Şeyler Altmışlı Yılların Bir Hikayesi

6,7/10  (11 Oy) · 
28 okunma  · 
7 beğeni  · 
1.088 gösterim
60'lı Yılların Bir Hikayesi: Şeylere Dair Bir Hikaye...
Jerome'la Sylvie, özgürlüklerinden hiç ödün vermeden herşeye sahip olmayı düşlerler. Oysa öğrencilikten çıkıp daracık odalardan, "bir pantolon, bir kazak"tan, kötü yemekhane yemeklerinden kurtulmanın ve düşledikleri yaşama ulaşmanın bir bedeli vardır. Nesnelerle örülü yaşam giderek daha da ulaşılmaz bir imgeye dönüşür.
Perec, ikinci basımını yaptığımız Şeyler'de, 60'lı yılların, Jerome'la Sylvie ve arkadaşlarının bu hikayesiyle Fransız toplumunun keskin bir tanımını veriyor. Dahası her şey ne kadar tanıdık...
(Arka Kapak)

Açılış bölümü, s. 9-16

Gözler önce yüksek, dar ve uzun koridordaki halı döşemenin üzerinde kayacaktı. Duvarlar, akağaçtan yapılma gömme dolaplardan oluşacak, dolap kapaklarının üstündeki bakırlar ışıldayacaktı. Birincisi Epsom'da galip gelen Thunderbird'ü, ikincisi Ville-de-Montereau çarklı gemisini, üçüncüsü Stephenson'un bir lokomotifini canlandıran üç gravürü geçtikten sonra, itmek için minicik bir hareketin yeteceği, damarlı karaağaçtan iri halkalarla tutturulmuş deri bir perdeye ulaşılacaktı. O zaman halı döşemenin yerini, soluk renkli üç halının yer yer örttüğü sarımsı parke alacaktı.

Burası, yedi metre uzunluğunda, üç metre genişliğinde bir oturma odası olacaktı. Sol tarafta yüklüğü andıran bir girintide kitapların karmakarışık yığıldığı, parlaklığını yitirmiş kuşkirazı ağacından yapılma iki kitaplık arasında, yıpranmış siyah deriden kocaman bir divan duracaktı. Eski çağlarda hazırlanmış bir harita, divanın üstündeki panoyu boydan boya kaplayacaktı. Sehpanın gerisinde, iri başlı üç bakır çiviyle, deri perdeye simetrik olarak duvara tutturulmuş ipek seccadenin altında açık kahverengi kadife kaplı bir başka divan birinci divana dikey duracaktı. İkinci divanı geçtikten sonra üzerinde bibloların, akiklerin, yumurta şeklinde taşların, enfiye kutularının, şekerliklerin, yeşim küllüklerin, sedef deniz kabuğunun, gümüş bir cep saatinin, bir kesme camın, kristal bir piramidin, oval çerçeve içinde bir minyatürün dizildiği üç raflı, yüksek ayaklı, koyu kırmızı vernikli, ince bir mobilyaya ulaşılacaktı. Daha ötede, kapitone kaplı bir kapıdan sonra, Carrousel Bayramı Büyük Geçit Töreni'ni canlandıran gravürün altında, menevişli dört çelik düğmesinden başka yeri fark edilmeyen, kapalı bir pikapla, plakların ve küçük kutuların bulunduğu üst üste konmuş raflar bir köşe oluşturacaktı. Jouy tülü taklidi, kahverengili beyazlı perdeleri olan pencereden birkaç ağaç, küçücük bir park, bir yol ağzı görülecekti. Kâğıt kalem dolu kapaklı çalışma masasının yanı sıra küçük, bambu bir koltuk da bulunacaktı. Atina tipi bir sehpanın üstünde telefon, deri kaplı ajanda, not defteri duracaktı. Başka bir kapının ötesinde de, maun çerçeveli boy aynasının altında yer alan ve üzerinde sarı güllerle dolu, mavi bezemeli silindir bir vazo bulunan, kendi çevresinde döner alçak, kare kitaplıktan sonra ekose kumaş kaplı iki bankın arasındaki dar bir masanın yanından deri perdeye ulaşılacaktı.

