Şeytan Ayrıntıda Gizlidir

7,3/10  (97 Oy) · 
626 okunma  · 
78 beğeni  · 
2.224 gösterim
İstanbul'dan suç manzaraları... Suçun perdelediği yaşamlar... Katillerin ardındaki insanlar. Sıradan olanın gerisindeki gizem. Ülkenin gerçek bir panaroması. Karakterler labirenti... Başkomser Nevzat'la, varoşlardan villalara, batakhanelerden sanat çevrelerine yaptığımız heyecan yüklü bir yolculuk. Trajik olduğu kadar komik, komik olduğu kadar kederli vakalar. Bize, bizi anlatan ironik öyküler.

"Cinayetin işlendiği resim atölyesi bir korku filmi setini andırıyordu. Yüksek bir tavan, ölü yüzü gibi bembeyaz duvarlar, bordo renkli kadife perdelerle kaplanmış üç dar pencere. Pencerelerin hemen önünde duran cevizden yapılma tabutun içinde, uzun saçlı, ilk bakışta kız mı erkek mi olduğu anlaşılmayan bir ceset yatıyordu. Bütün bedenini kaplayan siyah pelerinin kalp hizasında kol saatinin kadranı büyüklüğünde bir delik vardı. Tuhaftır, deliğin etrafında fazla kan lekesi yoktu. Cesedin kalbinden çıkartıldığını sandığımız, heykeltıraşların kullandığı türden, ucu kanlı, yirmi santim uzunluğundaki bir keski, tabut ile üzerinde tamamlanmamış bir resmin bulunduğu şövalenin arasında, yerde duruyordu. Tabutun başında saçı sakalı birbirine karışmış bir adam, ağzını her açtığında alkol kokuları yayarak, 'Karanlıklar Prensi öldü... Karanlıklar Prensi öldü,' diye dövünüp duruyordu."

(Tanıtım Bülteninden)
Aysel 
10 Haz 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Kitap polisiye-cinayet türünde yazılmış 18 hikayeden ibaret. Başkomser Nevzat ve yardımcısı Ali bu 18 cinayeti ( esrarı ) çözmeğe çalışıyorlar. Hikayeler başkomser Nevzat`ın dilinden aktarılıyor.

Hikayeler ne kadar esrarlıymış gibi gözükse de aslında her dikkatli okurun kolayca çözebileceği türden. Yazar 18 hikayeyi 200 sayfaya sığdırmak için işi fazla karıştırmıyor. Örneğin olay oluyor, tanıklar dinleniyor ve katil şıp diye bulunuyor. 6-7 hikayede bilmiyorum yazar şaşırmataca mı yapmak istemiş yoksa fazla dikkat etmemiş mi olaylar çok basit kalmış. Katil genelde cinayeti ihbar edenlerin kendileri.

Bunun yanısıra kitap çabuk okunuyor. Nacizhane tavsiyem hikayeleri ardarda değil de belli bir aralıklarla okumanız.

Keyifli okumalar *_*

Kuzey GENÇ 
07 Eki 2015, Kitabı okudu, 6 günde, Beğendi, 6/10 puan

Ben polisiye olayları öykü halinde olanı değil de roman tarzında olanları daha çok sevdiğimi farkettim bu kitap sayesinde. Bu kitaptaki bütün öyküler bambaşka bir güzellikte. Hatta, "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir" adlı öykü bile bir başka güzellikteydi. Her ne kadar o öykünün ismi kitaba başlık olmaya layık görülmüş olsa bile benim hoşuma o kadar gitmedi. Ama bu öznel bir yargı!... En çok beğendiğim ise "Çin İşkencesi" adlı muazzam öykü idi.Bu öyle bildiğiniz ve aklınıza direkt kesici ve ağır aletlerle benzetilen bir işkence tarzı değil.Tam aksine ruhun akışını değiştiren kitaplar-filmler-müzikler'den oluşan bir işkence tarzıydı.

#Gene, Başkomiser Nevzat Bey ile yardımcısı Ali Komiser görev başındaydı.

#Farklı farklı kısa öyküler ve değişik cinayetler, zevksel bir haz ile karşınızda...

Okuduğum en iyi polisiyelerden biriydi. Çünkü mantıksal bir hata yoktu. Kurgu olduğunu çok hissettirmiyordu. Çünkü gerçekte de olabilecek şeylerdi.
Ahmet Ümit yine kendini göstermişti. Ağız tadıyla okuyabileceğiniz bir Ahmet Ümit klasiği...

