bir kıvılcım ise daha kitabın ilk sayfasını açar açmaz Victor Hugo’nun İtalyan yayıncıya yazmış olduğu mektup diye nitelendirebilirim.
Yazar mektupta, “Tüm halklar tarafından okunur mu bilmiyorum ama bu kitabı herkes için yazdım” diyor. “Erkeğin cahil ve umutsuz olduğu, kadının ekmek için bedenini sattığı, çocuğun kendini eğitecek bir kitabın, kendini ısıtacak bir ailenin yokluğunda acı çektiği her yerde sefiller kitabı kapıyı çalıp şöyle diyor” sizin için geldim sayfaları çevirin…
İşte bu da ikinci kıvılcım. Sonrası ise çorap söküğü gibi geliyor. Artık gerisi sizde.

Bu mektupta bahsettiği sorunların sadece Fransa'yı değil İngiltere'yi, İtalya'yi vs. herkesi ilgilendirdiğine değinmesi, yazarın nasıl evrensel bir ruha sahip olduğunun kanıtıdır.

Burada yazarın hayatı hakkında da ufak bilgiler vermek gerekiyor.
Babası Napolyon ordusunda bir general. Annesi ve babası arasındaki geçimsizliklerden dolayı annesinden uzaklarda babası ile kalıyor. Babası Madrid’de valilik yapıyor. Yazar da orada ilkokula başlıyor. Yazar ilk ayrımı burada yaşıyor. Okul İspanyol aristokratların çocuklarının gittiği bir okul ve yazarın burjuva generalin oğlu olmasının öğrenilmesi ve alay konusu olması. Sonrasında Napolyon’un imparatorluğunun sonra ermesi kendisi ve ailesi için zor günlerin başlangıcı olmuş. Annesinin ölmesi ile iyice sefaletin içine düşmüştür. Maddi sıkıntılar ve toplumsal durumlardan dolayı doğru düzgün eğitim alamamış. Ancak kendi kendini geliştirip şiirler yazmıştır. 18.Louis tarafından kendisine aylık bağlanmış.
Bunları yazmamın sebebi aslında kitap için bir referans olarak gösterilebilir. Aslında bu kitap yazarın hayatı ile ilgili çok derin izler taşıyor.

Kitabın diline, anlatımına gelecek olursak gerçekten son derece akıcı ve anlaşır olması okuyucu için büyük bir şans. 1700 sayfa olması gözünüzü korkutmasın çok güzel bir şekilde akıcı ve anlaşılır dil kullanmış. Anlamını bilmediğiniz kelimeler neredeyse yok gibi. Rahatlıkla okuyabiliyorsunuz.

Kitabın konusunun geçtiği yer olan Paris’in sokaklarını, caddelerini yazar öyle güzel tasvir ediyor ki adeta o sokaklarda caddelerde geziyormuşsunuz hissi uyandırıyor insanın içinde.
Yazara, karakter oluşturma ve onları tahlil etme konusunda hayran kalmamak mümkün değil.


SPOİLER İÇERİR.

Kitap iyiliklerle, güzelliklerle başlıyor. Bu güzellikler karşısında adeta mest oluyorsunuz. Mösyö Myriel’in Digne piskoposluğuna atanması ve hastaneyi ziyaretinde hastaların durumunu görüp, “siz küçücük binaya 26 hastayı sığdırmaya çalışıyorsunuz biz 3 kişi bu kocaman sarayda kalıyoruz bunda bir terslik var” demesi ve kendi sarayını onlara vermesi gerçekten etkileyici bir başlangıç sunuyor. Bu Piskoposun, nasıl da alçak gönüllü biri olduğunun kanıtıdır.
Mösyö Myriel’in mütevazi yaşamı bana Uruguay'ın eski Devlet Başkanı Jose Mujica'yı hatırlattı. Jose Mujica bir röportajında
“Halkın büyük çoğunluğu gibi yaşamaya çalışıyorum çünkü karar veren halktır. Çoğunluğun daha iyi yaşadığı gün belki biz de daha iyi yaşarız ve daha fazla harcarız. Hayatta en güzel şey özgürlüktür. Sevdiğimiz şeyleri yapabilmek için, özgür olmak daha fazla vakte sahip olmak demektir. Yoğun bir hayatım büyük bir evim ve hizmetçilerim olursa bunlara dikkat etmek için çok çalışırım. Bu nedenle de daha az özgür olurum. Benim işlerime dikkat etmesi için başkasını görevlendirirsem bu kez de onun vaktini çalmış olurum. Bu nedenle hayatta hafif olmak, bagajsız olmak daha fakir olmak değildir, özgür olmaktır." diyor. Sanırım bu sözler Myriel’i daha iyi anlamak için referans olabilir.