Her yan kahverengi, toprak rengi, pas rengi, sarı olacaktı; renkleri biraz atmış, tonlarının dozu özenle, neredeyse tartılarak ayarlanmış, ortada daha açık renkli birkaç lekenin, bir yastığın adeta cırlak kavuniçisinin, ciltlerin arasında yitip gitmiş alacalı birkaç kitabın dikkati çekeceği bir dünya olacaktı burası. Gündüz dalga dalga giren ışık, güllere karşın yine de biraz hüzünlü kılacaktı bu odayı. Akşam odası olacaktı burası. Kışın, perdeler örtüldüğü zaman, birkaç ışık noktasıyla "kitaplıkların durduğu köşe, müzik dolabı, yazı masası, iki kanepe arasındaki sehpa, aynadaki belli belirsiz yansımalar" tüm nesnelerin, cilalı tahtanın, zengin ve ağır ipeğin, kesme kristalin, yumuşacık derinin parlayacağı gölgeli büyük mekânlarla huzur dolu bir liman, bir mutluluk ülkesi olacaktı.

Birinci kapı açık renk halı döşeli bir odaya açılacaktı. Tüm zemini kocaman bir İngiliz yatağı kaplayacaktı. Sağda, pencerenin iki yanında dar ve uzun iki etajerin üstünde bıkmadan usanmadan kezlerce ele alınmış birkaç kitap, albümler, oyun kartları, çömlekler, kolyeler, ıvır zıvır bulunacaktı. Sol tarafta, meşe ağacından yapılma eski dolapla tahta, bakır karışımı ayaklı iki giysi askısı, ince çizgili gri ipek döşemeli alçak ve yayvan bir koltukla tuvalet masasının karşısında duracaktı. Banyoya açılan yarı aralık kapıdan kalın bornozlar, kuğu boyunlu bakır musluklar, istenilen yöne çevrilebilir büyük bir ayna, bir çift İngiliz tıraş bıçağıyla yeşil deriden kılıfları, şişeler, kemik saplı fırçalar, süngerler göze çarpacaktı. Odanın duvarları alaca renkli dokuma kaplı olacaktı; yatak İskoç battaniyesiyle örtülü olacaktı. Üç yüzeyi çepeçevre bakır işlemeli bir komodinin üzerinde çok uçuk gri renkte ipek abajurlu gümüş bir şamdan, sarkaçlı, küçük, dikdörtgen bir saat, ayaklı kadeh içinde bir gül ve komodinin alt katında katlanmış gazetelerle birkaç dergi bulunacaktı. Daha ilerde, yatağın ayakucunda, gerçek deriden yapılma iri bir puf duracaktı. Pencerelerdeki tül perdeler bakır raylar üzerinde kayacaktı; kalın yünlü gri güneşlikler yarı yarıya örtülü duracaktı. Oda alacakaranlıkta da aydınlık görünecekti. Gece için hazırlanmış yatağın üzerindeki duvarda, Alsace tipi iki küçük apliğin ortasında asılı duran ve uçan bir kuşu gösteren dar, uzun, olağanüstü siyah beyaz fotoğraf, biraz yapmacıklı yetkinliğiyle göze çarpacaktı.

