Simülakrlar ve Simülasyon

8,5/10  (8 Oy) · 
17 okunma  · 
4 beğeni  · 
682 gösterim
XX. yüzyılın önemli iddialı çıkışlarından biri kuşkusuz Jean Baudrillard’ın “Simülasyon” kuramıdır. Baudrillard, radikal ve ayrıksı düşünceleriyle Batı toplumundan yayılan krizi haber verir. Baudrillard’a göre bugünkü sistemi kavramak için dolaşıma sürülen tezler “hiçlik” duvarında birer birer erimeye mahkûmdurlar. İşlenen bu kusursuz cinayeti araştır­maya başladığımızda iletişim, sinema, reklam veya mimarlık alanlarında “gerçek” ve “hakikat” düzeneklerinin birbirleriy­le nasıl yer değiştirdiğine göz atmamız yeterlidir. Bir resmin taklidi, bir eserin yorumu veya tarihî bir yapının kopyası tüm aurasını yitirerek aslının yerine geçebilmektedir. Artık her türden sanatsal kaygı, hakikat arayışı ve iletişim tarzı tüketil­mek için vardır, iletişim araçları iletişimsizliğin mükemmel bir örneğini sergilerler. Söz gelimi, belgeseller anımsamaktan çok unutturmak için vardır, “için için kaynayan” her bir an­lam parçacığı içeriğinden boşaltılıp medya adlı devasa boş­lukta simüle edilir. Tüm olup bitenlerin yansıdığı ekranlarda herşey gizlenir, üzeri kapatılır. Ve kitleler, iletişim araçlarına sarılarak modern bir kurban töreninin ritüellerini söz birliği etmişçesine mükemmelen yerine getirirler.

Baudrillard bilinenin aksine, çözümlemelerinde postmodern bir söyleme başvurmaz. Adanır’ın tanımlamasıyla söylersek, o “postmodern bir düşünür değildir!” Çünkü bu kitapta da görüleceği üzere, simülasyon evreninin “dünya görüşü” ta­rihsel gelişimin bir halkasıdır fakat son halkasını oluşturmaz.

- Ne pahasına olursa olsun Batı’nın moralini bozmayı sürdü­recek misiniz?

Baudrillard: “Batı tarihinin temel yapı taşı moral bozukluğu­dur.” Bunu ben uydurmadım. “Yeni duygusal düzen” yani kurbanlardan oluşan duyarsızlık, pişmanlık üzerine oturmuş olan toplum, sanayi devrimi ve kolonizasyon gibi sonuçlara yol açmış XIX. yüzyıla ait anlam bunalımının bir uzantısıdır ve bizim uzun XIX. yüzyılımız boyunca da sürüp gitmiştir.
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2014
  • Sayfa Sayısı:
    224
  • ISBN:
    9789758717019
  • Orijinal Adı:
    Simülacres et Simulation
  • Çeviri:
    Oğuz Adanır
  • Yayınevi:
    Doğu-Batı Yayınları
  • Kitabın Türü:
Gamze Züleyha Üredi 
05 Eyl 01:13, Kitabı okudu, 10/10 puan

Her yeni sayfayla birlikte şüphelenmenin dozunu arttırmak mümkün. Kurgunun, simülasyonun tam olarak neresindeyim ya da simülakr ben miyim, gibi. Hayata olan bakış açınızın değişmesinin olası olduğu bir başka kitap.
Disneyland örneğini okurken aklıma 'animeler' gelmedi değil.
Okumadan önce, sonra ve pek tabii okurken araştırma yapılmalı.

Anıl Bucuk 
22 Eki 18:31, Kitabı okuyor, Beğendi, 8/10 puan

"Hakikati gizleyen şey simülakr değildir. Çünkü hakikat, hakikat olmadığını söylemektedir. Simülakr hakikatin kendisidir." Diye başlayan standart dışı bir öğretisi olan kitap.
Matrix filminin ana konusunu oluştur hatta serinin birinci bölümünde bir sahnede kitabı izleyiciye gösterirler.