Murat BÖLÜKBAŞI 
 02 Ara 10:06, Kitabı okudu, 7 günde, Beğendi, 9/10 puan

Çok Bilen Az Yaşar adlı öyküden; “ Haklıydı ama kasada bulacağımız bilgilerin işimizi kolaylaştıracağından da pek emin değildim. Siyasilerin bulaştığı yolsuzlukların üzerine gitmek hiç de kolay bir iş değildi. Hele iş cinayete kadar uzanıyorsa, her adımda önümüzün kesilmesi adeta kaçınılmaz bir şeydi.”



Ahmet ÜMİT’in “Şeytan Ayrıntıda Gizlidir” adlı kitabı 2002 tarihinde kaleme aldığı görülmektedir. Kitabın 1-18.basımı da 2002 ve 2010 tarihleri arasında yapıldığı anlaşılmakla elimizdeki son basım olan 32.basımın da 2015 tarihinde yayınlandığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere yazarımızın tüm kitapları Everest Yayıncılık tarafından yayınlanmakta olup; eserimizde 18 adet hikaye bulunmaktadır. “Genelev Çiçekçisi, Kardeşim Ölüm, Çin İşkencesi, Jinekoloğun Ölümü, Onur Eczanesi, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Eski Dostlar, Arkadaşımın Aşkı, Taksici Cinayetleri, Kirli Para, Dilin Kemiği, Ölüm, Aşkı Kutsamaz, Orman Katilleri, Çok Bilen Az Yaşar, Vampirler, Ölüler Yalan Söylemez, Faylar Kırılmadan ve Aşk Ölüme Benzer” adlı hikayeleri barındıran kitabımızda İstanbul’dan suç manzaralarını görmekteyiz. Esasen yazarın diğer eserlerinde de olduğu gibi yine burada karşımıza cinayetler çıkmaktadır. Yazar; okuyucuya, sadece klişeleşmiş olan cinayetleri ve bu cinayetler neticesinde katile ulaşılmasını sunmamakta bununla beraber karakterlerin psikolojik yönlerini de bizlere anlatmaktadır.
Yazar, gerçekten de sadece cinayet romanı veya öyküleri yazmakla kalmamakta toplumumuzun bazen köhne yapılarını, bazen iyi yanlarını göstermekte, kişilerin yukarıda da belirttiğimiz üzere psikolojik yanlarını ortaya koymaktadır. Kendisinin de birçok söyleşisinde ifade ettiği üzere; eserlerinde aslında ön plana atmak istediği insanın gerilim anlarında neler yapabileceğidir. Yani bir insanı katil olmaya iten o “gerilim anları” belki de bir anlık sinirin dışavurumundan sonra neler yapabileceğidir. Şeytan Ayrıntıda Gizlidir adlı eserimizde (içerisinde aynı adlı bir öyküde barındırmaktadır) bu gerilim anlarına şahit olmaktayız. Öykülerin büyük çoğunluğunda katili tahmin etmeniz gerçekten zor. Her öykünün 6-7 sayfayı geçmediğini göz önüne alırsak ilk 2-3 sayfadan sonra katilin tahmin edilememesi gerçekten de yazarın ustalığını gözler önüne sermektedir. Öte yandan; yazar bizleri aldatmıyor da. Yani son sayfasında başka bir karakter çıkarıp “katil budur” da dememektedir. Zaten böyle yapsa idi herhalde Ahmet ÜMİT olmaz idi.