İkinci kapıdan çalışma odası görünecekti. Duvarlar baştan aşağı kitaplarla, dergilerle kaplı olacak, ciltlerin, dergilerin sıra sıra görüntüsünü bölmek için sağda solda, gravürler, desenler, fotoğraflar "Antonello de Messine'den Saint Jérôme, Saint Georges'un Zaferi'nden bir detay, Piranese'de bir zindan, Ingres'in bir portresi, Klee'nin fırçasından küçük bir manzara resmi, Renan'ı Collège de France'daki çalışma odasında gösteren sararmış bir fotoğraf, Steinberg'de büyük bir mağaza, Cranach'ın Melanchthon'u*" raflara gömülmüş tahta panolara tutturulmuş olacaktı. Pencerenin biraz solunda, azıcık yanda, Lorraine stili uzun bir masa, büyük kırmızı kurutma kâğıdıyla kaplı olacaktı. Tahta çanakların, uzun kalemliklerin, her türden çömleğin içinde kalemler, ataçlar, büyük boy kâğıtlar, kâğıt maşaları bulunacaktı. Bir cam kalıbı küllük görevini görecekti. Saf altın Arabesk bezemeli siyah deriden yuvarlak bir kutu, sigara dolu olacaktı. Siperlik biçiminde yeşil opalin abajurlu, sağa sola zorlukla döndürülen eski bir masa lambasından ışık gelecekti. Masanın her iki yanında, hemen hemen karşılıklı duran, uzun arkalıklı, deri ve tahta karışımı iki koltuk bulunacaktı. Daha soldaysa, duvar boyunca, dar bir masanın üstü kitapla dolup taşacaktı. Cam yeşili deri kaplı geniş ve derin bir koltuktan sonra, madeni gri klasörlere, akağaçtan fiş kutularına ulaşılacaktı. Daha küçük boyutlu üçüncü bir masanın üstünde bir İsveç lambası ve muşamba kılıflı bir yazı makinesi duracaktı. En dipte lacivert kadife örtülü daracık bir yatak, üstünde de rengârenk yastıklar olacaktı. Odanın hemen hemen ortasında duran, boyalı tahtadan üç ayaklı sehpanın üzerinde eski taklidi, naif tarzda boyanmış karton ve Alman gümüşünden yapılma bir dünya haritası duracaktı. Pencerenin kırmızı perdesiyle yarı yarıya gizlenmiş çalışma masasının ardında, cilalı tahtadan yapılma bir kütüphane merdiveni, odayı çepeçevre dolaşan bakır ray boyunca kayabilecekti.

Yaşam kolay, yalın olacaktı burada. Maddi yaşamın tüm sorunlarına, tüm yükümlülüklerine doğal bir çözüm bulunacaktı. Temizlikçi kadın her sabah gelecekti. Şeker, yağ, şarap on beş günde bir eve getirilecekti. Geniş, aydınlık, karoları mavi armalı bir mutfak olacaktı, mutfakta sarı renkli Arabesk bezemeli, madeni ışıltılar saçan üç seramik tabak bulunacaktı; her yanda gömme dolaplar, ortada beyaz ahşap bir masa, tabureler, banklar bulunacaktı. Her sabah duştan sonra yarı giyinik olarak buraya gelip oturmak hoş olacaktı. Masanın üstünde greli seramikten kocaman bir yağ kabı, marmelat, bal kavanozları, tostlar, ortadan ikiye bölünmüş greyfurtlar duracaktı. Günün erken bir saati olacaktı. Uzun bir mayıs gününün baş
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2012
  • Sayfa Sayısı:
    112
  • ISBN:
    9789753421973
  • Orijinal Adı:
    Les Choses
  • Çeviri:
    Sevgi Tamgüç
  • Yayınevi:
    Metis Yayınları
  • Kitabın Türü:
Kağan K. 
 28 Tem 00:17, Kitabı okudu, 2 günde, Beğendi, 9/10 puan

Kitap hakkında inceleme yapmadan önce sizinle kitapla alakalı olacağını düşündüğüm bir anımı paylaşacağım:


Lise yıllarımda Felsefe Hocamla aramızda kısa bir konuşma geçti,o yıllarda tek derdimiz üniversite sınavı idi,sanki sınavı kazanırsak tüm dertlerimiz tümüyle bitecek diye düşünecek kadar hayalperesttik.çocuktuk...İşte bende yüz yüze ve sadece ikimizin olduğu bir ortamda felsefe hocama bunu dile getirdim çocuk saflığı ile üniversite sınavını kazansam da...diye başlayan bir sürü hayal ile devam eden cümleler...Hocam ise hafızamdan hiç silinmeyen bir cevap verdi bana: ''Üniversite sınavını bitirdikten sonra da dert bitmez,mezun olma telaşı,mezun olduktan sonra iyi bir işe girme endişesi,işe sahip olduktan sonra,toplum tarafından yapılan evlenme baskısı,evlilik içinde iken büyüklerden gelen çocuk yap baskısı,çocuk olduktan sonra onu büyütme-okutma-evlendirme...kısaca ölene kadar bir yığın dert,üzüntü,telaş peki kişisel özgürlüğe,kişisel heveslere ne olacak ? '' demişti.


