Şizofrenin Kamburu

8,0/10  (1 Oy) · 
2 okunma  · 
2 beğeni  · 
1.631 gösterim
Hayalleri ile hatıraları arasındaki çıkmazın sonuna gelmiş olan faniyim ben. İçindeki coşkusu ummanlara karışacak kadar gani olan çocuğum ben. Sırtındaki yük gözlerinden yaş eksik etmeyen ihtiyarım ben. Babam Yahya'nın sırt döndüğüyüm ben.

Rahmi'nin sevmediğiyim ben. Rüstem'in kızını vermeyeceğini aşağılayarak ilan ettiğiyim ben.

Analığım Zeliha'nın çocuklarına uzak durmalarını tembihlediğiyim ben. Muhsin'in iftira attığıyım ben. Pembe'nin yüzüne bakıp canına kıydığıyım ben. Oğlum Yasin'in bir fare gibi görüp terk ettiğiyim ben. Genç kızların resmine bakıp "ay" dediği acınası yaratığım ben. Sırtındaki kamburu gizlediği için geniş kıyafetler giyen bedbahtım ben. Konya soğuğunda kirli battaniyesinin altında titreyenim ben. Uçsuz bucaksız bozkırın acınası çobanıyım ben. Şehirdeki çayevinin kandırılmış ortağıyım ben. Cadde kenarının elleri kirli boyacısıyım ben. Lokantaların boyu tezgâha yetişmeyen bulaşıkçısıyım ben.

Bodrum kattaki okey salonunun garsonuyum ben. Bulduk Tekkesi Efsanesinin meddahıyım ben. Tekke'deki türbeden kuvvet alan inanmışım ben. Kör için Peygamber'ini azarlayan Allah'ı Topal Hephaistosla kıyaslayan imansızım ben.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2012
  • Sayfa Sayısı:
    224
  • ISBN:
    9786054611584
  • Yayınevi:
    Mola Kitap
  • Kitabın Türü:
Okuyan Adam 
25 Ara 2013, Kitabı okudu, Beğendi, 10/10 puan

"Buğulu gözlerini, kapı ile televizyon sehpası arasındaki boşlukta duvara yaslı duran sandığa çevirdi. Uzun ve dalgın bakışlarla sandığı süzdü. Sonra yutkundu. Kırışık ve dar anlının altında iki küçük lamba gibi parıldayan gözlerini tekrar resme kaydırdığında Gülfidan’ı ile bakışları kenetlendi. Konya sokakları kadar soğuk ve donuk iki masum bakışmaydı bunlar; ölüm kokan bakışmalar…" (ŞİZOFRENİN KAMBURU-Arifzade)

"İki gün sonra bir yolunu bulup kendimi Yeniceoba Makasına attım. Ankara tarafından gelen ilk otobüse atlayıp Konya’nın yolunu tuttum. Arka kapıdan binerken otobüsteki herkes dönüp bana baktı. Yol boyunca arada gidip gelen muavin her seferinde dönüp bana baktı. Nalçacıdaki otogarda indiğimde peronlardaki bütün insanlar dönüp bana baktı. Arka sokaktaki durakta dolmuşa binerken şoför ve içeridekiler dönüp bana baktı. Zafer’de indiğimde gelip geçen herkes dönüp bana baktı. Sora sora Konya Lisesi’ni ve Salih’in çayevini bulup kapıda,
“Salih”, dediğimde o da dönüp bana baktı.
En acı vereni de Hayatım, Zafer’de beni görüp de kaçıp annesinin arkasına saklanan küçük çocuğun dönüp bana bakmasıydı. Öyle bir yaralanmıştım ki… Bir tek Azrail oralarda bir yerde karşıma çıkıp bana bakmamıştı. Oysaki o an onun bakışına o kadar muhtaçtım ki…"
ŞİZOFRENİN KAMBURU-Arifzade)

"Gurebanın bu dünyadaki nasibi yılgın ve yıkık bakışlarını kendine çevirmekten başka ne olabilirdi ki?" (ŞİZOFRENİN KAMBURU-Arifzade)

“Beni bulacak olan Allah kuluna;
Beni kimse öldürmedi; ne bir kurşun sıkan oldu, ne bıçaklayan, ne döven, ne de yastıkla boğan… İntihar da etmedim. Vücudumda bunlara dair izler bulamazsınız. Vaktim geldiği için öldüm. Aklım erdiğinden beri beklediğim Azrail nihayet bu gece ziyaretime gelecek. Ölümümden kimse sorumlu değildir. Evin içinde bana dair bir kimlik bilgisi bulamazsınız. Resmi kayıttan... öteye bana ait hiçbir bilgi taşımayan, ellide başlayan çileli hayatımı insanların gözüne sokacak becerisi bulunmayan ve bir avuç kâğıttan öteye gidemeyen nüfus cüzdanımı da iki gün önce sobada yaktım. Beni ısıtması için değil elbette. Resmi kayıtlarına beni, Kambur Tayyar’ı alacak kadar cömert olan devletimin bir daha dönüp yüzüme bakmamasını protesto etmek için yaktım; her zaman bütün gözlerin üzerimde olduğu hayatım boyunca bir devletim, bir de babam dönüp bana bakmadı. Ben Tayyar Arslanoğlu’yum.
Siz her kimseniz, şu ricalarımı dikkate almanızı istiyorum; evde ne varsa satıp ev sahibime verin lütfen. Çok zamandır kira vermiyorum. Sağ olsun bir kere bile kapıya dayanıp para istemedi. Zaten çok fazla eşya kalmadı; çalışmayan televizyon, eski kanepe, kirli perdeler, rengi değişmiş battaniye, boş buzdolabı, birkaç kap kacak… Çok fazla para etmez ama ne tutarsa ona verin. Gerisi için de hakkını helal etsin artık. Duvardaki resimleri indirip televizyonun yanındaki boş sandığın içine koyun ve kapağını kilitleyerek benimle birlikte gömün. Cesedim yıkanıp kefenlenirken boynumdaki anahtarı çıkartmayın. Öylece gömün beni. Lütfen başucuma küçücük bir taş parçası bile koymayın. Zamanla mezarım kaybolup gitsin. Yaşarken de varla yok gibiydim. Zaten gelip de başımda bir Fatiha okuyacak, iki damla yaş akıtacak ve ‘ah’ diyecek kimsem yok bu dünyada.
Lütfen, namazım kılınırken helallik istendiğinde cemaatin, ‘Tayyar’a ve Gülfidan’a hakkımız helal olsun,’ demesini tembihleyin. Gülfidan, rahmetli eşimdir. Bizim kimseye bir kusurumuz olmadı hayatımız boyunca. Günahımız kendimizeydi. Bir de son olarak; ölümüm için sala verilmesin lütfen. Yaşarken beni bilmeyen, görmeyen insanların ölümümü bilmelerine de gerek yoktur sanırım.
Hakkım herkese helal olsun.
Tayyar Arslanoğlu”
(ŞİZOFRENİN KAMBURU-Arifzade)

Kitapla ilgili 1 Haber