Ahmet ÜMİT her eserinde olduğu gibi bu eserinde de; sanki eskiden cinayet masasında çalışan bir başkomisermiş edasında. Bunu olumsuz eleştiri olarak söylemiyorum. Gerçekten de sizi alıp cinayet mahalline götürüyor, usta bir polis gibi olayları yorumlamaya çalışıyor, güzel analizler yapıyor, adli tıptaki otopsiler ve incelemeleri yine ustalıkla bizlerin önüne getiriyor, akıl ve mantık dışına çıkmayarak teknik noktada okuyucuyu inandırdığını görmekteyiz. İşin teknik kısmından hikaye kısmına geçer isek, sizleri temin ederim ki 18 öyküde yaşanmış veya yaşanması muhtemel olaylardır. Yaşanmışlık kısmını bilmiyoruz ama yaşanması muhtemel konulardır. Zira yukarıda da ifade ettiğimiz üzere; insanlar arası ilişkiler, kıskançlıklar, haksızlığa gelemeyip cinayet işlemeler veya ünlü birinin mesleğiyle ilgili duyduğu kaygılar neticesinde ve psikolojik buhranla cinayete doğru yol alması, yolsuzlukların araştırılması üzerine yaşanılan ölümler gibi konular günlük hayatta içinde olan veya olabilecek konuların hikaye içinde verilmesi bizleri “bu gerçek olamaz” demekten uzak tutuyor. Yazar; ayrıca eser içindeki birkaç öyküde de siyasi mekanizmaları ve devletin yavaş işleyişini eleştirmiş, yine birkaç öyküde de polis teşkilatı içerisinde suça bulaşmış olanları açığa çıkarmıştır. Bu da aslında toplumumuzun bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.Yazarın eserinde yer verdiği bu hususlar aslında bir ayna niteliği taşımaktadır. Baş komiser Nevzat ne kadar iyi ise aynı teşkilat içerisinde yer alan aynı oranda iyi olmayan karakterleri de bizlere gösterilmektedir. Gerçekte de böyle değil midir? Güncel olduğu için yazıyorum, 15 Temmuz olaylarından sonra polis teşkilatında nasıl ki dürüst olarak çalışanları gösterdi ise bir o kadar da namussuz olduğunu bizlere gösterdi. Sözün özü şu ki; devlet ve toplum olarak zaaflarımızdan kaçmamalı üstüne gitmeliyiz. Yazarımız da bunları eserinde bizlere vermekte ve aynı zamanda mesaj iletmektedir. Haddimiz olmayarak da bir de olumsuz eleştiri bırakmak istiyoruz. Yer alan 18 öyküde de Başkomiser Nevzat’ın yardımcısı olan Ali, yaşanılan cinayetlerden sonra ortaya attığı teorilerde hiç mi hiç haklı çıkmamaktadır. Bu yardımcısı olduğu için Başkomiseri’nden daha fazla bilmeyeceği anlamına gelmemekle birlikte bazı hususlarda sanrılarının ve teorilerinin doğru çıksaydı herhalde bizlere okurken biraz daha keyif verirdi.
Özetle, toplumumuza ayna tutan, karakter analizlerinin ve cinayet işlenişlerinin muazzam olduğu, karakterlerin psikolojik yanlarının ortaya güzel bir şekilde konulduğu, teknik ve hukuki olarak inandırıcılıktan uzak olmayan( Bkz. Kiralık kasanın açılması için savcılık izninin alınması) olay örgüsü ile “Şeytan Ayrıntıda Gizlidir” adlı hikaye kitabı okunmaya değer ve elinizden bir an olsun bırakamayacağınız bir solukta okuyacağınız bir kitap.

Kitaptan beğendiğimiz güzel bir kesit;

Çok Bilen Az Yaşar adlı öyküden; “ Haklıydı ama kasada bulacağımız bilgilerin işimizi kolaylaştıracağından da pek emin değildim. Siyasilerin bulaştığı yolsuzlukların üzerine gitmek hiç de kolay bir iş değildi. Hele iş cinayete kadar uzanıyorsa, her adımda önümüzün kesilmesi adeta kaçınılmaz bir şeydi.”


Murat BÖLÜKBAŞI

niluferinkitapligi 
29 Kas 14:14, Kitabı okudu, 7/10 puan

Polisiye türünde oluşturulmuş 18 hikayeden oluşan bir Ahmet ÜMİT kitabı.Suçun,suçlunun ve suçluluğun temelinde yatan çeşitliliğe dikkat çekmiş yazarımız.Birçoğumuz suçun alt yapısında büyük nedenler,suçlunun bilinçaltında büyük çarpıklıklar ararız ya;hayır diyor Ahmet ÜMİT.Yaşlılığı ile vurulmuş bir kadın,mesleki onuruna günümüz emsallerini hakaret sayan bir radyo sunucusu,bir bayanın ilgisi üzerinden iddiaya girmiş iki gencin yenileni bile katil olabilir diyor.Bana göre suçun temelini;anlık,planlanmamış ama kontrol edilemez duygu sıçraması olarak çiziyor.
"Aşk,köpekliktir"kitabında olduğu gibi,öykülerden oluşan bu kitabında da romancılığındaki tadı bulmak keyifli.Çok sevdiğim bir yazar.

