Simülakrlar ve Simülasyon

8,7/10  (9 Oy) · 
20 okunma  · 
5 beğeni  · 
722 gösterim
XX. yüzyılın önemli iddialı çıkışlarından biri kuşkusuz Jean Baudrillard’ın “Simülasyon” kuramıdır. Baudrillard, radikal ve ayrıksı düşünceleriyle Batı toplumundan yayılan krizi haber verir. Baudrillard’a göre bugünkü sistemi kavramak için dolaşıma sürülen tezler “hiçlik” duvarında birer birer erimeye mahkûmdurlar. İşlenen bu kusursuz cinayeti araştır­maya başladığımızda iletişim, sinema, reklam veya mimarlık alanlarında “gerçek” ve “hakikat” düzeneklerinin birbirleriy­le nasıl yer değiştirdiğine göz atmamız yeterlidir. Bir resmin taklidi, bir eserin yorumu veya tarihî bir yapının kopyası tüm aurasını yitirerek aslının yerine geçebilmektedir. Artık her türden sanatsal kaygı, hakikat arayışı ve iletişim tarzı tüketil­mek için vardır, iletişim araçları iletişimsizliğin mükemmel bir örneğini sergilerler. Söz gelimi, belgeseller anımsamaktan çok unutturmak için vardır, “için için kaynayan” her bir an­lam parçacığı içeriğinden boşaltılıp medya adlı devasa boş­lukta simüle edilir. Tüm olup bitenlerin yansıdığı ekranlarda herşey gizlenir, üzeri kapatılır. Ve kitleler, iletişim araçlarına sarılarak modern bir kurban töreninin ritüellerini söz birliği etmişçesine mükemmelen yerine getirirler.

Baudrillard bilinenin aksine, çözümlemelerinde postmodern bir söyleme başvurmaz. Adanır’ın tanımlamasıyla söylersek, o “postmodern bir düşünür değildir!” Çünkü bu kitapta da görüleceği üzere, simülasyon evreninin “dünya görüşü” ta­rihsel gelişimin bir halkasıdır fakat son halkasını oluşturmaz.

- Ne pahasına olursa olsun Batı’nın moralini bozmayı sürdü­recek misiniz?

Baudrillard: “Batı tarihinin temel yapı taşı moral bozukluğu­dur.” Bunu ben uydurmadım. “Yeni duygusal düzen” yani kurbanlardan oluşan duyarsızlık, pişmanlık üzerine oturmuş olan toplum, sanayi devrimi ve kolonizasyon gibi sonuçlara yol açmış XIX. yüzyıla ait anlam bunalımının bir uzantısıdır ve bizim uzun XIX. yüzyılımız boyunca da sürüp gitmiştir.
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2014
  • Sayfa Sayısı:
    224
  • ISBN:
    9789758717019
  • Orijinal Adı:
    Simülacres et Simulation
  • Çeviri:
    Oğuz Adanır
  • Yayınevi:
    Doğu-Batı Yayınları
  • Kitabın Türü:

Her yeni sayfayla birlikte şüphelenmenin dozunu arttırmak mümkün. Kurgunun, simülasyonun tam olarak neresindeyim ya da simülakr ben miyim, gibi. Hayata olan bakış açınızın değişmesinin olası olduğu bir başka kitap.
Disneyland örneğini okurken aklıma 'animeler' gelmedi değil.
Okumadan önce, sonra ve pek tabii okurken araştırma yapılmalı.

Anıl Bucuk 
22 Eki 2016, Kitabı okuyor, Beğendi, 8/10 puan

"Hakikati gizleyen şey simülakr değildir. Çünkü hakikat, hakikat olmadığını söylemektedir. Simülakr hakikatin kendisidir." Diye başlayan standart dışı bir öğretisi olan kitap.
Matrix filminin ana konusunu oluştur hatta serinin birinci bölümünde bir sahnede kitabı izleyiciye gösterirler.

Kitaptan 16 Alıntı

"Eskiden krallar ölmek zorundaydılar (tanrılar da). Zaten onları güçlü kılan şey de buydu. Günümüzün "krallarıysa" aşağılık bir ölme numarasına yatmaktadırlar. Bunu yapmalarının nedeni "avantajlarını" elden kaçırmama isteğidir."