Ve baş kahramanımız Jean Valjean

Digne sokaklarında tabir-i caizse pespaye, döküntü bir adam geziniyordu. Girdiği hanlarda kimse kendisine yemek ve yatacak yer vermiyordu. Çaresiz bir şekilde yollarda dolaşan bu adamın elinden hiçbir şey gelmiyor ve cezaevinin kapısını çalıp bir geceliğine beni içeri almaz mıydınız? diye sorması çaresizliğin son noktasıdır. Şunu belirtmekte fayda var bu adamın parası da var. Parası olduğu halde bunlar başına geliyor. Burada ben kendi kendime bu adam bunları hak edecek ne yapmış olabilir ki diye sordum. Ve eminim sizde soracaksınız.
Gecenin ilerleyen saatlerinde hava tamamen karardığında açlığı unutup soğuktan korunmak için gördüğü bir kulubenin içine girmek ister ancak orası bir köpek kulübesidir ve kendini oradan zor kurtarır. Kurtulduktan sonra söylediği şu söz ise yürekleri dağlamaktadır. “Tanrım bir köpek kadar olamadım.”

Ve kaderin ağlarını ördüğü an, o bahsettiğimiz adam Piskopos’un evinde.
Burada yine piskopos’un alçak gönüllü hali devreye giriyor kendisine yemek ve yatacak ver veriyor.


Yazar burada kahramanımızın hayatı ile ilgili bilgiler veriyor. Küçük yaşta annesini ve babasını kaybeden Jean Valjean’nın hayatı çalışmak dışında hiçbir şeyle geçmemiştir. Ablası ve 7 çocuğa bakmak zorundadır. İşsiz kalmış ve açlık had safhadadır. Sonunda 1 ekmek çalmak istemiş ancak yakalanmıştır.
5 yıl kürek mahkumiyeti cezası alır, kaçmaya teşebbüs eder her seferinde yakalanır ve cezası toplam 19 yıl olur.
Burada yozlaşmış olan adalet sistemine atıfta bulunuyor. Her şeye sonuç odaklı bakılması, nedenlerinin öneminin olmaması gözler önüne seriliyor.

Kahramanımız içerde kendi kendini yargılamaya çalıştı ve hatalı olduğunu biliyordu. Ancak bunun cezasının bu olmaması kanaatindeydi.
Neden bu hale düştüğünü suçlunun sadece kendisi olmadığını, diğer suçluların da kim olduğunu burada tek tek anlatıyor ve eminim benim gibi sizde hak vereceksiniz.
Bu arada içerde okuma yazmayı, hesap yapmayı öğreniyor kendini geliştiriyordu.

Yazar burada bir suçlunun yaşadığı tüm evreleri baştan sona tek tek anlatıyor. Bu hale nasıl geldi, kendisini suça itecek durumlara nasıl düştüğünü yazar anlatıyor sizde yaşıyorsunuz.

Ve Jean Valjean içerden çıkıyor, ancak mahkumiyeti kendisine verilen sarı kimlik yüzünden hiç bitmiyordu.

Yazarın olayları anlatış biçimi kronolojik olmaması ara ara kahramanlarla ilgili bilgilere yer vermesi okuyucu açısında konudan kopmamak adına gayet güzel.

Jean Valjean piskoposun evinde yatarken gece uyandı ve piskoposun gümüş takımlarını ve paralarını çalarak kaçtı. Tekrardan yakalanıp piskoposun yanına getirilmesi ve piskoposun onu ele vermemesi Jean Valjean’nın insanlığa olan inancının biraz olsun yerine gelmesini sağlıyor.
Sonrasında başka bir kasabaya gidip orada ticaret yapan ve kasabanın refah seviyesini yükselten bu kahramanımız orada Madeleine Baba olarak tanındı. Çünkü içerden çıkarken verilen sarı kimlik peşini bırakmıyordu.
Madeleine Baba ile kasaba adeta bir dev olmuştu. Herkes mutlu huzurlu yaşıyordu.
Kötü yola düşen kızları o yoldan çevirmesi, herkese iş vermesi piskopos’dan gördüklerini uyguladığı anlamına geliyor ve burada yapılan bir iyiliğin insanın hayatının nasılda değiştirdiğine şahit oluyoruz.


Madeleine Babanın yolu burada Fauchelent’in hayatına kurtarıyor daha sonra yolları tekrardan kesişiyor ondan dolayı bunu belirtmek gerekiyor. Bu esnada Javert adında komiser Madeleine Babayı birine benzetiyor ancak emin olamıyor. Benzettiği kişi eski kürek mahkumu Jean Valjean.