Cihan Cihangir 
08 May 13:16, Kitabı okudu, 11 günde, Beğendi, 6/10 puan

Proje ödevimin konusu olan bu kitabı okurken zevk alarak okumuş olduğumu ve sonra ödeve başladıktan sonra ödev sayesinde kitaptan soğuduğumu yani ödevimin beni bu cânım kitaptan soğuttuğunu ifade etmek isterim.

Süeda Horzum 
11 Eyl 2015, Kitabı okudu, 1 günde, Puan vermedi

Polisiye roman okumayı severim.Ve bu gerçekten güzel bir romandı.Kimi zaman şaşırıyorsun,kimi zaman tahminlerin doğru çıkıyor..Okumanızı tavsiye ederim :)

Onur Özkan 
12 Nis 12:01, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Başkomser Nevzat ve yardımcısı Ali'nin çözmeye çalıştığı kısa cinayet olaylarından oluşan 18 öykülük bir "Ahmet Ümit Polisiyesi".

İçindekiler:

Genelev Çiçekçisi
Kardeşim Ölüm
Çin İşkencesi
Jinekoloğun Ölümü
Onur Eczanesi
Şeytan Ayrıntıda Gizlidir
Eski Dostlar
Arkadaşımın Aşkı
Taksici Cinayetleri
Kirli Para
Dilin Kemiği
Ölüm, Aşkı Kutsamaz!
Orman Katilleri
Çok Bilen Az Yaşar
Vampirler
Ölüler Yalan Söylemez
Faylar Kırılmadan
Aşk Ölüme Benzer

Yusuf Kaplan 
25 Nis 2015, Kitabı yarım bıraktı, Puan vermedi

sıradan bir kitap. edebi bir anlatım yok . tek düze gelişmiş bir roman. ilk 10 sayfasından sonra sıkıyor. güzel bir eser diye okumaya başladım ama malesef yarım bıraktım. ayrıca yazar kendi görüşünü övüp karşıt görüşü yerdiği için de bana etik gelmedi.

Serdar Poirot 
24 Tem 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

Usta yazardan son derece güzel bir polisiye roman. Başkomiser Nevzat be Komiser Ali'nin çeşitli suçları çözdüğü ufak hikayelerden oluşuyor. Çoğu hikayede katil önceden bulunuyor olsa da bir kaç hikayede iyi bir şekilde ters köşe yapıyor. Ve anlatım dili, en güzel yerli polisiyelerimizden biri yapıyor bu kitabı. Kardeşim Ölüm, Vampirler, Faylar Kırılmadan, Arkadaşımın Aşkı ve Çok Bilen Az Yaşar oldukça güzel hikayeler. Diğerleri de hiç fena değil. Keyifle okunan bir roman.

2 /

Kitaptan 8 Alıntı

Aysel 
10 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

"Sen hiç âşık oldun mu Ali ?"
"Tabiî Amirim, şimdi bile kız arkadaşım var" diye yanıtladı beni.
"Kız arkadaşından söz etmiyorum Ali, aşktan söz ediyorum. Gerçek aşktan, insanı katil eden, rezil eden, insanlıktan çıkaran aşktan söz ediyorum."

Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Ahmet ÜmitŞeytan Ayrıntıda Gizlidir, Ahmet Ümit
Aysel 
10 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

" Çok kara para her zaman çok bela demektir. Ve her zaman bir açgözlü çıkardı. "

Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Ahmet ÜmitŞeytan Ayrıntıda Gizlidir, Ahmet Ümit
Aysel 
09 Haz 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Puan vermedi

" İçimden gelen sese inanırım, ama her seferinde de aynı aptallığı yapıp, onu dinlemem. "

Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Ahmet ÜmitŞeytan Ayrıntıda Gizlidir, Ahmet Ümit
Onur Özkan 
 12 Nis 12:47, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, Puan vermedi

Cinayet
Genelev Çiçekçisi


Selim'in cesedi iki gecedir çiçeklerin arasında yatıyordu.
Sırtüstü düşmüştü, çiçeklerin saplarını kesmek için kullandığı bıçak,
kalbine saplanmıştı. Cumartesi gecesi öldürüldüğünü düşünüyorduk.
Katil onu öldürdükten sonra kapıyı çekip çıkmış olmalıydı.
Araya tatil girince çiçekçi bir gün kapalı kalmış, cesedi bu sabah dükkânı
açmaya gelen çırak bulmuştu.