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Eskiden krallar ölmek zorundaydılar . Zaten onları güçlü kılan şey de buydu. Günümüzün krallarıysa aşağılık bir ölme numarasına yatmaktadırlar. Bunu yapmalarının nedeni avantajlarını elden kaçırmama isteğidir.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Bir katliamı unutmak da katliam türünden bir şeydir. Çünkü bir katliamı unutmak insanın bir belleği olduğunu, bir tarihle bir toplumun varlığını, vb. unutmak demektir.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Eskiden hayvan kurban eden insanlar, onları birer hayvan olarak görmezlerdi. Hattâ bizim tiksintiyle karşıladığımız hayvanları biçimsel olarak mahkûm eden ve cezalandıran şu Ortaçağ bile onlara bizden daha yakındır. Ortaçağ’da hayvanları suçlamak onları onurlandırmak anlamına geliyordu. Günümüzdeyse onları adam yerine koymayarak, hiç muamelesi yapıyor ve bu düşünceden yola çıkarak kendileriyle “insanca” ilişkiler kurmaya kalkışıyoruz! Artık onları kurban etmiyor ve cezalandırmadığımız gibi, bununla gurur duyuyoruz. Oysa bunun nedeni onları evcilleştirmiş olmamızdır. Daha da kötüsü onları insana özgü bir adalet anlayışından çok, toplumsal iyilikseverlik ve şefkat hattâ cezalandırma ve ölümden çok, kasaplık et olarak yok etmeye ve deney hayvanı olarak öldürmeye lâyık gördüğümüz bir dünyaya ait varlıklar hâline getiriyoruz.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Simülakrlar üç gruba ayrılır:
– Uyumlu, iyimser ve Tanrı’nın yarattığı ideal doğanın tıpkısını/ikizini oluşturmayı amaçlayan imgeleme, taklit ve kopyalama üstüne kurulmuş doğalcı, doğal simülakrlar,
– Tüm üretim düzenini kapsayan enerji ve güç üstüne kurulmuş, makinelerle somutlaşan, üretici özelliğe sahip, üretken simülakrlar. Evrensel boyutlara insana inanmayı hedefleyen, sürekli bir yayılma eğiliminde olan ve nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir enerjiyi özgürleştirme (arzu, göreceli ütopyalarla simülakrlar grubuna aittir) peşinde koşan simülakrlar,
– Information=bilgi, model ve sibernetik oyunlardan oluşan, total bir işlemsellik, hipergerçeklik ve mutlak bir denetimi hedefleyen simülasyon simülakrları.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

İnsanlığın “uzay macerasıyla”, nükleer güçlerin tırmanışı benzer işlevlere sahiptir. Bu durum 1960’lı yıllarda Kennedy ile Kruşçev’in kolayca bir araya gelerek “barış içinde yaşama ve gelişme” düşüncesini benimsemelerini sağlamıştır. Öyleyse uzay araştırmalarında ulaşılan son hedef, son aşama nedir sorusunu sorabiliriz. Ayın fethi ne anlama gelmektedir, uzaya uydular yollamanın amacı nedir? Bütün bunların amacı evrensel bir yerçekimi modeli oluşturmaktır. Başka ne olabilir ki? Bütün bunların amacı bir uydulaşma modeli, hiçbir şeyin rastlantısal olmadığı, programlanmış bir mikro-evren hâline getirilmiş uzay kapsülünün kusursuz bir çekirdek görevi yapması değil midir? Yalnızca rota, enerji, hesap, fizyoloji, psikoloji ve çevreden oluşan, hiçbir şeyin rastlantısal olamayacağı, normların her şeyi egemenlikleri altına almış oldukları bir evren. Yasadan yoksun ancak ayrıntılara özgü işlemsel içkinliğin yasa yerine geçtiği bir evren. Her türlü anlam tehdidinden arındırılmış, yerçekiminin etkisinden kurtulmuş ve mikropların yok edilmiş olduğu (sterilize) bir evren. Zaten insanı büyüleyen şey de işte bu kusursuzluktur. Çünkü insanları büyüleyen şey Aya ayak basmak ya da bir adamın uzayda yürümesi değildir (böyle bir şey olsa olsa daha önce görülen düşlerin gerçekleşmesi anlamına gelecektir). Hayır, insanları hayrete düşüren şey teknik programlamayla manipülasyonun düzeyidir. Programlanmış bir serüvene özgü akış düzeninin içkinleşen büyüleyiciliğidir. İnsanın olasılıklara hâkimiyeti ve kusursuz bir norm düzeni karşısındaki büyülenmedir. Bu korku ve içtepiden yoksun bir ölüme benzeyen modelin yarattığı kaygıdır.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Tükenmeye başlayan bir politika dünyasıyla birlikte Cumhurbaşkanları, (Clastres) ilkel toplumlarda bir iktidar kuklasından başka bir şey olmayan kabile şeflerine benzemektedirler.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

...Böyle bir tehlikeyi göze almaya değer mi? İnsan nasıl olur da bir suç işlemiş gibi yapıp, üstelik bunu kanıtlamaya kalkar? Büyük bir mağazada bir şeyler çalıyormuş gibi yapın. Mağazanın gözcülerini bunun simüle edilmiş bir hırsızlık olduğuna nasıl inandıracaksınız? Gerçek hırsızlıkla, simüle edilen hırsızlık arasında hiçbir “nesnel” fark yoktur. Gerçek bir hırsızlık sırasında ne yapılıyorsa, simüle edilen bir hırsızlık olayında da aynı şeyler yapılmakta; aynı göstergelere başvurulmaktadır. Kurulu düzen açısından bunların gerçek göstergelerden hiçbir farkı yoktur.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard

Kendi ölümü sayesinde yeniden yaşama dönebileceğini düşünmek. Varlığını bunalım, olumsuzluk ve iktidar-karşıtı bir aynayla sürdürebileceğine inanmak. Bunlar bildik (déjà-vu) ve ölüp gitmiş (déjà-mort) her türlü iktidarla kısırdöngüleşmiş bir sorumsuzluk ve asal bir biçime dönüşmüş yokluklarına bir son vermek isteyen her türlü kurumun başvurabileceği türden çözüm bahaneleridir.

Simülakrlar ve Simülasyon, Jean BaudrillardSimülakrlar ve Simülasyon, Jean Baudrillard
2 /