Ve Fantine
Hayatın bütün sillesini suratında acımasız bir şekilde hissetmiş bir kadın. Çocuğuyla beraber sokaklarda kalmış. Çocuğunu Thenardier adında meyhane işleten birinin yanına bırakmak zorunda kalarak doğduğu yere gelip çalışmaya başlıyor. Burada geçmişi peşini bırakmıyor. Çalıştığı yerden iftiralar sonucu atılıyor. Burada karakola düşüyor ve Madeleine Baba onu Javert’in elinden kurtarıyor.
Fantine çocuğunun hasretine dayanamayıp hastalanıp yatağa düşüyor. Madeleine Baba ona çocuğunu getirmek için söz veriyor ancak öyle bir ikilem içinde kalıyor ki kendi deyimiyle "Cennnette kalıp şeytana dönüşmek mi? Cehenneme gidip melek olmak mı?" bunun kararını kendi kendine yaptığı konuşmalarla iç sesini dinleyerek karar veriyor.
İkilemin sebebi ise kendine benzeyen birini Jean Valjean olarak içeri atmak istemeleri ve Madeleine Babanın bunu öğrenmesi. Burada vicdan devreye giriyor ve kendine benzetilen kişiyi kurtarıyor.


İçerden çıktıktan sonra Fantine’nin çocuğu olan Cosette’yi bulmak için yollara düşüyor. Cosette’yi Thenardier’ın elinden alıyor uzaklarda bir yerlerde yaşamaya başlıyor. Burada çok fazla olay geçiyor onları da yazmaya kalksam gerçekten çok fazla olabilir 

Ve diğer bir kahramanımız Marius devreye giriyor.

Marius’un babası Napolyon’un ordusunda subaylık yapmış biridir. En başta yazarın hayatı ile ilgili yazmış olduğum anektod burada devreye giriyor. Victor Hugo’nun babasıda Napolyon’un ordusunda görev almıştır. Buradan yola çıkarak bu karakterin yazarın kendisi olduğu kanısına varabiliriz. Marius dedesinin yanında ayrılıp yalnız yaşamaya başlıyor.
Marius ve Cosette’nin yolları bir partka birbirlerini görmeleri ile kesişmiş oluyor. Yazar burada ikisi arasındaki aşkı öyle güzel anlatıyor yazarın anlatımına aşık olmamak imkansız. Marius’un Cosette’ye yollamış olduğu mektup ise benim için son nokta olmuştur.

Sonrasına iç karışıklık çıkıyor çatışmalar yaşanıyor Marius, Jean Valjean çatışmalara giriyor. Bu arada Javert ellerinde esirdir. Öldürmek istemektedirler ve bu görevi Jean Valjean üstlenir. Ancak daha önce Javert sayesinde Thenardier’in elinden kaçmayı başarmıştı sanırım o iyiliğin karşılığında öldürmüyor.
Marius yaralanıyor ve Jean Valjean bir loğar kapağının içine girerek kurtarıyor. Ancak ölümü yoksa yaşıyor mu bilmiyor. Lağımın içinde geçen onca süreden sonra tabi bu arada durmuyor sürekli ilerliyor bir çıkış yolu arıyor. En sonunda bir çıkışa geliyor ancak burada biriyle karşılaşıyor oda Thenardier. Thenardier onu tanıyamıyor ancak Jean Valjean onu tanıyor. Burada Thenardier Javert’in elinden kaçarak buraya girmiştir. Javert pusu kurmuş beklemektedir. Thenardier parasını alıp Jean Valjean’i oradan çıkarıyor ancak dışarıda onun neyin beklediğinin farkında değil. Çıkar çıkmaz Javert Jean Valjean’i enseliyor. Ancak Javert de kendisine yapılan iyiliği unutmamış olacak ki Jean Valjean’i salıyor.
Sonrasında Javert de adalet sistemini sorguluyor içinden çıkılmaz bir hal alıyor ve sonrası malum.
Marius ve Cosette birbirlerine kavuşuyorlar ancak Jean Valjean’nin içi hiç rahat değildir. Kim olduğunu Marius’a anlatıyor. Ama tabi hepsini değil. Thenardier sonrasında Marius’a Jean Valjean’in kim olduğunu anlatıyor. Tabi bildikleri dışındakileri. Kendisini o çatışmanın içinden kurtaranın Jean Valjean olduğunu öğreniyor vs.
Kitabın sonrarına doğru şöyle bir söz var “Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç.” Yazar burada Jean Valjean’in hayatı üzerinden, sonuçta herkes ölecek ancak tüm mesele yaşayabilmekte mesajını veriyor.

Ne kadar yazsam da eksik kalacağını bildiğimden burada bitiriyorum. Böyle bir kitabı okuduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Vaktiniz varken, çok geç kalmadan okumanızı diliyorum.
Yayınevi konusunda da ben İş Bankası Kültür Yayınları 5 ciltlik olanını okudum. Çeviri gayet güzeldi. Toplam 1724 sayfa ancak 5. Cilt şeklinde bölündüğü için taşıma konusunda da rahatlık sağlayacaktır.