Olay mahallini incelerken, arkada bir patırtı koptu. Orta yaşlı bir adam:
"Sonunda kıydılar oğluma" diye bağırarak içeri girmeye çalışıyordu.
Selim'in babası olmalıydı. Adamı içeri sokmamaya çalışan memurlara onu
rahat bırakmalarını söyledim.
Adamcağız içeri girer girmez oğlunun ölüsüne kapanarak ağlamaya başladı. Sakinleşince bir sigara yakıp verdim. Birkaç soluk çektikten sonra:

"'Oğluma kıydılar' diye bağırıyordun. Kimmiş oğluna kıyanlar?" diye sordum.
Yaşlı gözleri öfkeyle parıldadı.
"Kim olacak" dedi.
"Şu aşağıdaki Tatlıcı Remzi denen puşt ile Kulüpçü Arif pezevengi."
"Neden öldürsünler ki oğlunu?"
"Bu dükkân belediyenin, Tatlıcı Remzi'nin de burada gözü var.
Kiracı olarak girecek, ölene kadar burada kalacak.
Ama önce bizi çıkarması lazım. Para teklif etti, kabul etmeyince,
beni tehdit etti, kaç kere oğlumun yolunu kesti.
Sonunda Kulüpçü Arifle birlik olup öldürdüler yavrumu."

"Kulüpçü Arifin ne ilgisi var bu işle ?"
"Bu Arif denen it, benim oğlanı kumara alıştırmış.
Bizimki de saf, kolay para kazanacağım, diye başlamış oynamaya.
Önce biraz kazandırmışlar, sonra da hileyle borçlandırmışlar çocuğu.
Borcunu isteyip duruyordu Arif. Tatlıcı Remzi'yle aralarından su sızmaz.
Arif bir ara oğluma 'Eğer dükkândan çıkarsan borçlarını silerim' bile dediydi.
Bizi dükkândan çıkaramayınca baş başa verip kıydılar oğluma."

Gözü yaşlı babayı, oğlunun cenazesinin başında bırakıp Ali'yle
Tatlıcı Remzi'nin dükkânına indik. Tatlıcı dükkânı genelevin arka sokağında
yer alıyordu. Remzi kel kafalı, posbıyıklı, iriyarı bir adamdı.
Polis olduğumuzu öğrenince suratı endişeyle karardı.

"Çiçekçi Selim'i tanır mısın ?" diye sordum.
Remzi'nin bir mercimek tanesinden biraz daha irice olan gözbebekleri
tedirginlikle kıpırdadı.
"Tanırım tanımasına da benim o çocuğun öldürülmesiyle hiçbir alakam yok."
"Sana alakan var diyen oldu mu ?" diye tersledi Ali.
"Ama madem konuyu açtın söyle bakalım cumartesi gecesi neredeydin ?"
"Gözünüzü seveyim Amirim" diye kekeledi Remzi, "inanın benim bu işle ilgim yoktur."
"Bırak sızlanmayı da cevap ver" diye gürledi Ali.
"Cumartesi gecesi neredeydin ?"
Remzi yutkunarak hatırlamaya çalıştı.
"Cumartesi... Cumartesi... Tamam hatırladım.
Cumartesi Kıvırcık Bedriye'nin yanındaydım."
"Kıvırcık Bedriye de kim ?"
Gözlerinde yılışık bir ifade belirdi.
"Kıvırcık Bedriye, benim dostum. Onun yanındaydım, inanmazsanız sorun.
Aşağıda çalışır."
Aşağı dediği yer genelev.

"Peki" dedim. "Kulüpçü Arifi tanır mısın?"
"Tanırım, ara sıra kulübüne giderim."
"Arifle birlikte bu Selim'e düşmanlık güdermişsiniz.
Onu tehdit etmişsiniz, seni öldürürüz demişsiniz."
"Külliyen yalan. Bu Selim gevşek oğlan. Kumar oynar, borcunu vermez.
Söz verir, sözünde durmaz. Ayıptır söylemesi, dükkânı bana devretmesi için
zar attık, kaybetti. Ama dükkânı devretmedi.
Ariften dünya kadar borç para aldı, kuruş ödemedi."