Yine kitap ile alakalı internet sitelerinde okuduğum bir yorumu sizinle paylaşayım:

GENÇ iken(Üniversite yılları) (Güç var,zaman var,ama para yok)
ORTA YAŞLARDA(Çalışma Çağında ) (Para var,güç var ama zaman yok)
YAŞLI iken(Emeklilik yılları) (Para var,zaman var,ama güç yok)

(zaman sözcüğü burda boş vakit anlamında kullanılmışken güç sözcüğü ise sağlık-kuvvet anlamında kullanılmıştır,paradan söz etmeye gerek yok maalesef hepimiz onun ne olduğunu biliyoruz )



Bu kısımdan sonra SPOİLER içerir !


ŞEYLER kitabında genç evli çiftimiz,zenginlik hülyaları kurmaktadır herkes gibi.İleri de şunlarım şunlarım olsun diye tatlı hayallere dalarlar.Bu amaçlarını gerçekleştirmek için karşılarında iki yollları vardır ya herşeyden feragat(mümkün olduğunca para harcamaksızın) edip hiç dinlenmeksizin çalışmak(boş vakitten feragat edip) ya da arasıra kaçamaklar yapıp,günü yaşayarak ara sıra parada savurganlık yapmak ama tatlı düşleri her daim diri tutmak.Çiftimiz GÜNÜ(ANI) yaşayarak ikinci yolu seçiyorlar(CARPE DİEM-ANI YAŞA)


İlk yolu seçenler zamanla yaşlanırlar ve istediklerine ulaşsalar bile hayallerine ulaştıkları anda yaşlı olacakları için ulaştıklarının keyfini süremezler.


Genç çiftimiz gibi İkinci yolu seçenler ise hiçbir zaman isteklerine ulaşamazlar,anın getirdiği zevklerle avunurlar.Aynı zamanda çiftimiz genç iken bazı siyasal olaylara karışırlar az da olsa sisteme karşı bir mücadelenin yapıldığı eylemlerde bulurlar kendilerini.Ama bu hırs-mücadele azimleri de kısa zamanda söner.


Aslında bu noktada yazar hem burjuva özentimizi eleştirerek dile getirirken hem de her iki yolunda hatalı olduğunu belirtiyor.Reklamlar bizi hiçbir zaman sahip olamayacağımız(yatlar-katlar...) şeyleri özendirir.Oysa basit İktisat deyimiyle dünyadaki şeyler(para-maddiyat) sınırılıdr,ancak sınırlı sayıda zengin vardır,günümüzdeki gibi kapitalist bir sistemde herkesin zengin olması asla mümkün değildir ki ! İşte sistemi yönetenler bunu biz fakirlerden çok daha iyi bildikleri için bizi reklamlarla kandırarak bizim zenginlik hayallerimizi gündemde tutarak bizi sisteme adapte olmaya davet ederler.Yazar bu eleştirilerini de satır aralarına gizlemiş.


Modernizm ve konforizm eleşitrisi yapan yazar aynı zamanda bizim asla gerçekleşmeyecek burjuva özentimize,tüketim köleliğimize de atıfta bulunur.Bu eleştiriyi yaparken ise ŞEYLER yani yaşamımıza yön veren NESNELER ve onların bize etkisini vurgulayarak anlatır.


Evli çiftimiz yaşamlarında değişiklik yapmak için TUNUS'TAKİ bir iş teklifine evet derler ve yaşamlarını bir süre orada devam ettiriler(MONTAİGNE kendinden kaçamazsın çünkü her gittiğin yere kendini de götürürsün der yazdığı denemelerde).Bu kısımları da çok beğendim,NOSTALJİ özlemi,yabancı bir ülkedeki UYUM SORUNUNU çok iyi anlatmış yazar.Çiftimiz yine umduğunu bulamaz,yine hayeller,hiç bitmeyen umutlar...