Ahmet Güngör 
20 Ara 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 6/10 puan

Jan Valjin'in yörüngesinde yazılmış bir yapıt . Aşk-heyecan-dram ne ararsanız var zaten boşuna dünya klasiği değil ve her dünya klasiği gibi içinde bolca toplumsal mesaj var

Nazlı Demir 
04 Eyl 2015, Kitabı okudu, 10/10 puan

İki kez kitabını okuduğum Viktor Hugo'nun muhteşem eseri.. Beni günlerce ağlatmışlığı vardır.. Klasik Dünya Edebiyatı sevenlerin mutlaka okuması gerekir.

elif.elif.elif 
11 Kas 11:00, Kitabı okumayı düşünüyor, Beğendi, 10/10 puan

Bence hayatimda okudugun en guzel kitaptir. 21yil boyunca bu kitap yazilmistir yetim kalan kizi sahiplenmesi piskopas sayesinde degisum gecirmesi onca zorluklarla bas eden bir adamin hikkayesidir kesinlile mutis bir kitap herkese tavsitye edrim

Merve 
22 Haz 2015, Kitabı okudu, 10/10 puan

Kitap hakkında söylenecek onca söz varken şu satırları yazdığım sırada söyleyecek tek söz bulamıyorum .' Muhteşem' ' Bayıldım' gibi kelimeler bu kitap için yetersiz kalıyor bana göre . Hepimizin -söylememe gerek var mı bilmiyorum ama- mutlaka okuması okutması gereken içinde erdem, ahlak, pişmanlık, geri dönüş ,korku ... ve daha birçok kavramı efsane kahramanımız Jean Valjean üzerinden anlatan ve bu kavramların kafamızdaki kalıplaşmış tanımlarını kıran tek seferde bitmeyen aklımda, kalbimde yer etmiş bir kitap.

HÜLYA BİLGİN 
13 Nis 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Merhamet duygusunun varlığını ilk bu kitabı okurken iliklerime dek hissettim...Herkes okumalı.. Özellikle içinden çıkamadığınız bir sorununuz varken okuyun ki hayatın diğer gerçeklerini görün...Çok iyi gelecek bu noktada...

Ortaokulda ödev nedeniyle okuduğum ama unuttuğum bu kitabı yorumları okuduktan sonra merak edip tekrar okudum. İyi ki okumuşum dediğim bir kitap ve bence herkes okumalı. Kalınlığı belki okumayanların gözünü korkutabilir. Ama Victor Hugo'nun akıcı ve sürükleyici anlatımıyla hangi ara kitabın sonuna geldiğimi anlamadım. Bazı kitapların bitmesine üzülürde hemen bitmesin diye sonunu yavaş yavaş okursun ya hani. İşte bu kitap da benim için öyleydi. Eğer okumadıysanız en kısa zamanda okumalısınız.

Semanur* 
20 Mar 2015, Kitabı okudu, 10/10 puan

Başları biraz sıkıcıydı ama gerçekten çok çok güzel bir kitaptı.Herkese tavsiye ederim.

Kitaptan 414 Alıntı

Ferman Mammadov 
 18 Oca 00:51, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Tanrı, hiç bir çocuğu kötü olsun diye yaratmaz! Onu kötü yapan, kötü eğitimdir!..Kötü anne-baba, kötü çevre, kötü yönetim balçık gibidir, zavallı yavruları da çekip yutar.

Sefiller, Victor HugoSefiller, Victor Hugo

''Kalabalıklar daima tehlikelidir. İçlerinde mutlaka ruhlarını ucuza satan alçaklar bulunur.''

Sefiller, Victor HugoSefiller, Victor Hugo
Ferman Mammadov 
 14 Oca 00:02, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

"Bence, ne yapılsa da iki insanın hakkı ödenmez.Bunlar: öğretmen ve annedir."

Sefiller, Victor HugoSefiller, Victor Hugo

İnsanlar arasındaki hakiki bölünme şudur; aydınlıktakiler ve karanlıktakiler.

Sefiller, Victor Hugo (Sayfa 1287 - İletişim Yayınları)Sefiller, Victor Hugo (Sayfa 1287 - İletişim Yayınları)
42 /

Kitapla ilgili 3 Haber

Sefiller Klasiği Bu Sefer Başarılı Müzikaliyle Karşımızda
Sefiller Klasiği Bu Sefer Başarılı Müzikaliyle Karşımızda Ünlü yazar Victor Hugo'nun aynı isimli ünlü edebiyat klasiğinden uyarlanan Les Miserables (Sefiller), Jean Valjean'ın ölümsüz hikayesini beyazperdeye taşıyor.