"Kumar oynamanın suç olduğunu bilmiyor musun?" diye azarladı Ali.
Yalaka bir gülümseme belirdi Remzi'nin ince dudaklarında,
"Kumar dediysem kendi aramızda küçük bir oyun Amirim" diye mırıldandı.
Parmak izinin alınması, ifadesinin zapta geçirilmesi için Remzi'yi
merkeze gönderdikten sonra Ali'yi Kulüpçü Arifin yerine yollayıp ben de
genelevin yolunu tuttum. Kapıdaki bekçiye kimliğimi gösterip,
Kıvırcık Bedriye'nin evini sordum.

Sokağın başındaymış. İlk deneyimini yaşamaya gelmiş, yüzü sivilceli liseli çocuklardan, müzmin bekârlara, karısı cinsel ilişkiden soğumuş geçkin amcalara, paraları olmadığı için göz banyosuyla yetinen baldırı çıplaklara kadar
her yaştan erkeğin şehvetle kıpırdandığı kalabalığın içine daldım.
Kıvırcık Bedriye'nin çalıştığı evin kapısının önü de ötekiler gibi
hıncahınç doluydu. Cam kapıdan bakınca, küçük salonda, ete susamış müşterilerine davetkâr bakışlar atan, bununla da yetinmeyip, yüzlerine seksi bir ifade verip, göğüslerini bacaklarını gösteren yarı çıplak hayat kadınları gözüme çarptı.

Hayli geçkin bir patroniçe:
"Hadi Beyler hadi, bu kadar bakmak yeter. Şimdi icraat zamanı"
diye müşterilerini yüreklendirmeye çalışıyordu.
Kalabalığı yarıp içeri girdiğimde, kırklı yaşlarında, yüzü aşırı makyajlı,
çıplak memeleri çoktan porsumuş, üzerinde yalnızca siyah bir külot olan kadın:

"İşte benim erkeğim" diyerek yaklaştı. "Gel Kocacığım, odamıza çıkalım."
"Kusura bakma ama, ben Kıvırcık Bedriye'yi arıyorum" dedim.
Yüzü kıskançlıkla çarpıldı.
"Kıvırcık Bedriye bugün çalışmıyor. Sen Parlak Celile'ye gel, pişman olmazsın."
"Bana Kıvırcık lazım."
"Ne laf anlamaz adamsın yahu, anlamıyor musun ayol, kadın aybaşılı,
işini biz görelim." Baktım olacak gibi değil, kendimi tanıttım.
Polis olduğumu öğrenince kadının rengi attı.
Anında geri çekildi. Onun yerini en az yüz yirmi kiloluk bir kadın aldı.
"Buyurun Başkomiserim" dedi kadın saygılı bir tavırla.
"Bunlar benim kızlarım. Ne için aramıştınız Kıvırcık Bedriye'yi ?"
"Bir iki sorum var" diye kestirip attım.

Laubali olmayacağımı anlayan patroniçe, az önce beni tavlamaya
çalışan kadına dönerek:
"Başkomiseri, Kıvırcık’ın odasına götür Celile" dedi.
Parlak Celile'nin bu görevi istemediği her halinden belli oluyordu,ama karşı çıkmadı.
Buyurun" diyerek önüme düştü. Dar merdivenlerden ikinci kata çıktık.
Koridorun sonundaki odadaydı Kıvırcık Bedriye. Parlak Celile'den en az
on yaş daha gençti, daha alımlıydı, daha diriydi. Kapıyı açıp, karşısında benimle Parlak Celile'yi görünce:
"Bugün çalışmadığımı bilmiyor musun?" diye çıkıştı meslektaşına.
Genç olmanın, alımlı olmanın, kendisine meslektaşını azarlama hakkı verdiğini düşünüyor olmalıydı. Ama Celile altta kalacak bir kadına hiç benzemiyordu.
"Biliyoruz" dedi. "Bu, müşteri değil komiser. Başın belada kızım.
Seni sorguya çekecek."
Bedriye'nin gözlerindeki küstahlık yerini tedirginliğe bıraktı,
ama meydan okumaktan da vazgeçmedi. Dik dik yüzüme bakarak:
"Ne soracaksın bana?" dedi.
"Tatlıcı Remzi cumartesi gecesi senin yanında mıydı ?"
Hiç düşünmeden yanıtladı.
"Evet" dedi, "sabaha kadar birlikteydik. Suç mu ?"
"Suç değil, ama yalan söylüyorsan başın büyük belaya girer.
Ortada bir cinayet var. Bir insan öldürüldü."