Kitaptan 15 Alıntı

"Eskiden krallar ölmek zorundaydılar (tanrılar da). Zaten onları güçlü kılan şey de buydu. Günümüzün "krallarıysa" aşağılık bir ölme numarasına yatmaktadırlar. Bunu yapmalarının nedeni "avantajlarını" elden kaçırmama isteğidir."

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Bir katliamı unutmak da katliam türünden bir şeydir. Çünkü bir katliamı unutmak insanın bir belleği olduğunu, bir tarihle bir toplumun varlığını, vb. unutmak demektir.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

İnsanlığın “uzay macerasıyla”, nükleer güçlerin tırmanışı benzer işlevlere sahiptir. Bu durum 1960’lı yıllarda Kennedy ile Kruşçev’in kolayca bir araya gelerek “barış içinde yaşama ve gelişme” düşüncesini benimsemelerini sağlamıştır. Öyleyse uzay araştırmalarında ulaşılan son hedef, son aşama nedir sorusunu sorabiliriz. Ayın fethi ne anlama gelmektedir, uzaya uydular yollamanın amacı nedir? Bütün bunların amacı evrensel bir yerçekimi modeli oluşturmaktır. Başka ne olabilir ki? Bütün bunların amacı bir uydulaşma modeli, hiçbir şeyin rastlantısal olmadığı, programlanmış bir mikro-evren hâline getirilmiş uzay kapsülünün kusursuz bir çekirdek görevi yapması değil midir? Yalnızca rota, enerji, hesap, fizyoloji, psikoloji ve çevreden oluşan, hiçbir şeyin rastlantısal olamayacağı, normların her şeyi egemenlikleri altına almış oldukları bir evren. Yasadan yoksun ancak ayrıntılara özgü işlemsel içkinliğin yasa yerine geçtiği bir evren. Her türlü anlam tehdidinden arındırılmış, yerçekiminin etkisinden kurtulmuş ve mikropların yok edilmiş olduğu (sterilize) bir evren. Zaten insanı büyüleyen şey de işte bu kusursuzluktur. Çünkü insanları büyüleyen şey Aya ayak basmak ya da bir adamın uzayda yürümesi değildir (böyle bir şey olsa olsa daha önce görülen düşlerin gerçekleşmesi anlamına gelecektir). Hayır, insanları hayrete düşüren şey teknik programlamayla manipülasyonun düzeyidir. Programlanmış bir serüvene özgü akış düzeninin içkinleşen büyüleyiciliğidir. İnsanın olasılıklara hâkimiyeti ve kusursuz bir norm düzeni karşısındaki büyülenmedir. Bu korku ve içtepiden yoksun bir ölüme benzeyen modelin yarattığı kaygıdır.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Simülakrlar üç gruba ayrılır:
– Uyumlu, iyimser ve Tanrı’nın yarattığı ideal doğanın tıpkısını/ikizini oluşturmayı amaçlayan imgeleme, taklit ve kopyalama üstüne kurulmuş doğalcı, doğal simülakrlar,
– Tüm üretim düzenini kapsayan enerji ve güç üstüne kurulmuş, makinelerle somutlaşan, üretici özelliğe sahip, üretken simülakrlar. Evrensel boyutlara insana inanmayı hedefleyen, sürekli bir yayılma eğiliminde olan ve nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir enerjiyi özgürleştirme (arzu, göreceli ütopyalarla simülakrlar grubuna aittir) peşinde koşan simülakrlar,