Tatar Çölü kitabını bu kitaba çok benzettim şu açıdan,her iki kitapta da ilk gençliğimizde ilk yaşama mücadelesine adım attığımızda hiç gerçekleşmeyecek çocukluk hayallerimiz,sonra ise yetişkinlik istekleri...sonunda ise ölüm.Ama ŞEYLER kitabı bana daha derin bir kitap izlenimi bıraktı,NESNELER ve onların yaşamımıza etkisini güçlü bir şekilde esere yedirdiği için ŞEYLER kitabını daha çok sevdim.


ŞEYLER kısaca hepimizi anlatır,dünyayı anlatır,yaşam mücadelesini anlatır.Hayallerimiz ,arzularımız ve bunların ne kadarına sahip olabileceğimizi sorgular.

Onur Erol 
21 Kas 14:16, Kitabı okudu, 3 günde, 7/10 puan

George Perec'i ilk defa okudum. Girişte yaklaşık 20 sayfa kadar evdeki eşyaların betimlemeleriyle geçiyor. O kısımları okurken biraz dikkatim dağıldı ve kitaba başlarda pek giremedim. Ama sonradan karakterler ortaya çıkınca konu ve kurgu yavaş yavaş belli olmaya başlayınca kitaba küçük bir kıvılcım çakmış oldu.

Konu Jerome ve Slyvia etrafında dönüyor. Bu iki karakterin daha önce yaşadıkları da anlatıldığı için karakterler hakkında oldukça doyurucu bilgiye sahip oluyorsunuz. Geçmişe Flash Backler yapılarak sürdürülen roman hayatın zorlukları ve bu iki karakterlerin bu durum karşısında bitmez tükenmez bir direniş göstermeleri sonucunda yaşadıkları çeşitli olayları konu alıyor. Perec'in diğer romanlarını da okumayı istiyorum. Olmazsa olmaz bir roman değildi ancak hanenize güzel bir artı yazar.

Aybeniz Hasanova 
09 Eki 2015, Kitabı okudu, 4 günde, Beğendi, 8/10 puan

"Şeyler" yazarın ilk kitabı, 1965 yılında kaleme alınmış kısacık bir roman. Roman kahramanları Jérôme ve Sylvie öğrenimlerini yarım bırakmış, anketör olarak çalışıyorlar. Düzenli bir işleri yok. Ama gördükleri her eşyaya sahip olmak, güzel giyinmek, pahalı restoranlara gitmek, komforlu evlerde yaşamak istiyorlar. Tüm bunlara sahip olmak isterken özgürlüklerinden de hiç bir ödün vermek istemiyorlar. Düşleri ile imkanları arasında büyük bir uçurum var. Sahip olmak istedikleri şeyleri elde etmek için düzenli, iyi bir işlerinin olması gerekiyor. Ama onlar inatla bundan kaçarak, sisteme boyun eğmemekte ısrar ediyorlar. Yazar Jérôme ve Sylvie'nin yaşamı üzerinden insanların çılgınca gördükleri her eşyayı sahiplenme ihtirasını ele alarak, İnsan neden hep daha fazla eşyaya sahip olmak ister, Sahip olmak istediğimiz tüm nesneler yaşamımızı sürdürmek için gerekli olduğundan mı onlara sahip olmak isteriz yoksa onlara sahip olmak için mi yaşıyoruz? sorularını yanıtlamaya çalışmış. Çok beğenerek okudum kitabı, Georges Perec ile tanışmadıysanız bu kitabından başlayabilirsiniz

Dila. 
11 May 11:17, Kitabı yarım bıraktı, Puan vermedi

Tamam çok okumadım 20-25 sayfa... ama yine de bir izlenimim var; hikayenin içine bir türlü giremedim, hep kenarında kaldım. Biraz kapalı bir roman açıkçası; çok içine çekemiyor. 20-25 sayfa dayanabildim. Bu kadarcıkta bile betimlemeden yıldım. Tavsiye edemeyeceğim.