İnanmıyormuş gibi süzdü beni.
"Kimmiş o öldürülen ?"
"Çiçekçi Selim."
"Çiçekçi Selim mi ?" Durdu, Celile'ye döndü.
"Kız bu seninki değil mi? Yazık olmuş çocuğa."
Ben de merakla Celile'ye baktım. Celile telaşlanmıştı.
"Nereden benimki oluyormuş deli karı" diye tersledi arkadaşını.
"Komiserin yanında abuk sabuk konuşma."
"Niye kız" dedi Bedriye. "Haftanın yedi günü çiçek göndermiyor muydu sana?"
"Saçmalama, komiser de dostum sanacak."
"Neymiş bu çiçek meselesi ?" diye sordum daha fazla dayanamayarak.
"Hiiç Komiserim" dedi Parlak Celile, sonra göz kırparak ekledi.
"Övünmek gibi olmasın ama, tutkunum çoktur. Her gün çiçek yollar dururlar.
Çiçekler de Selim'in oradan gelirdi. Onu söylüyor, bu karı."

Bedriye laf yetiştirmekte gecikmedi.
"Çiçeklerin Selim'in oradan geldiği doğru, ama onları tutkunları mı yolluyor,
yoksa başkası mı orasını Allah bilir."
"Bakma sen bunun konuşmasına Amirim" dedi Parlak Celile.
"Ona çiçek gelmiyor ya, beni kıskanıyor."
Kadınların çekişmesine karışmadım, üstüme vazife değildi.
Tatlıcının verdiği ifadenin doğru olduğu kanıtlandığına göre
artık buradan ayrılabilirdim.

Genelevden çıkınca merkeze döndüm. Cinayet mahallinde bulunanlar çoktan laboratuvara gönderilmiş, çalışmalar başlamıştı. İlk sonuç bıçağın üzerindeki parmak iziyle Tatlıcı Remzi'ninkilerin uyuşmadığıydı. Yine de yardımcım dönmeden bıraktırmadım adamı. Ali de çok gecikmedi zaten.
"Kulüpçü Arif'i getirdim" dedi. "Cumartesi gecesi evde olduğunu söyledi.
Ama gören kimse yok. Durumunu kuşkulu bulup, aldım."
"İyi yapmışsın, bir de ben konuşayım şu herifle."
Kulüpçü Arif, Tatlıcı Remzi'nin tersine ufak tefekti, gür, kızıl saçları vardı.
"Neden öldürdün Selim'i?" diye sordum.

Suratı allak bullak oldu.
"Ne Selim'i ne cinayeti Abi?"
"Bırak maval okumayı" diyerek kestim sözünü. "Tatlıcı Remzi her şeyi anlattı.
Selim'in sana borcu varmış, oğlan parayı vermeyince..."
"Yalan Abi, ben cinayet işine bulaşmam. Remzi yaptıysa bilmem, ama
Allah Kuran çarpsın ben kimseyi öldürmedim."
"Peki bu borç hikâyesi ne ?" diyerek Ali de katıldı sorguya.
"Borç dediğiniz 700-800 milyon bir para. Bunun için insan öldürülür mü ?
Hem Selimle anlaşmıştık. Kerhanedeki bir karıdan alacağı varmış.
Bu hafta ödeyecekti borcunu."

"Belki de" diyerek bana döndü Ali. Yüzüne iyi polisi oynadığı zamanlardaki
sevecen ifadeyi takınmıştı. "Selim'i Remzi öldürmüştür Amirim.
Suçu da bu garibanın üzerine atmaya çalışıyor."
Arif umutla bir Ali'ye bir bana baktı.
"Kimsenin günahını almayayım ama, Remzi o dükkânı çok istiyordu" diye mırıldandı.
Paçayı kurtarmak için anında satmıştı arkadaşını. Ali, zanlının omuzlarını tutarak, gözlerinin içine baktı.
"Belki seni bu işten kurtarırız" dedi. Sesi iyice yumuşamıştı.
"Ama bize kanıt lazım. Sen Remzi'nin ağzından, Selim'i öldürürüm filan
gibilerinden laflar duydun mu?"
"Yok duymadım... ama..."
"Ama..."