– Information=bilgi, model ve sibernetik oyunlardan oluşan, total bir işlemsellik, hipergerçeklik ve mutlak bir denetimi hedefleyen simülasyon simülakrları.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Eskiden hayvan kurban eden insanlar, onları birer hayvan olarak görmezlerdi. Hattâ bizim tiksintiyle karşıladığımız hayvanları biçimsel olarak mahkûm eden ve cezalandıran şu Ortaçağ bile onlara bizden daha yakındır. Ortaçağ’da hayvanları suçlamak onları onurlandırmak anlamına geliyordu. Günümüzdeyse onları adam yerine koymayarak, hiç muamelesi yapıyor ve bu düşünceden yola çıkarak kendileriyle “insanca” ilişkiler kurmaya kalkışıyoruz! Artık onları kurban etmiyor ve cezalandırmadığımız gibi, bununla gurur duyuyoruz. Oysa bunun nedeni onları evcilleştirmiş olmamızdır. Daha da kötüsü onları insana özgü bir adalet anlayışından çok, toplumsal iyilikseverlik ve şefkat hattâ cezalandırma ve ölümden çok, kasaplık et olarak yok etmeye ve deney hayvanı olarak öldürmeye lâyık gördüğümüz bir dünyaya ait varlıklar hâline getiriyoruz.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Bütün bilimler de zaten kendi varlıklarını, kavradıklarını sandıkları nesnelerinin zaman içinde eriyip gitmesi gibi bir paradoks üzerine oturtmaya mahkum edilmemişler midir? Ölü nesne, gözünün yaşına hiç bakmadan bilimi ters yüz etmekte ve o ilk başlangıç noktasına geri göndermektedir. Tıpkı arkasına bakması yasaklanmış olan Orfeus’un dayanamayarak başını döndürmesi sonucunda sevgili karısı Eridikya’nın cehenneme geri gönderilmesi gibi.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Ramses’i yok edebilmek için onu gün ışığına çıkartıp, bir müzeye yerleştirmek yeterli olmuştur. Mumyaları kemirip yok eden şey o küçük kurtçuklar değil, simgesel düzeni yer değiştirmeye zorlayan, hiçbir konuda yetkin olmayan ve kendinden önce var olmuş kültürleri çürümeye ve ölüme mahkûm etmekten başka bir şey bilmeyen, onları önce öldürüp sonra bilimsel yöntemler aracılığıyla diriltmeye çalışan bize özgü bir tarih, bilim ve müze anlayışıdır. Tüm bu sırlara karşı yapılan bir saldırı, sırdan yoksun bir uygarlığın saldırısıdır. Bu, üstüne oturduğu temellerden nefret eden bir uygarlıktır.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Yine Amerikalılar, Kızılderili sayısını bu kıtanın keşfinden önceki Amerika’nın sahip olduğu düzeye getirdikleri için kendileriyle övünmektedirler. Her şeyin üzerine bir kalem çekilmiş olduğunu, her şeye yeniden başlandığını söylemektedirler. Hattâ daha da ileri giderek biz daha iyisini yaptık ve başlangıçtaki rakamın üstüne çıktık demektedirler. Bu da sözüm ona uygarlığın üstünlüğünü gösteren bir kanıt sayılırmış. Evet, uygarlık Kızılderili sayısını Kızılderililer’in kendi kendilerine üretebilecekleri Kızılderili sayısının çok üstüne çıkarmayı becermiştir. (Bu olayın kökeninde haince bir düşünce vardır. Çünkü aşırı üretim buradaki Kızılderililer’in başka bir yöntemle yok edilmesi anlamına gelmektedir. Zira Kızılderili kültürü de diğer kabile kültürleri gibi sınırlı sayıda insanın varlığını zorunlu kılmakta ve İshi’de olduğu gibi gereğinden çok insanın “gelişigüzel” bir şekilde dünyaya getirilmesine tepki gösterilmektedir. Sonuçta Kızılderili nüfusundaki artış simgesel bir cinayete dönüşmektedir.)

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Komünistlerden korkmayın çünkü iktidara geldiklerinde kapitalist düzende hiçbir değişiklik yapmayacaklardır.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard
2 /