Kitaptan 18 Alıntı

“Ne sevinç, ne üzüntü hatta ne de sıkıntı duyuyorlardı, ama hala varolup olmadıklarını, gerçekten varolup olmadıklarını kendilerine sordukları oluyordu; düş kırıklığına uğratıcı bu sorudan, hiçbir özel hoşnutluk çıkaramıyorlardı, şu ayrıntı dışında: zaman zaman, belli belirsiz, bu yaşam uygun, yerinde, tuhaf ama, gerekliymiş gibi geliyordu: boşluğun ortasındaydılar.”

Şeyler, Georges PerecŞeyler, Georges Perec

“Anlaşmazlıklar çıkıyor, kopmalar oluyordu. Zaman zaman da birbirlerini kışkırtmaktan şeytanca bir zevk alıyorlardı. Ya da çok uzun süren somurtkanlık, soğukluk, araya mesafe koyma dönemleri oluyordu. Birbirlerinden kaçıyorlar ve karşılaşmamaya çalışmakta kendilerini haklı görüyorlardı, ta ki bağışlama, unutma, sıcak barışma anları gelip çatıncaya dek…Çünkü ne de olsa birbirlerinden vazgeçemiyorlardı.”

Şeyler, Georges PerecŞeyler, Georges Perec
Onur Erol 
02 Kas 11:16, Kitabı okudu, İnceledi, 7/10 puan

çünkü mutlu olmayı hak ediyorlardı, çünkü mutluluğa hazır olmayı biliyorlardı, çünkü mutluluk içlerindeydi.

Şeyler, Georges PerecŞeyler, Georges Perec
Onur Erol 
02 Kas 09:03, Kitabı okudu, İnceledi, 7/10 puan

Zenginliklerini unutacaklardı, bileceklerdi zenginlikleriyle gösteriş yapmamayı. Övünmeyeceklerdi bununla. Soluyacaklardı zenginliği. Zevkleri yoğun olacaktı. Zevk alacaklardı yürümekten, gezmekten, seçmekten, değerlendirmekten. Yaşamaktan zevk alacaklardı. Bir yaşama sanatı olacaktı yaşamları.

Şeyler, Georges PerecŞeyler, Georges Perec
Onur Erol 
02 Kas 11:13, Kitabı okudu, İnceledi, 7/10 puan

Bazı geceler gözlerine uyku girmiyordu; yan oturur halde, yastıklara dayanarak, aralarında bir küllük sabaha dek konuşuyorlardı.

Şeyler, Georges PerecŞeyler, Georges Perec
Onur Erol 
02 Kas 10:38, Kitabı okudu, İnceledi, 7/10 puan

Odalarının boyutlarını büyütmek, duvarları yıkmak, sofalar, gömme dolaplar, boş alanlar yaratmak, giysi dolabı modelleri düşlemek, yandaki daireleri düşlerde kendi evlerine katmak boşunaydı; sonunda kendilerini şanslarına çıkan tek piyangoyla, hep aynı yazgıyla baş başa buluyorlardı: Otuz beş metrekare.

Şeyler, Georges PerecŞeyler, Georges Perec
Onur Erol 
02 Kas 10:40, Kitabı okudu, İnceledi, 7/10 puan

Tam bir çete, iyi bir ekiptiler. Birbirlerini iyi tanırlardı; birbirlerini etkiledikleri için zevkleri, alışkanlıkları, anıları ortaktı. Kendi sözcükleri, işaretleri, ağızlarından düşürmedikleri deyimleri vardı.

Şeyler, Georges PerecŞeyler, Georges Perec

Dostluk ancak dirsek teması olduğu zaman, yalnızca aynı yaşam sürdürüldüğü zaman olasıymış gibi geliyordu onlara.

Şeyler, Georges Perec (Sayfa 63 - Metis Yayınları)Şeyler, Georges Perec (Sayfa 63 - Metis Yayınları)
2 /