"Selim'i dükkândan çıkaramayınca her yola başvurmuştu Remzi.
Hatta bir ara dükkânın kapısının altından tehdit mektupları atmıştı.
Selim o mektupları sakladığını söylemişti bana. Belki onları bulursanız...
Ama nasıl ispat edeceksiniz Remzi'nin yazdığını."
"Orası kolay" diyerek toparlandık. "Yeter ki Selim mektupları atmamış olsun."
Çiçekçi dükkânında Selim'in üzüntülü babası ortalığı toparlamaya çalışıyordu. Derdimizi anlatınca bize yardımcı oldu. Masanın çekmecelerine, arkadaki
küçük kasaya baktık, müşteri hesap defterinden başka bir şey bulamadık.
Arifin söylediği mektuplardan eser yoktu. Belki katil onları da yanında götürmüştü.

Masada oturmuş defteri karıştırırken, sayfalardan birinin üstünde Parlak Celile
adını okudum. Kadın 800 milyon kadar borçlu görünüyordu. Ne borcuymuş bu,
diye merakla bakınca, kadına her gün çiçek gittiğini gördüm.
Kafam karışmıştı, Kıvırcık Bedriye'nin "Çiçekleri ona tutkunları mı yolluyor, yoksa başkası mı orasını Allah bilir" sözleri kulaklarımda yankılandı.
Kadın her gün kendi kendine çiçek yollatmıştı.
O anda, Celile'nin polis olduğumu duyunca nasıl paniklediğini de hatırladım.

"Hadi, geneleve gidiyoruz" dedim Ali'ye.
Zavallı yardımcım ne demek istediğimi anlamamış tuhaf tuhaf yüzüme baktı,
ama beni izlemekten de geri durmadı. Beni yeniden karşısında gören
Parlak Celile'nin rengi atar gibi oldu, ama kendini toparlayarak:
"Yine Kıvırcık Bedriye'yi mi göreceksin ?" diye sordu.
"Hayır" dedim, "bu defa işim seninle."
Koyu rimelli gözleri korkuyla büyüdü.
"Üzerine bir şeyler giyin de konuşalım."
"Giyinmeme gerek yok" dedi, "bu benim iş kıyafetim. Ne soracaksan sor."
"Daha rahat bir yer yok mu ? Bu kadar insanın arasında mı konuşacağız."
"Burada da konuşabiliriz" diye diklendi.
"Ama" dedim yaklaşarak, "arkadaşlarının çiçekleri kimin yolladığım bilmesini
istemezsin."
Yüzündeki küstah ifade anında değişti, sesini alçaltarak:
"Tamam" dedi, "gelin yukarı çıkalım."
Celile'nin müşteri kabul ettiği odaya girer girmez:
"Seni Selim'i öldürmekten tutukluyoruz" dedim.

İnkâra kalkışıyordu ki:
"Boş yere yalan söyleme" diye susturdum onu.
"Bıçağın üzerinde parmak izlerini bulduk."
Oyunum tutmuştu. Karşı çıkmadı, parmak izim sizde yok, nasıl karşılaştırdınız
diye sormadı bile. Sadece, kollarını iri damarları görünen sarkık memelerinin
üzerinde kavuşturarak, yüzüme baktı. Öfkeyle, kinle değil, kendinden emin
bir tavırla baktı. Bu ezilmiş, horlanmış,hayat kadınının gözlerindeki güç beni ürküttü. O sormadan, neden tutukladığımızı açıklama gereği duydum.
"Onu 800 milyon için öldürdün. Çiçekler yüzünden borçlanmıştın,
ama ödeyemiyordun."
Acı acı güldü.
"Onu para için öldürmedim" dedi. "Para için adam öldürmem ben.
Bedenimi satarım, ama para için cana kıymam.
Selim onurumla oynamaya kalktı.
'Borcunu iki katma çıkarıp, ödemezsen çiçekleri kendine
gönderdiğini bütün kerhaneye yayarım' dedi.
Cumartesi gecesi onunla konuşmaya gittim.

'Yapma' dedim. 'Artık yaşlandım, müşterilerim eskisi gibi çok değil,
bana zaman ver, istediğin parayı ödeyeceğim.' Dinlemedi, onun da borcu varmış. Başkasından bulmalıymışım, olmazsa bankadan kredi çekmeliymişim.
'Yapamam' dedim. Aldırmadı.
"Bana orospuluk yapma. Seni bütün arkadaşlarına rezil ederim' dedi.
Ben de masanın üzerindeki bıçağı kaptığım gibi sapladım kalbine."

Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Ahmet Ümit (Genelev Çiçekçisi)Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Ahmet Ümit (Genelev Çiçekçisi)